Türkiye ekonomisinin döviz sorunu

Döviz kurlarındaki yüksek dalgalanmalar, Türk ekonomisi için en önemli sorunların başında geliyor. Peki bu sorun nasıl çözülmeli, hangi önlemler alınmalı? Bu konuda yapılanlar, işin esasının iyi algılanmadığını gösteriyor.

Türk ekonomisinin uzun vadeli yapısal sorunlarının başında gelen döviz sorunu geliyor. Bu konu, gündemde işgal ettiği önemli yerini koruyor. Her ne kadar bu konuda daha ziyade popüler yorumlar ön planda olsa da, iktisatçılara düşen görev sürecin arka planında yatan temel dinamikleri irdelemektir. Bu bağlamda yapılması gereken en önemli yorum, yaşanan önemli olaylara rağmen henüz yapısal bir dönüşümün gerçekleşmediği olacaktır. Nitekim TCMB ödemeler dengesi istatistikleri bağlamında ortaya koyduğu yorumda “Bir önceki yılın Ağustos ayında 923 milyon ABD doları açık veren cari işlemler hesabı, bu yılın aynı ayında 2.592 milyon ABD doları fazla vermiştir. Bunun sonucunda, on iki aylık cari işlemler açığı 51.125 milyon ABD dolarına gerilemiştir.” ifadelerine yer verirken çarpıcı bir değişime dikkat çekti. Ancak, esas önemli olan husus bunun geçici bir değişim mi, yoksa kalıcı bir dönüşüm mü olduğudur. Diğer iktisadi verilerle birlikte okunduğunda kalıcı bir dönüşümden bahsetmek için erken olacağı vurgulanmalıdır.

döviz kurları ile ilgili görsel sonucu

 KURLARIN KONTROL ALTINA ALINMASI, EKONOMİDE KALICI DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAMAZ

Söz konusu değişimin arka planında, döviz kuru gelişmeleri karşımıza çıkıyor. Bu kapsamda vurgulanmalıdır ki reel kurda görülen ciddi düşüş, Ağustos ayı ödemeler dengesi gelişmelerini açıklamakta yardımcı olacaktır. Ağustos ayında TÜFE-gelişmiş ülkeler bazlı reel efektif döviz kuru endeksi 72,91 düzeyindedir. Aralık 2017 itibarıyla söz konusu değerin 95,54 düzeyinde olduğu düşünüldüğünde Türk Lirası’nda ciddi bir değersizleşme sürecinin yaşandığı ve bunun özellikle ithalat üzerinden dış ticaret ile cari işlemler dengelerine yansıdığı görülüyor. Eylül ayında ise endeksin 68,97 düzeyine gerilemesi bağlamında benzer bir cari işlemler dengesi gelişmesi beklenebilecektir. Ancak, söz konusu gelişmelere kalıcı bir yapısal dönüşüm yerine konjonktürel bir değişim olarak ad vermek daha yerinde olacaktır. Bunun temel nedeni ise henüz iktisadi aktörlerin bu sürece uyum sağlamak zorunda olduklarını düşünmemeleridir. Nitekim çeşitli iktisadi aktörler (reel sektör, bankalar, tüketiciler vb.) döviz kurlarında Eylül ve Ekim aylarında görülen düşüşleri, ekonomideki olumlu seyir olarak algılıyorlar. Hatta açıklanan Yeni Ekonomi Programı da Türk Lirası’nda değerlenme yaşanması ve bu bağlamda enflasyon ve diğer ekonomik göstergelerde düşüşler görülmesini bir “dengelenme” süreci olarak irdeliyor. Başka bir ifadeyle, yaşanan döviz kuru artışları veya Türk Lirası’nın değersizleşmesi sonucunu yaratan gelişmeler geçici ve kurtulunması gereken anomaliler olarak düşünülüyor. O halde, tekrar değerlenen ulusal para ve kontrol altına alınan döviz kurları yoluyla makro ekonomik sorunlar çözülecek, olumsuz değişimler giderilecektir. Bu yaklaşıma kalıcı bir dönüşüm denilemeyeceği ortadadır.

Türk Lirası ile ilgili görsel sonucu

“SAĞLAM PARA” OLGUSU, ANLAŞILAMAMIŞ

Kanımca, burada karşımıza çıkan temel sorunsal ülkemizde yaygın olarak benimsenen iktisadi zihniyet kapsamında “sağlam para” olgusunun anlaşılamamış olması yatıyor. Ulusal paranın iç değerini belirleyen fiyat istikrarı sağlanmadan ve yurtdışından sağlanan kaynaklarla kontrol altında tutulan döviz kurlarıyla ulaşılan göreli istikrarlı para sağlam para olmaktan uzak kalıyor. Bu sürecin sonuçları ise aşırı değerli hale gelen ulusal para ve giderek artan dış borçlardır. Kalıcı bir dönüşüm yerine de yukarıda vurgulanan süreçte karşımıza çıkan konjonktürel döngüsellik yaşanıyor. Son dönemde yaşanan değişimi bu döngüsellik sürecinde ortaya çıkan bir kırılma olarak değerlendirmek mümkündür.

Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya

İstanbul Üniversitesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi

kizilkaya@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası