Ticaret savaşlarından kim kazançlı çıkar?

Küresel ekonomi gelişmeye, büyümeye ve ileriye doğru koşmaya çalıştıkça sanki her defasında arkasından birisi çekiyor ve yavaşlamasına sebep oluyor. Büyümek için birçok engelle mücadele eden küresel ekonomi, verilerden da görüleceği üzere yorgun düştü. Aldığı darbelerle pes etmeye hazır bir boksör gibi round’un bir an önce bitmesi için saniyeleri sayıyor.

 

Mehmet Cihat Altay yazdı…

Dünya, ekonomik ve ticari savaşların yaşandığı nadir dönemlerden birini yaşıyor. Bu dönem gelişen ekonomileri birer birer yavaşlamaya yönlendiriyor, çoğu gelişmekte olan ekonomiyi ise ya yavaşlatıyor ya da resesyona sürüklüyor. Tabiki gelişen ve gelişmekte olan ekonomilerin kendi içerisinde verdiği parasal ve politik kararların resesyona girmelerinde etkisi büyük olsa da küresel ekonominin de eşzamanlı yavaşlaması adeta yaraya tuz basıyor.

Bugün ticaret savaşlarının başrolünde çoğu zaman Amerika’nın olduğunu biliyoruz. ABD-Meksika gerginliği, Meksika’nın, kaçak göçmen problemine çözüm bulacağını vaad etmesiyle şimdilik sona ermiş gözüküyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Çin’in yanısıra Japonya, İran, Almanya, Avrupa Birliği, Kuzey Kore, Meksika, Rusya ve Suriye gibi birçok ülke ile hem politik hem de ekonomik olarak gerginlik yaşadığını görüyoruz. Birçok yönde cephe açan ABD, sadece karşı cephedeki ülkelerin ekonomik kalkınmalarını yavaşlatmakla kalmıyor, kendi ekonomisini dahi, karşı ülkeler kadar olmasa da yavaşlatıyor. Bu gelişmeler ise doğal olarak küresel ekonomiyi de sarsıyor.

TİCARET SAVAŞLARINDAN KİM DAHA ÇOK ZARAR GÖRÜYOR? ABD Mİ, ÇİN Mİ?
Trump daha ABD Başkan adayı olduğu dönem de, yani 2016 yılının Haziran ayında Çin ile ticaret savaşına girişeceğinin sinyallerini vermişti. Başkan olduktan kısa bir süre sonra çalışmalara başladı. 2018 yılından itibaren Çin’den ithal edilen belirli ürünlere gümrük vergisi uygulamaya başlayarak ABD-Çin ticaret savaşını başlattı. Her ne kadar ekonomik göstergeler bakımından ABD, Çin’den daha ileride olsa da her iki ülke de bu ticaret savaşından yara alıyor. İki ülkenin Manufacturing PMI (üretim-satın alma yöneticileri endeksi) verilerine ABD-Çin ticaret savaşının resmen başladığı yıl olan 2018’den itibaren iki ülke PMI’ında da sert düşüş olduğu görülüyor. PMI’lardaki bu sert düşüşü yalnızca ticaret savaşına bağlamıyoruz, fakat verilerdeki etkisinin hayli yüksek olduğu ise bir gerçek!

Not: PMI endeksi, ülkelerin büyüme tahminlerini en iyi şekilde açıklayabilen endekslerden birisidir. 50’nin altındaki endeks puanı,  ekonomide kötü gidişat beklentilerini gösteriyor, 50’nin üstü ise ekonomide büyüme beklentisinin olduğuna işaret ediyor.

Yukarıdaki grafiklerde görüldüğü üzere iki ülkenin PMI’ları incelendiğinde ABD’nin 2018’den bu yana 56 üzeri seviyelerden sert düşüşünü sürdürdüğü ve nötr seviye olarak adlandırılan 50 noktasına çok yaklaştığı görülüyor. Çin PMI’ın da ise durumun daha sıkıntılı olduğunu söyleyebiliriz. 2018 yılında bile nötr seviyesine yakın olan Çin’in aslında ticaret savaşına kötü zamanda yakalandı. Son dönemde Çin tüm devlet teşviklerine rağmen 2018 yılının Ekim ayından bu yana 50 seviyesinin altından tam anlamıyla kurtulabilmiş değil.

Bu iki süper gücün ticari savaşları ise küresel ekonomiyi derinden sarsmaya devam ediyor. Hali hazırda dünyanın her bir yanında yaşanan olumsuz diplomatik, ekonomik ve askeri gerilimler piyasaları endişelendiriyor, yatırım ve ticaret yapmaktan geri çekilmelerine sebep oluyor.  Ekonomilerin potansiyel verimliliğini ve sıcaklığını yansıtamamasına sebep oluyor. Türkiye gibi gelişmekte olan bazı ülkeler dışında ABD, Avrupa Birliği, Japonya vs. gibi birçok ülke ve bölgede faiz oranları sıfıra yakın veya eksideyken bile piyasaların yatırımdan uzak durmasının bir sebebi olmalı ki o sebeplerin en büyüğü şu an için ABD-Çin ticaret arbedesi olarak gözüküyor. ABD ve Çin PMI endekslerinin yanı sıra, Avrupa Bölgesi’nin 2019 Ocak ayından bu yana düşüş trendinde ve an itibariyle 47.4 ile nötr noktasının altında olduğunu da belirtmekte fayda var.

Bu olumsuz verilerin küresel ekonomiye olan etkisini incelememiz gerekirse, özellikle Amerika’nın PMI endeks trendinin küresel ekonomi için ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde görebiliriz.

Yukarıdaki grafik, ABD ve ABD hariç tüm dünya PMI endekslerinin birbirine çok benzer trendlerde hareket ettiğini gösteriyor. ABD hariç tüm dünya PMI endeksinin nötr seviyesi olan 50’nin altında seyrettiği ve ABD’nin de Haziran sonundaki G20 zirvesinde olumlu bir gelişme yaşanmaması ya da FED’in parasal genişlemeye yanaşmaması halinde Amerika’nın da nötr seviyenin aşağısına doğru yol almaması çok zor bir ihtimal olarak karşımıza çıkıyor.

G20 ZİRVESİ NİÇİN ÖNEMLİ?
Haziran ayının son haftasında Japonya’nın Osaka kentinde gerçekleşecek olan G20 zirvesi birçok yönden önemini koruyor. ABD Başkanı Donald J. Trump ve Çin Başkanı Xi Jinping’in G20 zirvesinde yapacağı muhtemel görüşme merakla bekleniyor. Trump, geçtiğimiz günlerde Beyaz Saray’ın Red Rose Bahçesinde yaptığı açıklamada Çin lideri Xi’nin G20 zirvesinde Trump’la görüşmemesi halinde Çin ürünlerine karşı uyguladığı gümrük vergilerini 300 milyar dolarlık yeni ürüne de uygulayacağını belirtti. Piyasalar ise görüşmelerin mutlaka gerçekleşmesini ve mümkünse ilk fırsatta ticaret antlaşmasının imzalanmasını dört gözle bekliyor. Şu anki durumda bile yavaşlayan ve durağanlaşan küresel ekonomi, olumsuz bir G20 buluşması sonrası muhtemelen resesyona doğru yol alacaktır.

Ekonomik yavaşlamayı durdurabilecek önemli önlemlerden veya kozlardan birisi olan faiz indirimi ABD dışında Avrupa ve Asya’da faizlerin hali hazırda sıfıra (0)’a yakın olması sebebiyle kullanılamayacak.

FED, FAİZ İNDİRİMİ SİNYALİ VERİYOR…

Amerika Merkez Bankası (FED) son dönemde ise, hem iç hem küresel piyasaların verilerini de dikkate alarak, sert bir dönüş yaparak faiz indirimi sinyalleri veriyor. Yavaşlayan küresel ekonomi, gitgide kızışan ABD-Çin ticaret savaşları ve geçtiğimiz günlerde açıklanan ABD enflasyon verisi, FED’i faiz indirimine yönlendiriyor. Son dönemde asıl hedef olan %2’nin de üzerinde bir enflasyon oranı isteyen ABD’de son açıklanan yıllık enflasyon oranı olan %1.8 ile faiz indirimi ihtimali daha da güçlendi. Bu yıl içerisinde iki defa 25er baz puanlık (%0.25) yani toplamda 50 baz puanlık (%0.5) faiz indirimi beklenmeye başlanmış durumda ki bu ABD merkez bankasının da yerel ve küresel muhtemel ekonomik yavaşlamaya önlem almaya başlayacağı olarak algılanıyor. Son toplantıda faiz oranını sabit tutan FED, G20 zirvesindeki muhtemel Trump-Xi görüşmesini bekleyecek.

Çin ile ticaret antlaşmasının gerçekleşmesi halinde, ABD Merkez Bankası, faiz indiriminde acele etmeyip piyasaların canlanmasını bekleyebilir. Fakat G20 zirvesinde iki lider arasında ticari yönden kılıçlar çekilir ve karşılıklı gümrük vergileri artar ise, tüketici harcamalarında belirgin bir düşüş yaşanacağından FED faizleri bir an önce aşağıya çekecektir.

Şimdilik, FED’in faizleri indirme ihtimalinin artışı ABD dolar endeksinin düşmesini sağladı ki bu doların çekiciliğini azaltarak güç kaybetmesini ve özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin belli bir süre için de olsa nefes almasını sağlayacaktır.

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası