Türk bankacılık sektörünün yakın geçmişi, günümüz bankacılığı ve gelecek tahminleri

Yazımızın odak noktaları, günümüz Türk bankacılık sektörünün genel durumu ve gelecek tahminleri olacaktır. Ancak bugünün bankacılığını ve geleceğini daha iyi değerlendirebilmek için geçmişte yaşanan bazı önemli gelişmelere de değinme ihtiyacı duyulmaktadır.  

Türk bankacılık sektöründe  1980 öncesi dönem, dışa kapalı ve sadece klasik bankacılık hizmetlerinin ifa edildiği bir dönemdir. Dünyada esen liberal rüzgarların Türk ekonomisini ve Türk bankacılık sistemini etkisi altına aldığı 1980 yılı ile birlikte, ekonomide liberal politikalar hayata geçirilmeye başlanırken, bankacılık sektöründe de faizlerin serbest bırakılması başta olmak üzere bir dizi liberal düzenlemeler uygulamaya konulmuştur. Faizlerin serbest bırakılmasına bağlı olarak başlayan faiz yarışı sonrasında toplanan fonlar, risk yönetiminin en temel ilkelerine dikkat edilmeden kullandırılarak, aktif kalitesinin daha da bozulmasına neden olunmuştur. Bu gelişmenin doğal bir sonucu olarak karlılık azalmış ve zaten yetersiz düzeylerde bulunan Özkaynak seviyesi daha da gerilemiştir. Bu olumsuz gelişmeler sonucunda 1983 yılında Türk bankacılık sisteminde ilk diyebileceğimiz ve 5 bankanın sistemden çıkması ile sonuçlanan bir kriz yaşanmıştır.

Türk bankacılık sistemi açısından 1989 yılı, çok önemli bir yıldır. Bu yıl Türk Parası Kıymetini Koruma  hakkındaki 32 sayılı Kararda yapılan değişiklikle, yurtdışından fon sağlanması teşvik edilmiştir. Bu yıla kadar en önemli kaynağı mevduat biçiminde sağlayabilen Türk bankacılık sistemi, bu düzenleme sonrasında önemli ölçülerde yurtdışından kredi kullanmaya başlamıştır. Bankacılık sektörü tarafından kullanılan bu yabancı fonlar TL’ye dönüştürülerek açık pozisyon uygulamaları artırılmış ve kurlarda yaşanan stabilizasyon sonucu belli bir dönemde yüksek karlar elde edilmiştir.

KRİZDE 3 BANKA BATTI, SEKTÖR TAHRİP OLDU

Ancak aşırı kar hırsının sonucu olarak, çeşitli fiktif işlemlerle mevcut açık pozisyon uygulamaları çok tehlikeli düzeylere yükseltilmiştir. Bu işlemlerin tespit edilmesi üzerine, önlem alınması için konu Bankalar Yeminli Murakıplarınca denetim raporlarına yansıtılmıştır. Proaktif davranılmaması sonucu 1994 yılında Türk bankacılık sisteminde ikinci bankacılık krizi yaşanmış, 3 banka batmış ve sektör önemli ölçüde tahrip olmuştur.

O dönem görev alan konu ile ilgili birçok Hazine ve Merkez Bankası bürokratı ile banka yöneticisi; altyapısı hazırlanmadan aceleye getirilerek uygulamaya konulan bu Karar ve sonrasında belirtilen yanlış uygulamaların, Türk bankacılık sisteminde ileriki dönemlerde yaşanan ve birçok bankanın sistemden çıkması ile sonuçlanan krizlerin de zeminini hazırladığını önemle vurgulamışlardır (Bknz. Aydoğdu Hatice- Yönezer Nurhan- Krizin Sözlü Tarihi, 2007).

CUMHURİYET TARİHİNİN EN ÖNEMLİ İKİ KRİZİ

Bu krizin yarattığı derin tahribat ve sonrasında denetim elemanlarınca yazılan Mali Bünye Raporlarında belirtilen önlemlerin de yeterince dikkate alınmaması ve Kamu otoritesinin banka sahipliği konusunda sergilediği özensiz yaklaşımlar sonucunda, önce 1999 yılında bazı bankalar, sonrasında Cumhuriyet tarihinin en önemli iki krizi olan Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinde birçok banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’na devredilmiştir.

Yaşanan bu krizlerden sonra yapılan çalışmada, Eylül 2000 tarihi itibari ile mevcut mevzuata göre 2.1 milyar $ olması gereken açık pozisyon tutarının 1994 krizi öncesinde olduğu gibi çeşitli fiktif işlemlerle gizlendiği, gerçekte tam 10 kat büyüklüğünde yani 20.9 milyar $ olduğu ortaya çıkmıştır.

Anılan krizler Türk Bankacılık Sektörünün en çok tahrip olduğu krizlerdir. Öyle ki sektör tarafından kullandırılan kredilerin Aktif toplamı içerisindeki ağırlığı %25 gibi dramatik seviyelere kadar gerilemişti

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)’nun 2000 yılında kurulması ile birlikte bankacılık sektöründeki tahribat hızla onarılmaya ve yaralar sarılmaya başlanmıştır. Öncelikle Özkaynaklar güçlendirilmiş, risk yönetimi konusunda önemli adımların atılması sağlanmıştır. Hakim hissedarlık ve yönetim kademelerinde radikal uygulamalar hayata geçirilmiştir. Bu önlemler ve uygulamalar sonucunda da bankacılık sektörünün sermaye yeterliliği hızla yükselmiş, karlılığı artmış ve aktif kalitesi düzelmiştir.

Bu konuda o kadar başarı sağlanmıştır ki, 1929 Dünya bunalımından bile daha önemli olduğu belirtilen 2008 küresel krizinde, Türk bankacılık sisteminin sağlam mali yapısı sadece sektörün değil ülkenin de en önemli şansı olmuştur.

Günümüze gelindiğinde ise, yayımlanan son göstergelere göre Türk bankacılık sisteminin önemli büyüklükleri aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.

Tablodan da görüleceği üzere, Türk bankacılık sistemi, Eylül – Kasım 2018 döneminde yaklaşık % 9 oranında küçülmüştür. Bu gerileme kredi hacmindeki 203 milyar TL tutarındaki  daralmadan kaynaklanmıştır (Ekim 2018’e göre yaklaşık 303 milyar TL). Bu durum ülke ekonomisi için oldukça olumsuz bir gelişmedir.

203 MİLYAR DOLARLIK AÇIK POZİSYON

Kredi hacmindeki bu dikkat çekici gerilemede; ekonomide yaşanan sıkıntılı süreç yanında, reel sektörün sahip olduğu 203 milyar $ civarındaki yüksek tutarlı açık pozisyon hacminin, kurlarda yaşanan artışa bağlı olarak, bankacılık sektöründe kredi riski endişelerini artırmasının da bir payı olduğu düşünülmektedir.

Sözkonusu gerilemede anılan dönemde kurlarda yaşanan düşüşün de (yaklaşık 60 milyar TL civarı) bir etkisi vardır.

Reel sektörün döviz kredisi kullanabilmesi geçmişte çoğunlukla ihracat ve yurtdışı mütehahitlik hizmetleri gibi döviz kazandırıcı işlemlerin varlığına bağlı iken, özellikle 2009 yılında 32 sayılı Kararın 17’inci maddesinde yapılan değişikliklerle bu şartlar gevşetilmiş ve reel sektörün bankacılık sektörü kanalı ile döviz ve dövize endeksli kredi (DEK)‘lere, erişimi kolaylaştırılmıştır.

Bu yanlış düzenleme sonucu, reel sektörün açık pozisyonu kümülatif olarak artmaya başlamış ve 67 milyar $ düzeyinden, yukarıda da belirtildiği gibi 203 milyar $ seviyesine yükselmiştir. Bu durum hem Ülke ekonomisi için, hem de bankacılık sektörü için ciddi bir endişe kaynağıdır.

ŞİMDİ TEHLİKENİN KAYNAĞI, REEL SEKTÖR BORÇLARI

1994, 2000 ve 2001 krizlerine bazı fiktif işlemlerin de katkısı ile önemli montanlarda açık pozisyonla yakalanan Türk bankacılık sistemi, kur riskini iyi yönetemediği için çok ciddi zararlar yazmak zorunda kalmıştır. Bu yaşananlardan ders çıkaran Türk bankacılık sisteminde şuan bir açık pozisyon riski yoktur. Ancak bu sefer tehlike yukarıda da belirtildiği üzere reel sektör kaynaklıdır.

2009 yılında hayata geçirilen bu yanlış düzenleme bu yılın Mayıs ayında düzeltilmeye çalışılsa da her zamanki gibi çok geç kalınmıştır.

Öte yandan bankacılık sektörünün takipteki kredi hacmi aşağıda da görüleceği üzere giderek artmaktadır.

 

TAKİPTEKİ KREDİ HACMİ (MİLYAR TL)

2017                        HAZİRAN 2018                                   EYLÜL 2018

64                                       74                                                          86

Kaynak: BDDK

Yukarıdaki rakamlara sektörün Varlık Yönetim Şirketlerine devrettikleri problemli alacaklar

dahil değildir.

MEVDUAT KAYNAĞININ ARTTIRILMASI ÖNEM ARZEDİYOR

Türk bankacılık sisteminin kaynak yapısına gelince, Tablo 1’den de görüleceği üzere son dönem itibari ile mevduatta bir düşüş olmakla birlikte, krediler kadar ciddi bir gerileme yoktur.  Önemli bir gösterge olan mevduatın krediye dönüşme oranı ise son durum itibari ile 1.15 civarındadır.

Diğer yandan hali hazırda bankacılık sektörünün sağladığı sendikasyon kredilerinin çevrilmesinde bir problem görünmese de, yeni sendikasyon kredilerine ulaşılmasında bazı problemler yaşanabileceği düşünülmektedir.

Bu meyanda bankacılık sektörünün ekonomiyi uygun şartlarda ve yeterince finanse edilebilmesi için mevduat kaynağının arttırılması ve sendikasyonlar önem arz etmektedir.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE BUNDAN SONRA NELER OLABİLİR?

Türk bankacılık sisteminde bundan sonra yaşanması muhtemel gelişmelere gelince;          Elbette ki ekonomik, siyasi ve jeopolitik gelişmeler, sektörün göstereceği performansı önemli derecede etkileyecektir. 32 sayılı Karar örneklerinde olduğu gibi, geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması ise büyük önem arz etmektedir.

Sektör özelinde baktığımızda ise; bu gelişmeler problemli alacakların ve duran varlıkların artışına bağlı olarak sektörün aktif kalitesini olumsuz olarak etkileyecek ve sermaye yeterliliğini bir miktar geriletecektir. Öte yandan sektördeki istihdamda gerilemenin olması da kaçınılmazdır. Bugünlerde bunun örnekleri de görülmektedir.

Ancak, ekonomik ve siyasi arenada yanlış kararlar alınmadığı sürece, BDDK’nın  sektörü yakından izlediği ve denetlediği gerçeğinden hareketle; Türk bankacılık sisteminin güçlü sermaye ve kurumsal alt yapısı ile rasyolarının bu olumsuzluklarla baş edebilecek güçte olduğu düşünülmektedir.

Dr. Ramazan Başak

Eski Bankalar Yeminli Murakıbı,

Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi

basak@turcomoney.com

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası