İnsanlık tarihinin en eski hayallerinden biri daha uzun yaşamaktı. Simyacılar hayat iksirini aradı. Krallar gençlik pınarının peşine düştü. Bugün ise aynı umut, laboratuvarlarda geliştirilen gen tedavilerinde, yapay zekâ destekli tıpta, kök hücre araştırmalarında ve yeni ilaçlarda yaşıyor.
Neredeyse her hafta gazetelerde benzer başlıklar görüyoruz.
“Kanser bitiyor.”
“Alzheimer tarihe karışacak.”
“Diyabet tamamen tedavi ediliyor.”
“İnsan ömrü 120 yıla çıkacak.”
İNSANLAR, KAÇ YIL SAĞLIKLI YAŞAYACAK?
Bu haberlerin önemli bir bölümü gerçek bilimsel gelişmelere dayanıyor. Gerçekten de tıp tarihinde eşi görülmemiş bir dönemin içindeyiz. Kanserde kişiye özel tedaviler hızla gelişiyor. Yapay zekâ hastalıkları çok daha erken teşhis etmeye başladı. Genetik hastalıkların bazıları ilk kez tedavi edilebilir hale geliyor. Alzheimer ve diyabet konusunda umut verici araştırmalar sürüyor. Ancak umut ile gerçek arasında hâlâ uzun bir mesafe bulunuyor.
Asıl hedef nedir?
Bence yanlış soruyu soruyoruz.
Sorulması gereken “İnsan ne kadar yaşayacak?” değil.
“Asıl kaç yıl sağlıklı yaşayabilecek?” sorusudur.
Bugün birçok ülkede ortalama yaşam süresi seksen yılın üzerine çıktı. Fakat aynı başarıyı sağlıklı geçirilen yıllarda göremiyoruz. İnsanlar daha uzun yaşıyor ama ileri yaşların önemli bir bölümü diyabet, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, obezite, demans, eklem rahatsızlıkları ve hareket kısıtlılığıyla geçiyor.
Hayata yıllar ekliyoruz.
Ama yıllara hayat ekleyemiyoruz.
İşte gerçek mesele burada başlıyor.
MUCİZE HAP YOK
Sosyal medya ise işi daha da karmaşık hale getiriyor. Bir gün kahve zararlı deniliyor. Ertesi gün kahvenin ömrü uzattığı söyleniyor. Bir uzman ekmeği tamamen yasaklıyor. Bir başkası meyveyi suçluyor. Aralıklı oruç herkes için mucize ilan ediliyor. Ertesi hafta tam tersi görüşler ortaya çıkıyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Hangisine inanacağız?
Bilimin cevabı aslında oldukça sade. Tek bir besin insanı kurtarmıyor. Tek bir vitamin de. Tek bir yasak da. Sağlıklı yaşlanma tek bir reçeteyle açıklanabilecek kadar basit değil.
VÜCUDUN EN BÜYÜK SERMAYESİ
Yaş ilerledikçe en hızlı kaybettiğimiz şeylerden biri kaslarımız oluyor.
Oysa bağımsız yaşayabilmenin anahtarı kas gücüdür.
Merdiven çıkabilmek…
Düşmeden yürüyebilmek…
Valiz taşıyabilmek…
Kendi işini kendin görebilmek…
Bütün bunlar aslında kaslarımız sayesinde mümkün oluyor. Bu nedenle yalnızca kilo vermeye değil, kas kaybetmemeye de odaklanmak gerekiyor.
Düzenli yürüyüş…
Direnç egzersizleri…
Yeterli protein…
Kaliteli uyku…
Belki de pahalı takviyelerden çok daha değerli.
BEYNİ GENÇ TUTAN ŞEY
Yıllar içinde dikkatimi çeken ilginç bir gözlemim oldu. Diplomat olarak, uluslararası kuruluşlarda yönetici olarak ve iş dünyasında çalışırken doksan yaşına yaklaşmasına rağmen son derece üretken insanlar tanıdım.
Ortak özellikleri zengin olmaları değildi.
Makam sahibi olmaları da değildi.
Hiç emekli olmamış gibiydiler.
Merak etmeye devam ediyorlardı.
Kitap okuyorlardı.
Yazıyorlardı.
Yeni insanlarla tanışıyorlardı.
Yeni şeyler öğreniyorlardı.
Sabah kalkmak için hâlâ bir sebepleri vardı.
Belki de beynin en büyük vitamini budur: Amaç sahibi olmak.
TEKNOLOJİ HER ŞEYİ ÇÖZER Mİ?
Yapay zekâ sağlık alanında gerçekten devrim yaratıyor. Hastalıklar daha erken teşhis ediliyor. Yeni ilaçlar daha hızlı geliştiriliyor. Belki önümüzdeki yirmi yılda bugün ölümcül kabul edilen birçok hastalık sıradan hale gelecek. Bu ihtimali küçümsememek gerekir. Fakat aynı zamanda teknolojiden mucize beklemek de doğru değildir.
Hiçbir yapay zekâ sizin yerinize yürüyüş yapamaz.
Hiçbir robot dostluk kuramaz.
Hiçbir uygulama stresinizi tamamen ortadan kaldıramaz.
Hiçbir algoritma aile sevgisinin yerini alamaz.
Teknoloji bize daha uzun bir ömür verebilir.
Fakat o ömrü nasıl yaşayacağımıza yine biz karar vereceğiz.
GERÇEK GENÇLİK
Belki de yaşlanmak sandığımız kadar takvimle ilgili değildir. Bazı insanlar altmış yaşında hayattan çekiliyor. Bazıları ise doksan yaşında yeni projeler planlıyor.
Farkı yaratan yalnızca sağlık değildir. Hayata duyulan ilgidir.
Meraktır.
Üretme arzusudur.
İnsan ilişkileridir.
İyimserliktir.
Bugün laboratuvarlarda geliştirilen tedaviler gerçekten umut veriyor. Belki kanserin birçok türü kontrol altına alınacak. Belki alzheimer geciktirilecek. Belki diyabet daha kolay yönetilecek. Belki genetik hastalıkların önemli bir kısmı tarihe karışacak. Bütün bunlar insanlık adına heyecan verici gelişmeler. Ancak onların gerçekleşmesini beklerken elimizde olanı ihmal etmemek gerekiyor.
Daha doğru beslenmek.
Daha çok hareket etmek.
Daha iyi uyumak.
Daha az stres taşımak.
Sevdiklerimize daha fazla zaman ayırmak.
Çünkü sonunda insanı yaşatan yalnızca atan bir kalp değildir.
Hayata bağlı kalabilen bir ruh, merak etmeye devam eden bir zihin ve üretmekten vazgeçmeyen bir iradedir.
Belki de uzun yaşamın gerçek sırrı tam da burada gizlidir.
Mehmet ÖĞÜTÇÜ
ogutcu@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.