Seçimler sonrası finansal sorunlar ve çözüm önerileri

ABD ile Çin arasında başlayan ticaret savaşları, bu ülkelerle ticaret yapan ülkeleri de olumsuz etkiliyor. ABD dolarının değerlenmesine neden olan faiz artışı, Türkiye gibi finansal kaynaklar açısından dışa bağımlı, cari açığı yüksek ülkelerde kırılganlıkları arttırıyor.

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinin tamamlanmasının ardından hızla bakanlık ve yönetim kadrolarına atamalar yapıldı. Bu atamalar, proaktif yaklaşım bekleyen piyasalarda olumlu karşılandı. Ancak önümüzdeki dönemde karşımızda duran sorunların ağırlığı bu konuda atılması gereken ivedi adımların da önemini arttırıyor.

ABD, ticari ortakları ile denge sağlamak üzere gümrük vergilerini artırmak suretiyle ticaret savaşlarını başlattı. Çin’in Yuan’ı görece ticari üstünlük sağlamak üzere değer kaybetmesine izin vermesi ile ticaret savaşları, farklı bir boyuta geçiyor. Bu durum, bu ülkeler ile iş yapan diğer ülke paralarının da etkilenmesine neden oluyor. ABD dolarının değerlenmesine neden olan faiz artışı bizim gibi finansal kaynaklar açısından dışa bağımlı, cari açığı yüksek ülkelerde kırılganlıkları arttırıyor.

Son iki ay içerisinde uluslararası derecelendirme kuruluşlarının da risk olarak öngördüğü makro ekonomik göstergelerdeki dengesizlik ve artan kırılganlık olasılığı kaynak maliyetlerini de olumsuz etkiliyor.

Türkiye ekonomisi, döviz-enflasyon ve faiz açmazı içerisinde. Bunun temel nedeni, merkez bankasının TL’yi değerli tutmak için faizleri arttırmada isteksiz davranması. Merkez Bankası, para politikasını uygulamakta maalesef bağımsız değil. Faiz aracını gereği gibi kullanamıyor ve para politikası araçlarını kullanmakta yetersiz kalıyor.

                                          MERKEZ BANKASI, YETERSİZ KALIYOR

Son iki yılda inşaat ve talep artışı kaynaklı olarak büyüme rakamlarında yaşanan artış etkisinin özellikle 2018’in 2. çeyreğinden itibaren azalmaya başlayacağı tahmin ediliyor Mayıs ayı ait PMI (imalat sanayi satın alma yönetici endeksi) verilerinde imalat sanayinin hızla küçülmekte olduğu ve Nisan 2009’dan bu yana en düşük değerlere ulaştığı gözleniyor. Döviz- enflasyon ve faiz açmazı içerisinde bulunan Türkiye ekonomisi için bunun temel nedeninin merkez bankasının TL’yi değerli tutmak için faizleri arttırmada isteksiz davranmasını söyleyebiliriz. Merkez Bankası para politikasını uygulamakta maalesef bağımsız değil. Faiz aracını gereği gibi kullanamıyor ve para politikası araçlarını kullanmakta yetersiz kalıyor.

Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim üzere, durgunluk içerisinde enflasyon durumu olan stagflasyona benzeyen bir durum içinde bulunuyoruz.

                        CARİ AÇIĞIN AZALTILMASI İÇİN İTHALAT AZALTILMALI

Özellikle özel kesimin borçlanmasının yüksek olması döviz borçlarının hem kur hem de faiz etkisi ile yükselmesi buna karşılık talep ve satışların bunu takip etmemesi parayı yurt içinde kıt hale getirerek gelir akışında ve ödemelerde aksamaların meydana gelmesine neden oluyor. Daha önce firmaların döviz borçlarının hükümet tarafından 2008 krizinin etkilerini azaltmak ve büyümeyi desteklemek için özel sektörün döviz biçiminde borçlanmasına olanak veren düzenlemeyi hayata geçirmesinden sonra hızla arttı. Yatırımların etkilenmemesi hatta artışı yönünde alınan tedbirler önemli olmakla birlikte enflasyon ve cari açık üzerinde artış yönünde bir baskı yarattı. Türkiye’nin son on iki ayda 55 milyar dolara yükselen cari işlem açığının finansman güçlükleri, ithalatın kısılması için tedbir alınmasını gerektiriyor.

                                    ENFLASYON ÜZERİNDEKİ BASKILAR ARTACAK

Aynı zamanda bankacılık sisteminde de kredi/mevduat oranı hızla 1’in üzerinde ilerlerken 2. grup kredilerdeki artış ise endişe yaratıyor. Bu gelişme önümüzdeki dönemde banka karlılıkları ve sermaye tabanlarını olumsuz yönde etkileyecek. Mayıs ayında yüzde 2,9 seviyesinde olan sorunlu kredi oranının önümüzdeki 12-18 ayda yüzde 4’ün bir hayli üzerine çıkabileceği öngörülüyor. KGF ile ötelenmiş olan borç yapılandırması süreçlerinde özellikle büyük grupların dahi yapılandırma talepleri ile artış gözleniyor. Bu taleplerin KOBİ’ler tarafından da yakın dönemde dile getirileceği beklenmeli. Güz ve kış dönemin artacak harcamalar yanında enerji giderlerindeki artış enflasyon üzerinde artış yönlü baskıyı daha da arttıracak.

                                   SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN NELER YAPILMALI?

Kaynak sıkıntısı nedeni ile akla gelen ilk çözüm önerileri, kamuda mali disiplin (kemer sıkma), kademeli ve piyasayı rahatlatacak faiz artışına izin verilmesi, hedeflemelerin gerçekçi olması, alternatif finans yöntemleri olarak düşünülebilecek KGF’ye yeni garanti kaynağı açılması, KOSGEB desteklerinin artırılması, Eximbank kaynaklarının KOBİ’lerin de kullanabileceği gibi arttırılması, alacak sigortası ve merkezi kredi skorlaması uygulamalarının bir an evvel hayata geçirilmesidir.

Doç. Dr. Mehmet Yazıcı

yazici@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası