Yapısal dönüşüm yol haritası

*Kamu bankalarına 28 milyar TL DİBS aktarılması, sermaye yeterliliğine olumlu katkı sağlamakla birlikte bu yıl Ekim’e kadar vadesi gelecek olan 173 milyar dolarlık geri ödemesi ve yapısal kaynak problemimiz üzerinde bir etkisi olmayacağını düşünüyorum.

*Kurumsal vergi oranında yapılacak indirimden oluşacak kaybın -eğer doğrudan vergi gelirleri artırılacaksa- gelir vergisinden karşılanacağı düşünülüyor. Çalışan nüfusun büyük kısmının asgari ücret seviyesinde gelir elde ediyor olması bu noktada bir açmaz meydana getiriyor.

*Tarım sektörü artan ithal girdi maliyetleri nedeniyle üretim yapamıyor. Gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının tanzim satış noktaları ve ithalat ile kalıcı olarak çözülmesi mümkün görünmüyor. Bölgesel talep planlaması ve regülasyon uygulamalarının etkisi düşük olacak.

İstanbul’a ilişkin seçim sonuçları YSK tarafından henüz kesinleştirilmeden yükselen piyasa beklentileri doğrultusunda Hazine ve Maliye Bakanımız tarafından açıklanmış olan yeni ekonomik program, acil çözüm bekleyen sorunlara çözüm üretmekten ziyade uzun vadeli yapısal dönüşümün yol haritası niteliği taşıyor.

Dört ana ve 9 alt başlıktan oluşan yapısal dönüşüm adımları ana hatları ile şu başlıkları içermekte:

  • Kamu bankalarına 28 milyar TL DİBS (Devlet İç Borçlanma Senedi) aktarılması

Üretimin canlı tutulması amacı ile kullandırılan ticari krediler yanında düşük faizli konut kredilerinin etkisi ile oluşan sermaye ihtiyacı yanında önümüzdeki dönemde oluşacak taleplerin de karşılanmasına yönelik olarak geçici rahatlama sağlayacak bir çözüm olduğunu düşünüyorum.

Kamu bankalarının sermaye yeterliliğine olumlu katkı sağlamakla 448 milyar dolarlık dış borç yanında bu yıl Ekim’e kadar vadesi gelecek olan 173 milyar dolarlık geri ödemesi ve yapısal kaynak problemimiz üzerinde bir etkisi olmayacağını düşünüyorum.

ÖZEL BANKALARIN SON DÖNEMDE ALDIĞI YURTDIŞI SENDİKASYONLAR SEVİNDİRİCİDİR

Bankacılık özelinde temettü dağıtımının sınırlandırılması ise borsa yatırımcısı ve sermayedarları mutlu etmeyeceği de bir başka gerçek. Düşük tasarruf eğilimi yanında var olan mevduatların vadelerinin 1-3 ay aralığına sıkışmış olması yanında dış kırılganlık riskimizin yüksek seviyede notlandırılması kredi risk primlerimizin de yükselmesine neden oluyor. Buna rağmen özel bankalarımızın son dönemde aldığı yurtdışı sendikasyonlar sevindirici niteliktedir.

  • Kıdem tazminatı fonu kurulması ve gönüllü BES’in yaygınlaştırılması

Uzun vadeli tasarruf ve dolayısı ile yatırım sermayesi ihtiyacının karşılanmasına yönelik olan adımın etkilerinin ancak orta-uzun vadede görülebilecek olması, özel sektörün fonlama ihtiyacını kısa vadede karşılamayacağı gibi tüketim ve büyüme üzerinde de negatif etki yaratabileceğini düşünüyorum.

  • Kurumlar vergisi oranının düşürülerek doğrudan vergilerin artırılması

Kıt olan tasarruf ve sermaye işletmelerin bir alternatif finansman yöntemi olan vergi ödemekten kaçınmalarına neden oluyor. Gelişmekte olan ülkelerin genel problemi olan durumda kayıt dışı ekonomi ile doğrudan vergi tahsilatı düşük olduğundan dolaylı vergilere yükleniliyor.

ASGARİ ÜCRET SEVİYESİNDE GELİR, KURUMLAR VERGİSİ İNDİRİMİNDE BİR AÇMAZ

Yine kısa vadede çözüme kavuşturulması zor olan problem ile ilgili olarak yapılan niyet beyanının açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Çünkü üretimi artırmaya yönelik olarak kurumsal vergi oranında yapılacak indirimden oluşacak kaybın -eğer doğrudan vergi gelirleri artırılacaksa- gelir vergisinden karşılanacağı düşünülüyor. Çalışan nüfusun büyük kısmının asgari ücret seviyesinde gelir elde ediyor olması bu noktada bir açmaz meydana getiriyor.

  • İhracatın artırılmasına yönelik stratejik planlama

Yalnızca kur artışı ile artan rekabet avantajı ile değil kalıcı olarak üretim modelimizin yüzde 100 milli ve yüksek katma değerli ürünler yönünde değiştirilmesi gerekiyor. Bu konuda neler yapılacağına ilişkin detaylı açıklamanın lojistik sektörünü de içine alacak şekilde Mayıs sonu için takvime alındığı görülmekte olup master planın açıklanması sonrasında yorum yapılabilecektir.

TARIM SEKTÖRÜ ARTAN İTHAL GİRDİ MALİYETLERİ NEDENİYLE ÜRETİM YAPAMAZ HALE GELDİ

  • Tarımda milli birlik projesi

Maalesef uzun yıllar boyunca önemsenmeyerek kısa vadeli popülist politikalara kurban edilen tarım sektörü artan ithal girdi maliyetleri nedeniyle üretim yapamaz hale geldi. Enflasyon hesaplaması içinde ağırlıklı paya sahip gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının tanzim satış noktaları ve ithalat ile kalıcı olarak çözülmesi mümkün görünmüyor.

Bu kapsamda çözüm olarak önerilen bölgesel talep planlaması ve regülasyon uygulamalarının etkisinin düşük olacağını düşünüyorum.

  • Yargı reformu

Türkiye’nin en önemli ve acil olarak çözülmesi gereken iki konusu olan eğitim ve yargı ile ilgili vakit kaybetmeden uzun vadeli ve güven telkin edici adımların atılması gerekiyor. Ancak programda master plana ilişkin olarak verilen takvimin yılsonu olması yüksek beklentilerde bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Yerli ve yabancı yatırımcılara istikrarlı bir adalet sistemi yanında katma değerli ve yüksek verimli üretim modelini destekleyen bir eğitim sistemine acil ihtiyaç bulunmaktadır.

  • Milli kredi derecelendirme kuruluşu kurulması

Konunun uzmanı olmama ve hem SPK hem de BDDK nezdinde sürece ilişkin görüş alışverişinde bulunmama rağmen tam olarak ne yapılmak istendiğini anlamadığımı ifade etmek isterim.

Çünkü basına yapılan açıklamalarda sanki uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına bir alternatif getirileceği imajı yaratılırken aslınca BDDK nezdinde devam eden çalışmanın sınırlı sayıdaki kurumsal firmanın bankalar nezdinde risk algısının standardize edilmesine yönelik bir sistem olduğu bilgisini aldım.

MİLLİ BİR DERECELENDİRME KURULUŞUNUN  YURTDIŞINDA BİR ETKİSİ OLMAYACAK

Beğenelim veya beğenmeyelim yabancı yatırımcılar ABD kontrolündeki kredi derecelendirme kuruluşlarının vermiş olduğu yönlendirici kararları takip ediyor. Bu kapsamda milli bir kuruluşun yurtiçi dışında bir etkisinin olmayacağını düşünüyorum.

Bu noktada derecelendirme yerine alternatif finansmana şiddetle ihtiyaç duyan,sermaye ve teminat eksiği nedeni ile krediye ulaşamadığı gibi mali verilerinde de şeffaflaşamayan KOBİ’lerin objektif bir şekilde skorlamasına ilişkin olarak tüm bilgilerin saklandığı, işlendiği ve skorlamaya dönüştürüldüğü bir sisteme ihtiyaç duyuluyor.

Aşağıdaki tablodan Finansal Kurumlar Birliği çatısı altında toplanan ve bankacılıktan sonra finans kesiminin en büyük grubunun bankacılık ile kıyaslandığında ne kadar sınırlı kaldığını görebiliriz.

  Bankacılık
Sektörü
Finans sektörü
içinde FKB üyelerinin payı
Aktif Büyüklüğü 3.867.135 3,6%
Alacaklar 2.394.740 4,9%
Özkaynaklar 421.185 4,7%
Net Kar 53.522 4,9%

Kaynak: www.fkb.org.tr

Yalnızca bankacılıktan oluşan bir finans kesimi ile işletmelerimizin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli finansal kaynaklara ulaşması mümkün değil. Bunun çözümü de şeffaf finansal veriler kullanılarak alternatif finansal kaynaklara ulaşımın mümkün kılındığı bir sistemden geçiyor.

YENİ EKONOMİK PROGRAMIN DETAYLARI YIL SONUNA DOĞRU NETLEŞECEK

Verdiğim derslerden birisi olan; karar verme teorisindeki temel noktalardan birisi çözüme kavuşturulacak konulan önceliklerinin belirlenerek bunları çözmemize yarayacak kök nedene ulaşmamızdır.

Aslında her karar verme bir vaz geçmedir, bu nedenle nelerden vaz geçmemiz gerektiğinin de bilinciyle hiçbir bedel ödemeden ve hatta bazen kökten değişiklikler yapmadan kalıcı çözümlere de ulaşamayacağımızı bilmemiz gerekiyor.

Bu vesile ile detayları yıl sonuna doğru netleşecek olan yeni ekonomik programın, sorunların aacil çözüm bekleyen işletmelerimiz için hayırlı olmasını dilerim.

Doç. Dr. Mehmet Yazıcı

Bursa Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi

yazici@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.