“Türkiye’nin önü açık”

Turcomoney CEO Sohbetleri Toplantısı’nın misafiri

Albayrak Holding CEO’su Doç. Dr. Ömer BOLAT, hedeflerini ve projelerini Turcomoney’e anlattı.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜ AÇIK

Türkiye, Pakistan ve Somali’deki çalışmalarıyla 28 bin kişiye iş kapısı açan Albayrak Holding Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından birisi.

Sanayi, inşaat, hizmetler ve medya alanlarında faaliyet gösteren Albayrak Holding, Somali’de ve Pakistan’da önemli operasyonlar yönetiyor.

Türkiye-AB ilişkileri bu minvalde devam eder. AB bizi alacakmış gibi davranıyor. Biz de sanki bir gün AB’ye girecekmişiz gibi hareket edelim. Bu iş böyle devam eder. AB ile ilişkilerin koparılması doğru olmaz.

Turcomoney CEO Sohbetleri Toplantısı’nın Ağustos ayı misafiri Albayrak Holding CEO’su Doç. Dr. Ömer Bolat’tı. Crowne Plaza İstanbul Florya’da düzenlenen yemekli toplantıya Genel Yayın Yönetmeni Dr. Kazım Kılınç, Turcomoney yazarları   58. Dönem Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Türkiye-Avustralya İş Konseyi Başkanı Zuhal Mansfield,  Destek Patent Yönetim Kurulu Başkanı ve MÜSİAD eski Genel Başkan Yardımcısı Kemal Yamankaradeniz, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Anıl, , Sürdürülebilirlik Akademisi Başkanı Murat Sungur Bursa, Türkiye Lezzet Hareketi Başkanı Vasfi Pakman, Turcomoney Yazı İşleri Müdürü Hayreddin Turan ile Kurumsal İletişim ve Marka Koordinatörü Cengiz Kazan katıldı.

Toplantıda Albayrak Holding’in faaliyetleri, projeleri ve hedefleri üzerinde duruldu, başarısız darbe sonrasındaki Türk ekonomisinin durumu ele alındı. Ekonomi ile ilgili sorunlar ve çözüm önerileri dile getirildi. Oldukça keyifli geçen sohbette Turcomoney yazarları sordu, Ömer Bolat cevaplandırdı.

ARAŞTIRMA UZMANLIĞINDAN MÜSİAD GENEL BAŞKANLIĞI’NA…

Zuhal Mansfield : Ben sizi iş dünyasında çok duydum . Fakat hayat hikayeniz hakkında hiçbirşey bilmiyorum. Bize anlatır mısınız?

Ömer Bolat :  Öncelikle Turcomoney Dergisi ve onun kıymetli başkanı  Kazım Kılınç’a  çok teşekkür ediyorum . Kendisini 1984’den beri tanırım. Ben o zaman hem Marmara Üniversitesi’nde İktisat ve İşletme Bölümü’nde okuyordum, hem de İktisadi Kalkınma Vakfı’nda uzman yardımcısı olarak çalışıyordum.  Kazım da Türkiye gazetesinde muhabirdi. O yıllardan bu yana dostluğumuz devam ediyor. İktisat İşletme okuyoruz Marmara Üniversitesi’nde.  Şöyle kendi kendime dedim ki : “Ömer, İktisat İşletme okuyorsun, Türkiye yurtdışına açılıyor. Sen tek kelime İngilizce bilmiyorsun. Okullarda öğreniyoruz, yaz tatilinde unutuyoruz. Ve başladım elime geçen bütün gramer kitapları ve setleri çalışmaya.” 1-1,5 senede gramer işini halettik. İktisadi Kalkınma Vakfı’nda staj yaparak harçlığımızı çıkaralım diye 2 Temmuz 1982’de Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu Hocamızın referansıyla kabul edildik. Çalışmaya başladık. Bizden memnun olunca dediler ki: “ Sen çalışmaya devam et, part time okula git, oradan buraya gel ”. Biz de “tamam” dedik. Kendimizi biraz daha zorladık tabii. Hakikaten de çok zor günlerdi. İKV’deki çalışma yıllarımda, 1982-1993 arasında 11 yılda, 30 tane raporum çıkmıştı. Konuşma metinlerini yazardım. 110 makalem yayınlandı. Üniversiteyi 1984’de  bitirdim. Haluk hocanın önerisiyle Amsterdam Üniversitesi Avrupa Enstitüsü’nde yüksek lisansa gittim. Döndüm, İKV’de çalışmaya devam ettim. Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Uluslararası Ekonomi Bölümü’nde doktora yapmaya başladım. Daha sonra 1987’de Almanya’da Kiel Üniversitesi’ne gittim. Dünya ekonomisi Enstitüsü’nde Uluslararası işletmecilik ve Ekonomi Bölümü’nde İkinci bir yüksek lisans programına yine burslu olarak gittim. 1988’de döndüm. Marmara Üniversitesi, Avrupa Topluluğu Enstitüsü’nde doktoramı 1989’da bitirdim. 1992’de evlendim, 1993 yılında bir kızım oldu.

Tam o sırada bana üç iş teklifi oldu. DEİK Genel Direktör Yardımcılığı, OSD Genel Sekreter Yardımcılığı ve MÜSİAD Genel Sekreterliği. MÜSİAD’da çalışmayı bana teklif eden kişi TMSF başkanı Ahmet Ertürk olmuştu. Böylece MÜSİAD Genel Sekreteri oldum 1993 yılında. Tam 7 sene genel sekreterlik yaptım. Sonra yaşım 37 oldu. Dedim ki “ İktisadi Kalkınma Vakfı, MÜSİAD gibi kuruluşlarda çalışıyorum, bir de özel sektörün içinde olmalıyım.” Birkaç teklif vardı. Albayrak Grubu ısrar etti. Albayrak Şirketler Grubu’nda genel koordinatör yardımcısı oldum. Genel Koordinatörümüz ise şimdi Başbakan Yardımcımız olan Sayın Nurettin Canikli idi. Nurettin Bey ile yaklaşık 2 yıl beraber çalıştık. O siyasete atılınca, biz Albayrak Grubunda Genel Koordinatör, CEO olduk.  Tam 14 yıl oldu Albayrak CEO’ su olarak çalışalı. Belki Türkiye’de aynı işletmede en uzun süreli CEO’ luk yapan kişilerden biriyim.  Albayrak Grubunda çalışırken de, 2000 yılında MÜSİAD’da genel başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi oldum. Ekonomik araştırmalar, dış ilişkiler ve basından sorumlu olarak. Ali Bayramoğlu bey Genel Başkanımız olarak, birlikte 4 yıl MÜSİAD’da Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptım. Ardından 2004 yılında 17 Nisan’da MÜSİAD’DA Genel Başkan seçildim mutabakatla. Albayrak’taki görevim devam etti tabii o zaman. Azami 4 yıllık Genel Başkanlık süremiz vardı. Ondan sonra şirkete geri döndüm.

Bu arada, birçok vakıf, dernek, Üniversite görevleri teklif edildi. Derken, o zamanki Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti ile, 30 Eylül 2012’de yapılan büyük kongrede AK Parti MKYK listesine girdim. MKYK da toplam 3 yıl görev yaptım. Ahmet Davutoğlu hocamızla da yaklaşık 1 yıl o dönemde MKYK’da görev yaptık. 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra AK Parti Siyasi Erdem ve Etik Kurulu kurulmuştu tüzük gereği. O kurula seçildim ve 5,5 ay görev yaptım. 2008-2015 yılları arasında İstanbul Şehir Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi olarak görev yaptım. Şimdi vakıflarda, derneklerde görevlerim devam ediyor. Bir de bundan 4 sene önce kamu personeli yabancı dil imtihanına girdim ve iyi bir puan aldım. Ondan sonra doçentliğe başvurdum. Çünkü benim doktoram 1989’dan beri vardı. 1 yıl kadar içinde imtihanları geçtik, 2014 yılı başında doçent olduk, uluslararası ekonomi alanında. Son 1 yıldır İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde İşletme ve ekonomi bölümünde hoca olarak part-time kadrolu çalışıyorum. Master öğrencilerine ders veriyorum,  İşletme yönetimi, liderlik, uluslararası ekonomi ve girişimcilik konularında ders veriyorum.

yatırımlar ile ilgili görsel sonucu

İNŞAAT İLE BAŞLADI, DEV BİR HOLDİNG OLDU

Kazım Kılınç  : Albayrak Holding’i anlatır mısınız bize ?  

Ömer Bolat : Albayrak Holding 1952’de rahmetli baba Hacı Ahmet Albayrak tarafından kurulmuş. 7 ortaklı bir işletme. Şimdi 3. nesil de işin başına geldi. İlk önce rahmetli baba tarafından 1952’de inşaat şirketi olarak kuruluyor. 1976’ya kadar inşaat işi yaparken, 1976’da personel servis taşıma hizmetine giriliyor. Türkiye’de personel taşıma servis sistemi var. 1976’da servisçilikle başlıyor 1980’li yıllarda yaklaşık 4000 otobüsle İstanbul un ve Türkiye’nin en büyük taşıma şirketi oluyor. O arada tekrardan inşaatçılığa başlanıyor. 90’lı yıllara gelindiğinde İstanbul ‘da katı atık taşıma hizmetleri özelleştiriliyor. Albayrak Grubu da taşıma şirketi olduğu için bu işe giriyor. Önce küreklerle, kamyonla taşıma şeklinde yapılıyor, ve faaliyet yaygınlaşıyor. Türkiye’nin her tarafında çöp taşıma hizmetleri taşeronlaştırılmıştır. Güvenlik, temizlik vs. hizmetleri de dışarıdan tedarikle yapılmaya başlanıyor.

Şu anda Albayrak Holding olarak;

  1. grupta inşaat işlerimiz var. Stadyum, hastane, rezidanslar, sosyal daireler, metro, karayolu yaptık.
  2. grupta sanayi. 1997 yılında Ağustos’ta Mesut Yılmaz’ın ANASOL-D Hükümeti zamanında Konya Ereğli Sümerbank Fabrikası’nın özelleştirmesini kazandık. 1 yıl sonra polis, asker üniforma türü, kamuflaj türü tekstil işlerine başlıyoruz. 2003 senesinde Trabzon limanının özelleştirmesini kazanıyoruz. 2004 Temmuz’unda Türkiye’nin ilk dizel motor fabrikası ve traktör fabrikası olan TÜMOSAN’ın özelleştirmesini kazanıyoruz. Albayrak ailesinin şöyle bir özelliği var. Hizmet sektöründe uzmanlaştığı için organizasyon ve rehabilite etme yeteneği güçlü, bu aldıkları sanayi işletmelerinde de başarıyı getiriyor. Dinamik, yenilikçi, kurumsal bir grubuz.
  3. grupta hizmetler sektörü. TÜMOSAN yılda 7.600 traktör üretimi ve % 10 Pazar payı ile Türkiye’de 2.durumda ve İSO-500 büyük listesinde 252. Sıradadır. Türkiye’de en büyük katı atık taşıma hizmetini veren kuruluşuyuz. Yaklaşık 1400 kamyonla bu işi yapıyoruz. Personel taşıma servisinde Türkiye’nin en büyük firmalarından biriyiz.
  4. grupta medya sektörü. Medya sektöründe de varız. 1998 Mayıs’ında Yeni Şafak Gazetesini çıkarıyoruz. 2006 yılında TV NET televizyonumuz yayın hayatına başladı. 5 sene önce Derin Tarih dergimiz yayına başladı. 1,5 yıldır da Derin Ekonomi dergimiz çıkıyor. Kırmızı Beyaz, Cins gençlik dergisi, Lokma yemek dergisi ve Nihayet Aile ve Kadın Dergisi olarak da 6 dergimiz var. Bir de son iş olarak, 2003 senesinde özelleştirmeden Balıkesir gazete-kağıt fabrikasını kazanmıştık. Faaliyete geçmesini sendika ve yerel aktörler çok oyaladılar. Biz onu 1 yılda ayağa kaldıracakken, o fabrika bir türlü açılamadı. 3 sene önce İsveçli Helmand Kağıt Fabrikası’nın İspanya tesisini satın aldık. Getirdik Balıkesir’e, sıfırdan yeni bir fabrika kurduk. Onun için bir enerji yatırımımız şuan yapılıyor. 250 milyon TL’lik dev bir yatırım. Yılda 180 bin ton her türlü kağıdı üreteceğiz. 22 ay içinde üretime başlayacak. Türkiye halen kağıt tüketiminin yarısını hala ithal ediyor.

 

LAHOR VE İSLAMABAD’DA KATI ATIKLARI ALBAYRAK HOLDİNG TOPLUYOR

 

pakistan islamabad ile ilgili görsel sonucu

 Kazım Kılınç : Albayrak Holding’in yurtdışı yatırımları da var. Hangi ülkelerde, hangi yatırımları yaptınız, bunları anlatır mısınız ?

Ömer Bolat : Somali Mogadişu limanının işletme hakkını aldık. 4.000 çalışanımız var. Liman başarılı hizmetler yapıyor. 5 sene önce Pakistan’a bir açılım yaptık. Pakistan Lahor’un nüfusu 9 milyon. Yarısının katı atıklarını biz topluyoruz. Ravalpindi’nin, İslamabad’ın katı atıklarını topluyoruz. Lahor’ da taksicilik yapıyoruz, Halk otobüsü işletiyoruz, metrobüs işletiyoruz. Ravalpindi – İslamabad arasındaki metrobüsü işletiyoruz. Pakistan’da toplam 14 bin çalışanımız var.

28 BİN KİŞİ İSTİHDAM EDİLİYOR

Zuhal Mansfiled : Rakamlarla Albayrak tablosunu anlatır mısınız? Holdingde kaç kişi çalışıyor ?

Ömer Bolat : Pakistan’da çalışan sayımız 14 bin kişi. Türkiye de çalışan sayımız 10 bin, Somali de 4.000 kişi. Toplam 28 bin çalışanımız var. Toplamda 10 bin kamyon, otobüs, otomobil araç stokumuz var. Somali’de Türkiye’nin en büyük büyükelçilik binasını inşa ettik. 150 yataklık bir hastane inşa ettik Kızılay için Somali de.

AB, TÜRKİYE’Yİ OYALIYOR

Murat Sungur Bursa : Türkiye – AB ile ilgili çalışmalar içerisinde de bulundum. Geçmişten bugüne Türkiye AB’nin değerleriyle örtüşmeye çalışıyor. Nereye doğru gidiyoruz? AB üyeliği olur veya olmaz, Türkiye 20 sene sonra nerede olacak? Gelecek dönemler için nasıl bir öngörünüz var ?

Ömer Bolat : Türkiye’nin  Avrupa Ekonomik Topluluğu macerası, 1959’da yaptığımız başvuru ile başladı. Sonra ortaklık için 1963’de Ankara Anlaşması imzalandı. Yani 57 senelik bir geçmiş var. Ben İKV’de 1982’de çalıştığım zaman, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun 11. üyesi olarak Türkiye’yi alacaklar diye bekleniyordu. Fakat o zaman işin içine girdikçe şunu fark ettik.  Bunlar AB ülkeleri kendi içlerinde derinleşmeye çalışıyorlar. 1989’da komünizm ve Doğu Bloku yıkıldıktan sonra da genişlemeye çalışıyorlar. Fakat nedense Türkiye’yi bir Müslüman ülkeyi almama noktasında da kararlı duruşları var. Mesela, Balkan ülkeleri özgürlüğe kavuştu. Bosna Hersek’i almıyor. Ciddi Müslüman nüfusu var. Arnavutluk’u almıyor. Ama Hırvatistan’ı alıyor, Karadağ’ı alıyor, Malta’yı, Romanya’yı alıyor vs. O yıllar geçtikçe Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkiyi şöyle gördüm; “ Türkiye de AB’ye alınmayacağını biliyor ama o standartları, o normları yakalamaya çalışıyor. Ekonomik açıdan dış ticaret, turizm, yabancı dolaysız yatırımlar bakımından % 50 ve üzerinde karşılıklı bağımlılığı var. Türkiye standartlarını ve normlarını yükseltmeye çalışıyor.

Gerçekte ise, AB’ye üye olma konusunda, “ biz sanki üye olacakmışız gibi davranıyoruz artık, onlar da bir gün bizi AB’ye sanki alacakmış gibi hareket ediyorlar.” Nitekim AB’de Türkiye’ye üyelik için sözde en çok destek veren İngiltere’dir.  Ama İngiltere de bile siyasi liderler 3000 yıldan bahsederek gerçek ama iki yüzlü fotoğrafı ortaya koydular. Bu arada çeşitli eksikleriyle gümrük birliği entegrasyonu Türkiye’nin rekabet gücünü ve standartlarını yükseltmesi anlamında 1996 başında tamamlandı. Türkiye, Avrupa Birliğinin 1995’den beri üye aldığı o Baltık ülkeleri, Doğu Avrupa ülkeleri, Kuzey Avrupa ülkeleri ve Balkan ülkelerinin hepsinden daha iyi ekonomik standartlara sahip. Demokrasi yönünden de, özgürlükler yönünden de, insan hakları yönünden de, ekonomik gelişmişlik ve AB  müktesebatı bakımından, Türkiye bu kriterleri tamamlamış durumda. 2004 Aralık ayında Brüksel de AB Zirvesinde Türkiye ile katılma müzakerelerinin başlaması kararı alındı. Bunun 6 yılda biteceği şeklinde bir algı vardı, 2010 da tam üyelik gerçekleşir diye. Fakat 2016 ya geldik.  17 tane fasıl zar zor açılabildi. 1 tanesi kapatılabildi. Şimdi AB Türkiye’yi 57 yılda şöyle oyaladı. Önce Ankara Anlaşmasıyla uzun bir hazırlık, geçiş ve nihai dönem adı altında süreç işledi. Sonra 1970-1996 arasında sanayi ürünlerinde Gümrük Birliği süreci, daha sonra biz sıkıştırdıkça 14 Nisan 1987’de rahmetli Özal’ın tam üyelik başvurusu yapması olayı var. Diğer aday ülkelere 2-3 ayda görüş hazırlanırken, Türkiye için görüş 2,5 yılda çıkabildi. Türkiye bu sefer 1996 başında tamamlanan Gümrük birliğiyle, kapıdan değil de bacadan giriyorum yaptı. Onda da fedakarlık yaptık. AB dış ticaret konusunda her ülkeyle anlaşma yapıyor. Biz masada yokuz. İşadamlarımız, halkımız vizesiz seyahat edemiyor, ticaret yapamıyor. Mallarımızın Gümrük Birliği var, TIR’larımızın gümrük birliği yok. Tırlarımıza kota engelleri vs. çıkarılıyor. Buna rağmen biz orda da bedel ödeyerek başarıyla tamamladık. Gümrük Birliği’nin yükünü çektik kendi ekonomimiz açısından.

Bu sefer tam üyeliği zorladık. 1999 Helsinki’de aday üyelik statüsü aldık. Aralık 2004 Brüksel zirvesinde katılım müzakerelerinin başlanması kararı alındı. Ekim 2005’de Lüksemburg’da fiilen başladı katılım müzakere süreci. Aradan 11 yıl geçti fazla bir yol alamadık. AB, Türkiye ile olan ilişkilerini kitabına uyduruyor. Belirli safhalar getiriyor. 35 başlıkta müzakere ediyor. O arada Fransa 5 fasılı bloke ediyor. AB Konseyi 8 asılı durduruyor. Kıbrıs Rum Kesimi   6 fasılın açılmasını engelliyor. Derken 11 yılı geçirdiler. Sonuç olarak, Türkiye-AB ilişkilerinin aynı bu şekilde devam edeceğini düşünüyorum. AB ile ilişkilerin koparılması doğru bir davranış olmaz. Onlar bizi üye alacakmış gibi davranırlar. Biz de sanki üyeliğe girecekmişiz gibi hareket edelim. Vizesiz seyahat olayında Türkiye ilk defa Mart 2016’da mülteci geri kabulünde inanılmaz biçimde Avrupa Birliği’ni sıkıştırdı. Türkiye ilk defa gelen göç sayesinde AB’yi çok ciddi sıkıştırdı. Fakat ardından gelen bu gelişmelerden sonra AB, yine  mazeretler ileri sürerek 30 Haziran’da vizesiz seyahati es geçti. Şu anda Ekim için bilek güreşi yapılıyor.

ihracat ile ilgili görsel sonucu

Ali Coşkun: Türkiye ihracat yapıyor . Gördüğünüz gibi %62’lerden  %48’ e düştü . Ticaret bakımından  bir noktada bağımlıyız. Ömer bey, bize MÜSİAD’ın çalışmalarından, hedeflerinden bahseder misiniz ?

Ömer Bolat: MÜSİAD 1990 yılında kuruldu. Türkiye’de Anadolu’nun sanayileşmesi ve yurtdışına açılması süreci ile bağlantılı oldu. O tarihe kadar yurt dışını görmemiş, beş yıldızlı otele girmemiş, konferansa katılmamış bir sanayici iş adamı kitlesi için bir okul görevi gördü MÜSİAD. Üyelerine Uluslararası fuarları ve uluslararası teknolojiyi tanıştırdı. Yurt dışından Türkiye’ye giriş sağladı. Adeta kurumsal kültür anlamında muazzam bir okul görevi gördü. Bunun yanında Anadolu insanına öylesine bir özgüven ve cesaret aşıladı ki, bir rol model oldu. Eğitimden sağlığa, medyadan sosyal yardımlara, Uluslararası yardım kuruluşlarından kültür kuruluşlarına kadar birçok dernek vakıf o tarihten sonra açıldı. Bizim de öncülerimiz Ali Coşkun beylerin kurmuş oldukları İş Dünyası Vakfı vardı o zaman. Türkiye ekonomisinde hatırlarsanız 90’lı yılların ortalarında özellikle yükseliş dönemi yaşadık. Sonra 28 Şubat 1997 süreci ile hızlı bir iniş ve karanlık bir dönem yaşadık. Sonra AK Parti ile yine ilk 5 yıllık dönem % 6,9 yıllık reel ekonomik büyüme ile güzel bir dönem yaşadık. Sonra dünyada ABD ve batı Avrupa kaynaklı, son 100 yılın en büyük ikinci finans ve ekonomik krizini 2007-2009 sürecinde yaşadık. Ama şunu gördük. MÜSİAD kurumsallaştı, profesyonelleşti. Ben 1993’de MÜSİAD’a katıldım. İşletmelerimizin nerden nereye geldiğini çok iyi gözlemledim. Büyüklükleri anlamında, pazarlama anlamında, yurt dışı ilişkileri anlamında olağanüstü gelişmelere şahit olduk. MÜSİAD yayıldı, büyüdü.

Kurucularımızdan, tüm genel başkanlarımızdan, üyelerimize bugüne kadar herkes hizmet etti. Ali Coşkun beyin desteği oldu. Öncesinde ve bakanlığı sırasında, Rahmetli Turgut Özal’ın o atılımlarının, rahmetli Necmettin Erbakan hocanın vizyonunun desteğinin, hepsinin büyük katkıları vardı. MÜSİAD Anadolu’nun sanayileşmesinde, özgüven ve cesaretinin artmasında ve sivil toplum faaliyetlerinin gelişmesinde çok önemli rol model oldu. Ancak 2007-2008’den yana dünyanın hakikaten çivisi çıktı. 2007 mortgage krizi, 2008 finans krizi, 2009 üretim krizi. ABD ve AB sürekli para basarak faizi sıfırlayarak işi idare ediyorlar. Yine de Avrupa bir türlü ekonomik büyümeyi toparlayamadı. Burada şöyle bir gözlemde bulunmak istiyorum. Makro ekonomide Türkiye 2009 da yaşadığı % 4,3’lük küçülmeden sonra 2010-2011 de muazzam bir büyüme sağladı, yıllık % 9 civarında. Ondan sonraki yıllarda tabi dünya konjonktürünün etkisiyle, cari açığın 75 milyar dolara varmasıyla frene basma olayları oldu. 2011-2015 arasında Türkiye ekonomisi % 2,5 – 4 arasında büyüme sağladı. Bu oran dünya ve Avrupa ile mukayesede iyidir, ama Türkiye gibi nüfusu yılda 750 bin artan bir ülke için % 5 ve üzerinde büyümesi gereken bir ülke için yeterli değil. Buna rağmen, yine bölgemizdeki yangını düşünürsek, Irak , Suriye , Mısır ,Yemen , Libya gibi bizim çok önemli partnerlerimiz olan ülkelerin parçalanmışlığını düşünürsek, Türkiye mevcut olumsuz dünya konjonktüründe  Allah a çok şükür gemiyi yüzdürmeyi başardı. Senede 1 milyon yeni istihdam sağlanıyor. Bu küçümsenmeyecek bir başarıdır. Ama dünyadaki bu konjonktür daha ne kadar devam edecek ? Biz daha ne kadar bu rakamlarla devam edebileceğiz? Bu bir belirsizlik durumudur. Diğer taraftan,  Türkiye iç siyasette son 3 senedir olağanüstü gündemlerle boğuşuyor. Haziran 2013’teki Gezi olaylarının yarattığı büyük travma, ikincisi 17/25 Aralık darbe girişimi,  6-8 Ekim 2014 Kobani ayaklanması vs. Bunların her biri siyaset ve sosyal toplumsal alanlarda travmatik, çok zor olaylar. Ekonomiye de olumsuz yansımaları oldu. Her birinde döviz % 25-30 fırladı. En son gelinen noktada, 1 Kasım seçimiyle seçimsiz bir 4 yıl, Türkiye’ye istikrar gelecek, huzur gelecek diye sevinirken, seçimden 3 hafta sonra Rus uçağının düşürülmesi kriziyle Rusya ile yaşadığımız çok ciddi bir şüpheli ihtilaf çıktı.

Zuhal Mansfield : Ben başka bir soracağım … Olan biten gelişmeler, yanlış mı yönlendiriliyor?

Ömer Bolat : O günlerde yabancı basını yakın takip ediyordum. Türkiye ye gaz verdiler. Batı basını           “ Bravo Türkiye, 70 senedir Rus uçağını ilk defa Türkler düşürdü. Ne kahraman Ülke? “ falan diye gaz verdiler.       Nato dedi ki : “Arkanızdayız “! Şimdi gerçekler açığa çıktı. En son da, işte bu 20 Temmuz 2015’deki Suruç katliamından bu yana bölücü terör ciddi bir azgınlıkla ülkemize saldırıyor. DAEŞ terörü canlı bombalarla saldırıyor. Bölücü terör şehirlerde canlı bomba araçlarla saldırıyor. Üstüne bir de kırsaldan şehre indi. Bunlarla kahramanca mücadele eden güvenlik güçlerimiz var. Son bir yılda 700 şehit vermişiz.

Bir de bir 15 Temmuz darbe girişimi kabusuyla karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye darbeler gördü, darbe teşebbüsleri gördü, ama bu kadar kanlı, bu kadar sonuçları itibariyle Türkiye’yi adeta ABD’nin vesayetine sokacak, belki iç savaşa götürecek haince darbe girişimine, hem de 2016’da şahit olduk. Türkiye deki insanlara büyük bir zulüm getirecek, ekonomik açıdan ızdırap getirecek, bir darbe teşebbüsü, çok kanlı, çok vahşi. Belki o vatansever Binbaşının istihbaratıyla 5 saat öne çekilen, eğer öne çekilmeseydi bu şanlı yiğit direnişin belki on binlerce insanın hayatına mal olacağı, bir iç savaşa neden olacağı bir darbe girişimi. Allah’a hamdolsun, böyle bir ülke hala ayakta. Böyle bir ülkenin milleti gerçekten yiğitçe direniş gösteriyor. Borsası, bankaları finansal işlemlerini sürdürüyor. Döviz kurları, faiz oranları, Borsa 2-3 haftada istikrarı tekrar yakaladı. Milletimizi tebrik ediyorum, bu milletin elini de öperim. Bu gösterilen direniş ve milli-manevi bilinç muhteşem. 240 kahraman Şehitlerimizi rahmetle analım. 2150 gazilerimiz, ve o gece tankların önüne kendini atanlar ve tankları, helikopterleri engelleyenler dünya tarihine şerefle geçtiler. Ancak batı Avrupa ve ABD sınıfta kaldılar. Darbeyi püskürten halkımızın, seçilmiş hükümetin değil, darbecilerin ve onların arkasındaki FETÖ terör örgütünün yanında yer aldılar. Sisi darbesi beklediler, ama burası Türkiye idi. Sayın Cumhurbaşkanı, hükümet, medya, muhalefet, on milyonlarca halkımız bu darbe girişimini başarıyla engelledi.

Soru :  2016 yılının ilk 6 ayı Albayrak Holding açısından nasıl geçti ? Yeni yatırım projeniz var mı ?

Ömer Bolat : İyi geçti, elimizdeki işlerimiz devam ediyor. Biz “ Türkiye ekonomisi, halkımız, ülkemiz iyi olsun, bunu daha çok önemsiyoruz. Ülkemizde işler iyi olmazsa, bizim işler iyi olsa, mutlu olamayız, üzüntü duyarız. 2016 yılı boyunca, toplam 180.000 ton yıllık kağıt üretecek olan Balıkesir Kağıt fabrikası yatırımımız devam edecek.

TÜRK EKONOMİSİ SONBAHAR’DA YÜKSELİŞE GEÇECEK

Kazım Kılınç : 15 Temmuz başarısız darbe girişimi, beklenenin aksine Türkiye ekonomisine büyük darbe vurmadı. Ne dersiniz ?

Ömer Bolat : Çünkü güçlü bir hükümetimiz var. Cumhurbaşkanımız halka güven veren güçlü bir lider. Siyasi istikrar ve güven ortamı var. Ekonomimizin temelleri sağlam. Bankacılık sistemi güçlü, rasyoları iyi, finans ve ödemeler sistemi düzenli çalışıyor. Döviz kurları ve faiz oranları 15 Temmuz’dan sonra ilk hafta kısa bir yükseliş dalgalanması, borsa iniş yaşadı. Halkımız 11 milyar dolar döviz bozdurdu. 2. , 3. Haftada mali piyasalar istikrara kavuştu. Daha ilk günlerde Standart and Poers’un not indirimi aceleci, yanlış ve haksızdı. Halkımız ve ekonomimiz onları mahcup etti. Reel sektör üretime ihracata devam ediyor. Başta inşaat sektöründe olmak üzere bankaların faiz oranı indirmeye başlaması, üretimi reel ekonomiyi daha da canlandıracaktır. Eylül’den başlayarak sonbaharda daha olumlu yükseliş ve rakamlar inşallah göreceğiz.

Kazım Kılınç : Rusya ile ilişkilerin yeniden kurulması, Türkiye ve bölge ekonomisini nasıl etkileyecek ?

Ömer Bolat : Rusya, karşılıklı ticarette en büyük partnerimizdi. Geçen 24 Kasım’da hava sahamıza giren Rus uçağının düşürülmesi siyasi ve ekonomik ilişkilerimize büyük sekte vurmuştu. Neyse ki, 8 ayda önce siyasi ilişkilerde normalleşme sağlandı. 8 Ağustos’taki Erdoğan – Putin arasındaki St. Petersburg Zirve toplantısı ile yıl sonuna kadar ekonomik ilişkilerimizde  normalleşme tamamlanmış olacaktır diye ümit ediyorum. 2016’nın ilk yarısı itibariyle Rus turist sayısında % 87, Rusya’ya ihracatımızda % 50 civarında düşüş var. Charter seferleri başlayıp, ihracatımıza uygulanan ambargolar kalkınca, vizesiz seyahat tekrar geri sağlanırsa, ekonomide yeniden bahar havası yakalanabilir. Başta Akkuyu Nükleer enerji santrali inşaatı ile Türk akımı doğalgaz projesinin inşaatının hızlanması da beklenmektedir. Rusya ile ilişkilerdeki canlanma, batıdan doğuya eksen kayması değil, Türkiye’nin bölgesinde sahip olduğu tüm avantajların ve fırsatların değerlendirilmesidir. Türkiye kuzeyi, güneyi, doğusu, batısı ile çok önemli siyasi, ekonomik, sosyo kültürel avantajları olan bir ülkedir.

ÜRETİMİ ARTIRMAYA ODANKANMALIYIZ

Kazım Kılınç : Türkiye, bir yandan sorunlu komşuları ile barış zemini oluştururken, diğer yandan da  vergi affı, yatırım destek paketi ve varlık barışı gibi çalışmaları da başlattı. Tüm bu gelişmeleri ve Türk ekonomisinin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Ömer Bolat : Hükümet dış politikada doğru adımlar attı ve komşular ile ilişkileri canlandırmaya çalışıyor. Ekonomide de reel sektörü, üretimi canlandırmak, reel sektörün sıkıntılarını hafifletmek için vergi-sigorta borcu yapılanması , ihracatçıya yeşil pasaport, konut faizlerinde indirim, yatırımcıya destek paketi, AR+GE teşvik paketi, varlık barışı gibi yasal düzenlemeleri Meclis’ten geçirdi. Sanki “ Ekonomide OHAL Süreci “ yaşıyoruz. Böylesi proaktif tedbirler faydalı, üreticiye yatırımcıya hem güven veriyor, hem destek oluyor.

Ekonomide genel makro istikrar iyi, kamunun bütçe ve borç dengeleri iyi. Özel sektörün finansman yükünün, borç maliyetlerinin düşürülmesi acil bir mesele. Kritik bir zamanda, hem iç talep hem de ihracatı arttırarak, genel talebi, üretimi ve büyümeyi arttırmaya odaklanmalıyız.

DEMOKRATİK RUHLA YENİ BİR ANAYASA YAPILMALI

Kazım Kılınç : Türkiye’de çok farklı kesimler, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, çok uzun yıllardan sonra bir araya geldi. Bir uzlaşma zemini doğdu. Bu konuda sizce bundan sonra neler yapılmalı ?

Ömer Bolat : 15 Temmuz başarısız darbe girişimine karşı devlet-millet birlikteliği sağlandı. Siyasette iktidar-muhalefet yakınlaştı. Milli birlik ve kardeşlik ruhu, vatan-millet-bayrak ruhu güçlendi. İnşaallah bölücü terörü de alt edecek bir ortam doğdu. Vatanımızın her köşesinde darbecilere karşı, FETÖ’ye karşı güçlü bir direniş oluştu. Kamuda yeniden yapılanma başarılmalı, sivil ve demokratik ruhla yeni bir Anayasa çıkarabilmeliyiz.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası