Son Haberler

ABD–İran gerilimi tırmanıyor, varlık fiyatlamalarında risk iştahı baskılanıyor…

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin küresel ticaret politikaları ve jeopolitik dengeye ilişkin hamleleri, Şubat ayında da küresel piyasaların ana gündem maddeleri arasındaki belirleyici konumunu sürdürdü. ABD Yüksek Mahkemesi’nin Başkan Trump tarafından yürürlüğe konulan tarifelerin dayandırıldığı Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası’nın (IEEPA) Başkana tarife koyma yetkisi vermediğine hükmetmesi sonrası ABD’nin ticaret politikasında kısa süreli bir belirsizlik oluştu; ancak Trump yönetiminin kısa süre içinde yeni tarife adımlarını devreye alması, korumacı politikalara ilişkin kararlılığın sürdüğünü gösterdi.

– ABD-İran arasında nükleer silah konusunda artan gerilim, enerji ve emtia fiyatları üzerinde yukarı yönlü hareketlilik oluştururken; hisse senedi piyasalarda temkinli fiyatlamalar öne çıktı. Şubat ayında küresel hisse senedi piyasalarında sektörel ayrışmalar belirginleşti. Teknoloji hisselerinde dönem dönem kar realizasyonları görülürken, sanayi ve geleneksel sektörlere yönelim arttı. Değer odaklı sektörlerin görece güçlü performans sergilemesi, yatırımcıların yüksek çarpanlı büyüme hisselerinde daha temkinli konumlandığına işaret ediyor.

– Yurt içinde şubat ayında TCMB’nin PPK toplantısı bulunmamakla birlikte, açıklanan enflasyon verileri ve Enflasyon Raporu piyasaların odağında yer aldı. TCMB yılın ilk Enflasyon Raporu’nda enflasyon hedeflerini korurken tahmin aralığını yukarı yönlü güncelledi. Enflasyon tarafında ocak ayındaki fiyat artışları ve gıda fiyatları kaynaklı aylık oynaklığa rağmen yıllık enflasyonda kademeli gerileme eğilimi korundu. TCMB, dezenflasyon sürecinde ana eğilimde iyileşmeye işaret ederken temkinli ve veri odaklı para politikası duruşunun sürdürüleceğini vurguladı.

– Geçen ay başında 1.1840 seviyesinden açılış yapan EUR/USD paritesi, ilk on günlük süreçte yükseliş eğilimi göstererek 1.1930 seviyesine kadar tırmandı, ancak bu bölgeden gelen satış baskısıyla 1.1740 seviyesine kadar geri çekildi ve ayı 1.1760 seviyesinde tamamladı. ABD tarafında yayımlanan FOMC toplantı tutanaklarında, enflasyonun hedefe doğru yavaş ancak düzensiz bir iyileşme gösterdiğinin vurgulanması ve birçok yetkilinin enflasyonda daha belirgin bir düşüş görülmeden ilave faiz indirimlerine sıcak bakmadığını belirtmesi, dolar endeksinde kararsız bir seyir oluşturdu.

– Euro Bölgesi’nde ise Ocak ayı enflasyonu %1.7 ile beklentilere paralel gerçekleşti., Avrupa Merkez Bankası politika faizini %2.15 seviyesinde beşinci kez sabit tutarak temkinli duruşunu korudu. Bu da Euro tarafında görece bir denge unsuru oluşturdu. Teknik görünümde Şubat boyunca 1.1750–1.1800 bandı ana denge bölgesi olarak çalışırken, yukarıda 1.19 seviyesi güçlü direnç, aşağıda ise 50 günlük hareketli ortalamaya denk gelen 1.1750 seviyesi kritik destek konumunda öne çıktı; bu seviyenin altında kalıcılık sağlanması durumunda 100 günlük hareketli ortalamaya tekabül eden 1.1700 civarındaki orta vadeli destekler gündeme gelebilir.

– Şubat ayında ons altın, küresel para politikasına ilişkin beklentilerdeki dalgalanma ve artan jeopolitik risk algısının etkisiyle volatil ancak belirgin şekilde yukarı yönlü bir performans sergiledi. Aya 4800 dolar seviyesinden başlayan değerli metal, ay genelinde %8’in üzerinde prim yaparak 5300 dolar seviyesinin üzerine kadar yükseldi. Bu yükselişte özellikle ABD tahvil getirilerindeki gerileme eğilimi ve jeopolitik risklerin devam etmesi altın fiyatlarını destekleyen temel makro dinamikler arasında yer aldı.

– TCMB’nin Enflasyon Raporu’nda enflasyon beklentilerini koruması, ülke kredi risk priminin (CDS) 210–225 baz puan aralığında dengeli seyretmesi ve sınırlı da olsa yurt dışı fon girişlerinin sürmesi, ayın ilk yarısında BIST 100 endeksindeki yükseliş eğilimini destekledi. Ayın ikinci yarısında ise 14.500 puan seviyesinin yakınlarında artan kar realizasyonları ve ABD–İran hattında yükselen tansiyonun etkisiyle endeks düzeltme sürecine girdi; yıl başından bu yana devam eden yükseliş trendi yerini yatay – negatif ve konsolidatif bir görünüme bıraktı.

– Mart ayında, ABD’nin izlediği agresif dış politika, gümrük tarifeleri konusunda yaşanan belirsizlik ve artan jeopolitik risklerin, küresel hisse senedi piyasalarında risk iştahını baskılayabilecek unsurlar olabileceğini değerlendiriyoruz. Yurt içinde ise enflasyon verisine ve TCMB’nin faiz kararına odaklanacak piyasaların dezenflasyon sürecinin bozulmaması ve faiz indirimlerinin sınırlı da olsa devam edeceği beklentisinin yanında, artan yabancı yatırımcı ilgisiyle endeksin mart ayında da pozitif dalgalı bir seyir izlemesini bekliyoruz.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin küresel ticaret politikaları ve jeopolitik dengeye ilişkin hamleleri, şubat ayında da küresel piyasaların ana gündem maddeleri arasındaki belirleyici konumunu sürdürdü. ABD Yüksek Mahkemesi’nin Başkan Trump tarafından yürürlüğe konulan tarifelerin dayandırıldığı Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası’nın (IEEPA) Başkana tarife koyma yetkisi vermediğine hükmetmesi sonrası ABD’nin ticaret politikasında kısa süreli bir belirsizlik oluştu; ancak Trump yönetiminin kısa süre içinde yeni tarife adımlarını devreye alması, korumacı politikalara ilişkin kararlılığın sürdüğünü gösterdi. Özellikle Avrupa ve Asya ülkelerini kapsayan yeni tarife adımları, küresel ticaret dengelerine ilişkin risk algısını yeniden yükseltti.

ABD-İran arasında nükleer silah konusunda artan gerilim, enerji ve emtia fiyatları üzerinde yukarı yönlü hareketlilik oluştururken; hisse senedi piyasalarda temkinli fiyatlamalar öne çıktı. Şubat ayında küresel hisse senedi piyasalarında sektörel ayrışmalar belirginleşti. Teknoloji hisselerinde dönem dönem kar realizasyonları görülürken, sanayi ve geleneksel sektörlere yönelim arttı. Değer odaklı sektörlerin görece güçlü performans sergilemesi, yatırımcıların yüksek çarpanlı büyüme hisselerinde daha temkinli konumlandığına işaret ediyor. Küresel fon akımlarında hisse senedi piyasalarına sınırlı girişlerin sürmesi, risk iştahının tamamen zayıflamadığını ancak seçiciliğin arttığını gösteriyor.

KEVIN WARSH’IN FED BAŞKANLIĞI İÇİN ADAY GÖSTERİLMESİ TARTIŞMALARI ARTIRDI

Merkez bankaları cephesinde Fed, şubat ayında FOMC toplantısı bulunmuyor. 27–28 Ocak tarihlerinde gerçekleştirilen son FOMC toplantısında Fed, politika faizini beklentilere paralel %3,50–%3,75 aralığında sabit bıraktı. Karar metninde ekonomik aktivitenin güçlü seyrini koruduğu, işgücü piyasasında dengeli görünümün sürdüğü ve enflasyonun hedefin üzerinde kalmaya devam ettiği vurgulandı. Gelecek toplantılara ilişkin faiz patikasına dair net bir yönlendirme yapılmazken, para politikasının veri odaklı ve toplantı bazlı bir yaklaşımla belirleneceği ifade edildi; ayrıca Fed’in bağımsızlığını korumasının önemine dikkat çekildi. 30 Ocak 2026 tarihinde Kevin Warsh’ın Fed Başkanlığı için aday gösterilmesi ise para politikasının orta vadeli yönüne ilişkin tartışmaları artırdı; Warsh’ın geçmişteki görece şahin duruşu, Fed’in ileriye dönük politika çerçevesine ilişkin farklı senaryoların fiyatlanmasına neden oldu. Bu gelişme, Fed’in iletişim stratejisi ve politika kredibilitesinin piyasa fiyatlamaları açısından daha yakından izlenmesine yol açtı. Warsh’ın adaylığı sonrası emtia fiyatlarında sert dalgalanmalar yaşanırken, hisse senedi piyasalarındaki volatilite daha sınırlı kaldı. Avrupa tarafında ECB, şubat toplantısında faiz oranlarını sabit tutarak ihtiyatlı duruşunu sürdürdü. Hizmet enflasyonundaki katılık ve zayıf büyüme görünümü, para politikasında daha fazla gevşeme adımına ilişkin beklentileri sınırlandırıyor. Japonya Merkez Bankası mevcut gevşek para politikası çerçevesini korurken, Çin’de büyümeyi destekleyici adımlar küresel büyüme endişelerini kısmen dengeledi.

TCMB, TEMKİNLİ VE VERİ ODAKLI PARA POLİTİKASI DURUŞUNUN SÜRDÜRÜLECEĞİNİ VURGULADI

Yurt içinde şubat ayında TCMB’nin PPK toplantısı bulunmamakla birlikte, açıklanan enflasyon verileri ve Enflasyon Raporu piyasaların odağında yer aldı. TCMB yılın ilk Enflasyon Raporu’nda enflasyon hedeflerini korurken tahmin aralığını yukarı yönlü güncelledi. Enflasyon tarafında ocak ayındaki fiyat artışları ve gıda fiyatları kaynaklı aylık oynaklığa rağmen yıllık enflasyonda kademeli gerileme eğilimi korundu. TCMB, dezenflasyon sürecinde ana eğilimde iyileşmeye işaret ederken temkinli ve veri odaklı para politikası duruşunun sürdürüleceğini vurguladı. Finansal koşullardaki sıkılığın korunması ve beklentilerin çıpalanması, politika patikasının sürdürülebilirliği açısından önemini koruyor.

ABD YÜKSEK MAHKEMESİ’NİN TARİFELERİ İPTAL ETTİ, TRUMP YÖNETİMİ KÜRESEL GÜMRÜK TARİFELERİNİ ÖNCE %10, ARDINDAN %15’E YÜKSELTECEĞİNİ AÇIKLADI, KÜRESEL TİCARET RİSKLERİNİ ARTTI

2026 Şubat ayında EURUSD paritesi dalgalı ve yön arayışı içinde bir görünüm sergiledi. Ay başında 1.1840 seviyesinden açılış yapan parite, ilk on günlük süreçte yükseliş eğilimi göstererek 1.1930 seviyesine kadar tırmandı, ancak bu bölgeden gelen satış baskısıyla 1.1740 seviyesine kadar geri çekildi ve ayı 1.1760 seviyesinde tamamladı. ABD tarafında yayımlanan FOMC toplantı tutanaklarında, enflasyonun hedefe doğru yavaş ancak düzensiz bir iyileşme gösterdiğinin vurgulanması ve birçok yetkilinin enflasyonda daha belirgin bir düşüş görülmeden ilave faiz indirimlerine sıcak bakmadığını belirtmesi, dolar endeksinde kararsız bir seyir oluşturdu. Makroekonomik veri akışında ABD’de Fed’in yakından takip ettiği PCE enflasyon verisinin beklentilerin üzerinde gelmesi fiyatlamalarda dolar lehine kısa süreli destek sağlarken, GSYH büyümesinin %1.4 ile beklentilerin altında kalması ve Şubat öncü PMI verilerinin zayıf seyretmesi büyüme tarafında soru işaretleri yarattı. Buna karşın aylık enflasyon %0.2, yıllık enflasyon ise %2.4 ile %2.5 beklentisinin altında açıklanarak dezenflasyon sürecinin tamamen bozulmadığına işaret etti. ABD Yüksek Mahkemesi’nin tarifeleri iptal etmesinin ardından Trump yönetimi küresel gümrük tarifelerini önce %10, ardından %15’e yükselteceğini açıklaması küresel ticaret risklerini artırarak dönemsel riskten kaçış eğilimlerini tetikledi. Euro Bölgesi’nde ise Ocak ayı enflasyonu %1.7 ile beklentilere paralel gelirken, Avrupa Merkez Bankası politika faizini %2.15 seviyesinde beşinci kez sabit tutarak temkinli duruşunu korudu. Bu da euro tarafında görece bir denge unsuru oluşturdu. Teknik görünümde Şubat boyunca 1.1750–1.1800 bandı ana denge bölgesi olarak çalışırken, yukarıda 1.19 seviyesi güçlü direnç, aşağıda ise 50 günlük hareketli ortalamaya denk gelen 1.1750 seviyesi kritik destek konumunda öne çıktı; bu seviyenin altında kalıcılık sağlanması durumunda 100 günlük hareketli ortalamaya tekabül eden 1.1700 civarındaki orta vadeli destekler gündeme gelebilir.

ONS ALTIN, KÜRESEL DALGALANMALAR NEDENİYLE YUKARI YÖNLÜ PERFORMANS GÖSTERDİ

Şubat ayında ons altın, küresel para politikasına ilişkin beklentilerdeki dalgalanma ve artan jeopolitik risk algısının etkisiyle volatil ancak belirgin şekilde yukarı yönlü bir performans sergiledi. Aya 4800 dolar seviyesinden başlayan değerli metal, ay genelinde %8’in üzerinde prim yaparak 5300 dolar seviyesinin üzerine kadar yükseldi. Bu yükselişte özellikle ABD tahvil getirilerindeki gerileme eğilimi ve jeopolitik risklerin devam etmesi altın fiyatlarını destekleyen temel makro dinamikler arasında yer aldı. Jeopolitik cephede ABD ile Avrupa Birliği arasındaki diplomatik gerilimler, Orta Doğu’da İran ile artan tansiyon ve küresel ticaret risklerine yönelik belirsizlikler risk iştahını dönemsel olarak baskılarken, yatırımcıların güvenli liman talebini artırması ons altına yönelimi güçlendirdi. Para politikası tarafında ise ABD’de açıklanan makroekonomik verilerin karmaşık bir görünüm sunması ve faiz indirimlerine yönelik beklentilerin ötelenmesi, dolar tarafında dalgalı bir seyir yaratırken, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin görece yüksek kalması altının portföy çeşitlendirme aracı olarak cazibesini korumasına katkı sağladı. Teknik görünümde ise ons altının yükselen trend yapısını muhafaza ettiği, fiyatın kısa ve orta vadeli hareketli ortalamaların üzerinde kalmaya devam ettiği gözleniyor. Yukarı yönlü hareketlerde 5300 dolar seviyesi psikolojik ve teknik direnç olarak öne çıkarken, bu bölgenin üzerinde kalıcılık sağlanması halinde trend ivmesinin güç kazanması beklenebilir. Olası düzeltmelerde ise 50 günlük hareketli ortalamaya denk gelen 4850 dolar seviyesi ilk önemli destek konumunda izlenirken, bu seviyenin altında kapanışlar görülmesi durumunda 100 günlük hareketli ortalamayla örtüşen 4550 dolar seviyesi bir sonraki kritik destek alanı olarak gündeme gelebilir.

RİSKTEN KAÇINMA EĞİLİMİNİN ETKİSİYLE TL’DEKİ KIRILGAN GÖRÜNÜM DEVAM ETTİ

Şubat ayında USD/TRY paritesi, küresel piyasalarda artan jeopolitik belirsizlikler ve yurt içi para politikası görünümünün etkisiyle yukarı yönlü eğilimini korudu. Ay başında 43.40 seviyesinden açılış yapan parite, Ocak ayı boyunca kademeli yükselişini sürdürerek ayın sonuna doğru 43.90 seviyesine kadar yükseldi ve ayı burada tamamladı. Küresel tarafta jeopolitik risklerin devam etmesi gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı yaratırken, TL bu süreçten sınırlı ölçüde olumsuz etkilendi. Orta Doğu ve İran kaynaklı jeopolitik başlıklar, Hürmüz Boğazı’nın belirsizliği, Şubat ayı boyunca küresel risk algısının dalgalı seyretmesine neden oldu. Bu ortamda yatırımcıların temkinli duruşu, gelişen ülke varlıklarına yönelik sermaye akımlarını sınırlarken, USD/TRY paritesinde yukarı yönlü baskının korunmasına zemin hazırladı. Dolar endeksinde belirgin bir güçlenme görülmemesine rağmen, riskten kaçınma eğiliminin etkisiyle TL’deki kırılgan görünüm devam etti. Yurt içi tarafta, enflasyon verilerinde mevsimsel tekilerler sınırlı kalsa da düşüş eğiliminin sürmesi, piyasalar tarafından olumlu karşılandı. Merkez Bankası’nın para politikasında veri odaklı ve temkinli yaklaşımını sürdürmesi, faiz indirim sürecine ilişkin iletişimin kontrollü bir çerçevede yürütülmesine katkı sağladı. Bununla birlikte, enflasyonun yüksek seviyesi ve küresel belirsizlikler, politika yapıcılar açısından dengeli duruş ihtiyacını canlı tutmaya devam etti. İç ve dış jeopolitik gelişmeler yatırımcı algısında dalgalanmalara yol açarken, teknik açıdan yukarı yönlü hareketlerde 45.00 seviyesi önemli bir direnç olarak izleniyor. Aşağı yönlü geri çekilmelerde ise 50 günlük hareketli ortalamaya denk gelen 43.50 seviyesi destek konumunda bulunuyor. Daha derin bir düzeltme senaryosunda ise 100 günlük hareketli ortalamayla örtüşen 42.70 seviyesi bir sonraki kritik destek noktası olarak öne çıkıyor.

ABD’NİN ORTA DOĞU’DAKİ ASKERİ VARLIĞINI ARTIRMASI VE İRAN İLE YAŞANAN GERİLİM, JEOPOLİTİK RİSK UNSURU OLMAYA DEVAM EDİYOR

Mart ayında küresel piyasalar başta Fed olmak üzere büyük merkez bankalarının toplantılarına ve ABD’de açıklanacak makro verilere odaklanacaktır. Faiz indirimine ilişkin beklentiler, açıklanacak verilerin seyrine bağlı olarak şekillenecektir. ABD’de ticaret politikalarına ilişkin yeni adımların kapsamı ve Yüksek Mahkeme kararının olası yansımaları da piyasa fiyatlamaları üzerinde etkili olmaya devam edebilir. ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını artırması ve İran ile yaşanan gerilim, küresel piyasalar açısından en önemli jeopolitik risk unsuru olmaya devam ediyor. Yurt içinde ise mart ayında gerçekleştirilecek TCMB PPK toplantısı ve enflasyonun ana eğilimi, faiz patikasına yönelik beklentiler açısından belirleyici olacaktır. Bununla birlikte küresel risk iştahındaki değişimler ve sermaye akımlarının seyri, TL varlıkların performansı üzerinde etkili olmaya devam edecektir.

Şubat ayında yurt içi finansal piyasaların gündeminde; TCMB’nin para politikasına ilişkin yönlendirmeleri, açıklanan makroekonomik veriler ve 2025 yılının son çeyreğine ilişkin şirket bilançoları yer aldı. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), ocak ayında bir önceki aya göre %4,84 artarken, yıllık enflasyon %30,65 seviyesinde gerçekleşti.

YURT DIŞI FON GİRİŞLERİNİN SÜRMESİ, AYIN İLK YARISINDA BIST 100 ENDEKSİNDEKİ YÜKSELİŞ EĞİLİMİNİ DESTEKLEDİ

Beklentilerin üzerinde gerçekleşen ocak enflasyon verisine karşın, TCMB’nin Enflasyon Raporu’nda enflasyon beklentilerini koruması, ülke kredi risk priminin (CDS) 210–225 baz puan aralığında dengeli seyretmesi ve sınırlı da olsa yurt dışı fon girişlerinin sürmesi, ayın ilk yarısında BIST 100 endeksindeki yükseliş eğilimini destekledi. Ayın ikinci yarısında ise 14.500 puan seviyesinin yakınlarında artan kar realizasyonları ve ABD–İran hattında yükselen tansiyonun etkisiyle endeks düzeltme sürecine girdi; yıl başından bu yana devam eden yükseliş trendi yerini yatay – negatif ve konsolidatif bir görünüme bıraktı. BIST 100 endeksi Ocak ayındaki %25’e varan yükselişin ardından Şubat ayını dalgalı seyir sonrası yataya yakın 13.900 seviyelerinden kapattı. Sınai Endeksi ayı %1’e yakın gerilerken Bankacılık Endeksi ise %2’yi aşan yükselişle pozitif ayrıştı.

ORTA VE UZUN VADELİ GÖRÜNÜM AÇISINDAN KADEMELİ ALIM ÖNERİMİZİ KORUYORUZ

Mart ayında, ABD’nin izlediği agresif dış politika, gümrük tarifeleri konusunda yaşanan belirsizlik ve artan jeopolitik risklerin, küresel hisse senedi piyasalarında risk iştahını baskılayabilecek unsurlar olabileceğini değerlendiriyoruz. Yurt içinde ise enflasyon verisine ve TCMB’nin faiz kararına odaklanacak piyasaların dezenflasyon sürecinin bozulmaması ve faiz indirimlerinin sınırlı da olsa devam edeceği beklentisinin yanında, artan yabancı yatırımcı ilgisiyle endeksin mart ayında da pozitif dalgalı bir seyir izlemesini bekliyoruz. BİST’te yılın ilk haftalarında yaşanan hızlı yükselişin ardından kısa vadede dalgalanmalar yaşansa da orta ve uzun vadeli görünüm açısından kademeli alım önerimizi koruyoruz.

Osman GÖKTAN

Şeker Yatırım Genel Müdürü

goktan@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlgili Haberler