Trump, bir “dip dalgası”dır

Trump’ın seçimi bir “istisnai olay” değil. Bir olaylar zincirinin ilk halkası değil, sonuncusu da değil. Sözkonusu olan derin bir “dip dalgası”.

Trump’ın seçilmesi genelde bir şaşkınlık yarattı. Dünya kamuoyu Hillary Clinton’ın Başkan olacağını düşünüyordu. Yanıldılar. Ben bu “Clinton”cı çoğunluk içinde yer almadım. Trump’ın seçilmesinden neredeyse üç ay önce “dikkat Trump geliyor” dedim. Bakınız: Haber1.com 1 Eylül 2017: Prof. Dr. Bener Karakartal- “Dünyanın bir numarasının başına bir çılgın mı geliyor?” Trump’ın seçimi bir “istisnai olay” değil. Bir olaylar zincirinin ilk halkası değil, sonuncusu da değil. Sözkonusu olan derin bir “dip dalgası”.

DÜNYA, DERİN BİR “DİP DALGASI” YLA SARSILIYOR:

2010’lu yıllarda dünya, derin bir “dip dalgası”yla sarsılıyor… Hemen belirtelim ki, bu daha bir başlangıç.

Derin “dip dalgası”. Bir “tepki dalgası”. Bir “isyan dalgası”. Kimin tepkisi, kimin isyanı? Kime karşı?  Başa dönelim. Başlangıç İkinci Dünya Savaşı’nın sonu.

BATI’NIN ALTIN YILLARI

asgari_1_0Amerika krize 1929 yılında girdi. Avrupa’da 1945’te “kilometreyi sıfırladı”: kazananlarda, savaşı kaybedenlerde bir noktada buluştular. “Açlık noktası”. Batı dünyası zekasıyla, çalışma azmiyle, hayal gücüyle ve aynı zamanda ABD’nin bol keseden dolar basmasıyla 1945’ten itibaren altın yıllarına girdi. Amerika krizden savaş ekonomisi sayesinde çıktı. Avrupa’da 1945’ten itibaren Amerikan dolarlarının kıtaya akmasıyla.

Netice: 1980’lere gelindiğinde batı dünyası harcayamayacağı kadar çok bir zenginliğe kavuştu: otoyollar, tüneller, hızlı trenler, lüks giyim kuşam, oteller, tatiller, her aileye birkaç otomobil, uçakla seyahatin yaygınlaşması, uzay çağı, çılgınca tüketim. Batı adeta delirmişti. Netice: gittikçe daha az çalışıp, gittikçe daha çok kazanmak. Bu “felsefe” sendikalarında ideolojisi haline dönüştü.

DOĞU ÜRETTİ, BATI TÜKETTİ

Peki Batı tüketecekti ama kim çalışacaktı? Bunun da çaresi bulundu: Fukaralıktan kıvranan Doğu ülkeleri. İşsizliğin dev boyutlarda olduğu, ücretlerin yerlerde süründüğü Asya. Batı önce tekstil sektörünü Doğu’ya bıraktı. Doğu ucuza üretiyor ve batılı tüketici ucuza alıyordu. Bu dönemde Batı’da kişiler giyimlerini tek tek değil, onar onar almaya başladılar. Gardıroplarda giysilere koyacak yer artık bulunmuyordu. Tekstili “sektör” olarak komple doğuya bırakmak batının hoşuna gitti. Sırasıyla beyaz eşya, kahverengi eşya, otomotiv, elektronik. Aklınıza ne geliyorsa tüm sektörler bayram havası içinde doğuya peşkeş çekildi.

DOĞU, İNTİKAMINI ALDI

Önce Japonya, sonra Çin, sonra Güney Kore, sonra Hindistan, Hong Kong, Singapur… Liste uzayıp gidiyor. Ayağa kalktılar ve sonra devleştiler. Doğu’nun intikamı başlamıştı: Ucuz işgücü, uzun çalışma saatleri, vahşi kapitalizm, vahşi rekabet ve bunlara eklenen doğulu devletlerin vahşi korumacılık politikaları batıyı tuşa getirdi. Batıdaki pahalı iş gücü ve lüks çalışma şartları batının fabrikalarının rekabet edemez duruma gelmesine yol açtılar. Bu fabrikalar iflas ettiler. İşsizlik çığ gibi büyüdü. Batmak istemeyen fabrikalarda binalarına kilidi vurup ucuz iş gücü olan ülkelere makinalarını transfer ettiler. Batı çöküş trendine girdi.

BATI “KÜLLERİNDEN DOĞMASINI” BECERDİ, AMA HANGİ FİYATA?

krediBatı’da ilk çöken ülke Yunanistan oldu. Kendi kendine kurtulmasına imkan yoktu. Neredeyse iç savaşa sürüklenme aşamasına geldi. Ama çok ufak olduğu için batı birkaç “on milyar dolarlık” paketleri onun için heba edebilirdi. Böyle de oldu. Sendikaları sakinleştirmek içinde iktidara teneke yaldızlı bir sol hükümet getirildi. Ama boynundan bir halkayla güçlü Avrupa ülkelerine bağlı “bir sol iktidar”. Zavallı Yunanistan. Ama kriz sonra daha büyük batılı ülkelere sıçradı: sırasıyla Portekiz, İspanya, İtalya, Avusturya, Fransa, İngiltere ve Amerika’ya. “Küreselleşme” bu ülkelere en az otuz yıl neredeyse bedava lüks ve ihtişam, refah getirmişti. Ama aynı küreselleşme doğunun kükremesine yol açmış batının boyuna idam ipi geçirilmesine yol açmıştı.

Batı toplumları isyan ettiler. Kime? İktidarda kim varsa ona. Seçim yapılan her batı ülkesinde iktidarlar tepe taklak yuvarlandı. Yeni iktidarlarda ilk icraat olarak var olan düzene baş kaldırdılar. “Brexit” örneğinde olduğu gibi. Batı’nın yerleşik kurumları ölümcül yaralar almaya başladılar.

YENİ DÖNEM “KÜRESELLEŞMENİN” SONU MU?

Trump iktidarını bu tepkisel “dip dalgayla” açıklamak gerekiyor. Trump haykırıyor, tekrarlıyor: “Önce Amerika, önce Amerika, önce Amerika”. Başkaları da gene bağırıyor: “önce İngiltere”, “önce Avusturya”, “önce Fransa”… 1960’lardan itibaren küreselleşme rüzgarı bir fırtına süratinde esmişti. 2017’lerde “anti küreselleşme” fırtınası bir tayfun düzeyinde. Trump bu yeni dönemde ne bir ilk ne bir son. Savaş yeni başlıyor.

PROF. DR. BENER KARAKARTAL

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın