Bazen bir devletin niyetini yaptığı açıklamalardan değil, vurduğu hedeften okumak gerekir.
İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeybatısındaki Abu al-Duhur hava üssünü vurmasını bu nedenle sıradan bir İsrail-Suriye hadisesi olarak görmüyorum. Sekiz saldırıyla pistler ve hangarlar hedef alındı, can kaybı olmadı. Fakat asıl mesaj bombaların düştüğü yerde değil, Ankara’da aranmalı. (Reuters)
Çünkü İsrail saldırıyı gizlemedi. Tam tersine, gerekçesini açıkça Türkiye’ye bağladı: Türk askerlerinin buraya konuşlanabileceğine ilişkin istihbarat aldığını söyledi.
Ankara ise böyle bir konuşlanma olmadığını açıkladı. Şam da üssün Suriye hava kuvvetleri için rehabilite edildiğini, kalıcı Türk üssü kurulmasının söz konusu olmadığını belirtti. (Reuters)
İşte mesele tam burada başlıyor.
İstihbarat dünyasında bazen hedef bina değildir
Benim bu saldırıdan çıkardığım ilk sonuç şu:
İsrail yalnızca bir havaalanını vurmadı. Türkiye’nin Suriye’deki hareket alanının sınırını test etti.
Bunu kesin bir istihbarat bilgisi olarak değil, gelişmelerin stratejik okuması olarak söylüyorum.
İsrail tarafındaki haberlerde Abu al-Duhur’a Türk radarının, hava savunma sistemlerinin ve personelinin yerleştirilebileceği iddia edildi. Türkiye bunu reddediyor. Fakat istihbarat açısından daha ilginç soru, bu bilginin doğru olup olmadığı kadar İsrail’in neden henüz gerçekleşmemiş bir konuşlanma ihtimaline karşı önleyici saldırı yapmayı göze aldığıdır. (The Jerusalem Post)
Bu, Ankara’ya gönderilmiş oldukça sert bir sinyaldir:
“Suriye’de bazı kırmızı çizgileri ben belirlerim.”
Türkiye açısından kabul edilmesi zor olan tam da budur.
Çünkü yeni Suriye düzeninde Ankara sıradan bir dış aktör değildir. Suriye ordusunun yeniden yapılandırılması, eğitimi ve kapasitesinin geliştirilmesinde Türkiye önemli rol üstleniyor. Türkiye ile Suriye arasında askerî işbirliği mevcut. (AP News)
Dolayısıyla İsrail’in Suriye’de Türk etkisinin genişlemesini fiilen bombalayarak sınırlandırmaya başlaması, iki ülke arasındaki rekabeti yeni bir aşamaya taşıyor.
Daha da ilginç bir ayrıntı var
Washington da bu saldırıdan rahatsız.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirdi. Daha sonra bunun Netanyahu’nun seçimler öncesinde Türkiye’yi çatışmaya çekmeye yönelik siyasi bir hamlesi olabileceğini dahi söyledi. (Reuters)
Bu son derece ağır bir değerlendirme.
Doğruysa, Ankara’nın önündeki mesele yalnız askerî değildir. Aynı zamanda psikolojik ve siyasi bir provokasyon ihtimalini de hesaba katmak gerekir.
Türkiye öfkeyle hareket ederek İsrail’in istediği oyuna girmemeli.
Ama hiçbir şey olmamış gibi davranarak da caydırıcılığını aşındırmamalı.
İstihbarat ve devlet aklı tam da burada devreye girer.
Asıl soru: İsrail Türkiye’yi nasıl okuyor?
Bence Ankara’nın kendisine sorması gereken rahatsız edici soru budur.
İsrail karar vericileri Türkiye’nin sert açıklamalar yapacağını fakat belirli bir eşiğin ötesine geçmeyeceğini mi düşünüyor?
Daha önemlisi, bunu test mi ediyorlar?
Abu al-Duhur saldırısı eğer karşılıksız bir emsal haline gelirse yarın başka bir Suriye tesisi, radar sistemi, hava savunma unsuru veya Türkiye’nin desteklediği başka bir askerî altyapı hedef haline gelebilir.
O noktada mesele artık Suriye olmaz.
Türkiye’nin caydırıcılığı olur.
Bu yüzden Ankara’nın cevabının mutlaka bomba olması gerektiğini düşünmüyorum. Caydırıcılık yalnız ateş açmak değildir.
Bazen savaş uçaklarının görünürlüğüdür.
Bazen elektronik harp kapasitesidir.
Bazen hava savunmasının sessizce ileri taşınmasıdır.
Bazen istihbarattır.
Bazen ekonomik, enerji veya diplomatik bir kaldıraçtır.
En etkili karşılık ise karşı tarafın nereden geleceğini tam olarak kestiremediği karşılıktır.
Devletler her cevabı megafonla ilan etmek zorunda değildir.
Haritada başka noktaları da birleştirmek gerekiyor
Suriye’ye tek başına bakmak yanıltıcı olur.
Aynı günlerde Yunanistan’ın Genelkurmay Başkanı İsrail’de İsrail askerî yönetimiyle görüşüyordu. Hemen ardından Kıbrıs’a geçti. Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs arasındaki savunma ve güvenlik işbirliği zaten giderek kurumsallaşıyor; üç ülke resmen askerî ve deniz güvenliği işbirliğini derinleştirme kararı almış durumda. (eKathimerini)
Bunların hepsinin Türkiye’ye karşı hazırlanmış tek bir büyük plan olduğunu söylemek için elimizde kanıt yok.
Fakat Ankara’nın bunları birbirinden tamamen bağımsız hadiseler gibi değerlendirmesi de stratejik saflık olur.
İstihbarat analizinde tek tek noktalar kadar noktaların oluşturduğu desen önemlidir.
Suriye.
Doğu Akdeniz.
Kıbrıs.
Yunanistan.
İsrail.
Enerji güzergâhları.
Hava savunması.
Amerikan silah sistemleri.
Bunların arasındaki çizgileri Ankara’nın dikkatle takip etmesi gerekiyor.
Türkiye ne yapmalı?
İlk olarak, Suriye hava sahasında istihbarat, erken uyarı ve hava savunma kapasitesini güçlendirmeli. Türkiye’nin desteklediği tesislerin vurulmasının maliyetsiz olmadığı anlaşılmalı.
İkincisi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresindeki askerî görünürlüğünü artırmalı; fakat bunu gösterişli tehditler yerine kontrollü ve profesyonel biçimde yapmalı.
Üçüncüsü, Washington’a son derece açık konuşmalı: İki Amerikan ortağının Suriye üzerinde kontrolsüz biçimde karşı karşıya gelmesi kimsenin çıkarına değildir. Nitekim Washington şu anda zaten bir çatışmasızlık mekanizması oluşturmaya çalışıyor. (Reuters)
Dördüncüsü ve belki en önemlisi, Ankara İsrail’in Türkiye’yi sürekli reaksiyon veren aktör konumuna sürüklemesine izin vermemeli.
Oyunun temposunu zaman zaman Türkiye belirlemeli.
Çünkü caydırıcılık karşı tarafı her seferinde vurmak değildir.
Karşı tarafın, sizi vurmadan önce iki kere düşünmesini sağlamaktır.
Abu al-Duhur’da beni asıl düşündüren sekiz bomba değil.
İsrail’in o bombaları atarken Ankara’nın ne yapacağını hesaplamış olması ihtimali.
Eğer hesapları “Türkiye konuşur ama sonunda kabullenir” şeklindeyse, düzeltilmesi gereken şey İsrail’in söylemi değil, o hesabın kendisidir.
Ve böyle hesaplar basın açıklamalarıyla değil, sahada yaratılan yeni gerçeklerle değiştirilir.
Mehmet Öğütçü
ogutcu@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.