İşte kazandıracak sektörler…

2018 yılının ikinci yarısında hangi sektörlere yatırım yapılmalı? Hangi sektörler, gelecek vaat ediyor? Şeker Yatırım uzmanları, bankacılıktan turizme, otomotivden gıdaya sektörleri analiz etti…                                               

*2018 yılının ilk yarısında, global risk iştahı ciddi biçimde azaldı. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faizleri birkaç defa artırması, ABD Başkanı Trump’ın artan korumacılık söylemleri etkili oldu.

*Trump’ın Çin’den ithal edilen bazı ürünlere ek vergi getirmesi ve Çin’in de buna karşılık misilleme de bulunması, ticaret savaşlarının şiddetlenebileceği ve bunun da küresel büyümeyi zarara uğratabileceği yönündeki endişeleri arttırarak, piyasalardaki satış dalgasının derinleşmesine neden oldu. 

*ABD ve Rusya arasında yaşanan gerginlikler sonrası Suriye kaynaklı jeopolitik risklerin de artması, ABD ile Kuzey Kore arasındaki gerginlik,  ABD’nin İran’a yönelik yatırım uygulamaları da jeopolitik risklerin yükselmesi de bozulmaya katkıda bulundu.

*Bütün bu gelişmeler ve Türk ekonomisinde yaşanan sorunların etkisiyle Borsa İstanbul BIST 100 Endeksi 2018 yılının ilk altı ayında Türk Lirası bazında %16.3 değer kaybı yaşadı. Bu değer Kaybı ABD Doları bazında %30.8 seviyesine ulaştı.

*Peki piyasaların bundan sonraki seyri nasıl olacak? Hangi sektörde yatırım yapmak avantajlı?

*İşte piyasaların son görünümü ve beklentiler…

 

ŞEKER YATIRIM’IN KATKILARI İLE HAZIRLANMIŞTIR

 2017 yılı global piyasalar için güçlü bir yıldı. Global büyümenin toparlanarak devam etmesi, FED’in faiz artırımında yavaş hareket etmesi ve diğer büyük merkez bankalarının genişleyici para politikalarını devam ettirmesi, borsalar ve piyasaların pozitif seyretmesinde itici güç olan faktörlerdi. Yurt içinde ise ekonomiyi canlandırmak için alınan teşvik ve önlemlerin yanında devreye giren Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) olumlu etkisiyle iç talebin canlanması ve büyümenin ivmelenmesi ile beklentilerin üzerinde gelen şirket karları, Borsa İstanbul’u etkileyen faktörlerin başında geldi. 2017 yılında Borsa İstanbul gelişmekte olan ülkelere (EM) yönelik fon akımından en fazla pay alan borsalardan biri olurken TL bazında yıllık %47 getiri ile güçlü performans göstererek pozitif ayrıştı. 2017 yılında TCMB verilerine göre fiyat ve kur etkisinden arındırılmış olarak hisse senetlerine 3,2 milyar dolar, DİBS piyasasına ise 7,3 milyar dolarlık yabancı fon girişi gerçekleşti.

2018 Yılı başından BIST ve Brent Petrol (Yüzdesel)

Kaynak:Matriks

2018 Yılı başından Beri MSCI Endekileri (Yüzdesel)

Kaynak:Matriks

                     TRUMP TİCARET SAVAŞLARINI BAŞLATTI, PİYASALAR GERİLDİ

2018 yılına başlarken, senkronize büyüme teması ve bunun yanında ABD ile AB bölgesinde enflasyonun da hedeflenen seviyelerin altında seyretmeye devam etmesiyle, merkez bankalarının destekleyici duruşlarını sürdüreceği yönündeki beklentilerle küresel risk iştahı yüksek seyrediyordu. Ancak, Şubat ayından itibaren, özellikle ABD’deki güçlü veri akışı ve Trump’ın vergi ile altyapı harcamaları planı, FED’in faiz artırım sürecini hızlandırabileceği (2018’de üç yerine dört kez faiz artırımına gidebileceği) yönündeki endişeleri arttırırken, buna bağlı olarak ABD başta olmak üzere küresel piyasalarda hızlı bir satış dalgası görüldü. Ardından Avrupa Merkez Bankası yılın son çeyreğinde varlık alımlarını yarı yarıya azaltacağını ve yıl sonunda da durduracağını açıklaması da global likiditenin artan bir oranda azalmaya devam edeceği beklentilerini artırdı. Sonrasında ABD Başkanı Trump’ın artan korumacılık söylemleriyle, Çin’den ithal edilen bazı ürünlere ek vergi getirmesi ve Çin’in de buna karşılık misilleme de bulunması, ticaret savaşlarının şiddetlenebileceği ve bunun da küresel büyümeyi zarara uğratabileceği yönündeki endişeleri arttırarak, piyasalardaki satış dalgasının derinleşmesine neden oldu.  Ayrıca, ABD ve Rusya arasında yaşanan gerginlikler sonrası Suriye kaynaklı jeopolitik risklerin de zirveye çıkmasıyla, ABD ile Kuzey Kore arasındaki gerginlik,  ABD’nin İran’a yönelik yatırım uygulamaları da jeopolitik risklerin yükselmesi de bozulmaya katkıda bulundu.

Kaynak:Bloomberg, Finnet

Bu olumsuz gelişmeler sonrasında 2018 yılında risk alma iştahı hızla düşerken başta EM borsaları olmak üzere borsalarda satışlar yaşanmaya başladı. BIST ve TL varlıklar ise 2018 yılında EM içinde kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimleri, seçim belirsizliği ve enflasyon başta olmak üzere beklenenden kötü gelen verilerin de etkisiyle güçlü negatif ayrıştı. MSCI Türkiye Endeksi ilk altı ayda %32.2 değer kaybederken MSCI EM Endeksi %7.7 ve MSCI Word Endeksi %0.7 değer kaybı yaşadı. BIST EM içinde yurtiçi gelişmelerin de etkisiyle Arjantin ve Çin’le birlikte en kötü performansı gösteren borsalardan biri oldu. 2017 yılı yarısında itibaren yükselişe geçen petrol fiyatları OPEC’in üretim kısıtlamasına gitmesi ve global talebin toparlanmasıyla birlikte yükselişini 2018 yılında da devam ettirdi. Brent tipi petrol 2018 yılında 80 dolar seviyelerini test ederken, 2018 yılı genelinde Rusya gibi bazı petrol üreticisi ülke borsaları petroldeki yükselişle pozitif ayrıştı. Türkiye petrol ithalatçısı bir ülke olduğu için 2018 yılında BIST’in negatif ayrışmasında petrol fiyatlarındaki yükselişte etkili oldu.

Kaynak: MKK

                                 BORSA İSTANBUL, YATIRIMCILARINA ZARAR ETTİRDİ

Borsa İstanbul’un pozitif ayrıştığı 2017 yılı Temmuz ayında %66’yı aşan yurt dışı yerleşiklerin Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerdeki payı, Ocak 2018 tarihinden itibaren hızlı bir düşüş gerçekleştirerek Haziran 2018 tarihi itibarı ile %62.75 seviyesine geriledi.

Kaynak: Finnet, Matriks, TCMB

Yukarıda sıralanan gelişmelerin sonrasında Borsa İstanbul BIST 100 Endeksi 2018 yılının ilk altı ayında Türk Lirası bazında %16.3 değer kaybı yaşadı. Bu değer Kaybı ABD Doları bazında %30.8 seviyesine ulaştı. Alt kırılımlarına bakılınca Sınai Endeksinde ilk altı ayda %7.8 ile sınırlı bir gerileme görülürken Mali Endeksin %19.5 ile bu düşüşte etkili olduğu BIST 100 üzerinde en büyük ağırlığa sahip Bankacılık endeksinde de %22.5 seviyesindeki düşüş göz önüne alındığında düşüşün ağırlıklı olarak mali sektör hisselerinden kaynaklandığı görülüyor.

Aşağıda yer alan tabloya göre ilk altı ayda en iyi performansı sigorta sektörü gösterirken onu enerji ve demir çelik sektörleri izledi. İlk altı ayda en kötü performans gösteren sektörler ise yukarıda da bahsedildiği gibi bankacılık sektörü başı çekerken onu Telekom ve GYO sektörleri takip ediyor.

Kaynak: Finnet

                             PİYASALARDA BUNDAN SONRA NELER BEKLENİYOR?

İkinci yarıda global tarafta riskler daha ağır basıyor. En büyük risk ise FED’in faiz artırımlarını hızlandırması olacaktır. ABD TÜFE enflasyonun %2 hedefine ulaştığına dair kanıtların artması ve güçlü verilerin devamı durumunda FED faizleri 2018 yılında ABD başkanı Trump’ın eleştirilerine rağmen toplamda 4 artırım yapacak gibi görünüyor. Mevcut faiz artışı beklentilerine göre zaten Eylül ayı için faiz artışı beklentisi %90’lara yaklaşırken, Aralık’ta tekrar bir artış olasılığı ise %60’lara yakın fiyatlanıyor. Bu durumda EM’lere yönelik risk iştahının yılın ikinci yarısında düşük kalması ve başta TL varlıklar olmak üzere EM’lerin negatif ayrışmaya devam etmesi bekleniyor. Global tarafta bir diğer risk ise Ticaret savaşının alevlenerek devam etmesi olacaktır. ABD tarafından getirilen ek gümrük vergilerine diğer ülkelerinde karşılık vermesiyle global ticaretin dolayısıyla global büyümenin yara alması beklenir. Bu durum bütün global piyasalarda riskten kaçışın hızlanmasına neden olacaktır. Özellikle Çin özelinde satışlara neden olan ticaret savaşı endişeleri yılın geri kalanında piyasaların ana gündemi olmaya devam edecektir. Diğer riskler ise ABD-İran arasındaki gerilimin tırmanarak Jeopolitik risklerin tekrar artması, petrol fiyatlarının yükselişini devam ederek büyüme üzerinde ve enflasyon üzerinde baskıya neden olması, Avrupa ve Japonya Merkez bankalarının parasal sıkılaşmaya başlaması ve Çin’le birlikte global büyümenin yavaşlamaya başlaması piyasalar açısından önemli riskler olacak.

Global tarafta piyasaları ve özellikle EM’leri pozitif etkileyebilecek sürprizler ise ABD ekonomik verilerindeki yavaşlama sinyalleriyle birlikte FED’in faiz artışlarını yavaşlatması olacaktır. Bir diğer sürpriz ise FED dışındaki merkez bankalarının genişleyici para politikalarını sonlandırmak konusunda isteksiz davranması olacaktır. Ancak genel olarak bakıldığında global olarak risklerin oluşma olasılığı daha yüksek görülüyor. Bu nedenle yılın geri kalanında düşük risk iştahının devam etmesi ve EM’lerin genel olarak negatif ayrışmaya devam etmesi bekleniyor. ABD borsalarının güçlü büyüme beklentileriyle güçlü görünümünü koruması ve pozitif ayrışması bekleniyor.

                                    YURTİÇİ PİYASALARI ZORLU BİR DÖNEM BEKLİYOR

Yurtiçi piyasalar açısından ise yılın geri kalanı oldukça zorlu geçecek. Başta enflasyon ve cari açık olmak üzere bozulan makro görünümün yılın geri kalanında zayıf kalmaya devam etmesi bekleniyor. Ekonomik büyüme tarafında ise 3. çeyrekten başlayarak özellikle son çeyrekte büyümede güçlü bir negatif etki oluşması bekleniyor. Global piyasalardaki gelişmelerin yanısıra yurt içi piyasaların yönünü belirleyecek olan konuların başında seçimlerden siyasi istikrarın devamı sonucu çıkması, siyasi belirsizliğin sonlanması ile bir miktar rahatlama yaratsa da sistem değişikliği ve bu değişiklik sonrası açıklanacak olan orta vadeli planın özellikle büyümede yumuşak iniş sağlanarak ekonominin yeniden dengelenip rayına oturacağı hikayesinin yaratılıp yaratılamayacağı takip edilecektir. Merkez Bankası’nın uyguladığı sıkı para politikası ile uyumlu mali politikaların devreye girmesi, başta enflasyon olmak üzere makro verilerde iyileşme ile birlikte kur ve faiz dalgalanmanın azalacağı ve daha makul seviyelerde bir dengelenme sinyallerinin oluşması durumunda, mevcut seviyelerde benzer ülkelere göre kıyaslandığında %42 ve son beş yıllık ortalamalarına bakıldığında %25 iskontolu işlem gören Borsa İstanbul şirketlerine yabancı ilgisinin artabileceği düşünülüyor. Bu beklentilerin oluşturulamaması durumunda ise BIST benzer ülkelere göre ucuz kalmaya devam edecektir.

TL’deki değer kaybına bağlı olarak ihracat gelirlerinin artacağı, toparlanan turizme bağlı havacılık-gıda ve hükümetin önem verdiği savunma sanayi sektörlerinin Borsa İstanbul Endeksi’nin üzerinde bir getiri elde edebileceğini düşünüyoruz.

                             DÖVİZ BORCU OLAN ŞİRKETLERİN PERFORMANSI DÜŞECEK

Yukarıda bahsettiğimiz yumuşak iniş senaryomuzu baz alarak yapılan değerlendirmede sonucunda sektörel bazda büyümenin ve iç talebin yavaşlayacağı, TL’deki değer kaybına bağlı olarak ihracat gelirlerinin artacağı, toparlanan turizme bağlı havacılık-gıda ve hükümetin önem verdiği savunma sanayi sektörlerinin Borsa İstanbul Endeksi’nin üzerinde bir getiri elde edebileceğini düşünüyoruz. Yine mevcut durum itibarı ile iç piyasaya yönelik faaliyet gösteren, yüksek kur ve yüksek faiz nedeniyle borçluluğu özellikle de döviz borcu olan sektör ve şirketlerin performansının düşük olacağını düşünüyoruz. Aşağıda belli başlı sektörlerin ilk yarı performansını ve ikinci yarı beklentilerinin özetini bulabilirsiniz.

                                      BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN KARLILIĞI AZALACAK

2017 yılında bankalar KGF’nin yanı sıra beyaz eşya, mobilya ve konuttaki KDV indirimleriyle ivme kazanan iç talebe paralel olarak kredi tarafında yılın ilk yarısında kur etkisinden arındırılmış %10.8 büyüme gerçekleştirdiler. Ancak 2018 yılının ilk yarısı itibarıyla kur etkisinden arındırılmış kredi büyümesi ekonomideki büyüme eğiliminin yavaşlamasına paralel olarak %5.6 olarak gerçekleşti. Fonlama tarafında ise 2017 Haziran ayı itibariyle %8.9 olan kur etkisinden arındırılmış mevduat büyümesi, 2018 yılı ilk yarısında % 2.7 olarak gerçekleşti.

Yılın ikinci yarısında ekonomideki yavaşlama, bankaların kredi verme eğilimlerindeki azalma ve kredi onay süreçlerinde uyguladıkları standartlardaki sıkılaştırma beklentimize paralel olarak kredi ve mevduatlarda 4% ve 2% büyüme modelliyoruz.

Zayıflayan aktif büyümesinin, sektördeki temel bankacılık gelirlerindeki artışı da olumsuz yönde etkilemesini öngörüyoruz. TL likiditesindeki sıkışıklık ve artan faizler sonucunda yüksek seyreden fonlama maliyetleri nedeniyle marjlarda yıllık bazda 20 baz puan daralma bekliyoruz. Aktif kalitesi tarafında ise yeni takipteki krediler oluşumundaki artış ve yavaşlayan kredi büyümesi neticesinde takipteki krediler rasyosunun 2018 yıl sonu itibarıyla 3.5% seviyesine ulaşmasını modelliyoruz. Beklenen zarar karşılıklarında, zayıf Türk Lirası ve yeni takipteki krediler oluşumu sebebi ile gerçekleşebilecek ilave artışlar sektör karlılığı için negatif risk faktörü oluşturuyor. 2018 yılsonu için sektör kar rakamında 2017 yılına göre %10 artış modelliyoruz.

                                          YURTİÇİNDE OTOMOBİL SATIŞLARI AZALDI

Yurtiçi Pazar: TL’nin EUR karşısında değer kaybetmesi ve faiz oranlarındaki artış sebebiyle beklentilere paralel olarak zayıf seyrediyor. Perakende hafif araç pazarı yılın ilk 6 ayında, geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla 11.9% daralarak 401,158 adetten 353,348 adete geriledi. Binek araçlardaki daralma yıllık bazda 9.8%’e ulaşmış olup geçtiğimiz yılın aynı döneminde 305,924 adet olarak gerçekleşen perakende satışlar, bu sene 275,870 adette kaldı. Hafif + Orta ticari araçlardaki daralma ise 18.6% seviyesinde gerçekleşirken, perakende satış adetleri 95,234 adetten 77,478 adete geriledi. Binek araç tarafında orta segmentte Skoda (+32%), Honda (+10%), Peugeot (+10%), DS (+310%); üst segmentte ise Volvo (+66%), Jeep (+26%), Maserati (+17%), Subaru (+14%), BMW (+13%) ve Mini (+11%) satışlarında artış gözlenirken pazar payı yüksek olan VW (-21%), Fiat (-17%), Ford (-22%), Dacia (-16%), Opel (-35%) gibi markaların perakende satışlardaki önemli seviyelerdeki düşüş pazarı negatif yönde etkiledi. Ticari Araç tarafında ise Mercedes-Benz (+31%), Mitsubishi (+32%) ve Isuzu (+26%) satışlarında artış gözlenirken, diğer tüm marka araçların perakende satışlarında düşüş gerçekleşti.

Pazar payı yüksek olan Ford (-15%), Fiat (-22%) ve VW (-16%) satışlarındaki önemli seviyedeki daralmalar pazarı negatif yönde etkiledi.

Yurtdışı Pazar: Yurtiçi pazarda talebi olumsuz yönde etkileyen TL’nin değer kaybı, yurtdışına araç satan firmaların ihracat gelirlerinde TL bazında önemli seviyede artış gerçekleştirmesini sağlamasına karşın, adet bazında toplam otomotiv ihracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 3.6% azaldı. 6A18 döneminde 694,667 (6A17: 720,907) adet araç ihraç edildi. Binek araç satışları 6A18 döneminde geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla 8.7% azalarak 460,552 (6A17: 504,462) adette kaldı. Ticari araç ihracatı özellikle Ford’un göstermiş olduğu başarıdan ötürü, yıllık bazda 8.4% artış göstererek 227,529 (6A17: 209,821) adete yükseldi. Traktör ihracatı ise yatay seyrederek 6,586 adet (6A17: 6,624) oldu.

                     TL’NİN YÖNÜ, OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜN GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK

Otomotiv sektöründe yılın ikinci yarısına dair en büyük belirleyici unsur TL’nin yönü olacaktır. Sektör oyuncularının ve analistlerin 2018 yılına dair yurtiçi otomotiv pazarı beklentileri 800-1,000 bin gibi geniş bir aralıkta seyrederken, bizim beklentimiz ise 960 bin seviyesindedir. Bu beklentimizde EUR/TL kurunun 5.20-5.40 seviyelerinde stabilize olacağı varsayımında bulunduğumuz için ve ithal araçların yurtiçi pazarda ağırlığının 60-65% seviyelerinde olması sebebiyle aşağı yönlü bir risk bulunmaktadır. EUR/TL kurunun 5.50-5.80 aralığında stabilize olması durumunda, kur seviyesinin gecikmeli olarak da olsa fiyatlara yansıması ve talebi daha da daraltmasını beklememiz sebebiyle, 800-850 bin adet bandında bir yurtiçi perakende pazar görmemiz şaşırtıcı olmayacaktır.

Öte yandan; Merkez Bankası’nın, Temmuz toplantısında (bir sonraki toplantı Eylül ortasında gerçekleşecek) GLP’yi beklentilerin (ortalama 100-125 bp artış) aksine 17.75%’te sabit bırakmasından dolayı TL varlıkların değer kaybını hızlandırdı. Buna bağlı olarak artacak olan enflasyonu, girdi maliyetlerinin TL değer kaybına bağlı olarak artışı ve kredi faizlerindeki yükselişi de düşündüğümüzde yılın ikinci yarısı için otomotiv sektöründe yeni bir itici güç/toparlanma görmek zorlaşıyor. Önümüzdeki aylarda açıklanması beklenen OVP’nin ise yurtdışı yatırımcıların TL varlıklara olan ilgisini EUR/TL kurunu 5.20-5.30 seviyelerinde stabilize edecek kadar canlandırma ihtimalini zayıf gördüğümüz için de yılın geri kalanına olumsuz bakıyoruz. Dolayısıyla; 2. Çeyrek analist toplantılarında şirket yetkililerinin de görüşlerini almamızın ardından 960 bin adet olan yurtiçi otomotiv pazarı beklentimizi aşağı yönlü revize etme ihtimalimiz oldukça yüksek.

                                PERAKENDE SEKTÖRÜNÜN BÜYÜME POTANSİYELİ VAR

Gıda perakende sektörünün operasyonel anlamda en çok etkilendiği değişken olan enflasyon görünümünde yılın ilk yarısında önemli seviyede bozulmalar gerçekleşti. Yıllık TÜFE enflasyonu Haziran ayında gerçekleşen 2.61% TÜFE ile birlikte 12.2%’den 15.4%’e yükselmiş oldu. Gıda enflasyonunda görülen yükseliş de dikkat çekici olurken Haziran ayında patates ve soğan başta olmak üzere çeşitli ürünlerdeki arz yönlü şoklar aylık gıda enflasyonunun 6.0%’ya yükselmesine yol açtı. Gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonunda görülen 18.9% seviyesindeki enflasyon, yüksek seyrine devam ediyor. Büyüme tarafında ise gıda sanayiinde açıklanan son veri olan mayıs ayı kümüle verilerine göre; perakende ciro endeksinde yaklaşık 17%’lik artış görülürken, satış hacimlerinde de yaklaşık 6%’lık büyüme görülmektedir, buna bağlı olarak da 2. çeyrek satışlarında da yıllık bazda 20% seviyelerinin üzerinde büyümeler görmemiz şaşırtıcı olmayacaktır.

Sektörel bakışta ise; gıda perakendeciliğinde geleneksel mağazacılıktan modern mağazacılığa kayma konusunda henüz doyuma ulaşılmamış olması (organize pazar henüz 45% seviyelerinin altında ve gelişmiş ülkelerde bu oran +90% seviyelerinde), Türkiye modern perakende kanallarının barındırdığı yüksek potansiyeli gözler önüne seriyor. Türkiye, gıda perakendeciliği alanında MK Novo’nun yayımlamış olduğu rapora göre hane halkı harcaması bakımından Avrupa’nın en büyük 7. ülkesi konumunda bulunuyor. Bu kanal içerisindeki büyümeden en yüksek payı ise indirim perakendeciliği almaktadır. 2018 yılının ilk yarısında indirim gıda perakendecileri, sektör ortalamalarının üzerinde, çift haneli büyümelerine devam etmiş ve perakende sektörü geneli için itici güç oldu.

Yüksek seyreden gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu (3. ve 4. Çeyrekte yüksek seyrin sürmesini, ancak bir miktar düşmesini bekliyoruz) ve bu mal gruplarında fiyatların tüketicilere diğer sektörlere göre daha hızlı yansıtılabiliyor oluşu ve yüksek indirim marketlerinin mağaza ağında görülen sürekli büyüme iştahı (modern kanalın henüz doyuma ulaşmamış olmasından ötürü) gibi sebepler açısından hem yılın 2. yarısı için hem de gelecek yıllar için olumlu bakışımızı sürdürüyoruz.

                                      SAVUNMA SANAYİİ GELİŞİYOR

Son yıllarda Global anlamda savunma harcamaları tarihi zirvelerine tırmanmış olup ülkelerin yıllara göre harcamaları artış gösterdi. Özellikle Asya ve Orta Doğu ülkelerinin savunma harcamalarındaki payları artmakta olup bu durum Türkiye’yi de kapsıyor. Türkiye’nin güney doğusunda ve Suriye’de süregelen askeri hareketlilik durumu, Türkiye’nin savunma harcamalarının artmasındaki en önemli etkenler olarak göze çarpıyor. Yaşanan bu gelişmeler doğrultusunda hükümet, savunma sanayiine yönelik harcamalarını artırıyor. SIRPI’nin açıkladığı 2017 yılı askeri harcama verilerine göre Türkiye; askeri harcamalar bakımından üst sıralarda bulunan ülkelerden olmakta olup 2017 yılında yaklaşık 18 milyar USD’lik askeri harcama gerçekleştiriyor. Ayrıca Türkiye’nin askeri harcamalarının GSYİH’in yaklaşık olarak %2’sine eşit olduğu da belirtildi. 2018 bütçesinde Hükümet’in savunma sanayiine ayırdığı kaynak reel olarak yaklaşık %45 civarındadır. 2018 Haziran ayında da geçen senenin aynı dönemine göre savunma harcamalarında %28’lik artış görünüyor.

Türkiye’nin sahip olduğu riskler bakımından ilerleyen dönemlerde jeopolitik konumu, bölgesel riskleri ve güvenlik kaygıları nedeniyle askeri & savunma harcamalarını artırmaya devam etmesini bekliyoruz. Ancak hükümetin ilerleyen dönemlerde savunma sanayiine sağladığı destek ve teşviklerin de artacağını öngörerek Türk savunma sanayiinin büyümesini sürdürmesini öngörüyoruz. Hükümetin, savunma sanayiinin yerlileştirilmesi çalışmalarından yola çıkarak sektöre çeşitli destek ve teşvikler sunması (Ar-Ge harcamalarında sağlanan vergi destekleri, arazi tahsisleri vb.) da sektöre olumlu geri dönüşler sağlayacaktır. Türkiye’nin özellikle ihracat tarafına olumlu yansıyan gelişmeler ve yapılan döviz cinsinden satışlar, ülkenin ilerleyen dönemlerde cari açığına pozitif yansıyabilir ve sektörde büyümenin devam ettirilmesinde önemli rol oynayabilir.

Türkiye’de enerji sektörü, artan tüketici talebi ve ülke içerisinde hükümet tarafından yapılan teşvik ve desteklerle büyüyor. Ülke içerisindeki kentleşme çalışmalarının da etkisiyle elektrik tüketimi yıllara göre artış gösteriyor.

                                   ENERJİ SEKTÖRÜ, HÜKÜMET DESTEKLERİ İLE BÜYÜYOR

Türkiye’de enerji sektörü, artan tüketici talebi ve ülke içerisinde hükümet tarafından yapılan teşvik ve desteklerle büyüyor. Ülke içerisindeki kentleşme çalışmalarının da etkisiyle elektrik tüketimi yıllara göre artış gösteriyor. TEİAŞ’ın açıkladığı verilere göre; 30 Haziran 2018 sonu itibariyle ülke içerisindeki toplam kurulu güç 87.138 MW’a ulaştı. Hükümet, gerçekleştirilen yatırımların da etkisiyle toplam kurulu güç kapasitesinin 2023 yılında 100.000 MW’a ulaşmasını bekliyor. Kurulu gücün yaklaşık %61’lik kısmı serbest üretim şirketleri tarafından, %23’lük kısmı ise EÜAŞ tarafından karşılanıyor. Yine aynı tarihli veriye göre ülke içindeki santral sayısı 2017 yılsonundaki 5.021’den 6.886’ya çıktı. Elektrik üretimi rakamları ise 2018 yılının ilk beş ayı sonunda toplamda 121.599 GWh’ye ulaştı, 2017’nin ilk beş ayına göre %2,7’lik artış gösterdi. 2018 Mayıs sonu itibariyle TEİAŞ’ın açıkladığı veriye göre yıllık elektrik enerjisi tüketimi 120,9 TWh’a ulaştı. Yaz aylarında sıcak havaların da etkisiyle toplam elektrik tüketiminde artışlar meydana geldi. Elektrik fiyatlarında ise EPDK, en son Nisan 2018’de elektrik fiyatlarına %5,95’lik zam uygulamıştı.

Üretim tarafında; hükümetin özelleştirme süreciyle birlikte özel sektörün üretimdeki payının artacak olması durumunun, sektörde artan rekabete ve üretim kapasitelerine olumlu yansıyacağını düşünüyoruz. Dağıtım ve satış kanalında da özelleşme sürecinin devam ediyor olması özellikle elektrik sektöründe kaçak-kayıp oranlarının azaltılmasında ve kamu giderlerinin düşüşünde önemli paya sahip olacaktır. Özelleştirme çalışmalarının devam etmesi ve hükümetin özel sektöre sağladığı destek ve teşviklerle yatırımların ilerleyen dönemlerde artacağını düşünüyoruz. Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında elektrik dağıtım bölgelerindeki şebeke ağlarında geride kaldığı görülmekte olup bu alanda yatırım gereksinimlerinin giderek arttığı gözlemleniyor. Giderek artan elektrik talebi ve elektrik harcamalarındaki artışlarından yola çıkarak ilerleyen dönemlerde yatırımlarla birlikte özel sektörün payının daha da yukarılara çıkacağını öngörüyoruz. EPDK tarafından belirlenen serbest tüketici limitinde ise 2006 yılından bu yana hızlı bir düşüş yaşanıyor. En son EPDK tarafından belirlenen serbest tüketici limiti 2018 yılında 2.000 kWh/yıl olarak gerçekleşti. Önümüzdeki yıllarda bu limitin kaldırılacağını düşünerek tam rekabetçi piyasa yapısına kavuşulacağını öngörüyor ve bu durumun tüketiciler üzerinde olumlu etki oluşturacağını düşünüyoruz.

Sektör üzerinde risk algısı oluşturacak en önemli faktörler olarak da; ekonomik dalgalanmaların ve jeopolitik risklerin yüksek oluşunun (elektrik dağıtımını olumsuz etkileyebilir), döviz kurlarında oynaklığın ve enerji konusunda dışa bağımlılık durumunun olmasını düşünüyoruz. Ayrıca özel sektör için bu sektörde faaliyet gösteren Şirketlerin finansal yapılarının kur riskine bağlı olarak bozulabileceğini ve karlılıklarının olumsuz etkilenebileceğini öngörüyoruz.

                                          HAVAYOLU ŞİRKETLERİNİN KARLILIKLARI ARTIYOR

Havacılık sektörü, 1Ç2018’de oldukça kuvvetli bir büyüme gerçekleştirdi. 2Ç2018’de de büyüme, hızı azalarak da olsa oldukça sağlıklı bir biçimde devam etti. DHMİ verilerine göre Türkiye toplam havayolu yolcu sayısı 1Y 2018’de %17.7 artış gösterdi. Bu büyüme, büyük ölçüde direkt dış hat yolcu trafiğinden kaynaklanan dış hat yolcu sayısındaki yıllık %21.3, ve iç hat yolcu sayısındaki yıllık %12.8 artışlar neticesinde gerçekleşti. 2018 yılına ham petrol fiyatlarındaki artışın da etkisiyle temkinlilikle başlayan havacılık şirketleri, 1Y2018’de görece olarak daha ılımlı kapasite artırımları gerçekleştirdi. Örneğin, Türkiye toplam yolcu sayısının içerisinde 1Y 2018 itibariyle sırasıyla %51 ve %21 oranında paya sahip belli başlı hava yolu taşımacıları olan THY ve Pegasus, arz edilen koltuk km’lerinde 1Y2018’de %9 oranında artış sağladı. Böylelikle, artan talebin de etkisiyle, bu havayolları şirketlerinin karlılıklarını olumlu yönde etkileyen yolcu doluluk oranlarında 1Y2018’de sırasıyla yıllık 4.3 y.p. ve 2.9 y.p. artışlar gerçekleşti.  Sektörde 1Y2018’de yolcu birim gelirlerinde de jet yakıtı fiyatındaki artışlar ve kur hareketleri nedeniyle kayda değer artışlar gerçekleşebilmiş olduğunu tahmin ediyoruz. Böylece hava yolu şirketlerinin, yılın ilk yarısında, kuvvetli ciro artışlarının yanında, operasyonel karlılık marjlarında da belirgin iyileşmeler kaydedebilmiş olduklarını tahmin ediyoruz. Dünya havacılık sektöründe 1Y2018’de artış gösteren jet yakıtı fiyatlarının talep üzerindeki destekleyici etkisinin azalması bekleniyor. Buna paralel olarak Türkiye havayolu yolcu sayısı büyüme hızının 2Y2018’de 1Y2018’e kıyasla, kuvvetlenen bir baz dönemin de etkisiyle görece olarak yavaşlaması ve yıl sonunda %14’e yaklaşması bekleniyor. Şirketler, yüksek sezonu da içeren 2Y2018’de kapasite artırımlarını ılımlı olarak hızlandırabileceklerdir. Bu durumda, talep artışındaki görece yavaşlama beklentisine paralel olarak, 2Y2018 yolcu doluluk oranlarındaki artış hızının yavaşlayabileceğini tahmin ediyoruz. Yine de, bu şirketlerin yılın ikinci yarısında, oldukça kuvvetli gerçekleşmiş olan 2Y2017 operasyonel karlılık marjlarına yaklaşmaya çalışan faaliyet karlılıkları elde edebileceklerini tahmin ediyoruz. Türkiye belli başlı havayolu şirketlerinin net karlılıkları ise, şirketlerin bilanço açık pozisyonlarına bağlı olarak kur hareketlerine göre değişkenlik gösterebilecektir; kuvvetli operasyonel karlılıkların etkisiyle ve yılsonu kur tahminlerimize dayanarak havayolu şirketlerinin net karlılıklarında 2017 yılına kıyasla iyileşme kaydedebileceklerini tahmin ediyoruz.

                                              TELEKOM SEKTÖRÜNDE HAREKETLİLİK BEKLİYORUZ

Türkiye telekom sektörü cirosunun büyük çoğunluğunu oluşturan mobil iletişim sektöründe faaliyet gösteren 3 büyük telekom operatörünün açıklanan 2Ç 2018 sonuçlarına göre, ülkede mobil telekom abone sayısında 1Y2018’de yıllık %5 civarında artış gerçekleşti. Mobil penetrasyon oranı hesaplamalarımıza göre %98’e yaklaştı. Mobil iletişim sektöründe, 4.5G hizmetinin sunulmaya başlanmasıyla artan akıllı telefon kullanımı ile yaygınlaşan data kullanımı, 1Y2018’de hızı görece olarak yavaşlayarak da olsa çift haneli rakamlar ile artmaya devam etti. Bunun paralelinde data, ses ve diğer dijital hizmetleri içeren çoklu tarife paketlerine süren ilgi ile faturasız hatlardan faturalı hat aboneliklerine dönüşüm devam etti. Böylelikle sektörde, abone başına elde edilen aylık gelirlerde, 1Y 2018’de yıllık yaklaşık %7-%11 aralığında artışlar elde edilebildi. Sabit genişbant tarafında ise, ülkenin en büyük sabit hat operatörü Türk Telekom’un penetrasyonu artırma amaçlı Internet Bizden kampanyası ve artan hız talebine paralel olarak artış gösteren fiber Internet bağlantısı talepleri ile 1Y2018’de abone sayısındaki artış tahminimize göre yıllık %13’e ulaşmış, popülasyon penetrasyon oranı tahmini olarak %16’ya yaklaştı. Sabit geniş bant abone başına elde edilen gelirlerin seyri bu dönemde operatörlere göre değişkenlik gösterdi. Sabit ses pazarından elde edilen abone başı gelirlerde ise, dünyadaki trendlere paralel olarak Türkiye’de de gerileme trendi sürüyor. 2018 yılının 2. yarısında Türkiye telekom operatörlerinin abone alımlarında dramatik bir şekilde agresif olmalarını beklememekle birlikte, yılın 3. ve 4. çeyreklerinde pazarda görece olarak artan bir hareketlilik gözlemlenebileceğini öngörüyoruz. Şirketlerin mobil abone başı elde ettikleri gelirlerdeki artışın, artan data kullanımı ve faturalı hatlara dönüşümün desteği ile devam edebileceğini tahmin ediyoruz. Sabit geniş bant aboneliklerindeki artışın ve halihazırdaki abone başı aylık gelirlerdeki trendlerin devamını ve sabit ses hizmetlerinden elde edilen gelirlerdeki azalışın görece olarak yavaşlayabileceğini öngörüyoruz.

ABD Yönetimi’nin İran’dan ham petrol alımı yapan ülkelerden Kasım 2018’e kadar bu alımlarını belirgin ölçüde azaltmaları talebi ve ABD ile İran arasında artan jeopolitik gerginlik, İran’dan yapılan ihracatları etkileyebilir. Petrol arzının azalması anlamına gelecek bu gelişme, petrol fiyatlarını hızlı bir şekilde artırabilir.

                                     PETROL FİYATLARINDA HIZLI ARTIŞLAR OLABİLİR

1Y2018’de Brent ham petrol fiyatları, OPEC ve OPEC dışı petrol üreticilerinin üretim kısıtlamaları ve jeopolitik nedenlerle diğer belli başlı petrol üreticisi ülkelerde üretim kısıntıları nedenleri ile varil başına ortalama 70.7 ABD doları seviyesine ulaşarak, önceki yılın aynı dönemi ortalamasına kıyasla %37 artış gösterdi. ABD’nin Mayıs ayında İran nükleer anlaşmasından çekileceğini açıklamasıyla varil başına 80.4 ABD doları seviyesini test etmiş olan Brent tipi ham petrol fiyatları, OPEC ve OPEC dışı ülkelerin Haziran ayında gerçekleştirdikleri toplantıda yılın ikinci yarısında ham petrol arzını günlük yaklaşık olarak 1 milyon varil arttırma konusunda anlaşmaları ile görece olarak gerilerken, ABD Yönetimi’nin İran’dan ham petrol alımı yapan ülkelerden Kasım 2018’e kadar bu alımlarını belirgin ölçüde azaltmaları talebi ve ABD ile İran arasında artan jeopolitik gerginliğin İran’dan yapılan ihracatları etkileyebilmesi ve arz kesintileri endişeleriyle yükselişler gösterdi. Bunun yanında Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Akdeniz havzasında rafineri marjları, yılın ilk yarısında, geçtiğimiz yılın aynı döneminin %22 altında, varil başına ortalama 4.2 ABD doları seviyesinde gerçekleşti. Türkiye petrokimya endüstrisinin ana hammaddelerinden biri olan nafta fiyatları da 2018 yılının ilk yarısında ABD doları bazında %32 oranında artış gösterdi. Bunu takiben petrokimya ürünü olan etilen fiyatlarında yıllık %12 artış gerçekleşti. Etilen nafta fiyat farkı ortalamasında 1Y 2018’de, önceki yılın aynı dönemine kıyasla hafif daralma gerçekleşti. 1Y 2018’de diğer yan petrokimya ürünleri ortalama fiyatlarındaki artışlar da, dönemsel ortalama nafta fiyatları artışının altında, yıllık %12 oranında gerçekleşti; böylelikle 1Y2018’de nafta bazlı petrokimya üreticilerinin karlılıklarında daralma gerçekleşmiş olmasını bekliyoruz.  2Y2018’de, ham petrol fiyatlarının önceden beklenenden daha hızlı artış gösterebileceği bekleniyor. EIA, yakın zamanda paylaşmış olduğu tahminlerinde Brent tipi ham petrol fiyatlarının 2018 yılında varil başına 71.8 ABD doları seviyesinde gerçekleşebileceği öngörüsünü paylaştı.  Buna göre, yılın ikinci yarısında da ham petrol fiyatları, geçtiğimiz yıl ortalamalarının yaklaşık olarak %29 üzerinde seyredebileceklerdir. Nafta fiyatlarında da benzer artış devamı beklentisi ile, petrokimya sektöründe etilan nafta fiyat farkının yılın ikinci yarısında da oldukça kuvvetli bir baz dönem oluşturan 2Y2017’nin altında gerçekleşmesini bekliyoruz.

                         DEMİR-ÇELİK FİRMALARININ KARLILIKLARI, DEVAM EDECEK

017 yılında yükseliş gösteren demir-çelik fiyatları, sağlıklı bir talep ortamında 1Y2018’de de Çin’in kapasite kısıntılarının süregelen etkileri ile artmaya devem etti. Yılın ilk yarısında, sıcak haddelenmiş yassı ürün fiyatlarının ABD doları bazında yıllık %17 artışla yaklaşık olarak ortalama 576 ABD doları/ton, soğuk haddelenmiş yassı ürün fiyatlarının yıllık %14 artışla ortalama 724 ABD doları/ton, ve uzun ürün fiyatlarının ise yıllık %31 artışla yaklaşık olarak ortalama 531 ABD doları/ton civarında gerçekleşmiş olmasını tahmin ediyoruz.  Türkiye’de faaliyet gösteren demir-çelik üreticilerinin satış gelirleri, bu fiyat artışlarından ve bu dönemde TL’nin ABD doları karşısında yıllık yaklaşık %12 oranında değer kaybı gerçekleştirmiş olmasından olumlu etkilendi. Bunun yanında demir cevheri fiyatları, Şubat ayında 78 ABD doları/ton seviyesine ulaştıktan sonra, Haziran sonunda 65 ABD doları/ton’un altına geriledi; 1Y18’de demir cevheri fiyatları, genel olarak geçtiğimiz yılın aynı döneminin altında gerçekleşti. Belli başlı bir diğer hammadde olan koklaşabilir kömür fiyatları da 1Y2018’de YBB gerileme eğilimi göstermişlerdir. Böylelikle 1Y2018’de dünya demir çelik üreticileri karlılıkları oldukça yüksek seyretti. 1Y 2018’de ayrıca ABD’nin yerli çelik üreticilerini koruma amacıyla, içinde Türkiye’nin de bulunduğu ABD’nin çelik ithalatı gerçekleştirdiği ülkelere ek %25 oranında gümrük vergisi getirme kararı, dünyada izlenen önemli bir gelişme oldu. Bu durum, yılın ilk aylarında demir çelik üreticilerinin ABD’ye yönelik ihracatlarını azaltmaya yöneltmiş olsa da, diğer ülkelere uygulanan kotalar, Türk üreticilerinin fiyatlarının rekabetçiliği ile birleştiğinde, bu ülkeye yönelik ihracatların toparlanmaya başlamasına neden olabildi. ABD’nin ek gümrük vergilerinin Türkiye demir çelik üreticilerinin ihracatlarını belirgin ölçüde etkilemesi beklenmemekle birlikte, kotaları nedeniyle ABD’ye gönderilemeyen demir çelik ürünlerinin, hâlihazırda kuvvetli korunma önlemleri olmayan bir pazar olan Türkiye’ye yönlendirilmesi ve iç pazar dengelerini değiştirmesi endişesi bulunuyor. 2Y2018’de, demir çelik ürün fiyatlarının global ticari savaşlar endişeleri, bunların global büyümeye olası etkileri ile bir düzeltme görünümü sergileyebileceği düşünülüyor.  Demir cevheri fiyatlarının da Çin’de muhtemel talep azalmasıyla gerileyebileceği öngörülüyor. Artan arz ile uzun dönemde koklaşabilir kömür fiyatlarının da gerilemesi öngörülüyor. 1Y2018’de oldukça yüksek seyreden demir çelik üreticileri karlılıklarının 2Y2018’de hafif gerileyerek de olsa yüksek seyredebileceğini tahmin ediyoruz.

           HAMMADDE FİYATLARINDAKİ ARTIŞ, BEYAZ EŞYA SEKTÖRÜNÜ OLUMSUZ ETKİLİYOR

Şubat 2017’de, iç tüketimi canlandırmak amacıyla beyaz eşya ürünlerinden %6.7 oranında alından ÖTV, Eylül 2017 sonuna kadar geçici olarak kaldırıldı. Böylelikle, oldukça kuvvetli gerçekleşmiş bir baz döneminin üzerine 1Y2018’de yurt içi beyaz eşya pazarı (4 ana beyaz eşya ürününde) TURKBESD verilerine göre yıllık %15 oranında daralma gösterdi. Bunun yanında, sektörün büyümesi artan ihracatlarla karşılanmaya çalışılmış; 1Y2018’de 4 ana üründe toplam ihracatlar yılık %5.4 oranında büyüme gösterebildi. Belirgin ölçekte ihracat gerçekleştiren Türkiye beyaz eşya üreticilerinin karlılıkları, 1Y2018’de artan hammadde fiyatlarından olumsuz etkilenirken, TL’nin değer kaybı ile ciro artışlarına katkı sağlayabildi ve TL cinsi maliyetlerinde avantaj sağlayabildi. 2018 yılının tamamında Türkiye beyaz eşya sektörü iç  pazarının %0-5 aralığında daralma gözlemlenmesi bekleniyor. Öte yandan ihracatlarda artışlar ile sektörün toplam satışlarında tek haneli büyüme gerçekleştirebileceği bekleniyor. Böylelikle yılın 2. yarısında beyaz eşya iç pazarındaki daralmanın 1Y18’e kıyasla, özellikle yılın son çeyreğinde azalmasını ve ihracatlardaki artışın benzer seviyelerde devamını öngörüyoruz. Bunun yanında yüksek seyreden hammadde fiyatlarının üreticilerin faaliyet karlılıklarını yılın ikinci yarısında da görece olarak sınırlamaya devam edebileceğini öngörüyoruz.

UYARI NOTU:

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihleri dikkate alınarak kişiye özel sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler ise genel niteliktedir. Bu tavsiyeler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

Bu rapordaki veri, grafik ve tablolar güvenirliliğine inandığımız sağlam kaynaklardan derlenmiş olup, burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır.

Bu bilgiler ışığında yapılan ve yapılacak olan ileriye dönük yatırımların sonuçlarından ŞEKER YATIRIM MENKUL DEĞERLER A.Ş. hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Ayrıca, Şeker Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin yazılı izni olmadıkça bu raporların içeriği kısmen ya da tamamen üçüncü kişilerce hiç bir şekil ve ortamda yayınlanamaz, iktisap edilemez, alıntı yapılamaz, kullanılamaz.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası