Dünya dönüyor…

Beş dakika bile olsa yerimden ayrıldığımda telefonu almadığımı fark ettiğimde, inanılmaz panikliyor, çok şey kaçırdığım kaygısına kapılıyorum.

İnsanoğlu teknolojiden kaçınmanın mümkün olmadığı bir noktada. Bir an için tekonolojiyi hayatımızdan çıkardığımızı düşünelim. Hayat durur resmen. 

Gençlik yıllarımızda Nilüfer’in “Dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor farketmesen de” adlı çok güzel bir şarkısı vardı. Şarkılar ve türküler bireyin ve içinde bulunduğu toplumun tüm gerçekliklerini ortaya koyarlar. Gerçekten de zaman akıp gidiyor ve zaman dilimi her şeyi silip süpürüyor veya kökünden değiştiriyor.

Yaşamımızda, bırakın 20 -30 yıl öncesini, bir yıl öncesine göre bile inanılmaz değişiklikler olduğu görülüyor. İsterseniz kendi yaşamınız açısından şöyle bir bir 10 yıllık zaman dilimlerini düşünün! Ne dersek diyelim çok sayıda değişiklikler var değil mi…

İş yaşamı, kullandığımız ürünler ve yararlandığımız her şeyde bu değişikliği görebiliyoruz. İlk bilgisayar, ilk cep telefonu, ilk otomobil, ilk TV vs. icat edildiğinde, icadına rağmen fonksiyonelliği ve ne işe yarayacağı uzun uzun tartışılıyordu.

Zira bu icatlar ilk başlarda hantaldı ve işe yaramaz olarak değerlendiriliyordu. Mesela; ilk bilgisayar, bir odaya zor sığacak kadar büyüktü. İlk telefon da  keza öyle, oldukça kabaydı.

CEP TELEFONU İLE İLK TANIŞMAM

90’lı yılların sonuna doğru, bir bankada yöneticiydim, bize ilk cep telini verdiklerinde buna gerek olmadığını ve  “sabit telefondan dileyen zaten bana ulaşabilir” diye mırıldanarak almış, telefonu  biraz da kocaman olması nedeniyle uzun bir süre taşımamıştım.

Şimdi bakıyorum da neredeyse tuvalete bile telefonla gider duruma geldik.  5 dakika bile olsa yerimden ayrıldığımda telefonu almadığımı fark ettiğimde, inanılmaz panikliyor, çok şey kaçırdığım kaygısına kapılıyorum.

Metroya, metrobüse biniyorum. Yaşlı-genç demeden hemen hemen herkesin elinde bir cep telefonu, herkes bir şeyler yapıyor. Kimse elinden cep telefonunu düşürmüyor.

Tabi bu duruma gelinmesinde, telefonun fonksiyonlarının inanılmaz derecede çoğalmasının çok ama çok büyük payı bulunmaktadır.

TEKNOLOJİ İNANILMAZ DERECEDE İNOVATİF

Son dönemde, öyle bir durum oluştu ki teknolojik gelişmeler baş döndürücü hızla artmaya, üst düzey fonksiyonlar içermeye, inanılmaz derecede inovatif  olmaya ve çok  hızlı bir şekilde yayılmaya, adeta vücudumuzun bir parçası olmaya başladı.

Bütün bunların nedeni, cep telefonunda telefon fonksiyonunun yanında, günlük adım sayısından alış-veriş sitelerine, sözlükten radyoya, TV’den youtube’a kadar her şey var.

Bu durum bireyleri teknolojiden vazgeçemez bir şekilde bağımlı hale getirdi. Teknoloji; twitter, instagram, facebook gibi sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda  işletmeler, sanayi, ticaret dünyası için yenilikçilik, inovasyon, süreçlerin yeniden dizaynı, verimlilik-karlılık anlamına da geliyor.

Bir toplumda üretim araçlarındaki verimlilik kalkınmayı, kalkınma da büyüme ve refahı ortaya koyar.

BİR YIL MAHRUM KALIRSANIZ NE KADAR VERİRSİNİZ?

Özetle, insanoğlu teknolojiden kaçınmanın mümkün olmadığı bir noktada. Bir an için tekonolojiyi hayatımızdan çıkardığımızı düşünelim. Hayat durur resmen.

Hakan Güldağ’ın 24.01.2019 tarihli Dünya Gazetesinde yazdığı köşesinde, “İkinci Makine Çağı” kitabının yazarı Erik Brynjolfsson’un  meslektaşlarıyla birlikte yaptığı bir ankette, “Aşağıdaki hizmetlerden bir yıl mahrum kalırsanız ne kadar ödeme yapmaya razı olursunuz?” sorusunu sormuş.

Aldıkları yanıtlar ilginç gerçekten. Katılımcılar google için 17.500 dolar, e-mail için 8.500 dolar, google maps için 3.500 dolar, netflix ve youtube için ise 1.150 dolar fiyat biçmişler.

Teknolojik sıçrama ve buna bağlı olarak endüstri-ticarette ortaya çıkan  gelişmeler, globalleşme adı altında tüm dünyada vazgeçilmez noktaya ulaşırken, bunun yanında toplumlar ve bireyler arasında servet bakımından inanılmaz bir uçurum yaratmakta, gelir dağılımındaki adaleti diplere indirmektedir. Sonuçta, 26 kişinin serveti  dünya nüfusunun  yarısının servetine eşit hale geliyor.

Kanımca gelir dağılımındaki bu aşırı bozukluk ile demokratik gelişmeler ters orantılıdır. Oysa paralel olması beklenir ama ne yazık ki sistemde birileri aşırı kar elde ediyorsa, daha fazla sayıda kişi bundan mahrum kalıyor demektir.

UYUM YETENEĞİ EN YÜKSEK OLANLAR

2000’li yıllara girerken ülkemizde baş gösteren art arda krizler sonrası yüzbinlerce insan işsiz kaldığında ise bu kez Sertab Erener, “Kendime yeni bir ben lazım, yeni bir aşk, yeni bir iş bulmam lazım, kendime gülecek bir neden lazım” diyerek o döneme damgasını vurmuştu.

Siz de ne derseniz deyin, dünya dönüyor.  Kim bilir dünya döndükçe insanoğlu daha neler görecek. Bize düşen ne mi? Stephen Hawking’in son kitabı Büyük Sorunlar ve Kısa Yanıtlar’da yazdığı gibi, “canlıların uzun ömürlü olanları, en güçlüleri olmadığı gibi, en akıllıları da değil, uyum yetenekleri yüksek olanlardır.” İster şirket olsun ister birey, dünya döndükçe bu gerçek değişmeyecek…

Şaban Çağıran

Bankacı

sabancagiran@gmail.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.