– Yapay zekâ, dijitalleşme ve bilgi üretimindeki büyük hızlanma, eğitim anlayışını köklü biçimde değiştiriyor. Geleceğin eğitim sistemi yalnızca bilgi aktaran değil; sorgulayan, analiz eden ve yeni bilgi üretebilen bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Bu dönüşüm, eğitim kurumlarından öğretmenlere kadar tüm paydaşlar için yeni bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Bilgiden çok, bilgiyi doğru kullanma becerisi ön plana çıkıyor.
– Bilgiye ulaşmanın saniyeler aldığı bir dünyada asıl rekabet, doğru bilgiyi seçebilen ve onu değere dönüştürebilen bireyler arasında yaşanacak. Yapay zekâ çağında eğitimin başarısı, diploma sayısıyla değil; düşünme, üretme ve değişime uyum sağlama becerileriyle ölçülecek. Eğitim sistemlerinin geleceği de bu yeni gerçekliğe göre şekillenecek. Böylece öğrenme, yaşam boyu devam eden dinamik bir süreç hâline gelecek.
Klişe bir ifade olacak ama hayatın her anında öğreniyoruz. Her deneyim, her yaşanmışlık, her insan ve her olay bizim için bir öğrenme fırsatı sunuyor. Aslında her yer bir okul; herkes hem öğrenci hem de öğretmendir.
Günümüz dünyasında değişim hiç olmadığı kadar hızlı yaşanıyor. Bu değişimi anlamak, öğrenmek ve ona uyum sağlamak artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bugün öğrendiğimiz bilgiler bizi sonsuza kadar güçlü kılmıyor. Aksine, değişen koşullar karşısında kısa sürede güncelliğini yitirebiliyor. Bu nedenle sürekli öğrenmek ve kendimizi sürekli güncellemek zorundayız.
BİLGİYE ULAŞMAK KOLAYLAŞTI, DOĞRU BİLGİYİ SEÇMEK ZORLAŞTI
Teknolojinin etkisiyle bilgi üretimi ve öğrenme hızı adeta baş döndürücü bir noktaya ulaştı. 1800’lü yıllarda bilginin ikiye katlanması yaklaşık yüz yıl sürerken, bu süre İkinci Dünya Savaşı döneminde 25 yıla, 1980’lerde bir yıla, IBM’in tahminlerine göre ise günümüzde yaklaşık 12 saate kadar geriledi. Her an yeni bilgi üretiliyor ve insanlar yoğun bir bilgi akışıyla karşı karşıya kalıyor.
Yirminci yüzyıldan itibaren eğitim teknolojilerinde köklü dönüşümler yaşandı. Bilgisayarlar ve cep telefonları hayatımıza girdi, internet eğitimin ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Bugün öğrencilerin büyük bölümü internet bağlantılı eğitim araçlarına erişebiliyor. Buna rağmen eğitim sistemimizin önemli bir bölümü hâlâ ezber temelli bir anlayış üzerine kurulu. Oysa günümüzün ihtiyaç duyduğu eğitim modeli; eleştirel düşünmeyi, sorgulamayı, analiz etmeyi, problem çözmeyi ve değişime uyum sağlamayı merkeze alan dinamik bir yapıda olmalıdır. Çünkü yapay zekâ çağında bilgiye ulaşmak için artık dakikalar değil, saniyeler yeterli oluyor.
DİJİTAL DÖNÜŞÜM, EĞİTİMİN KURALLARINI YENİDEN YAZIYOR
Prof. Dr. Erhan Erkut’un aktardığı verilere göre, çevrim içi eğitim ve mesleki gelişim platformu Coursera’da 10 binden fazla ders ve 205 milyonu aşkın kullanıcı bulunuyor. Benzer şekilde EDX platformunda ise 5 binden fazla ders ve 100 milyonu aşan kullanıcı yer alıyor. Her iki platform da yaklaşık 500 üniversite ve şirketle iş birliği yapıyor.
Artık dünyanın en iyi üniversitelerinden ders alabilmek için o üniversitenin kampüsünde bulunmak gerekmiyor. Eğitim sisteminin hangi yöne evrildiğini görmek için bu veriler bile yeterli oluyor. Yapay zekânın gelişmesiyle bu dönüşümün daha da hızlanacağı açıkça görülüyor.
Asıl soru şu: Z kuşağını ve ardından gelecek kuşakları nasıl eğiteceğiz? Önceki nesiller gibi ezberletilen bilgiyi pasif biçimde dinleyen öğrenciler artık yok. Bugünün öğrencilerinin beklentileri ile geleneksel eğitim anlayışı arasındaki fark her geçen gün büyüyor.
Dünyada yükseköğretimin kapsamı da hızla genişliyor. UNESCO verilerine göre, 1970’lerde üniversiteye devam edenlerin oranı yaklaşık %10 iken, 2015 yılında %35’in üzerine çıktı. Gelişmiş ülkelerde bu oran %75 seviyelerine ulaşıyor. 2000-2015 yılları arasında dünyadaki üniversite öğrencisi sayısı iki katına çıktı.
Türkiye’de ise 1980 yılında üniversite sınavına giren 467 bin adayın yalnızca 42 bini (%7) yükseköğretime yerleşebilirken, bugün sınava girenlerin yaklaşık yarısı üniversiteye yerleşebiliyor.
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ DERİNLEŞİYOR
Eğitim, sosyal devletin temel sorumluluklarından biridir. Ancak son yıllarda birçok ülkede kamu kaynaklarının eğitim üzerindeki yükü azalırken, ailelerin üstlendiği maliyet giderek artıyor. Eğitim harcamaları, birçok aile bütçesinde önemli bir yük hâline geliyor.
Prof. Dr. Erhan Erkut’un verdiği bilgiye göre, 1800’lü yıllarda Harvard Üniversitesinin yıllık öğrenim ücreti yaklaşık 150 ABD doları iken, bugün 60 bin ABD dolarının üzerine çıktı. Amerika Birleşik Devletleri’nin eğitime ayırdığı kaynak ise birçok ülkenin toplam ekonomik büyüklüğüyle kıyaslanabilecek seviyelere ulaşıyor.
Türkiye’de devlet üniversiteleri dışında kalan vakıf üniversitelerinde yıllık öğrenim ücretleri yaklaşık 700-800 bin TL’den başlayıp 2,2 milyon TL’ye kadar çıkabiliyor. Buna barınma, ulaşım ve yaşam giderleri de eklendiğinde, ortalama gelir düzeyine sahip aileler için yükseköğretim önemli bir ekonomik yük oluşturuyor. Bu durum, eğitimde fırsat eşitsizliğini daha da derinleştiriyor.
Fırsat eşitsizliği yalnızca okul ücretleriyle sınırlı değil. Bilgiye, nitelikli öğretmene, teknolojik altyapıya ve eğitim araçlarına erişimde de ciddi farklılıklar bulunuyor. Örneğin, kırsal bölgelerde eğitim gören bir öğrenci ile öğretmen kadrosu eksiksiz olan büyük şehirlerdeki bir okulda eğitim gören öğrenci aynı imkânlara sahip değil. Buna rağmen her ikisi de aynı sınav sistemi içinde değerlendiriliyor.
Bilginin bu kadar kolay erişilebilir olduğu bir çağda okulların temel görevi artık yalnızca bilgi aktarmak değil. Asıl görev; bilgiye ulaşmayı, bilgiyi sorgulamayı, doğrulamayı, analiz etmeyi ve yeni bilgi üretebilmeyi öğretmektir.
GELECEĞİN EĞİTİMİ, BİLGİYİ EZBERLEYEN DEĞİL ÜRETEN BİREYLER YETİŞTİRECEK
Önümüzdeki yıllarda üniversiteler, diplomadan çok yetkinlik kazandıran kurumlara dönüşecek. Hibrit eğitim modelleri yaygınlaşacak. Yapay zekâ, kişiye özel öğrenme süreçlerini destekleyecek. Öğretmen ise bilgi aktaran kişi olmaktan çok, öğrencisine rehberlik eden bir öğrenme liderine dönüşecek.
Yapay zekâ çağında okulların görevi bilgi öğretmek değil; düşünmeyi, sorgulamayı ve yeni bilgi üretmeyi öğretmek olmalıdır.
Geleceğin eğitim sistemi, daha fazla bina yapan değil; daha fazla düşünen, sorgulayan, analiz eden ve üreten bireyler yetiştiren bir sistem olacaktır. Yapay zekâ çağında bilgiye ulaşmak artık ayrıcalık değildir. Gerçek ayrıcalık; doğru bilgiyi seçebilmek, onu anlamlandırabilmek ve yeni bilgi üretebilmektir. Eğitim sistemleri de bu gerçeğe göre yeniden şekillenmek zorundadır.
Kaynak: Prof. Dr. Erhan Erkut, Yeni Dalgaları Aşmak
Şaban ÇAĞIRAN
Yönetici
cagiran@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.