Son Haberler

Paranın ontolojik dönüşümü…

– Para, takas ekonomisinin fiyat sorununu çözmek için ortaya çıkan bir değişim aracıyken, binlerce yıl içinde değer saklayan, aktaran ve ekonomik hayatın tamamını etkileyen temel bir güce dönüştü. Makale, bu değişimi paranın ontolojik dönüşümü olarak ele alıyor ve modern ekonominin temelinde yatan bu başkalaşmayı sorguluyor.

– Dinlerin faiz yasağından Aristoteles’in para anlayışına, Aquinas’tan Salamanca Okulu’na uzanan düşünsel tartışmaların merkezinde aynı soru yer alıyor: Para, doğası gereği yalnızca bir değişim aracı mıdır, yoksa zaman içinde başka bir varoluş biçimi mi kazanmıştır? Yazı, faiz tartışmasını ahlaki bir mesele olmanın ötesinde, paranın ontolojik dönüşümünün en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.

Modern ekonomi, parasallaşmış ve finansallaşmış bir piyasa ekonomisidir. Bu tanım bağlamında “para”, çok kritik bir rol üstlenir. Her türlü işlemin gerçekleştirilmesinde kullanılan bir araç olmanın çok ötesine geçmiş; neredeyse tüm insan yaşamını etkileyen temel bir taşıyıcı sütun hâline gelmiştir. Ancak paraya dair algı, günümüzde dahi oldukça belirsiz, hatta amorftur, denilebilir. Burada, iki bin yılı aşan bir süredir devam eden ontolojik bir dönüşüme işaret etmek yerinde olacaktır. Takas ile kurulan ve gelişen piyasaların, bir dönem sonra paranın icadına tanıklık ettiğini biliyoruz. En azından bunun, takas ekonomisinde ortaya çıkan ve insanın bilişsel sınırlarını zorlayan fiyat sorununa bir çözüm olarak düşünüldüğünü irdeleyebiliriz. Bu bağlamda para, öncelikle bir değer ölçüsü olarak işlev görmeye başlar. Piyasaların gelişmesi ve yayılması, paranın giderek bir işlem aracı olarak da kullanılmasını beraberinde getirir. İşte bu dönemden itibaren para, temelde bir işlem aracı olarak kavranır. Bu işlevinin dışında kazandığı veya kazanacağı işlevler ise büyük bir tartışmayı, yani faiz meselesini, beraberinde getirir.

DİNLER, FELSEFE VE FAİZ TARTIŞMASININ ONTOLOJİK TEMELLERİ

Tartışmanın en bilinen görünümü dinlerde somutlaşır. Musevilik, Hristiyanlık ve İslam; paranın işlem aracı olmanın ötesinde, özellikle değer saklama işlevi kazanmasına ve bu işlevin somutlaşması olarak paranın borç alınıp verilmesine yasak getirir. Dinlerdeki “faiz yasağı”, esasen bu ontolojik değişimin reddi anlamına gelir. Diğer bir boyut ise felsefenin önemli isimlerinden Aristoteles’te karşımıza çıkar. Aristoteles de paranın bir işlem aracı olarak kabul edilebileceğini, onun üzerinden kazanç elde etmenin ise etik bir yozlaşmaya sürükleyeceğini ortaya koyar. Dinlerdeki ve felsefedeki bu tutumun bir ontolojiye işaret ettiğini kabul edebiliriz. Başka bir ifadeyle bu görüşler, paraya ilişkin bir varoluş nedeni ile bununla bağlantılı varoluşsal bir işlev ortaya koyar. Ancak burada bir sorun karşımıza çıkar: Ontolojik bir tutum, etik bir eleştiri ile temellendirilebilir mi? Ya da şöyle soralım: Madem bir ontolojiye işaret ediliyor, bunun dışına çıkılamayacağı da ontolojik bir biçimde ortaya konulmalı değil midir?

Kanımca dinler, buradaki sorunu teolojik bir perspektiften çözmeye çalışır. Sorun, paranın işlem aracı olmanın dışında farklı bir biçimde kullanılmasının veya faiz karşılığı borç verilmesinin nasıl mümkün olabileceğinin teolojik olarak açıklanmasıdır. Sadece Tanrı yoktan var edebilirken (creatio ex nihilio), nasıl olur da bir tefeci, örneğin 100 gram altın borcun 110 gram altın olarak geri ödenmesini isteyebilir? Tanrı’nın kudreti, dolayısıyla onun ontolojisi, bir fani tarafından paylaşılabilir mi? Böyle bir işlevin onaylanmayacağını, tam tersine şiddetle yasaklanacağını öngörmek şaşırtıcı değildir.

ARISTOTELES’İN PARA ANLAYIŞI VE ONTOLOJİK YAKLAŞIMI

Aristoteles açısından da çözüm, benzer bir yaklaşım aracılığıyla ortaya konulur; ancak bu kez teolojik bir açıklamayla değil, felsefi bir temellendirmeyle. Aristoteles, esasen Parmenides tarafından tartışılan “hiçlikten hiçbir şey çıkmaz” (ex nihilo nihil fit) ilkesini, potansiyellik (dynamis) ve edimsellik (energeia) kavramlarıyla birlikte ele alır. Diğer bir ifadeyle Aristoteles, oluşu, hiçlikten yaratılış olarak değil, potansiyelin edimselleşmesi olarak kavrar. Bu çerçevede para, potansiyel olarak bir işlem aracıdır ve bu doğrultuda kullanılması, yani edimselleşmesi, paranın doğasına (physis) uygundur. Paranın başka bir amaçla kullanılması, başka bir deyişle borç verilmesi ve faiz üretmesi mümkündür. Bununla birlikte Aristoteles’e göre bu tür kullanımlar, paranın doğasına, dolayısıyla da ontolojisine uygun değildir. Ontolojiden türetilen teleoloji aracılığıyla Aristoteles, paranın farklı amaçlarla kullanılmasını doğal olmayan sonuçları üzerinden değerlendirir ve etik bir perspektiften eleştirir.

PİYASALARIN GELİŞİMİ VE PARANIN ONTOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ

Ancak yüzyıllar içinde piyasalar gelişmiş, insan yaşamının hemen her alanına daha fazla nüfuz etmiş ve para da bu dönüşümden etkilenmiştir. Herkesin fark ettiği, çoğu zaman da eleştirdiği uygulamalar ise bütün itirazlara rağmen varlığını sürdürmüştür. Bu nedenle denilebilir ki para, ilk ortaya çıktığı dönemde sahip olduğu varoluş biçiminden zaman içinde inkâr edilemez ölçüde uzaklaşmış ve ontolojik bir dönüşüm geçirmiştir. Nitekim düşünce tarihinin önemli isimleri ve bazı düşünce ekolleri de bu dönüşümü yargılamaktan çok açıklamaya yönelmiştir.

AQUINAS VE SALAMANCA OKULU: PARANIN YENİ İŞLEVİNE DOĞRU

Örneğin St. Thomas d’Aquinas (1225-1274), faiz alıp vermenin yasak olduğunu savunur. Bununla birlikte bazı durumlarda, faiz olarak yorumlanabilecek bir bedelin ödenmesinin adaletin gereği olacağını da ileri sürer. Aquinas’a göre borçlanmalarda, fiilî bir zarar (damnum emergens) veya kâr mahrumiyeti (lucrum cessans) söz konusuysa, bunların tazmin edilmesi gerekir ve bu bedeller faiz olarak değerlendirilmemelidir.

Daha sonraki dönemde Salamanca Okulu’nun (16. ve 17. yüzyıllar) mensupları, özellikle Domingo de Soto, Luis de Molina ve Martin de Azpilcueta Navarro, paranın farklı biçimlerde kavranabileceğine ilişkin dikkat çekici görüşler geliştirmiştir. Azpilcueta, parayı ticari bir meta olarak ele alır. Ayakkabı örneğinde olduğu gibi, paranın da temel işlevinin yanında ikincil kullanım alanları ortaya çıkabilir. Nasıl ayakkabı ticaretiyle kâr elde etmek doğal hukuka uygun görülüyorsa, parasal işlemlerden kâr elde etmek de doğal hukukla bağdaşabilir.

Ayrıca Azpilcueta’ya göre paranın değeri, yalnızca üzerindeki yasal nominal değer veya içerdiği metal miktarıyla belirlenmez. Değeri aynı zamanda piyasadaki ortak takdir belirler. Bu nedenle para, değerinin görece düşük olduğu yerden daha yüksek olduğu yere doğru akış gösterir. Bu çerçevede söz konusu parasal akışa aracılık edenler, gerçekte bir risk üstlenmekte ve ekonomik bir hizmet sunmaktadır. Dolayısıyla parasal işlemlerde ortaya çıkan bedelleri yalnızca faiz olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Bu bedeller, üstlenilen riskin veya sunulan hizmetin karşılığı olarak da görülebilir.

PARA ZAMANLA AKIŞKANLIĞIN TEMEL ARACINA DÖNÜŞTÜ

Dolayısıyla denilebilir ki para, binlerce yıl içinde kendi varoluşunda önemli bir ontolojik dönüşüm geçirmiş, hatta bir bakıma başkalaşmıştır. Takas ekonomisinin yerine kullanılmak üzere ortaya çıkan bir değişim aracı olan para, zamanla iktisadi değerin saklanmasının, aktarılmasının ve akışkanlığının temel aracına dönüştü. Buna rağmen bu dönüşümün, günümüzde dahi birçok kişi tarafından tam anlamıyla kavranabildiğini söylemek güçtür.

Doç. Dr. Ertuğrul KIZILKAYA

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

kizilkaya@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlgili Haberler