Yüksek faizler, yabancı yatırımcıları Türkiye’ye çekiyor

Yüksek getiri elde etmek isteyen risk almaya meyilli yatırımcıları gelişmekte olan ülkelerin yüksek risklerini satın almaya itiyor.  Böyle bir ortamda Türkiye’deki yüksek nominal ve reel faiz getirileri, carry trade türü sermaye girişlerine cazibe alanı yaratarak TL’nin değerlenmesine yol açıyor. 

ABD’de iç politika sorunlarının öne çıkması, özellikle bütçe konusunda Beyaz Saray ile Kongre arasındaki görüş farklılıkları, Trump yönetiminin karmaşık bir vergi revizyonunun gerçekleşme olasılığı ile küresel sistemin temellerine aykırı yaklaşımları, yılın ikinci yarısından itibaren uluslararası sermayenin ABD’ye akma hevesini erteleyerek, ABD dolarının, diğer önemli paralar karşısında zayıflamasına yol açıyor.

ABD’nin siyasi yönetiminin sermaye akımlarını itici politikaları, FED’in verdiği kararsızlık görüntüsü ve Türkiye’deki yüksek faizler, TL’nin değer kazanmasının ve döviz piyasalarındaki göreceli sakinliğin en temel sebepleridir. ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin genelinde konjonktürel ve mevsimsel olarak ortaya çıkan sakinliğin ve hareketsizliğin, sermaye akımlarını gelişmekte olan riskli ülkelere yönlendirmesi ve ülke içerinde uygulanan yüksek nominal ve reel faiz getirileri TL’nin dolar karşısında değer kazanmasının en temel sebepleridir.  Zira, gelişmiş ülkelerdeki göreceli ve mevsimsel sakinlik, yüksek getiri elde etmek isteyen risk almaya meyilli yatırımcıları gelişmekte olan ülkelerin yüksek risklerini satın almaya itiyor.  Böyle bir ortamda Türkiye’deki yüksek nominal ve reel faiz getirileri, carry trade türü sermaye girişlerine cazibe alanı yaratarak TL’nin değerlenmesine yol açıyor.

Ülke içi gelişmelerin TL’nin değer kazanmasında önemli ve direkt bir bağlantısı bulunmuyor. Dolayısıyla TL’nin değer kazanma sürecinin ve döviz piyasalarındaki göreceli sakinlik halinin devam etmesi, daha çok dolaylı sermaye akımlarının mevcut yönünün değişmemesi koşuluna endekslidir.

Türkiye’de devam eden iç döviz talebi, TL’nin değer kazanma hızını yavaşlatıcı etki yaratıyor.

                                                YAPISAL REFORMLAR ŞART

Jackson Hole toplantısının en temel çıktısı, özellikle Euro başta olmak üzere diğer küresel para otoritelerinin, doların kendi paraları karşısında değer kaybetmesine rıza göstermeyecekleri hususu oldu.  Bankacılık sektörünün mevduat üretemeden kredi alanında hızlı büyümesinin doğurduğu likidite ihtiyacı, dış fonlama riskini artırmış olmakla beraber, sektörün yeniden fonlama riski düşük, bağımsız ve sistemik likidite olanakları ise oldukça yeterlidir.

Kaynak dağılımındaki dengesizlik verimlilik artışına ve bölgelerarası ekonomik farklılığın giderilmesine, uzmanlaşmaya ve iş bölümüne yardımcı olamıyor. Etkin ve dengeli bir kaynak dağılımına ulaşmanın yolu yapısal reformlarla açılacaktır.

Son 20-30 yıllık süreçte Türkiye’de sermaye birikiminin hızı kronik ve kalıcı olarak hep yavaştır. Sermaye birikimi, verimlilik ve büyüme arasındaki ilişkilerin dengesinde, Türkiye ithal ikamesine dayalı büyüme stratejilerinin uygulandığı dönemin hala gerisindedir.

                                       TÜRKİYE’DE SERMAYE BİRİKİMİ YETERSİZ

Sermaye birikiminin ve kaynak dağılımın sektörel yapısının sanayi lehine evrilmemesi halinde, sermaye birikiminin düşük hızında toparlanma sağlanamayacaktır. Son 20-30 yıllık süreçte Türkiye’de sermaye birikiminin hızı kronik ve kalıcı olarak hep yavaştır. Sermaye birikimi, verimlilik ve büyüme arasındaki ilişkilerin dengesinde, Türkiye ithal ikamesine dayalı büyüme stratejilerinin uygulandığı dönemin hala gerisindedir. Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonundaki negatif yönlü yüksek seviyelerin devam etmesi, tasarruf veya sermaye yetersizliği alanındaki beklenti ve hedeflerin gerçekleşmediğinin birincil kanıtıdır.

Devam eden verim düşüklüğünün fiyat istikrarına, ulusal refahın ivmelenmesine ve rekabet gücünün artmasına destek olamaması, dış ticaretin artışının sınırlı kalmasına sebep oluyor.

Sermaye birikiminin yetersizliği ve var olan sermayenin de üretken olmayan tek seferli yüksek tutarlı getiriye dayalı sektör ve yatırımlara yöneltilmesi, uzun vadeli büyüme dinamiklerinin ulusal düzeyde zayıf kalmasının temel sebebidir.

                                            DESTEKLER, İSRAF EKONOMİSİNE DÖNÜŞTÜ

Verimlilik artışı için sektörlere sağlanan AR-GE desteklerinin bütçe üzerinde oluşturduğu kamusal yükün ölçeği karşısında, bilgi ve teknoloji üretimine katkısı sınırlı kalmış ve bu türlü mali desteklerin çoğunluğu genel olarak israf ekonomisine dönüştü.

Türkiye’nin küresel rekabet düzeyinin düşüklüğü, yatırım ortamını çevreleyen siyasi risklerin yüksekliği ve alt yapı yetersizliği, doğrudan sermaye akımlarının düşüklüğünün temel sebepleri arasındadır.

Orhan Ökmen

JCR Eurasia Rating Başkanı

okmen@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

Site Haritası