– Başımızı kaldırıp dünyaya baktığımızda çatışmaların büyük bir bölümünün gelir/kar, pazar, toprak, enerji, teknoloji ve bilgi vs.’nin paylaşımı konusunda yoğunlaştığını görürüz. Çünkü meta ve değer büyüdükçe, toplumlarda onu kontrol etme arzusu da büyür. İnsanlar sevgiyi paylaşamadığı için birbirine düşman olur. Makam ve statü paylaşımı, en kurumsal yapılarda bile görünmez rekabetler yaratır.
-Özellikle ekonomik değer üreten alanlardaki paylaşım mücadeleleri, çoğu zaman din, ırk ya da ideolojik ayrışmalardan daha sert ve belirleyici sonuçlar doğurur. Çünkü burada söz konusu olan, yalnızca kimlik değil, çıkar ve güç dengeleridir. Toplumların ahlaki değerleri en tepeye koymaları; insana ve doğaya saygı duyarak, birlikte yaşamanın alt yapısının tesisisin peşinde olmaları gerekiyor. Bunu başarmak zor, ama en azında bu uğurda mücadele edilmelidir.
Yıllar önce The Gods Must Be Crazy (Tanrılar Çıldırmış Olmalı) filmini izlemiştim. Basit bir hikâye gibi görünse de aslında insanlık tarihine dair çok güçlü bir gerçeği anlatır: Kalahari’de yaşayan bir kabile, doğayla uyum içinde, neredeyse hiçbir şeyin sahiplenilmediği, paylaşımın doğal olduğu bir hayat sürmektedir. Para yoktur, rekabet yoktur, kıskançlık, çekişme yoktur. Hayat sade, ama huzurludur. Mutlu bir şekilde yaşamaktadırlar. Bu düzenin temelinde ise bolluk değil, ihtiyaç kadar tüketme ve fazlasını sahiplenmeme anlayışı vardır.
Bir gün gökyüzünden düşen bir Coca-Cola şişesi, bu dengeyi kökten değiştirir. Başta anlam veremedikleri, ne işe yarayacağını çözemedikleri bu nesne, zamanla işe yarayan bir araca dönüşür. Hamur açılır, yüzey düzeltilir, farklı işlerde kullanılır. Yani şişe artık sadece bir nesne değil, fayda üreten bir varlık, yani bir “meta” haline gelir. Üstelik tektir, nadirdir ve ikamesi yoktur. Tam da bu nedenle, değeri hızla artar ve paylaşılamaz hale gelir.
İşte kırılma noktası burasıdır.
Şişenin işe yaraması ile birlikte kabilede ilk kez; sahiplenme yani “mülkiyet duygusu” ortaya çıkar. Hal böyle olunca şişeyi paylaşım zorlaşır, aralarında kıskançlık doğar. Ardından çatışma… Hatta ölümler olur… Sonunda kabile, huzuru geri kazanmak için şişeyi yok etmeye karar verir.
ÇATIŞMALARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ PAZAR, TOPRAK, ENERJİ, TEKNOLOJİ VE BİLGİ KONUSUNDA YOĞUNLAŞIYOR
Bu hikâye aslında çok net bir gerçeği ortaya koyar: Sorunun temelinde, şişe de olsa paylaşılacak değerin varlığı ve bunun yönetimi yatar.
Başımızı kaldırıp dünyaya baktığımızda da benzer sonuç üreten bir tablo görürüz. Gelir/kar, pazar, toprak, enerji, teknoloji ve bilgi vs.’nin paylaşımı… Çatışmaların büyük bölümü bu başlıklarda yoğunlaşır. Çünkü meta ve değer büyüdükçe, toplumlarda onu kontrol etme arzusu da büyür.
Paylaşım sorunu bazen sadece ekonomik de olmayabiliyor.
İNSANLAR SEVGİYİ PAYLAŞAMADIĞI İÇİN BİRBİRİNE DÜŞMAN OLUR
İnsanlar sevgiyi paylaşamadığı için birbirine düşman olur. Makam ve statü paylaşımı, en kurumsal yapılarda bile görünmez rekabetler yaratır. Bilgi paylaşılmadığında organizasyonlar içeriden zayıflar, verimlilik düşer, güven erozyona uğrar. Özellikle ekonomik değer üreten alanlardaki paylaşım mücadeleleri, çoğu zaman din, ırk ya da ideolojik ayrışmalardan daha sert ve belirleyici sonuçlar doğurur. Çünkü burada söz konusu olan, yalnızca kimlik değil, çıkar ve güç dengeleridir.
ORTAK PAYDA, ÇOĞU ZAMAN İNANÇ VE-VEYA KİMLİK DEĞİL, PAYLAŞIMIN NASIL YAPILACAĞI İLE İLGİLİ ÇATIŞMALARIDIR.
Dünya siyasi tarihine baktığımızda büyük çatışmaların önemli bir kısmı; büyüme arzusu, kaynaklara erişim ve daha fazlasını kontrol etme isteği etrafında şekillendiğini görüyoruz. Bugün Ortadoğu’da yaşananları da bu çerçeveden okumak mümkündür. Lafa gelince mangalda kül bırakmayan aynı dine mensup toplumların, yaşanan savaş atmosferinde farklı cephelerde yer alması ve hiç rahatsızlık duymamaları tesadüf değildir. Ortak payda, çoğu zaman inanç ve-veya kimlik değil, paylaşımın nasıl yapılacağına dair çıkar çatışmalarıdır. Amerika ve onu destekleyenlerin, Orta Doğu coğrafyasına demokrasi ve insan haklarını getirmeye çalıştıkları için burada olmadıkları açıktır.
Sonuç olarak; insanlık, kıt ve yüksek değerli kaynakların paylaşımının peşinde yüzyıllardır bir biriyle çatışıyor.
Bu yüzden asıl soru şudur: Değeri nasıl yöneteceğiz?
Dolayısıyla asıl soru, “Değeri nasıl paylaşacağız” değildir. Değeri nasıl yöneteceğiz sorusuna çözüm aranmalıdır. Toplumların ahlaki değerleri en tepeye koymaları; insana ve doğaya saygı duyarak, birlikte yaşamanın alt yapısının tesisisin peşinde olmaları gerekiyor. Bunu başarmak zor, ama en azında bu uğurda mücadele edilmelidir.
Aksi halde doğru yönetilemeyen her değer, er ya da geç, kavgaya neden olan yeni bir “içi boş şişe” yaratır.
Not: Kapak görseli, yapay zekâ asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.
Şaban ÇAĞIRAN
cagiran@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.