Son Haberler

COP31 kapıda: Antalya turizmi iklim zirvesine gerçekten hazır mı?

– Kasım 2026’da Antalya, dünyanın iklim gündeminin merkezlerinden biri olacak. 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan COP31; devlet başkanlarını, bakanları, uluslararası kuruluşları, yatırımcıları, sivil toplum temsilcilerini, akademisyenleri ve küresel şirketleri aynı coğrafyada buluşturacak. Toplantı devlet ve hükümet temsilcilerinin yanı sıra uluslararası kuruluşları, özel sektörü, finans dünyasını, akademiyi ve sivil toplumu bir araya getirecek.

– COP31 gibi önemli bir uluslararası  organizasyonun Antalya’da düzenlenmesi, doğrudan ekonomik etki yaratacak. Zirveye 196 ülkeden 80 bini aşkın ziyaretçinin Antalya’ya gelmesinin bekleniyor. Bu ölçekte bir uluslararası hareketlilik yalnızca oteller için değil; havayollarından restoranlara, transfer şirketlerinden kongre organizatörlerine, perakendeden yerel üreticilere kadar geniş bir turizm ekosistemi için ekonomik hareketlilik anlamına geliyor.

– COP31, Antalya bakımından aynı zamanda işletme verimliliğinin yeniden düşünülmesi için önemli bir fırsat olarak görülmelidir. Antalya’nın yalnızca turizm teknolojilerini kullanan değil, turizm teknolojileri geliştiren bir destinasyon haline gelmesi ise COP31’in yaratabileceği en değerli ekonomik çıktılardan biri olabilir. Antalya’nın tamamını tek bir turizm destinasyonu olarak değerlendirmek yerine mikro destinasyonlar üzerinden taşıma kapasitesi analizleri yapılmalıdır.

– COP31 sona erdiğinde Antalya turizmi için beş somut hedef belirlenebileceğini düşünüyorum: 1) Misafir başına su tüketimini azaltmak. 2)  Konaklama başına enerji tüketimini düşürmek. 3) Misafir başına oluşan gıda atığını ölçmek ve sistematik olarak azaltmak. 4) Yerel ve sürdürülebilir tedarikin toplam satın almalar içerisindeki payını artırmak. 5) Turizm işletmelerinde kaynak verimliliği göstergelerinin düzenli olarak ölçüldüğü ortak bir veri kültürü oluşturmak.

Kasım 2026’da Antalya, dünyanın iklim gündeminin merkezlerinden biri olacak. COP31; devlet başkanlarını, bakanları, uluslararası kuruluşları, yatırımcıları, sivil toplum temsilcilerini, akademisyenleri ve küresel şirketleri aynı coğrafyada buluşturacak.

COP, İngilizce “Conference of the Parties – Taraflar Konferansı” ifadesinin kısaltmasıdır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında her yıl gerçekleştirilen COP toplantıları, küresel iklim politikalarının şekillendirildiği en önemli uluslararası platformlardan biridir. Devlet ve hükümet temsilcilerinin yanı sıra uluslararası kuruluşları, özel sektörü, finans dünyasını, akademiyi ve sivil toplumu bir araya getiren bu toplantılarda; sera gazı emisyonlarının azaltılmasından iklim finansmanına, enerji dönüşümünden uyum politikalarına kadar dünyanın iklim geleceğini ilgilendiren kararlar müzakere edilmektedir. COP31, bu sürecin 31. Taraflar Konferansı’dır ve 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecektir.

COP31’i Türkiye açısından özel kılan unsurlardan biri, Türkiye’nin bu ölçekteki BM iklim konferansına ilk kez ev sahipliği yapacak olmasıdır. Zirvenin Antalya EXPO Center’da düzenlenmesi planlanıyor. COP31 Başkanlığı süreci yalnızca yeni iklim taahhütlerinin tartışıldığı bir toplantı olarak değil, mevcut taahhütlerin ölçülebilir uygulamalara dönüştürüldüğü bir “Implementation COP” olarak konumlandırıyor. Elektrifikasyon ve enerji dönüşümü, sıfır atık ve döngüsel ekonomi, dirençli kentler, sürdürülebilir tarım ve gıda sistemleri, yeşil sanayi ve iklim finansmanı öne çıkan konular arasındadır.

ANTALYA’YA 196 ÜLKEDEN 80 BİNİ AŞKIN ZİYARETÇİNİN GELMESİ BEKLENİYOR

Antalya açısından bakıldığında ise mesele yalnızca böylesine büyük bir organizasyona ev sahipliği yapmak değil. Türkiye turizmi açısından bakıldığında ise COP31, iki haftalık uluslararası bir organizasyondan çok daha fazlasıdır. Her şeyden önce organizasyonun doğrudan ekonomik etkisi olacaktır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, zirve kapsamında 196 ülkeden 80 bini aşkın ziyaretçinin Antalya’ya gelmesinin beklendiğini açıkladı. Bu ölçekte bir uluslararası hareketlilik yalnızca oteller için değil; havayollarından restoranlara, transfer şirketlerinden kongre organizatörlerine, perakendeden yerel üreticilere kadar geniş bir turizm ekosistemi için ekonomik hareketlilik anlamına geliyor.

Üstelik zirvenin 9–20 Kasım tarihlerinde yapılacak olması Antalya açısından ayrıca önemlidir. Türkiye’nin en güçlü deniz-kum-güneş destinasyonlarından birinde on binlerce uluslararası ziyaretçinin yaz sezonunun dışında ağırlanması, kongre ve etkinlik turizminin sezonu uzatma kapasitesini göstermek açısından önemli bir fırsattır. Türkiye’nin hava ulaşımı, konaklama kapasitesi, kongre altyapısı ve hizmet deneyiminin küresel ölçekte görünür hale gelmesi, gelecekte daha fazla uluslararası toplantı ve organizasyonun Türkiye’ye çekilmesine katkı sağlayabilir. Türkiye’nin MICE turizmindeki konumunun COP31 gibi büyük uluslararası organizasyonlarla güçlenebileceği de resmî değerlendirmelerde vurgulanıyor.

ANTALYA SAHİPLİK Mİ YAPACAK, DEĞİŞMEYE Mİ BAŞLAYACAK?

Antalya, COP31’e ev sahipliği yapmaya mı hazırlanıyor, yoksa COP31 sonrasında değişmeye mi?

Bu iki yaklaşım arasında önemli bir fark var. İlki ulaşım, konaklama, güvenlik, toplantı salonları ve organizasyon kapasitesiyle ilgili. Antalya’nın yıllardır milyonlarca uluslararası ziyaretçiyi ağırlayan turizm altyapısı düşünüldüğünde, bu konuda önemli bir deneyime sahip olduğumuz açık.

İkincisi ise çok daha zor bir soruyu gündeme getiriyor: Dünyaya iklim değişikliğiyle mücadele mesajlarının verileceği bir destinasyonda turizm işletmeleri suyu, enerjiyi, gıdayı ve diğer kaynakları ne kadar verimli kullanıyor? COP31’in Antalya için gerçek mirası da bence tam olarak burada aranmalıdır.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ARTIK BİR İMAJ MESELESİ DEĞİL

Turizm sektöründe sürdürülebilirlik uzun yıllar boyunca daha çok çevresel duyarlılık üzerinden konuşuldu. Havluların yeniden kullanılması, plastik tüketiminin azaltılması, atıkların ayrıştırılması ve enerji tasarruflu aydınlatmalar sürdürülebilir otelcilik uygulamalarının görünür yüzünü oluşturdu. Bunların hepsi önemli, ancak bugün sürdürülebilirlik çok daha geniş bir işletmecilik problemine dönüşmüş durumda.

Enerji maliyetlerinin yükseldiği, su kaynakları üzerindeki baskının arttığı, gıda fiyatlarının işletme bütçelerini zorladığı, işgücü maliyetlerinin yükseldiği ve uluslararası tur operatörlerinin çevresel performansa giderek daha fazla önem verdiği bir ortamda sürdürülebilirlik artık yalnızca kurumsal sosyal sorumluluk konusu değildir. Sürdürülebilirlik aynı zamanda maliyet yönetimidir. Hatta bir adım daha ileri gidelim; kaynak verimliliğini yönetemeyen bir turizm işletmesinin uzun vadede maliyetlerini yönetmesi de giderek zorlaşacaktır.

Bu nedenle COP31 Antalya turizmi açısından yalnızca iklim değişikliğinin değil, aynı zamanda işletme verimliliğinin yeniden düşünülmesi için önemli bir fırsat olarak görülmelidir.

OTELLERİN GÖRÜNMEYEN BİLANÇOSU: KAYNAK İSRAFI

Bir otelin gelir tablosuna baktığımızda oda gelirlerini, yiyecek-içecek gelirlerini, personel giderlerini, enerji maliyetlerini ve diğer operasyonel giderleri görebiliriz. Ancak çoğu işletmenin finansal tablolarında ayrı bir “israf maliyeti” satırı bulunmaz. Oysa otelin hemen her bölümünde görünmeyen bir israf bilançosu vardır:

  • Açık büfede tüketilmeyen yiyecekler,
  • Gereğinden fazla hazırlanan üretim,
  • Yanlış stoklama nedeniyle bozulan ürünler,
  • Boş alanların gereksiz iklimlendirilmesi,
  • Kaçak veya gereksiz su tüketimi,
  • Gereğinden fazla kullanılan temizlik kimyasalları,
  • Yanlış satın alma kararları,
  • Fazla stoklar,
  • Tekrar yapılan işler,
  • İyi planlanmamış personel vardiyaları.

Bunların her biri tek başına küçük görünebilir. Fakat yüzlerce odalı bir otelde, yılın yüzlerce günü tekrarlandığında önemli bir finansal büyüklüğe dönüşür. Bu nedenle yeni dönemde otellerin yalnızca ne kadar gelir elde ettiklerini değil, bu geliri üretirken ne kadar kaynak tükettiklerini de ölçmeleri gerekiyor.

ÖLÇEMEDİĞİMİZ ŞEYİ YÖNETEBİLİR MİYİZ?

Turizm işletmelerinde sürdürülebilirlik açısından en önemli sorunlardan biri çok sayıda uygulama yapılmasına rağmen sonuçların yeterince ölçülmemesidir. “Enerji tasarrufu yapıyoruz”, “Suyu verimli kullanıyoruz”, “Gıda atığını azaltıyoruz”. Bunlar olumlu ifadeler olmakla birlikte yönetim açısından yeterli değildir.

Asıl sorular şunlardır: Bir misafir-gece üretmek için kaç litre su kullanıyoruz? Bir konaklama için kaç kWh enerji tüketiyoruz? Misafir başına kaç gram gıda atığı oluşuyor? Satın alınan gıdanın yüzde kaçı tüketilmeden atığa dönüşüyor? Toplam atığın ne kadarı geri kazanılıyor? Satın almaların ne kadarı yerel tedarikçilerden gerçekleştiriliyor? Ve belki de işletme yöneticileri açısından en kritik soru; kaynak israfının işletmeye yıllık maliyeti kaç TL?

COP31 sonrasında Antalya turizminde gerçek bir dönüşüm hedefleniyorsa sürdürülebilirlik raporlarından önce bir ölçüm kültürü oluşturmalıyız. Çünkü ölçmediğimiz şeyi yönetmek, yönetmediğimiz şeyi ise iyileştirmek oldukça güçtür.

AÇIK BÜFEDEN BAŞLAYAN BÜYÜK DÖNÜŞÜM

Antalya turizminin uluslararası rekabet gücünün temel unsurlarından biri herşey dahil sistemidir. Bu model destinasyonun büyümesine önemli katkılar sağladı. Ancak aynı model özellikle yiyecek-içecek operasyonlarında önemli bir verimlilik sorusunu da beraberinde getiriyor. Misafire daha fazla çeşit sunmak ile daha fazla değer sunmak aynı şey midir? Büfenin sürekli dolu görünmesi gerçekten kalite göstergesi midir? Yoksa kaliteyi azaltmadan daha az kaynakla aynı hatta daha yüksek misafir memnuniyetini üretmek mümkün müdür?

Burada tartışılması gereken şey herşey dahil sisteminden vazgeçmek değildir. Tam tersine, herşey dahil modelini daha akıllı hale getirmektir. Talep tahmini, porsiyon yönetimi, üretim planlaması, büfe tasarımı, stok optimizasyonu ve gıda atığının ölçülmesi birlikte ele alındığında önemli tasarruf alanları ortaya çıkabilir. Bu noktada Antalya için daha önce gündeme getirdiğim “Model Mutfak” yaklaşımının önemli bir uygulama alanı bulunduğunu düşünüyorum.

MODEL MUTFAK: DAHA AZ KAYNAKLA DAHA FAZLA DEĞER

Sanayide yıllardır kullanılan yalın üretim yaklaşımının temelinde basit ama güçlü bir düşünce vardır; müşteriye değer yaratmayan faaliyetleri azalt. Aynı düşünceyi turizm işletmelerinin mutfaklarına uyguladığımızı düşünelim:

  • Gereksiz hareketleri azaltmak,
  • Fazla üretimi önlemek,
  • Stokları optimize etmek,
  • Bekleme sürelerini azaltmak,
  • Üretim süreçlerini standartlaştırmak,
  • Enerji ve su kullanımını ölçmek,
  • Gıda atığını kaynağında belirlemek,
  • Satın alma ile mutfak üretimini gerçek talep üzerinden ilişkilendirmek.

Böyle bir sistem yalnızca çevresel performansı geliştirmez. Aynı zamanda işletmenin maliyetlerini düşürür, çalışan verimliliğini artırır ve operasyonel kaliteyi güçlendirir. Bu nedenle sürdürülebilirlik ile yalın yönetimi birbirinden ayrı düşünmemeliyiz.

GREENTECH İLE TOURISTECH’İN BULUŞMA ZAMANI

Kaynak verimliliği konusunda turizm sektörünün elinde geçmişte olmayan önemli bir araç daha bulunuyor: Teknoloji. Yapay zekâ, nesnelerin interneti, sensörler, büyük veri ve akıllı otomasyon sistemleri otellerde kaynak kullanımının çok daha hassas yönetilmesini mümkün hale getiriyor. Yapay zekâ destekli talep tahmin sistemleri restoranlarda ertesi gün kaç kişinin hangi ürünleri tüketebileceğini tahmin edebilir. Akıllı sayaçlar hangi bölümün ne kadar enerji ve su kullandığını gerçek zamanlı gösterebilir. Sensörler odanın kullanılmadığını belirleyerek iklimlendirme sistemlerini otomatik olarak optimize edebilir. Dijital atık takip sistemleri mutfaktan çıkan gıda atığının türünü ve miktarını ölçebilir. Satın alma algoritmaları stok seviyelerini, geçmiş tüketimi, doluluk tahminlerini ve fiyat değişimlerini birlikte değerlendirerek sipariş miktarlarını optimize edebilir. Böylece TourisTech ile GreenTech kesişmeye başlar. Antalya’nın yalnızca turizm teknolojilerini kullanan değil, turizm teknolojileri geliştiren bir destinasyon haline gelmesi ise COP31’in yaratabileceği en değerli ekonomik çıktılardan biri olabilir.

ANTALYA İÇİN “KAPASİTE HARİTASI” OLUŞTURULMALI

İtalya ve İspanya’nın bugün çözmeye çalıştığı sorunlar Antalya için önemli bir erken uyarı niteliğindedir. Akdeniz’in önde gelen destinasyonlarında son yıllarda yaşanan gelişmeler yeni bir sürdürülebilirlik sorusunu gündeme getiriyor; bir destinasyon için ne kadar turist fazladır?

Antalya’nın tamamını tek bir turizm destinasyonu olarak değerlendirmek yerine mikro destinasyonlar üzerinden taşıma kapasitesi analizleri yapılmalıdır. Kaleiçi, Lara-Kundu, Belek, Side-Manavgat, Kemer, Kaş ve Alanya’nın sorunları ve taşıma kapasiteleri birbirinden farklıdır. Örneğin Kaleiçi’nde temel sorun tarihi dokunun ve kamusal alanların taşıma kapasitesi olabilirken, Belek’te su ve enerji kullanımı; Kaş’ta yapılaşma, trafik ve kıyı baskısı; büyük resort bölgelerinde ise su, enerji, gıda ve atık yönetimi daha kritik hale gelebilir. Bu nedenle Antalya için tek bir “maksimum turist sayısı” belirlemek yerine bölgesel ve dönemsel taşıma kapasitesi göstergeleri geliştirilmelidir. Akdeniz destinasyonlarında ve Antalya’da fazla turizmin gelecekteki en önemli sınırlarından biri muhtemelen otel yatağı değil su kapasitesi olacaktır.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BİR MALİYET DEĞİL, YATIRIM KARARIDIR

İşletmeler açısından önemli bir zihniyet değişikliğine daha ihtiyacımız var. Sürdürülebilirlik yatırımlarının yalnızca “çevre yatırımı” olarak değerlendirilmesi bu projelerin finansal potansiyelini gözden kaçırmamıza neden oluyor. Örneğin enerji verimliliğine yapılacak bir yatırımın değerlendirilmesinde yalnızca karbon emisyonundaki azalmaya değil; yatırım tutarına, yıllık enerji tasarrufuna, geri ödeme süresine, net bugünkü değere, işletme maliyetlerine etkisine ve tesisin rekabet gücüne katkısına da bakılmalıdır.

Aynı yaklaşım su, gıda atığı, yenilenebilir enerji ve dijital izleme yatırımları için de uygulanabilir. Böylece sürdürülebilirlik departmanlarının dili ile finans departmanlarının dili birbirine yaklaşır. Belki de önümüzdeki dönemin en önemli dönüşüm karbonu kilogramla, israfı ise aynı zamanda TL ile ölçmek olacaktır.

ANTALYA İÇİN COP31 MİRASI: BEŞ SOMUT HEDEF

COP31 sona erdiğinde Antalya’da yüzlerce toplantı yapılmış, binlerce ziyaretçi ağırlanmış ve dünyanın dört bir yanında Antalya görüntüleri yayınlanmış olacak. Fakat birkaç yıl sonra dönüp baktığımızda hangi göstergeler bize gerçekten başarılı olduğumuzu söyleyecek?

Antalya turizmi için beş somut hedef belirlenebileceğini düşünüyorum:

  1. Misafir başına su tüketimini azaltmak.
  2. Konaklama başına enerji tüketimini düşürmek.
  3. Misafir başına oluşan gıda atığını ölçmek ve sistematik olarak azaltmak.
  4. Yerel ve sürdürülebilir tedarikin toplam satın almalar içerisindeki payını artırmak.
  5. Turizm işletmelerinde kaynak verimliliği göstergelerinin düzenli olarak ölçüldüğü ortak bir veri kültürü oluşturmak.

Bu göstergeler işletme, destinasyon ve hatta bölgesel ölçekte takip edilebilir. Böylece Antalya sürdürülebilir turizm konusunda yalnızca hedef açıklayan değil, sonuçlarını ölçebilen bir destinasyon haline gelebilir.

COP31 SONRASI ANTALYA NASIL HATIRLANACAK?

Antalya denizi, iklimi, otelleri ve hizmet kalitesiyle dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri. COP31 ise bu kimliğe yeni bir boyut ekleme fırsatı sunuyor. Antalya bundan sonra yalnızca milyonlarca turist ağırlayan bir destinasyon olarak değil; turizmde kaynak verimliliğinin, sürdürülebilirliğin, teknolojinin ve yeni işletme modellerinin birlikte geliştirildiği bir yaşayan laboratuvar olarak da konumlanabilir. Bunun için yeni sloganlardan çok yeni göstergelere, yeni sertifikalardan çok ölçülebilir sonuçlara ve tekil projelerden çok ortak bir dönüşüm modeline ihtiyacımız var.

Üniversiteler, oteller, restoranlar, teknoloji girişimleri, meslek örgütleri, yerel yönetimler ve kamu kurumları aynı hedef etrafında buluşabilirse COP31 Antalya açısından geçici bir organizasyon olmaktan çıkarak uzun vadeli bir dönüşümün başlangıcına dönüşebilir. Çünkü asıl başarı dünyanın Antalya’ya gelip iklim değişikliğini konuşması değildir. Asıl başarı, dünya Antalya’dan ayrıldıktan sonra bizim neyi değiştirdiğimizdir.

COP31’e doğru ilerlerken turizm sektörünün kendisine sorması gereken soru bu nedenle oldukça basit; dünyaya sürdürülebilir turizmi anlatmaya mı hazırlanıyoruz, yoksa onu gerçekten uygulamaya mı?

Prof. Dr. Mehmet YAZICI

Antalya Bilim Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı

yazici@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlgili Haberler

Site Haritası