15 Temmuz ve uzlaşma kültürü

“Bir musibet, bin nasihatten evladır” sözünü şu sıralar çok duymaya başladık. Bu sözün hayatımızda bir anlam ifade etmesinin yolu geçmişte yaptığımız hatalardan ders almak, ülkemiz ve milletimiz için demokrasi çıtasını hep yüksekte tutarak el birliğiyle çalışmak ve üretmekten geçiyor. İşte 15 Temmuz sonrası en önemli sorumluluğumuz budur!

Demokrasinin tarihçesi için belki “Antik Dönem”e gitmek gerekir, ancak demokrasinin nasıl sahiplenildiği ve korunduğuna bakmak için 15 Temmuz gecesine dönmek yeterlidir. O gece halkımız; kendisine silahla, tankla, uçakla dayatılan baskının karşısında sokakları, meydanları ve alanları doldurarak karşılık verdi. Tek bir tank gördüğünde köşeye sinen, korkan ya da kaçan insanlar yok artık günümüz Türkiye’sinde. Gerektiğinde canını verecek kadar hakkı olan özgürlüğü korumayı göze alan yurttaşlar var. Demokrasiye ve millet iradesine karşı, ordu içinde küçük bir cuntacı grubun gerçekleştirmeye çalıştığı hain girişim, halkın sağduyusu ile bertaraf edilirken, bu uğurda canlarımızı yitirdik. Demokrasi kolay kazanılmıyor, demokrasiyi korumak ve geliştirmek ise daha da zor. Halkın gösterdiği sağduyu; siyasi partilerimize, sivil toplum örgütlerimize ve iş dünyası kuruluşlarına örnek olurken, uzun zamandır özlenen, hasret duyulan birliktelik 15 Temmuz gecesi atılan demokrasi adımı ile yeni bir döneme girdi.

Demokrasiden başka gidecek yolumuzun olmadığı, geleceğimizin demokrasi çıtasını yükselterek sağlanacağını acı bir şekilde o gece görüldü. Kurumlarımızın demokrasi çıtasını yükseltmemiz gerektiği bir kere daha ortaya çıktı. Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan olmak üzere siyasi parti liderlerinin, demokrasiye inanan tüm kesimlerin “demokrasi ortak paydası” etrafında birleştiği bir Türkiye tablosu ise 7 Ağustos’ta Yenikapı’da atıldı. Demokrasi ortak paydasında düzenlenen mitinge farklı görüşten, renkten, dilden, dinden, kültürden milyonlarca insan katılarak, bir mesaj verdi. Bu mesaj: “Demokrasi karşıtı herhangi bir girişimin, halkın sağduyusu, birlik ve beraberlik duygularının karşısında başarıya ulaşma şansı yoktur. Gün, siyasi partiler dâhil, toplumun her kesiminin tek bir yürekle dayanışma günüdür.”

ÜLKEMİZE GÜVENİYORUZ, İŞİMİZİN BAŞINDAYIZ

Ülkemiz bugün içinde bulunduğu hassas dönemi, hukukun üstünlüğünden, cumhuriyet ilkelerinden ve demokrasiye olan inancından hiçbir zaman vazgeçmeden birlik ve beraberlik ruhuyla atlatacaktır. Toplumun farklı kesimleri arasında yakalanan uzlaşının, siyasi partilerimiz tarafından demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, yeni anayasa ve iç barışın tesis edilmesi noktasında devam ettirilmesi gerekiyor. Demokrasi dışı girişimler sadece siyasi ve toplumsal ayrışmayı değil, aynı zamanda ekonomik refahı ve kalkınmayı da tehdit ediyor. İş dünyası olarak yaraların hızla sarılması için üzerimize düşeni yaparak üretimden gelen gücümüzü ülke ekonomisinin gelişmesi yönünde kullanıyoruz. İşimizin başındayız. Yatırımlarımız tüm kararlılığımızla devam ederken, son dönemde piyasaları canlandırmaya dönük atılan adımların da iş dünyasına nefes aldıracağını düşünüyorum.

Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik adımlar olumlu olmakla beraber, reformların da ikinci plana itilmemesi ve kamuoyunun sürekli gündeminde olması gerekiyor. Uzun vadeli olarak Türkiye ekonomisinin rekabetçiliğini artıracak adımlar ekonomik ve yapısal reformların uygulanmasından geçiyor. Türkiye’nin yeni bir hikâyeye ihtiyacı var. Bu hikâyenin anahtarını uzlaşma kültürü ile elde ettiğimizi söyleyebiliriz. Bundan sonra reel sektörün finansmana erişim yollarını genişletmek ve daha ulaşılabilir kılmak önem taşıyor. Bankacılık sistemimizin de TCMB attığı adımların yarattığı imkânları en doğru şekilde sanayide çarkların daha verimli bir şekilde dönmesine katkı sağlayacağı beklentisi içindeyiz. Reel sektör ve bankacılık sektörünün yakalanan uzlaşıyı işbirliğine zaman kaybetmeden dönüştürmesinin zamanıdır. Türkiye’de yatırım ortamının iyileştirilmesinde, kurumların etkili ve bağımsız çalışması da etki yapacaktır.  Bağımsız ve liyakatle işleyen kurumlar, özel sektörde olduğu gibi kamu sektörünün de verimliliğini artıracak ve güven ortamının hızla tesis edilmesine yardımcı olacaktır.

KRİZ İYİ YÖNETİLMİŞTİR

Ekonomi yönetimimiz 16 Temmuz sabahından itibaren başarılı bir kriz yönetimi yaptı. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ve Merkez Bankası, topyekûn yurt içi ve yurt dışı piyasalara güven veren adımlar attı. Uluslararası yatırım fonları ile iletişime geçilmesiyle başlayan süreç, MB’nin faiz, para politikası ve bankalara likidite garantisiyle ekonomik atmosferin kaosa girmesini engelledi. Süper Teşvik Paketi ve Vergi Affı ile kısa ve orta vadede ekonomimize can suyu sağlayacak düzenlemeler çıkartıldı. Bütün bu gelişmelerin kalıcı reformlarla uzun vadeye yayılmasının zamanı geldi.

Piyasaların ve ekonominin güven üzerine inşa edildiği, reformların sadece ekonomik temelli değil, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi evrensel değerler üzerinden de değerlendirildiği bir sistemde, rasyonel adımların ivedilikle atılmasını gerekiyor. Bu noktada ekonomiyi, demokrasiden ayırmak mümkün değildir. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma için gelişmiş bir demokrasinin içselleştirilmesi ve yakalanan uzlaşma kültürünün somut politikalarla harekete geçirilmesi hepimizin üzerine düşen sorumluluklardır.

Yeni ve aydınlık bir Türkiye’nin inşası için siyasilerin, iş dünyasının ve sivil toplumun bir arada çalışmasının zamanıdır. Şimdi hep birlikte iç barışımızı tesis ederek, gücümüzü üretime ve yatırıma dönüştürme zamanıdır. 15 Temmuz’un bize öğrettiği, “Bir musibet, bin nasihatten evladır!” sözünden yola çıkarak Türkiye için çalışma zamanıdır.

Tarkan Kadooğlu

kadooglu@turcomoney.com

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın