Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonu

Doğrudan yatırımlarda ve portföy yatırımlarında azalış yaşanması söz konusu alanlarda yabancılar tarafından satın alınmış olan TL cinsinden varlıkların döviz cinsinden karşılıklarının düşmesine neden oldu. TL’de görülen değerlenme kapsamında söz konusu trend tersine dönecek ve bu nedenle uluslararası yükümlülükler tekrar artarak uluslararası yatırım pozisyonundaki açık tekrar yüksek düzeylerine geri dönecektir.

2018 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonu 338 milyar 887 milyon dolar açık verdi. TCMB tarafından yayımlanan söz konusu verilerden izlenebileceği üzere, söz konusu açık 2017 sonunda 461 milyar 799 milyon dolar düzeyinde gerçekleşmişti.

Tablo: Uluslararası Yatırım Pozisyonu 2017-2018 (milyon dolar)

Kaynak: TCMB

İlk bakışta yatırım pozisyonunda verilen açığın düşmesinin olumlu bir iktisadi gelişme olarak değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte, Türkiye ekonomisinin yapısal özellikleri dikkate alındığında bu yöndeki bir değerlendirmenin acele yapılmış ve yanlış yöndeki bir yorum olduğu görülecektir.

ULUSLARARASI YÜKÜMLÜLÜKLERİMİZ AZALDI

Öncelikle vurgulamak gerekir ki, uluslararası yükümlülükler 694 milyar 576 milyon ABD Doları’ndan 565 milyar 214 milyon ABD Doları’na geriledi. Yani 129 milyar 362 milyon dolar düşüş gerçekleşti. Ancak söz konusu gerilemenin büyük bir bölümü, doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarındaki düşüşlerden kaynaklandı. Türk Lirası’nda görülen hızlı değersizleşme sürecinin bu değişimin en önemli nedeni olduğu vurgulanmalıdır. Nitekim doğrudan yatırımlarda 83 milyar 541 milyon dolar ve portföy yatırımlarında da 39 milyar 943 milyon dolar azalış yaşanması söz konusu alanlarda yabancılar tarafından satın alınmış olan Türk Lirası cinsinden varlıkların döviz cinsinden karşılıklarının düşmesi söz konusu oldu.

Bu bağlamda irdelenmelidir ki, Türk Lirası’nda görülen değerlenme kapsamında söz konusu trend tersine dönecek ve bu nedenle uluslararası yükümlülükler tekrar artarak uluslararası yatırım pozisyonundaki açık tekrar yüksek düzeylerine geri dönecektir. Bu tarz bir kur etkisi çerçevesinde oluşan değişimleri Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları bağlamında ortaya çıkması arzulanan bir dönüşüm ile karıştırmamak yerinde olur.

KAYNAKLARI DIŞARIDAN SAĞLAYANLAR, ZORLANABİLİR

Tüm bu aktarılan bilgilerin dışında söz konusu gelişmelere bu sefer yapısal bir perspektiften yaklaşmamız da faydalı olur. Bilindiği gibi ülkemizin belki en önemli temel ve/veya yapısal iktisadi sorunu dış dengesizliktir. Dış ticaret açığı, cari açık, dış borçlar ve para ikamesi gibi görünür yüzleri olan bu sorunun uluslararası yatırım pozisyonu bağlamında verdiğimiz açıkla da tabii ki yakın ilgisi bulunuyor. Daha yalın bir ifadeyle, Türkiye ekonomisi yeterince döviz kazanamadığından dünyanın kaynaklarını kullanmak zorunda kalıyor. Bu bazen doğrudan yatırımı ülkemize çekmek, bazen sıcak paraya yönelmek ve bazen de dış borçları artırmak biçimlerinde karşımıza çıkıyor. Söz konusu sorunu veya onun farklı görünümlerini ortadan kaldıracak yapısal önlemleri almadığımızdan veya almış olsak dahi bu kadar kısa bir sürede asırlık bir dengesizliği çözmemiz mümkün olmadığından farklı bir açıklamaya ihtiyaç duymamız şaşırtıcı olmayacaktır.

TÜRKİYE EKONOMİSİ, DURGUNLUK SÜRECİNE GİRDİ

Tasarruf oranlarımızı artıramadığımız veya tüketim harcamalarımızı kalıcı bir biçimde azaltmadığımız gerçeği bağlamında geriye kalan farklı açıklamalardan biri öne çıkıyor. Kanımca bu açıklama Türkiye ekonomisinin ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir durgunluk sürecine girmiş olmasıdır. Büyüme dönemlerinde ihtiyaç duydukları kaynakları dışarıdan sağlamaya yönelen iktisadi aktörlerimiz öngörülebilir gelecekte kaynak bulmakta zorlanarak yükümlülüklerini azaltmak zorunda kalabilirler.

Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya

İstanbul Üniversitesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi

kizilkaya@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası