Son Haberler

Ekonomiyi rakamlar mı, duygular mı yönetiyor?

– İnsan ve toplum davranışları ile ekonomi arasındaki ilişkiyi ilk olarak 18. yüzyılda kapitalizmin babası olarak anılan Adam Smith dile getirdi.  Smith, The Theory of Moral Sentiments adlı eserinde, “Birey yalnızca rasyonel hesaplar yapan bir aktör değildir: servet arzusumaddi faydadan çok saygınlık ve hayranlık beklentisinden beslenir” diyor.  Bu gözlem modern davranışsal finansta önemli yer tutan göreli servet algısı ve statü temelli risk alma davranışlarını açıklıyor.

– Bir diğer iktisatçı John Maynard Keynes’e göre yatırım kararları, olasılıklara dayalı rasyonel hesaplardan ziyade iyimserlik, korku ve güven gibi psikolojik dürtüler tarafından yönetilir. Daniel Kahneman ve Amos Tversky de; beklenti teorisinde, karar verilirken düşük olasılıkların abartıldığını, yüksek olasılıkların küçümsendiğini belirtiyor. Bütün bu teorik yaklaşımlar bize şunu gösteriyor. Ekonomiyi yalnızca rakamlar değil, insan ve toplum davranışları da önemli ölçüde etkiliyor.

İktisat Fakültesi’nde makroekonomi dersine o zaman TCMB’de Yönetim Kurulu üyeliği de yapan Prof. Dr. Erdoğan Soral hocamız giriyordu. Soral, ekonomide teori ile pratiği birbiri ile uyumlaştırmış ve bunu öğrencilerine mükemmel bir anlatımla aktarabilen nadir hocalardan biriydi. Zira aradan o kadar yıl geçmesine rağmen anlattıklarının çoğu dün gibi aklımda.

Hocamız bir dersinde, ekonomi eşittir psikoloji demişti. Lisede psikolojide oldukça yüksek not alan birisi olarak bunu anlamakta güçlük çekmiştim. Ama ekonomi teoriği ve pratiğini gördükten sonra anladım ki gerçekten öyleydi; ekonomi ile psikoloji ve hatta toplumsal davranışlar iç içeydi.

Son dönemde iktisatçı Prof. Dr. Mehmet Baha Karan hocamızın yazılarını okuyorum, kaçırmamaya çalışıyorum. Karan da bir yazısında davranışsal psikoloji konusunu Adam Smith, Keynes ve diğer iktisatçıların teorileri üzerinden gayet güzel anlatıyor. (1)

SMITH’E GÖRE SERVET ARZUSU, MADDİ FAYDADAN ÇOK SAYGINLIK VE HAYRANLIK BEKLENTİSİNDEN BESLENİYOR

İnsan ve toplum davranışları ile ekonomi arasındaki ilişkiyi ilk olarak 18. yüzyılda kapitalizmin babası olarak anılan Adam Smith dile getirdi.  Smith, The Theory of Moral Sentiments adlı eserinde, birey neoklasik iktisadın varsaydığı gibi, yalnızca rasyonel hesaplar yapan bir aktör değildir: başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceğini hesaba katan, toplumsal onay ve statü arayışında olan, bu süreçte yanılabilen ve kendisini kandırabilen varlıktır.

Smith, ayrıca servet arzusunun maddi faydadan çok saygınlık ve hayranlık beklentisinden beslendiğini vurgular. Bu gözlem modern davranışsal finansta önemli yer tutan göreli servet algısı ve statü temelli risk alma davranışlarını açıklar.

JOHN MAYNARD KEYNES’E GÖRE YATIRIM KARARLARI İYİMSERLİK, KORKU VE GÜVENE DAYANIR

Bir diğer iktisatçı John Maynard Keynes’e göre yatırım kararları, olasılıklara dayalı rasyonel hesaplardan ziyade iyimserlik, korku ve güven gibi psikolojik dürtüler tarafından yönetilir.

Keynes’in “güzellik yarışması” metaforu da aynı gerçeğe işaret eder. Yatırımcı bazen bir varlığın gerçek değerine değil, başkalarının ona ne değer vereceğine bakar. Böylece herkes birbirinin davranışını tahmin etmeye çalışırken sürü psikolojisi, spekülatif balonlar ve ardından sert düşüşler ortaya çıkabilir.

Davranışsal finans üzerine çalışmaları bulunan 1978’de Nobel ödülü alan Herbert A. Simon da; yatırım davranışlarında rasyonelliğin sınırlı olduğunu, tatmin ediciliğin, sezgilerin, sürü psikolojisinin, belirli kalıpların, aşırılık içeren davranışların etkili olduğunu, yatırımcıyı “her şeyi bilen rasyonel ajan” olmaktan çıkarıp bilişsel olarak sınırlı, belirli sınırlar içinde hareket eden ve sezgilere göre karar veren bir özne olarak tanımlıyor.

Daniel Kahneman ve Amos Tversky de; beklenti teorisinde, karar verilirken düşük olasılıkların abartıldığını, yüksek olasılıkların küçümsendiğini; bu yaklaşımın piyango-benzeri varlıklara aşırı talep ve risk yarattığını ortaya koyar.

EKONOMİYİ YALNIZCA RAKAMLAR DEĞİL, İNSAN VE TOPLUM DAVRANIŞLARI DA ETKİLİYOR

Bütün bu teorik yaklaşımlar bize şunu gösteriyor. Ekonomiyi yalnızca rakamlar değil, insan ve toplum davranışları da önemli ölçüde etkiliyor.

Yatırımcılar çoğu zaman bilanço okumaz, incelemez, komşusunun aldığı hisse senedini alır.  Ya da bir şirket geleceğe olan güvensizlikten dolayı yatırım yapmayabilir.

Genellikle insanlar kaybetmekten korktukları için yatırım yapmazlar. Yine Psikolog  Daniel Kahneman ve Amos Tversky, kaybetmenin acısının, kazanmanın mutluluğunun yaklaşık iki katı hissedildiğini belirtiyor.

Davranışsal ekonominin en çarpıcı örneklerinden biri de 1637’de Hollanda’da yaşanan Lale Çılgınlığı’dır. Lale o dönemde nadir bir çiçekti ve statü sembolüydü. İnsanlar Lale’nin kendisine değil, başkalarının ona verdiği değere yatırım yapıyordu. Yani “ben lalenin pahalı olduğunu düşünmüyorum ama başkaları pahalıya alır” inancı vardı. Davranışsal ekonomide buna büyük budala (greater fool theory) deniliyor. Zincir koptuğunda kimse lale satın almak istemedi ve bir anda tüm irrasyonel yatırımcılar zarar etti.

PİYASALAR, KISA VADEDE OYLAMA MAKİNESİ, UZUN VADEDE İSE TARTI MAKİNESİDİR

Ekonomi tarihi bir bakıma insan doğasının da tarihidir.

Yerçekimini hesaplayan Newton, 1720’de, South Sea Balonunda önce kar edip sonra hisselerini satıyor. Fiyatlar yükselmeye devam edince yeniden daha pahalı fiyata satın alıyor ve balon patlayınca önemli ölçüde zarar ediyor. Ardından Newton’a atfedilen meşhur söz geliyor: “Gök cisimlerinin hareketlerini hesaplıyorum ama insanların çılgınlığını hesaplayamıyorum.”  Newton’un çılgınlığının içine girmeyen var mı? Eminim çok azdır. Ben de değerinin fazla yükseldiğini düşünerek sattığım bir hisseyi çevremin ve yükselişin etkisiyle daha yüksek fiyattan yeniden aldım ve zarar ettim. Demek ki mesele sadece bilmek değil, karar anında bilgiyi uygulayabilmekmiş.

Benjamin Graham da piyasaları, “Kısa vadede oylama makinesi, uzun vadede ise tartı makinesidir.” sözüyle çok güzel özetlemiştir.

“BAŞKALARI AÇGÖZLÜ İKEN KORKACAĞIZ, BAŞKALARI KORKARKEN AÇGÖZLÜ OLACAĞIZ”

Andre Kostolany’nin belirttiği gibi, özellikle borsa yatırımlarında sistem “yüzde 90 psikoloji, yüzde 10 her şey” şeklinde çalışmaktadır. Öyleyse ne yapacağız, Warren Buffett’ın dediği gibi, başkaları açgözlü iken korkacağız, başkaları korkarken açgözlü olacağız.

Özetle; insan olduğumuz sürece korkacağız, heyecanlanacağız, bazen çoğunluğun peşinden gidecek, bazen de kazanç arzusuna yenileceğiz. Duyguları ekonomiden tamamen çıkarmak mümkün değil. Belki de yapılması gereken onları yok saymak değil, kararlarımız üzerindeki etkilerinin farkında olmaktır. Duygular masada olabilir;  ama direksiyonda rasyonalite olmalıdır.

(1)Dr. Mehmet Baha Karan

Not: Kapak görseli, yapay zekâ asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.

Şaban ÇAĞIRAN
Yönetici
cagiran@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlgili Haberler

Site Haritası