-Türkiye ekonomisi son yıllarda yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, finansmana erişim güçlükleri ve güven eksikliği gibi çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Kalıcı ekonomik istikrar ise yalnızca para politikalarıyla değil; hukuk, eğitim, üretim ve yatırım ortamını kapsayan yapısal dönüşümlerle mümkün görünüyor. Üretim gücünü ve verimliliği artıran politikalar, sürdürülebilir büyümenin temelini oluşturuyor.
-Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme hedefi; yüksek katma değerli üretim, teknoloji odaklı sanayi, nitelikli iş gücü ve güçlü rekabet yapısıyla doğrudan ilişki taşıyor. Güven ortamını güçlendiren, yatırım ve ihracatı destekleyen politikalar ise ekonominin uzun vadeli dayanıklılığını belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Yapısal reformların başarısı da bu bütüncül yaklaşımın kararlılıkla uygulanmasına bağlı bulunuyor.
Türkiye ekonomisi, geçmişten bu yana yaşadığı zorlukların en kapsamlı dönemlerinden birini son üç yıldır yaşamaya devam ediyor. Yüksek ve kronikleşmiş enflasyon, hayat pahalılığı, geniş toplum kesimlerinin satın alma gücünden yapılan karşılıksız transferlerin gelir dağılımı üzerindeki bozucu etkisi, baskı altında tutulan döviz kurları, finansmana erişim güçlükleri, işletmelerin bütçe yapmasını engelleyen belirsizlikler, geleceğe yönelik beklentilerin zayıflığı, güven eksikliği ve tasarruf eğiliminin düşüklüğü, ekonominin karşı karşıya bulunduğu temel sorunların yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.
Oysa iç talebi azaltmak, kredi genişlemesini yavaşlatmak, Türk lirası varlıklara olan talebi güçlü tutmak, uluslararası rezervleri korumak, yüksek enflasyon beklentilerini dizginlemek ve fiyatlama davranışlarını yeniden çıpalamak gibi teknik hedeflere ulaşılabilmesi, ekonominin genelinde güven duygusunun yeniden tesis edilmesine bağlıdır. Güven ortamı değişmeden bu hedeflere kalıcı biçimde ulaşmak kolay görünmüyor.
ENFLASYON İLE DÖVİZ KURLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ BÜYÜK ÖLÇÜDE BİRBİRİNDEN KOPTU
Türkiye ekonomisinin temel sorunlarının odaklandığı nokta; kısa ve uzun vadeli makroekonomik hedeflerle, bu hedeflere ulaşmak için kullanılması gereken koruyucu ve önleyici araçların ortaya çıkardığı ya da çıkaracağı sonuçların zaman zaman birbiriyle çelişir hâle gelmesi ve yapısal dengelerin ciddi biçimde bozulmuş olmasıdır. Örneğin enflasyonla mücadele, döviz kurlarının baskılanmasına ve sabit gelirlilerin satın alma gücünün zayıflamasına neden oluyor. Mevcut durumda enflasyon ile döviz kurları arasındaki ilişki büyük ölçüde birbirinden koptuğu için, bu durum karşılıksız sermaye transferlerine yol açıyor.
Benzer şekilde, iç talebi azaltmak amacıyla uygulanan yüksek faiz politikası, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansmana erişim gücünü zayıflatıyor. Bu durum yatırımların ertelenmesine ve büyüme olanaklarının zayıflamasına neden oluyor.
Diğer taraftan, hukuk ve yönetim sistemlerinin mevcut yapısı ile yapısal dönüşüm konusundaki isteksizlik, para ve maliye politikalarının etkinliğini azaltabiliyor. Döviz kuruna müdahale edilmemesi ise ithal edilen enerji, hammadde ve ara mallarının fiyatları üzerinden genel fiyat istikrarının hızla bozulmasına neden oluyor.
YABANCI SERMAYENİN GELMESİ İÇİN EKONOMİDE GÜVEN ORTAMININ YENİDEN TESİS EDİLMESİ GEREKİR
Dolarizasyon eğilimlerinin azalması ve döviz kurunda kalıcı istikrarın sağlanabilmesi için istikrarlı döviz girişine ve yabancı sermaye yatırımlarına ihtiyaç var. Bunun ön koşulu ise ekonomide güven ortamının yeniden tesis edilmesidir. Güven ortamının oluşması için hukuk ve yönetim sistemlerinin uluslararası entegrasyonu büyük önem taşıyor.
Türkiye ekonomisinde sağlanan büyüme başarısı kalıcı olmayacaktır. Zira sürdürülebilirlik açısından tüketime dayalı ve çevreyi korumayan büyüme modeli yerine; adaletli bölüşüme, yüksek ve ileri teknolojiye, ihracata, faktör verimliliğine, AR-GE yatırımlarına, kaliteli eğitime, rekabet gücü yaratılmasına, kaliteli ve adalete dayalı teşvik sistemlerine, optimum faktör bileşimine, çevrenin ve yeşilin korunmasına ve katma değeri yüksek yatırımlara dayalı büyüme anlayışı önem taşıyor.
Düşük veya orta teknolojili, düşük ücretli ve düşük verimli bir sanayi yapısı istihdam olanaklarını artırabilir. Ancak böyle bir üretim yapısı refah artışı sağlayamaz. Buna karşılık verimli, yüksek katma değer üreten, mühendislik ve teknisyen becerisi gerektiren sanayi yapıları kalıcı refah artışının temelini oluşturur.
KRONİK CARİ AÇIK PROBLEMİNE KALICI BİR ÇÖZÜM BULUNMALI
Uzun yıllar boyunca rekabet gücünün önemli bir bölümünü ucuz iş gücü, kur avantajı ve iç talebin canlılığı üzerine kuran Türkiye sanayi sektörünün en büyük sorunu; düşük verimlilik, katma değeri yüksek üretimin yeterince geliştirilememesi ve bunun yarattığı kronik cari açıktır. Türkiye ekonomisinin bu kronik cari açık problemine kalıcı bir çözüm bulması gerekiyor. Bunun yolu ise iyi işleyen ve tarafsız bir teşvik sistemiyle desteklenen yüksek katma değerli ürünlere yönelmekten, teknik eğitime dayalı uluslararası markalar oluşturmaktan ve bu yolla uluslararası rekabet gücü kazanmaktan geçiyor. Aksi takdirde dış finansman ihtiyacı Türkiye ekonomisinin temel sorunlarından biri olmaya devam edecektir.
Enerji başta olmak üzere ithal edilen mal ve hizmetlerin gözden geçirilmesi, gerekli görülen alanlarda sınırlayıcı önlemlerin alınması ve yerli üretimi destekleyecek politikaların geliştirilmesi önem taşıyor.
YÜKSEK FAİZLER YATIRIMLARI ERTELİYOR, FİRMALAR İSTİHDAMI AZALTIYOR
Şu andaki yüksek faiz döneminde yatırımlarını erteleyen, kapasitesini yenilemeyen ve nitelikli istihdamı azaltan firmalar, enflasyon düştüğünde ithal girdi, düşük katma değer ve yüksek ücret baskısı nedeniyle üretim güçlerinin zayıfladığını daha açık görecektir. Oysa enflasyonla mücadele ile sanayi politikaları eşgüdüm içinde yürütülürse, üretim yapısının yenilenmesi mümkün olabilir.
Mevcut durumda ise seçici, ölçülebilir, verimlilik odaklı ve rekabet gücünü artıran; kalite yönünden ihracat kapasitesini geliştiren, enerji verimliliğini önceleyen, dijital dönüşüm ile yeşil dönüşümü birlikte ele alan bütüncül bir politika çerçevesi uygulanmıyor. Çünkü her sektörü aynı ölçüde desteklemek yerine; sürdürülebilirliği yüksek, öğrenme kapasitesi güçlü, teknoloji düzeyi yükseltilebilen, dış pazarlarda ölçeklenebilen ve nitelikli istihdam oluşturabilecek üretim alanlarının büyütülmesine öncelik verilmesi gerekiyor.
Türkiye, genç iş gücü açısından önemli bir avantaja sahip olmasına rağmen, eğitimde yaşanan kalite sorunları nedeniyle yeterli teknik ve kalifiye insan kaynağını oluşturamıyor. Bu durum ise verimliliği olumsuz etkiliyor.
ŞİRKETLERİN VE HALKIN YENİDEN DÖVİZE YÖNELMESİ, KUR ÜZERİNDEKİ KIRILGANLIĞI ARTTIRIYOR
Enerji verimliliğini artıran yatırımlara yönelinmesi, yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımının kamu tarafından daha güçlü biçimde teşvik edilmesi, yerli ara malı üretiminin geliştirilmesi ve lojistik altyapısının güçlendirilmesi gerekiyor. Bunun yanında lojistik zincirinde maliyetleri artıran gereksiz halkaların ortadan kaldırılması da üretim maliyetlerinin düşürülmesine önemli katkı sağlayacaktır.
Petrol fiyatlarının yeniden yükselmesi, cari açığın artması, yabancı sermaye girişlerinde yaşanabilecek duraksamalar, jeopolitik risklerin yüksek seyretmesi, Merkez Bankası rezervlerindeki oynaklık ile şirketlerin ve hane halkının yeniden dövize yönelmesi, kur üzerindeki kırılganlığı canlı tutuyor.
Buna rağmen Türkiye ekonomisinde ani ve kontrolsüz bir kur krizinin yaşanması olasılığı yüksek görünmüyor. Çünkü Türkiye ekonomisinin uluslararası ekonomiyle güçlü entegrasyonu, bankacılık sektörünün risk yönetimindeki deneyimi ve para politikasında kullanılan araçlar, olası dalgalanmalara karşı önemli bir koruma mekanizması oluşturuyor.
Not: Kapak görseli, yapay zekâ asistanı Grok tarafından oluşturulmuştur.
Orhan ÖKMEN
World Rating Başkanı
okmen@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.