“Güven yoksa aş yoktur, iş yoktur. Yatırım, ticaret, dostluk, siyaset de yoktur. Çünkü bir insanın, şirketin ve devletin sahip olabileceği en değerli sermaye paradaki değil, kendisine duyulan güvendeki birikimdir.”
Mehmet Öğütçü
Epeydir konuşmalarımda bir “3G formülü”nden söz ediyorum.
Konferansta, televizyon programında ya da bir iş toplantısında önce “Size benim 3G formülümü anlatayım” diyorum.
Sonra susuyorum.
Beş, bazen on saniye.
İnsanlar merakla bekliyor. Herhalde yeni bir ekonomik model, teknolojik bir kavram ya da üç maddelik sihirli bir kalkınma reçetesi açıklayacağım.
Sonra söylüyorum:
Güven. Güven. Güven.
Bazen salonda bir gülümseme oluyor.
Ama ben bunu şaka olsun diye söylemiyorum.
Yıllar içinde diplomaside, uluslararası kuruluşlarda, enerji dünyasında, şirket yönetiminde, yatırım görüşmelerinde ve elbette kendi özel hayatımda öğrendiğim en önemli derslerden biri bu:
Her şeyin temelinde güven var.
Güven yoksa aş da yok, iş de
Bir yatırımcı bir ülkeye neden para getirir?
Pazar büyük olabilir. İşgücü kaliteli olabilir. Vergi avantajları sunabilirsiniz. Teşvikler verebilirsiniz. Cumhurbaşkanından bakana kadar herkesi yatırımcıyla görüştürebilirsiniz.
Ama yatırımcının zihnindeki asıl sorular daha basittir:
Yarın kurallar değişir mi?
İmzaladığım sözleşmeye uyulur mu?
Bir ihtilaf çıkarsa mahkemede hakkımı alabilir miyim?
Kazandığım parayı çıkarabilir miyim?
Bugün bana verilen söz yarın da geçerli olur mu?
Bütün bunları tek kelimeye indirebilirsiniz:
Güven.
Güven varsa sermaye gelir.
Güven yoksa yalnız yabancı yatırımcı kaçmaz; yerli yatırımcı da uzun vadeli yatırım yapmak yerine parasını dövize, altına, gayrimenkule veya yurtdışına yöneltir.
Dolayısıyla benim formülüm basit:
Güven yoksa yatırım yok. Yatırım yoksa iş yok. İş yoksa aş yok.
“Aş”ı eski Türkçedeki en güzel anlamıyla söylüyorum: ekmek.
Bankacılığın sattığı şey de aslında güvendir
Bankaya paranızı neden bırakıyorsunuz?
Yarın geri alabileceğinize güvendiğiniz için.
Banka size neden kredi veriyor?
Geri ödeyeceğinize güvendiği için.
Ortağınızla neden şirket kuruyorsunuz?
Sizi ilk fırsatta kandırmayacağına inandığınız için.
Tedarikçi neden malı gönderiyor?
Parasını alacağına güvendiği için.
Modern ekonominin arkasındaki görünmez altyapı budur.
Para, banka, tahvil, hisse senedi, kredi kartı, sözleşme…
Hepsinin altında aynı görünmez imza vardır:
Bu nedenle güven soyut, romantik bir kavram değildir.
Ekonomik değeri vardır.
Şirketlerde bilanço kadar önemli
Yıllarca büyük şirketlerin içinde ve yönetim kurullarında bulundum.
Şunu gördüm:
Bir şirketin gerçek değeri yalnız bilançosunda yazmaz.
Çalışanı yönetimine güveniyor mu?
Müşteri ürününe güveniyor mu?
Banka sözünüze güveniyor mu?
Ortağınız masadan kalktığınızda anlaşmanın hâlâ geçerli olduğuna inanıyor mu?
Bir şirket para kaybedebilir ve yeniden kazanabilir.
Pazar payını kaybedip geri alabilir.
Ama güvenini kaybettiğinde toparlanması çok daha zordur.
Çünkü itibar yıllarla kazanılır, dakikalar içinde kaybedilebilir.
Dostlukta ve evlilikte de bilanço aynı
Aslında özel hayatımızda da farklı değil.
Dostunuza neden dost dersiniz?
Arkanızdan başka, yüzünüze başka konuşmayacağına güvendiğiniz için.
Evlilik neden ayakta kalır?
Sevgi kadar güven sayesinde.
Çocuk neden anne babasının yanına döner?
Ne olursa olsun kapının kendisine açık olduğunu bildiği için.
Güven bir kez kırıldığında ilişki bazen devam eder.
Aynı evde yaşayabilirsiniz.
Aynı şirkette çalışabilirsiniz.
Aynı sofraya oturabilirsiniz.
Ama bir şey artık değişmiştir.
Çünkü güvenin en acımasız tarafı şudur:
Çok yavaş dolar, çok hızlı boşalır.
Devletin de görünmeyen sermayesi
Devletler açısından güven daha da önemli.
Vatandaş polise güvenmeli.
Asker komutanına.
Memur kurumuna.
İş insanı yargıya.
Tasarruf sahibi bankacılık sistemine.
Seçmen sandığa.
Toplum devletine.
Devlet de vatandaşına güvenebilmeli.
Bunlardan biri ciddi biçimde aşındığında devletin binaları, ordusu, bayrağı, bürokrasisi yerinde durabilir.
Ama görünmeyen kolonlardan biri çatlamıştır.
Bugün dünyadaki gelişmelere baktığımızda belki de en büyük krizlerden biri tam burada.
İnsanlar yalnız kurumlara değil, giderek birbirlerine de daha az güveniyor. Farklı siyasi görüşe, kültüre veya bilgi kaynağına sahip insanlarla ortak zeminde buluşmak zorlaşıyor.
Bu tehlikeli.
Çünkü toplum olmak, herkesin aynı düşünmesi değildir.
Aynı düşünmediğimiz insanlarla aynı ülkede yaşayabileceğimize güvenmektir.
Siyasetin de para birimi güven
Siyasette çok güzel konuşabilirsiniz.
Büyük vaatlerde bulunabilirsiniz.
Milyonları meydanlarda toplayabilirsiniz.
Ama insanlar söyledikleriniz ile yaptıklarınız arasında sürekli mesafe görürse siyasi sermayenizi tüketirsiniz.
Uluslararası ilişkilerde de aynı.
Devletlerin ebedî dostlukları olmayabilir, çıkarları vardır denir.
Doğru.
Ama çıkar ilişkilerinin bile sürdürülebilmesi için öngörülebilirlik gerekir.
Verdiğiniz sözün bir değeri olmalı.
İmzaladığınız anlaşmanın arkasında durmalısınız.
Müttefikiniz yarın sabah bambaşka davranmayacağınızı bilmeli.
Diplomaside bunun adı da güvendir.
Güvensizlik her şeyi bir çırpıda silebilir
Beni en çok düşündüren tarafı bu.
Güveni oluşturmak bazen 20 yıl sürüyor.
Kaybetmek 20 dakika.
Bir dostlukta.
Bir şirkette.
Bir bankada.
Bir siyasi partide.
Bir devlette.
O nedenle güveni yalnız ahlâki bir meziyet olarak görmemek gerekiyor.
Güven ekonomik sermayedir. Siyasi sermayedir. Sosyal sermayedir. Diplomatik sermayedir. Milli güvenliktir.
Belki de sahip olduğumuz bütün sermayelerin en değerlisidir.
Çünkü para kaybederseniz yeniden kazanabilirsiniz.
Bir seçimi kaybederseniz bir sonrakini kazanabilirsiniz.
Şirketiniz zarar ederse yeniden büyütebilirsiniz.
Ama insanlar artık size inanmıyorsa bütün bunları yapmak çok daha zorlaşır.
Bu yüzden benim 3G formülüm hâlâ değişmedi:
Önce kendiniz güvenilir olun.
Ailenizde güveni koruyun.
Dostluklarınızda hoyratça harcamayın.
Şirketinizde kişilere değil sisteme yerleştirin.
Siyasette günlük kazanç uğruna tüketmeyin.
Devlette hukuk ve liyakat üzerine inşa edin.
Dış politikada sözünüzün ağırlığı haline getirin.
Çünkü hayatın sonunda bir insanın da, şirketin de, devletin de önüne aynı soru geliyor:
Size güveniliyor mu?
Cevap “evet” ise üzerine bir gelecek inşa edebilirsiniz.
Cevap “hayır” ise ne kadar paranız, makamınız, şirketiniz, ordunuz veya gücünüz olursa olsun, temeliniz sağlam değildir.
Benim 3G’den anladığım bu.
Gerisi teferruat.
ogutcu@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.