Ekonomi tartışmalarında beni en çok rahatsız eden cümlelerden biri şudur:
“Türkiye’nin en büyük rekabet avantajı ucuz işgücüdür.”
Bunu her duyduğumda içim burkuluyor, hatta öfkeleniyorum. Çünkü bu cümle, masum bir ekonomik tespit değildir. Farkında olmadan kendi insanımızın emeğini “ucuzluk” üzerinden tanımlıyor, rekabet gücümüzü düşük ücretlere indirgemiş oluyoruz.
Daha da vahimi, dünyaya şu mesajı veriyoruz:
“Gelin, insanımızın emeğinden siz kazanın. Biz düşük ücretlerle rekabet etmeye razıyız.”
Sözün özü budur.
Bana göre bu, bir kalkınma stratejisi değil; kendi insanına karşı yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Hiçbir ülke vatandaşını “ucuz” olduğu için pazarlamakla övünmemelidir. Bir devletin görevi, insanını daha ucuza çalıştırmak değil; daha nitelikli, daha üretken ve daha yüksek gelir elde eden bireylere dönüştürmektir. Çünkü bir milletin gerçek zenginliği, insanının düşük maliyeti değil; yüksek niteliği, üretkenliği ve yarattığı katma değerdir.
Gerçek kalkınma, insanı daha az ücretle çalıştırmak değil; bilgi, teknoloji, yenilik ve verimlilik sayesinde daha yüksek ücret kazanmasını sağlamaktır.
İnsan onuruna yakışan da budur.
REKABETİN YANLIŞ ADRESİ
Uzun yıllar boyunca birçok gelişmekte olan ülke yabancı yatırım çekebilmek için aynı reçeteye sarıldı:
“Düşük ücret sunalım, fabrikalar bize gelsin.”
Bu strateji başlangıçta işe yarayabilir. Ancak uzun vadede sürdürülebilir değildir. Çünkü ücret üzerinden rekabet ettiğiniz anda sizden daha ucuz bir ülke mutlaka çıkar.
Dün Çin vardı.
Ardından Vietnam.
Sonra Bangladeş.
Bugün Etiyopya, Kenya, Nijerya ve başka Afrika ülkeleri aynı yarışa hazırlanıyor. Bu yarışın kazananı yoktur. Çünkü ucuzluk üzerine kurulu rekabet, sonunda herkesi daha da ucuz olmaya zorlar. Bu ise kalkınma değil; düşük gelir tuzağıdır.
ŞAMPİYONLAR LİGİ’NDE KİMLER VAR?
Dünyanın en rekabetçi ekonomilerine bakalım.
Almanya…
Japonya…
İsviçre…
Güney Kore…
Singapur…
İsveç…
Ortak özellikleri nedir?
En düşük ücretlere sahip olmaları mı?
Tam tersine.
Dünyanın en yüksek ücret ödeyen ekonomileri arasındadırlar. Buna rağmen küresel rekabette ön sıralardalar. Çünkü onlar maliyetle değil, değerle yarışıyor.
Ucuz emekle değil, yüksek verimlilikle…
Düşük maaşlarla değil, yüksek beceriyle…
Taklitle değil, inovasyonla…
Standart üretimle değil, ileri teknolojiyle…
Mercedes’i ucuz işçilik yaratmadı.
Toyota’yı düşük ücretler dünya markası yapmadı.
Samsung’u küresel liderliğe taşıyan da işçilerin düşük maaşı değil; mühendislik, Ar-Ge, tasarım ve sürekli yenilik kültürü oldu.
ASIL SERMAYE İNSAN SERMAYESİDİR
Bir ülkenin gerçek serveti petrolü değildir. Altını değildir. Doğal gazı değildir.
Bugünün dünyasında en değerli kaynak yetişmiş insandır.
İyi eğitim almış…
Yabancı dil bilen…
Yapay zekâyı kullanan…
Teknoloji geliştiren…
Sorun çözen…
Merak eden…
Sürekli öğrenen insanlar…
İşte gerçek milli servet budur.
Üstelik bu servet kullanıldıkça tükenmez; tam tersine büyür.
YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA REKABET DEĞİŞİYOR
Yapay zekâ çağında ülkeler artık işçilerini değil, mühendislerini yarıştırıyor.
Fabrikalarını değil, algoritmalarını…
Doğal kaynaklarını değil, bilgi üretme kapasitelerini…
En değerli maden artık petrol değil; bilgidir.
En değerli fabrika yalnızca üretim yapan değil, aynı zamanda öğrenen fabrikadır.
En değerli çalışan ise en düşük maaşı alan değil; en yüksek değeri üreten kişidir.
Türkiye’nin rekabet stratejisi de bu gerçeğe göre yeniden şekillenmelidir.
CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILI İÇİN YENİ BİR HEDEF
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz çok açık olmalıdır.
Daha ucuz çalışan insanlar değil…
Daha çok kazanan insanlar.
Daha düşük ücretler değil…
Daha yüksek verimlilik.
Daha fazla mesai değil…
Daha fazla fikir.
Daha çok fabrika değil…
Daha akıllı fabrikalar.
Daha fazla üretim değil…
Daha fazla katma değer.
Çünkü refahı artıran, ücretlerin düşük olması değil; üretkenliğin, bilginin ve yenilikçiliğin yüksek olmasıdır.
Son Söz:
Ben Türkiye’nin rekabet gücünü insanını ucuza çalıştırmakta değil; insanına dünyanın en yüksek katma değerini kazandırmakta görüyorum.
Güçlü ülkeler ucuz işgücü ihraç etmez.
Yüksek teknoloji ihraç eder.
Patent ihraç eder.
Marka ihraç eder.
Bilgi ihraç eder. Ve en önemlisi, vatandaşına onurlu bir yaşam sunar.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılındaki hedefimiz de bu olmalıdır:
İnsanını ucuz diye pazarlayan bir Türkiye değil; insanının bilgisine, becerisine ve emeğine dünyanın en yüksek değeri biçilen bir Türkiye.
Bir ülkenin rekabet stratejisi kendi insanını ucuza satmak olamaz. Devletin görevi ucuz işçi üretmek değil, dünyanın en değerli insan sermayesini yetiştirmektir.
Not: Görseller, yapay zekâ asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.
Mehmet ÖĞÜTÇÜ
ogutcu@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.