– Makroekonomik hedeflere ulaşmak doğrultusunda piyasayı mı, devleti mi tercih etmeliyiz? Piyasacı çözümü öne çıkaranlar, piyasa mekanizmasının etkinliğine ve/veya başarısına güveniyorlar. Devletçi tarafa yakın duranlara göre ise, çözüm için ancak devletin belirlediği amaçlar ve devlet müdahaleleri tercih edilmelidir. Söz konusu yaklaşımlar, politik veya ideolojik tercihlerin de yansımaları olarak görülebilir. Ancak, yüzeyde karşımıza çıkan bu ayrışmaların kökenlerinde daha derin felsefi çelişkiler yer alıyor.
– Piyasa mekanizması, modern ekonomik ilişkiler bağlamında çok büyük bir güç kazandı ve tarihin daha erken dönemlerinde ortaya çıkarak insan yaşamını belirleyen devlet ile birlikte bir düalistik yapı oluşturmaya başladı. Kısaca piyasa-devlet düalizmi diyebileceğimiz bu yapı, tartışmalar çerçevesinde şekilleniyor. Cevabı aranması gereken soru şudur: Toplumun ihtiyaçlarının karşılanması konusunda devlet mi karar verecek, piyasa zemininde güç bulan oligarşik bir yapı mı?
Modern makroekonominin en önemli sorunsalı başlıktaki sorular ile özetlenebilir. Makroekonomik hedeflere ulaşmak doğrultusunda hangisini tercih etmeliyiz? Piyasacı çözümü öne çıkaranlar, piyasa mekanizmasının etkinliğine ve/veya başarısına güveniyorlar. Devletçi tarafa yakın duranlara göre ise, ancak devletin belirlediği amaçlar ve devlet müdahalelerinin ortaya koyabileceği çözümler tercih edilmelidir. Söz konusu yaklaşımlar, politik veya ideolojik tercihlerin de yansımaları olarak görülebilir. Ancak, yüzeyde karşımıza çıkan bu ayrışmaların kökenlerinde daha derin felsefi çelişkiler yer alıyor.
“PİYASA DEĞERLERİ, TOPLUMSAL ALANLARA SIZARAK HAYATIMIZI DÖNÜŞTÜRDÜ”
Sayıları çok fazla olmasa da bazı iktisatçıların bu tarz çözümlemelere yöneldikleri görülüyor.
Michael J. Sandel’in What Money Can’t Buy: The Moral Limits of Markets (2012) başlıklı çalışması bu kapsamda dikkat çekicidir. Sandel kitabında, günümüzde piyasa değerlerinin geleneksel olarak piyasa dışında kalmış olan toplumsal alanlara sızarak hayatımızı nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Piyasalaşma süreci olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde, her şeyin metalaşarak piyasa mekanizmasına dahil edilmekte olduğu irdeleniyor. Hatta Sandel’e göre artık olup bitenleri bir piyasa ekonomisinden ziyade bir piyasa toplumu üzerinden okumak gerekiyor. Sandel’in çözüm adresi ise, paranın hüküm sürmemesi gereken alanları belirlemek için piyasaların ahlaki sınırları üzerine kapsamlı ve kamusal bir tartışma başlatmaktır.
“PİYASA VE DEVLET BİRBİRİNİN RADİKAL ALTERNATİFİ DEĞİL, EKONOMİK AMAÇLAR BAĞLAMINDA BİRBİRİNE MUHTAÇ ARAÇLARDIR”
Paul De Grauwe ise The Limits of the Market: The Pendulum Between Government and Market (2017) adlı eserinde temel tez olarak ekonomik tarihin son iki yüzyılının piyasa ve devlet arasındaki bir “sarkaç hareketi” olarak görülebileceğini ileri sürüyor. Piyasa mekanizması, ekonomik değer yaratma ve verimlilik gibi alanlarda önemli başarılar sergilese de hem çevresel ve finansal “dış sınırlarına” hem de insan psikolojisine dayanan “iç sınırlarına” çarpıyor. Diğer yandan, devlet müdahalesi de zaman içerisinde kendi verimlilik ve zorlama sınırlarına ulaşıyor. Dolayısıyla De Grauwe’e göre, piyasa ve devlet birbirinin radikal alternatifi değil, ekonomik amaçlar bağlamında birbirine muhtaç araçlardır.
“19. YÜZYILIN LİBERAL UYGARLIĞI 20. YÜZYILDA ÇÖKÜŞ SÜRECİNE GİRDİ”
Bir başka örnek olarak, Gareth Dale’in Karl Polanyi: The Limits of the Market (2010) kitabına işaret edilebilir. Dale, eserinde Karl Polanyi’nin düşünce dünyasını, temel eserlerini ve piyasa toplumuna yönelik derin analizlerini sentezliyor. Polanyi’ye göre 19. Yüzyılın liberal uygarlığı 20. Yüzyılda çöküş sürecine girdi. Bunun temel nedeni ise “kendi kendini düzenleyen piyasa” mekanizmasını kurma yönündeki ütopik girişimdir. Tarihsel olarak ekonomik ilişkiler, insan yaşamının içine “gömülü” iken, bu ilişkilerin bir türü olarak piyasa ilişkileri otonomi kazanma sürecine girdi ve bu çerçevede insan yaşamını domine etmeye başladı. Polanyi, bu bağlamda hayali metaların ortaya çıktığını, devlete atfedilen rollerin değiştiğini ve hatta bir bilim olarak iktisadın insan doğasının özüne dair bir tipoloji geliştirdiğini ortaya koyar. Hatta Polanyi iktisat bilimini atomistik rasyonalizmin etkisinden asla kurtulamamış olmasıyla ve piyasa sistemini cisimleştirme (hypostatization) hatasına düşmüş olmasıyla eleştiriyor.
PİYASA MEKANİZMASI, ÇOK BÜYÜK BİR GÜÇ KAZANDI VE DEVLET İLE BİRLİKTE BİR DÜALİSTİK YAPI OLUŞTURMAYA BAŞLADI
Buraya kadar irdelenen görüşler birlikte ele alındığında ortak bir nokta karşımıza çıkıyor. Piyasa mekanizması, modern ekonomik ilişkiler bağlamında çok büyük bir güç kazandı ve tarihin daha erken dönemlerinde ortaya çıkarak insan yaşamını belirlemiş olan devlet ile birlikte bir düalistik yapı oluşturmaya başladı. Kısaca piyasa-devlet düalizmi diyebileceğimiz bu yapı ile ilgili tartışmalar, hatta ideolojiler çerçevesinde şekilleniyor. Ekonomik gücün kontrolünün kime ait olacağı yönünde bir gerilim olarak da görülebilir bu tartışma. Siyasal liberalizmin de etkisiyle ortaya çıkan demokratik yönetim, diğer bir deyişle toplumun ihtiyaçlarını karşılamak doğrultusunda meşruiyetini temellendiren fonksiyonel devlet mi karar verecek nelerin yapılacağına veya ekonomik gücün nasıl kullanılacağına? Yoksa onun yerine piyasa zemininde güç bulan ve bu sayede ekonomik ilişkilerin kontrolünü eline alan oligarşik bir yapı mı (iş dünyası, çok uluslu şirketler veya komplo teorisi perspektifinden yaklaşmak isterseniz dünyayı yöneten yedi aile) belirleyecek? Bu soruya verilen farklı cevaplar en az iki asırdır hükmediyor tartışma düzlemine. Örneğin, sosyalizm önerisini bu düalistik yapının belirli bir biçimde yeniden bütünleştirilmesi çabası olarak okuyabilirsiniz.
İktisat politikaları aracılığıyla sağlanmaya çalışılan makroekonomik istikrar arayışını ve devlet-piyasa ilişkilerinin bu bağlamda kurgulanmasını da benzer şekilde bir rol paylaşımı arayışı olarak görebilirsiniz. Hatta, piyasa ve devletin ayrı ayrı ele alındığında verimli ve/veya adil olmadığına yönelik eleştirilerde sıklıkla başvurulan etik perspektifi de bu bağlamda ele alabilirsiniz. Kısacası, modern dönemin iktisat zihniyetini belirleyen önemli bileşenlerden biridir piyasa-devlet düalizmi.
Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
kizilkaya@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.