Bankalarımız dış şokları dengeleyecek, büyümeyi sürdürecek güçtedir

Bankacılık sektörünün öz kaynak gereksinimi AB mevzuatı ve Basel direktiflerine uygundur. Hareket kabiliyeti oldukça yüksek olan sektörün finansal ve yönetim gücü, olası dış şokları dengeleyecek ve büyüme performansını devam ettirecek düzeydedir.

Türkiye’de bankacılık dahil, finansal piyasaların tamamı, ulusal ihtiyaçları tam olarak karşılayacak yeterli bir etkinliğe, düzenli ve şeffaf bir yapıya kavuşmadı, finansal hizmet alan bireysel müşteri haklarının gözetilmesi ana odak haline henüz gelmedi.

Mobil bankacılığını kullanan müşteri sayısında artış devam ederken, bankacılık sektörünün şube sayısı ve personel sayısı azaldı. Ölçek ve maliyet verimliliğinde istenilen seviyede olmayan sektör 2019’da yapılanmasını ve büyüme stratejilerini bu alanda yoğunlaştıracaktır.

Türk bankacılık sektörünün Türk finans sistemi içerisindeki yüksek payı, hane halkının toplam finansal varlıklar içerindeki yüksek payıyla desteklenerek baskınlığını devam ettiriyor. Türk bankacılık sektörünün 2018 yılındaki hareket kapasitesi ve genel ekonomik aktiviteye katkı sunacak mali gücü ve kaldıraç döngüselliği zayıflamış olmakla beraber, dış fonlara ulaşma kapasitesini devam ettirebilme potansiyeli önemli ölçüde korunuyor.

Ulusal tasarruf gücünün zayıf olması, reel sektörün dış yükümlülüklerinin yüksekliği, kaynak maliyetlerinin aracılık maliyetlerini pahalı hale getirmesi, süreklileşen fiyat istikrarsızlığı ve kayıt dışı ekonomik alanın büyüklüğü Türk bankacılık sektörünün gelişimini sınırlıyor.

Güçlü ve itibarlı küresel yatırımcıların 2018 yılında Türk bankacılık sektörüne karşı zayıflayan ilgisinin 2019 yılından itibaren tekrar artacağını bekliyoruz.

Dünya ekonomileriyle her alanda yüksek entegrasyon gücü, yeterli ve kaliteli likiditesi, sağlam sermaye yapısı ve uluslararası fonlara erişim kolaylığı Türk bankacılık sektörünün belirleyici ve güçlü özellikleri olarak hala devam ediyor.

DÖVİZ LİKİDİTESİ KISA VADELİ BORÇLARI KARŞILAMADA YETERLİ

Türk bankalarının dış finansman kaynaklarına olan yüksek bağımlılığına rağmen döviz likiditesinin yabancı para cinsinden kısa vadeli borçlarını karşılama düzeyi oldukça yeterlidir.

Türkiye’de bankacılık dahil, finansal piyasaların tamamı, ulusal ihtiyaçları tam olarak karşılayacak yeterli bir etkinliğe, düzenli ve şeffaf bir yapıya kavuşmadı, finansal hizmet alan bireysel müşteri haklarının gözetilmesi ana odak haline henüz gelmedi.

Düzenleyici kuruluşların kurumsal yapısı ile görev ve sorumluluklarının merkezi yapının stratejilerine göre hareket alanı bulması, sektör yönetiminin yapısal sorunudur.

Türk bankacılık sistemi son yıllarda açık pozisyon ihtiyaçlarını özellikle döviz kuru swapları başta olmak üzere genellikle bilanço dışı işlemlerle yönetilebilir seviyelerde dengeliyor.

KREDİ/MEVDUAT ORANI RİSKLİ SEVİYELERE TAŞINDI

Çapraz döviz kuru swaplarıyla sağlanan türevsel TL kaynaklara dayanılarak kullandırılan krediler 2008 yılından itibaren kredi/mevduat oranını riskli seviyelere taşıdı.

Türk bankacılık sektörünün diğer temel risk unsurlarını şöyle sıralamak mümkün: Politik dalgalanmalara maruz kalarak yüksek duyarlılığa ulaşan döviz kurlarının mevcut seviyesi, ülke jeopolitik risklerinin uzun süreden bu yana yüksek seyretmesi, AB üyeliği ile ilgili süreçte ilerleme yerine gerileme yaşanması, özel sektörün yüksek döviz borçluluğunun ve TL’nin değer kaybının öz kaynaklarını eriterek bankacılık sektörünün aktif kalitesi üzerinde tehdit oluşturması ve İnşaat sektörü başta olmak üzere verimsiz alanlara verilen kredilerin yüksek riskli varlıklar arasına girmesi.

2019 KGF DESTEKLİ KREDİLERİN TAHSİLATINDA TEST YILI

2019 KGF destekli kredilerin tahsilat kabiliyeti için test yılı olacaktır. Yatırım amaçlı konut edinme kredisine yönelik talep zayıflığı, inşaat sektörünün gelişimini ve kredilendirilmesini zayıflatmış, artan enflasyon oranlarına bağlı olarak artan mevduat faizleri de genel kredi talebini azalttı.

Son yıllarda gevşek para politikası uygulayan Küresel düzeydeki Merkez Bankalarının 2018 yılında sıkılaşmaya gitmesi Türk bankacılık sektörüne fonlama avantajını azalttı.

Türk bankaları arasında rekabetçi davranışın temel bir eğilim haline gelmemiş olması sektörün finansal sağlığı açısından önemli bir ayrıcalıktır.

DİJİTALLEŞME SÜRECİNE YÖNELİK UYUM YATIRIMLARI

Türk bankacılık sektörü, ürün ve hizmet oluşumlarında sahip olduğu dinamik yapısı hantallaşma riskiyle karşı karşıya kalmaya başlamış ise de bu riskin telafisi için dijitalleşme sürecine yönelik uyum yatırımları artış gösteriyor.

Mobil bankacılığını kullanan müşteri sayısında artış devam ederken, İnternet bankacılığını ve çağrı merkezlerini kullanan aktif müşteri sayılarının 2017 yılından bu yana düşüş göstermeye başlaması açıklanmaya muhtaç bir gelişmedir.

ŞUBE SAYISI VE PERSONEL SAYISI AZALDI

2018 yılında bankacılık sektörünün şube sayısı ve personel sayısı azaldı. Ölçek ve maliyet verimliliği konusunda hala istenilen seviyede olmayan Türk bankacılık sektörü 2019 yılında da yapılanmasını ve büyüme stratejilerini bu alanda yoğunlaştıracaktır.

Türk bankacılık sektörünün hizmet ve ürün kalitesi kısa vadeli fonlama yapısı nedeniyle sınırlı kalmış olmakla beraber, fiyatlama, bilanço dengelerinin yönetimi becerilerine ilişkin yelpaze büyüklüğü uluslararası ortalamanın üzerindedir.

Bankacılık sektörünün öz kaynak gereksinimi AB mevzuatı ve Basel direktiflerine uygun olarak şekillendirilmiş durumdadır.  Hareket kabiliyeti oldukça yüksek olan sektörün finansal ve yönetim gücü, olası dış şokları dengeleyecek ve büyüme performansını devam ettirecek düzeydedir.

YATIRIMCI GÜVENİ YETERLİ DÜZEYDE DEVAM EDİYOR

2018 yılında yaşanan kur şokundan dolayı, kredi borçlularının önemli bir kısmının borç ödeme kapasitelerinin azalmış olmasına dayalı olan riskler, yeniden yapılandırmalarla büyük ölçüde ve başarılı bir şekilde bertaraf edilmiş, genel bankacılık riskine dönüşecek aşamaya ulaşmasına izin verilmedi. Bankalara karşı yatırımcı güveni yeterli düzeyde devam ediyor.

Yaygın olarak yapılan yeniden yapılandırmaların ve genel ekonominin bankacılık üzerinde yarattığı likidite ihtiyaçları ise, bankaların kendi aralarında kamu aracılığıyla sağlanan eşgüdüm paralelinde kredi ve diğer varlıklar menkulleştirilerek giderilmeye başlandı.

Türk bankacılık sektörünün ağırlıklı olarak dövizli kaynaklarla fonlanmakta olması dış bağımlılığının yaratacağı potansiyel riskleri artırmaktır.  Varlıklar yönünden ise Türk bankacılık sektöründe menkul kıymetlerin ağırlığının giderek azalması piyasa risklerinden etkilenme derecesini düşürüyor.

BÜYÜME TRENDİ KREDİ FAİZLERİNİN SEVİYESİNE BAĞLI OLACAK

Bankacılık sektörünün 2019 yılındaki büyüme trendi, temel olarak enflasyondaki gelişmelere göre şekillenecek olan kredi faizlerinin seviyesine bağlıdır.  Ticari ve kurumsal kredi kalitesinde devam eden bozulmalar, yeniden yapılandırılan krediler nedeniyle karşılık giderleri karlılık üzerindeki baskısını devam ettirecektir.

İşsizlik oranında beklenen yukarı yönlü ivme tüketici kredilerindeki takibe düşme oranını artıracaktır. Ancak, kredilerin geneli açısından, risk seviyeleri yönetilebilir alanlarda kalacağını öngörüyoruz.

KARLILIKTAN ZİYADE LİKİDİTE VE SERMAYE YETERLİLİĞİ ÖN PLANA ÇIKTI

Bankacılık için 2019 yılında, karlılık göstergelerinden ziyade, likidite ve sermaye yeterliliği çok daha ön plana çıktı.  Dış borç ödeyicisi olarak sermaye çıkışlarının daha çok bankacılık kesiminde yaşanması, Türk ekonomisinin fonlama zorluklarını ve ihtiyacını artırıyor.

Bankacılık sisteminin borç çevirim olanaklarına ve yeteneğine rağmen, kaynakların ekonomik büyümeyi destekleme yerine dış borç geri ödemelerinde kullanılması ekonomik daralmanın esas sebeplerinden birisidir.

Türk bankacılık sektörünün “istikrarlı” görünümünü 2019 yılında da koruyacağı bekleniyor.

 Orhan Ökmen

JCR Eurasia Başkanı

okmen@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası