– Michael Mann 4 ciltlik The Sources of Social Power başlıklı magnum opus’unda iktidarın dört farklı ve otonom kaynağını ortaya koyuyor. Bunlar ideolojik, ekonomik, askeri ve politik güçlerdir. Mann, küresel hegemonya değişimlerini ve bir gücün nasıl hegemonik hale geldiğini açıklamak için merkezi bir çerçeve sunuyor. Mann, küresel güç değişimlerini sadece ekonomik faktörlere indirgeyen teorilere karşı çıkıyor, hegemonyanın bu dört güç kaynağının birbirine karışmış etkileşimleri sonucunda oluştuğunu savunuyor.
– ABD hegemonyası çözülüyor ve Çin ise yükselişti. Çin özellikle ekonomik bağlamda dikkat çekiyor. Ancak, söz konusu gelişme üretim ve dış ticaret alanında somutlaşmakta iken, finansal merkezileşme halihazırda Batı merkezli olmaya devam ediyor. Diğer taraftan Çin, askeri ve politik gücünü artırıyor, ama henüz ideolojik anlamda belirleyici olmaktan oldukça uzak. ABD açısından ise çoklu gerileme süreci bariz. Ekonomik, politik ve ideolojik hegemonya hızlı bir biçimde geriliyor, hatta Trump dönemiyle bu sürece ABD de ciddi biçimde katkı yapıyor.
Michael Mann (1986, 1993, 2012 ve 2013 yıllarında yayımlanan) 4 ciltlik The Sources of Social Power başlıklı magnum opus’unda iktidarın dört farklı ve otonom kaynağını ortaya koyar. Bunlar ideolojik, ekonomik, askeri ve politik güçlerdir. Mann’ın modeli, küresel hegemonya değişimlerini ve bir gücün nasıl hegemonik hale geldiğini açıklamak için merkezi bir çerçeve sunar. Mann, küresel güç değişimlerini sadece ekonomik faktörlere indirgeyen teorilere karşı çıkarak, hegemonyanın bu dört güç kaynağının “saf olmayan” ve birbirine karışmış etkileşimleri sonucunda oluştuğunu savunur. Bu yaklaşım bağlamında dikkat çeken bir husus ise hegemonya ile “imparatorluk” arasındaki keskin bir ayrımdır.
Hegemonya, çevre ülkeler tarafından meşru veya “normal” olarak görülen, zorlamaya dayanmayan rutin bir liderlik biçimidir. Dolayısıyla hegemonya, askeri gücün azaldığı, buna karşılık siyasal, ekonomik ve ideolojik gücün arttığı bir yönetim biçimidir. Örneğin 19. yüzyıldaki İngiliz üstünlüğü “uzmanlaşmış bir hegemonya yakınsaması” olarak tanımlanır. Bu güç; donanma hakimiyeti (askeri), sterlinin rezerv para birimi olması (ekonomik), anayasal liberalizm (siyasal) ve “uygarlık yayma” misyonu (ideolojik) gibi kaynakların birleşimiyle meydana getirildi.
MODERN DEVLETLERİN TARİHSEL BAŞARISI…
Mann, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasındaki konumunu incelerken, bu gücün Batı’da “meşru bir hegemonya”, dünyanın geri kalanında ise zaman zaman “informal imparatorluk” (askeri müdahaleler ve ekonomik baskılar yoluyla) şeklinde işlediğini belirtir ve ABD’nin şu an bir gerileme sürecinde olduğunu, bunun temel nedeninin askeri gücüne aşırı güvenerek ideolojik ve siyasal meşruiyetini yitirmesi olduğunu savunur.
Mann’ın altyapısal iktidar (infrastructural power) fikri ise, devletin (ister despotik ister demokratik olsun) toplumun içine sızma ve siyasi kararları kendi toprakları genelinde lojistik olarak uygulama konusundaki kurumsal kapasitesini ifade eder. Mann, bu kavramı devletin gücünü analiz etmek için merkezi bir araç olarak kullanır ve onu despotik iktidardan net bir şekilde ayırır. Modern devletlerin tarihsel başarısı, despotik güçlerinin artmasından değil, altyapısal kapasitelerinin devasa boyutlarda genişlemesinden kaynaklanır. Örneğin, kadim devletler tebaasının gerçek zenginliğini bilemezken, modern bir devlet her bir vatandaşının gelirini kaynağında vergilendirebilir ve bu kararı tüm ülkeye yayabilir. Altyapısal iktidar, toplumsal yaşamı devlet altyapıları aracılığıyla koordine eden kolektif bir güçtür (“toplum aracılığıyla iktidar”).
MANN’A GÖRE MODERN DEVLET, TARİHSEL ÖNCELLERİNDEN DAHA “DESPOTİK” DEĞİL
Devletin altyapısal gücü arttıkça, toplumsal ilişkiler ulusal sınırlar içine daha fazla hapsedilir. Mann buna “doğallaşma” (naturalization) der; yani insanların kimlikleri, çıkarları ve günlük pratikleri giderek daha fazla ulusal bir çerçeveye sıkışır ve yerel veya ulus-ötesi alternatifler zayıflar. Diğer yandan, altyapısal iktidar sadece devletin toplumu kontrol etmesi demek değildir; aynı zamanda sivil toplumdaki aktörlerin (partiler, çıkar grupları) devlet mekanizmalarına sızmasına ve onu kontrol etmesine olanak tanıyan bir “çift yönlü yol”dur. Altyapısal iktidar; okullar, yollar, demiryolları, posta servisleri, telgraf sistemleri ve merkezi vergilendirme ağları gibi maddi ve sembolik altyapılar aracılığıyla tesis edilir. Mann’a göre modern devlet, tarihsel öncellerinden daha “despotik” değildir; aksine altyapısal olarak o kadar güçlüdür ki, artık toplumun en mahrem alanlarına (aile hukuku, sağlık, eğitim) dahi nüfuz edebilir hale geldi.
Mann’ın bir diğer ilginç yaklaşımı “interstitial emergence” (aralıklardan yükselen güç) kavramıdır. Bu yaklaşımda, tarihsel değişimin tek bir merkezden ya da doğrusal bir hegemonik geçişten doğmadığını, aksine sistemin “boşluklarında” gelişen ve/veya yükselen çoklu süreçlerden türediğini savunur. Dolayısıyla, büyük güç yapıları (imparatorluklar, hegemonik devletler) tam olarak kapalı sistemler değildir. Bu sistemlerin içinde ve arasında kontrol edilemeyen boşluklar (interstices) oluşur; yeni aktörler, kurumlar ve güç biçimleri tam da bu boşluklarda filizlenir. O halde değişim gücün zirvelerinde planlı bir geçiş veya yer değiştirme değil, sistemin “yan etkisi” olarak ortaya çıkıyor. Hegemonya, “bir sonraki liderin yükselişi” şeklinde değil çoklu güç ağlarının kesişiminde parçalı biçimde oluşuyor.
ÇİN, ASKERİ VE POLİTİK GÜCÜNÜ ARTIRIYOR, AMA HENÜZ İDEOLOJİK ANLAMDA BELİRLEYİCİ OLMAKTAN OLDUKÇA UZAK
ABD hegemonyasının çözülüşü ve Çin’in yükselişi bu perspektifte ele alındığında söz konusu “parçalı” görünüm belirginleşiyor. Çin özellikle ekonomik bağlamda dikkat çekiyor. Ancak, söz konusu gelişme üretim ve dış ticaret alanında somutlaşmakta iken, finansal merkezileşme halihazırda Batı merkezli olmaya devam ediyor. Diğer taraftan Çin, askeri ve politik gücünü artırıyor, ama henüz ideolojik anlamda belirleyici olmaktan oldukça uzaktır. ABD açısından ise çoklu gerileme süreci barizdir. Ekonomik, politik ve ideolojik hegemonya hızlı bir biçimde geriliyor, hatta Trump dönemiyle bu sürece ABD de ciddi biçimde katkı yapıyor. Askeri üstünlüğüne yaslanmaya çalışan ABD’nin bu tercihinde ne kadar ısrarcı olabileceği de tartışmalıdır. Özellikle de ABD kamu borcunun ve bütçesinin içinde bulunduğu durumun sürdürülebilir olmadığı dikkate alındığında, küresel hegemonyanın önümüzdeki dönemde parçalı görünümünün daha da belirgin hale geleceği iddia edilebilir.
Not: Kapak görseli, yapay zekâ asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.
Doç. Dr. Ertuğrul KIZILKAYA
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
kizilkaya@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.