Sürdürülebilirlik, iş dünyasının öncelikleri arasında olmalı!

İş dünyası için de son dönemde önem kazanan sürdürülebilirlik konusu, yalnızca şirketlerin büyümeleri, rekabet yetenekleri ve geleceklerini tehdit etmiyor, aynı zamanda yeni fırsatlar da yaratıyor. 

Sürdürülebilirlik ekoloji bilimi ve iş dünyası tarafından farklı açıklansa da üstünde anlaşmaya varılan kavrama göre, gelecek nesillerin kaynaklarının ve sağlıklarının tehlikeye atılmadan bugünkü ihtiyaçlarımızın karşılanması anlamına geliyor.

Sürdürülebilirlik kavramı Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılı sonuç bildirgesinde ise şöyle yer alıyor: “İnsanlık, gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.” Ancak ne yazık ki 1987 yılından günümüze atılan adımlar gelecek kuşakları ve gereksinimlerini güvence altına almak bir yana küresel iklim değişikliğini negatif yönde etkiledi.

Küresel ısınma/iklim değişikliği, bitki ve canlı türlerinin yok olması, nüfus artış hızının düşmesi ve nüfusun giderek yaşlanması, hızlı kentleşme, küresel ekonomik sistemin bir yandan refah ve zenginliği, diğer yandan da fakirlik ve yokluğa yol açması, kaynak (üretimde kullanılan başta enerji ve tarımsal ürünler olmak üzere) kullanımının daha önce görülmedik şekilde hızla sorun olmaya başlaması gibi sorunlara yol açtı. BM raporlarına göre  küresel ısınmanın 2100 yılına kadar 1,8 ila 4 derece arasında artış göstereceği ve deniz seviyesinin ortalama 140 santimetre yükseleceği belirtiliyor.

 

8.5 MİLYAR İNSANI AÇLIK TEHLİKESİ BEKLİYOR

Doğada meydana gelecek bu yüksek tahribat gıda sistemlerinin geleceğini de tehdit ediyor.   Deloitte’un “Global Gıda Sistemleri Raporu’nda” küresel ısınmanın etkisiyle, 2030 yılında 8,5 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunun açlık, gıda üretiminde çalışan özellikle küçük ölçekli çiftçilerin de işsizlik tehdidi altında olduğu vurgulanıyor. İklim değişikliği ve beraberinde yaşanan ve yaşanacak olan doğal afetlerle önümüzdeki 13 yıl içerisinde yaklaşık 122 milyon kişinin işsiz kalması ihtimali de ayrıca belirtilmekte. BM’nin 2015 yılı raporunda yer alan 2030 yılı projeksiyonlarına göre ise iklim değişikliği sebebiyle yaklaşık 1 milyar kişi yetersiz beslenme tehlikesiyle karşı karşıya.

 

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ FELAKETLERE YOLAÇIYOR

Tüm bunlara ek olarak iklim değişikliğinin de sebep olduğu tufan, sel, kuraklık, aşırı sıcak ve soğuk gibi doğal afetlerin sayısı 1970 yılıyla karşılaştırıldığında tam 5 katına ulaştı ve 2030 yılı ve sonrasında 250 bin ek ölüme sebep olacağı “Dünya Meteoroloji Örgütü” tarafından vurgulandı. İklim değişikliğinin her sene toplum sağlığı ve çevreye olan negatif etkisinin faturası ise 2-4 milyar dolar arasında değişiyor.

                  

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BAĞLAMINDA NELER YAPILIYOR?

Bugün itibariyle küresel anlamda, iklim değişikliği sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde tartışılıyor. Konuyla alakalı uluslararası toplantılar, çalıştayların yanı sıra;  küresel zirveler toplanıyor ve mücadele için enstitüler, sivil insiyatifler, kamu girişimleri kuruluyor. Bu çerçevede bilinirliği en yüksek olan ve neredeyse bir çatı kuruluş gibi hareket ederek raporlarıyla ve düzenlediği toplantılarla uluslararası toplumu harekete geçiren kuruluş BM’dir.  Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde BM 2015 yılında 17 Hedef tanımlamıştır. Bu hedeflerin 13. sü olan “İklim Eylemi” başlığı altında yine 2015 yılında iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla Paris Anlaşması imzalanmış ve hemen ertesi sene devreye alındı.  Bu anlaşma, amacı sera gazı salınımı kısıtlamak olan 1992 tarihli Kyoto Protokolünün devamı niteliğinde olup bütün ülkeler tarafından imzalandı.

 

Tutumlarımız ve küresel nüfus artış hızımız dikkate alındığında 2030 yılında ihtiyaçlarımızı karşılamak için ikinci bir gezegene ihtiyaç duyacağız.

 SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK YENİ FIRSATLAR YARATIYOR

İş dünyası için de son dönemde önem kazanan sürdürülebilirlik konusu, yalnızca şirketlerin büyümeleri, rekabet yetenekleri ve geleceklerini tehdit etmiyor, aynı zamanda yeni fırsatlar da yaratıyor.  New York’ta 2014 yılında düzenlenen ve hükümet, iş dünyası ve sivil toplumu bir araya getiren iklim zirvesinde, çok uluslu birçok firma konuyla ilgili çözüm sağlanabilmesi amacıyla başlatılan “İklim Eylemi Ajandasının” bir parçası olmayı kabul etti.

 

YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARI ARTIYOR

Şirketler enerji verimliliği ve düşük karbon ayak izi konularında yaptıkları uzun vadeli yatırımlar aracılığıyla iklim sorunu için yaratıcı çözümler sağlayabiliyorlar. Fosil yakıt kullanımıyla doğrudan ilişkilendirilen iklim değişikliğini önlemek amacıyla dünya genelinde 2016 yılında yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımın miktarı 241.6 milyar dolara ulaştı. Önümüzdeki yıllarda bu sayının çok daha yukarı tırmanması bekleniyor. Bunun yanı sıra bugün yapılacak 6 milyar dolarlık yatırımla, önümüzdeki 15 sene içerisinde meydana gelebilecek doğal afet kaynaklı 360 milyar dolarlık kayıp önlenebiliyor ve iklim konularında atılabilecek tüm bu adımlar şirketlerin büyümesi için büyük bir potansiyel oluşturuyor.

 

ŞİRKETLER, Y KUŞAĞINA EMANET

Sürdürülebilirlik konusunun işletmeler üzerindeki direkt finansal etkilerinin yanı sıra, dolaylı olarak finansal tablolarını etkileyebilecek sosyal etkileri de mevcut. Forbes Dergisi’ne göre 2030 yılına kadar Y kuşağı şirketlerin %75’ini oluşturacak. Deloitte’un Y Kuşağı araştırmasının sonuçlarına göre Y kuşağının önemli özelliklerinden biri yaptıkları işin anlamlı olmasını ve bunun da ötesinde sosyal bir etkiye sahip olmasını istemesidir. Bu doğrultuda kurumsal sosyal sorumluluğun (KSS); yani tutarlı şekilde ve önceden belirlendi ve pozitif sosyal etkilere sahip bir şirket politikasının gereği olarak iklim değişikliği gibi önemli ve ivedilikle ele alınması gereken bir konuda pro-aktif tutum izleyen şirketler, kendileri için hayati öneme sahip yetkin insan kaynağını çekiyor. Bu başarı yukarıda da belirttiğimiz gibi rakiplerinin önüne geçmelerine ve nihayetinde daha başarılı finansal sonuçlar elde etmelerini sağlayacaktır. KSS hakkında müşteriler üzerine yapılan bir diğer araştırmaya göre ise müşteriler toplumsal ve çevresel etkileri pozitif olan şirketlerin ürünlerine daha fazla para ödemeyi kabul diyor, marka etkileşimlerini derinleştiriyor ve sonuç olarak şirketlerin gelirlerini arttırıyor.

Belirttiğimiz tüm bu önemli etkileri nedeniyle global şirketler KSS anlamında görünürlüklerinin arttırmak için Avrupa Komisyonu’nun, Global Reporting Initiative raporu gibi uluslararası örgütler tarafından düzenlenen KSS İndekslerine girmeye çalışıyor. Benzer şekilde ve kamuoyundan gelen baskılar üzerine ülkemizde “İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Sürdürülebilirlik Endeksi”, “Kurumsal Yönetim İlkeleri Uyum Raporu”, “ GRI Sürdürülebilirlik raporlaması”  gibi araştırmalarda yer alabilmek için küresel rakipleri gibi enerji verimliliği yatırımları yapıyor, çalışanlarına çevre konusunda eğitim veriyor, yeşil ofisler kuruyor ve tüm bunların devamlılığa sahip olabilmesi için sürdürülebilirlik direktörleri atıyor.

Son dönemde gerçekleşen tüm bu olumlu adımlara ve kamuoyunun konuya olan ilgisine rağmen mevcut tüketim alışkanlıklarımız nedeniyle geçtiğimiz günlerde Doğal Hayatı Koruma Vakfı, 2 Ağustos’un Dünya Limit Aşım günü olduğunu yani bir yıllık kaynaklarımızı tamamen tükettiğimizi ve yılın geri kalanını 2018 yılından ödünç alarak geçireceğimizi açıkladı. Sonuç olarak tutumlarımız ve küresel nüfus artış hızımız dikkate alındığında 2030 yılında ihtiyaçlarımızı karşılamak için ikinci bir gezegene ihtiyaç duyacağız. Kısa vadede bu çözüm mümkün olmadığı için tekrar anlaşılmakta ki insanoğlu kendi geleceğinin hem en büyük tehdidi hem de en büyük mimarı konumunda!

 

 

Ali Kamil Uzun

Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu Başkanı

Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı

uzun@turcomoney.com

 

Aylin Siyahhan

Deloitte Türkiye

Pazarlama ve Araştırmalar

Müdür Yardımcısı

siyahhan@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın