– Teknoloji fanatikleri yapay zekâyı bir mucize olarak değerlendiriyor ve gelecekte bugün bildiğimiz her şeyin değişeceğine işaret ediyorlar. Gelişmelere biraz daha mesafeli olanlar ise olup bitenlere dair net bir tavır sahibi değil. Yapay zekâ, genellikle yeni teknolojilerin yarattığı konfor bağlamında değerlendiriliyor. Bir homo faber olarak insan yapay zekânın da kökenidir. Başka bir ifade ile zekâyı yaratan insandır; doğadan veya herhangi bir aşkın güçten alınmadı, bizatihi insan yaratıcılığının eseri olarak hayatımıza katıldı.
– Halihazırda kullanmaya başlanılan yapay zekânın sınırları olduğu dikkate alınmalı. Burada içsel sınırları kastediyorum. Yapay zekâ, çok büyük dönüşümleri meydana getirebilecek kadar yüksek potansiyele sahip olmakla birlikte içsel olarak sınırlıdır. Dolayısıyla makinenin kendi sınırlarına mahkûm olan bir kurgu olarak kendini aşması ve düşünmesi mümkün olmayacak. İlerleme için yine insanın yaratıcılığına ve aklına yönelmek gerekecek.
Günümüzde yapay zekâya dair ilginç bir tartışma atmosferi içerisindeyiz. Özellikle teknoloji fanatikleri yapay zekâyı bir mucize olarak değerlendiriyor ve gelecekte bugün bildiğimiz her şeyin değişeceğine işaret ediyorlar, tabii genellikle olumlu anlamda. Gelişmelere biraz daha mesafeli olanların ise olup bitenlere dair net bir tavır sahibi olmadığı söylenebilir. Yapay zekâ, genellikle yeni teknolojilerin yarattığı konfor bağlamında değerlendiriliyor. Bu yazıda ben farklı bir perspektiften yaklaşmak istiyorum; özellikle insan ve yaratıcılık perspektifinden.
Bir homo faber olarak insan yapay zekânın da kökenidir. Başka bir şekilde söylersek, adından da anlaşılacağı gibi bu zekâyı yaratan insandır; doğadan veya herhangi bir aşkın güçten alınmadı, bizatihi insan yaratıcılığının eseri olarak hayatımıza katıldı. Bir gün insan zekâsını aşabilir mi sorusu ise henüz cevaplanmaktan çok uzak bir soru olarak değerlendirilebilir.
YAPAY ZEKÂNIN SINIRLARI OLDUĞU UNUTULMAMALI
Diğer taraftan halihazırda kullanmaya başlanılan yapay zekânın sınırları olduğu dikkate alınmalıdır. Burada enerji tüketimi, işlemci ve hafıza kapasiteleri, ekonomik maliyetler, uyum sorunları gibi sınırlardan ziyade içsel sınırları kastediyorum. Evet, yapay zekâ çok büyük dönüşümleri meydana getirebilecek kadar yüksek potansiyele sahip olmakla birlikte içsel olarak sınırlıdır, en azından mevcut haliyle. Bunu duygusal bir tepki olarak görmeyin, yapay zekâyla ilişkilendirilebilecek sınırlara dair önemli isimlerden bazı açılımlar getirmeye çalışalım. Örneğin matematikçi Kurt Gödel’in eksiklik teoremleri bu bağlamda zikredilebilir. Özellikle ikinci eksiklik teoremiyle Gödel, bir sistemin kendi tutarlılığını yine kendi araçlarını kullanarak kanıtlayamayacağını ortaya koyar. Daha farklı bir ifadeyle, her sistem (teori, matematiksel model vb.) kanıtlanmamış olsa dahi kabul edilen aksiyom veya aksiyomlar içerir. Yapay zekâ da bir sistem olarak bu tarz aksiyomlara sahiptir ve dolayısıyla sınırlıdır. İkinci bir açılım Alan Turing’in adıyla anılıyor: Turing’in 1936 açmazı veya Durma (Halting) problemi. Turing, bir yazılımın (sistemin) “hiç hata vermeden veya sonsuz döngüye girmeden (tutarlı bir şekilde) çalışacağını” garanti eden evrensel bir denetleyici program olamayacağını, çünkü o denetleyici programın kendisinin de aslında bir algoritma olduğunu ve benzer bir “eksiklik” veya “karar verilemezlik” duvarına çarpacağını ileri sürer. Dolayısıyla, bir sistemin “hatasız” (tutarlı) olduğunu kanıtlamak, o sistemin “durup durmayacağını” (hesaplanabilirliğini) bilmekle eşdeğerdir; her iki durumda da matematiksel veya algoritmik bir “sınır” çıkar karşımıza.
BU AÇMAZ, BİZİ NEREYE GÖTÜRECEK?
Bu noktada T. Adorno’nun vurguladığı “araçsal akıl” kavramından yararlanabiliriz. Esasen yapay zekâ araçsal aklın günümüzdeki zirvesidir. Ancak, Gödel’in eksiklik teoremi veya Turing’in karar verilemezlik yaklaşımı araçsal rasyonalitenin içinden yükselen olumsuzluk momentleri olarak değerlendirilebilir. Bu anlarda kavramın dışında kalan, modele sığmayan veya hesaplanamayan bir artık vardır. Adorno, das Nichtidentische tanımlamasıyla sistemin formel sınırları içinde asla “kavranamaz” olan şeyden bahseder bizlere. Bir çıkmaz çıkıyor karşımıza: İnsan yapımı her kurgu (sistem, düşünce, teori, model) nihai ve/veya mükemmel olamıyor. Her durumda mutlaka bir eksikliği, hesaplanamazlığı veya kavranamazlığı içeriyor. Pekiyi bu açmaz bizi nereye götürecek? Kanımca en azından iki olasılık var: Ya Hegel’in Aufhebung’unda karşımıza çıkan sürekli ilerleme ya da Q. Meillassoux’nun spekülatif materyalist yaklaşımındaki olumsallık ve hiper-kaos yaklaşımı.
DOĞA YASALARININ KENDİSİ BİLE ZORUNLU DEĞİL
Meillassoux’a göre olumsallık (contingence) dışında hiçbir zorunluluk (necessité) yoktur, sadece olumsallık zorunludur. Hiçbir mantıksal zorunluluk, hiçbir gizli teleoloji yoktur, hatta doğa yasalarının kendisi bile zorunlu değildir, herhangi bir şey herhangi bir anda değişebilirdir. Hiper-kaos olarak adlandırılan durum budur. Meillassoux, insanın ve tabii ki düşüncenin var olmadığı dönemlerde bile maddenin var olduğunu söylüyor. Sonrasında herhangi bir zorunluluk olmaksızın düşüncenin ortaya çıkmasını kozmik boyutta saf bir olay (événement) olarak değerlendiriyor. Bu durumda “bir gün benzer bir olumsal sıçrama olabilir mi” sorusu, ilkesel olarak engellenmiş değildir; tam tersine, evrende zaten zorunluluk diye bir şey yoksa, bilinç-benzeri bir şeyin başka bir maddi düzlemde “olabilirliği” önceden mantıksal olarak dışlanamaz.
MAKİNENİN KENDİNİ AŞMASI VE DÜŞÜNMESİ MÜMKÜN MÜ?
Hegel’in ilerleme düşüncesi bağlamında ise, Geist’ın (Tin’in) açılımının doğaya içkin bir teleolojinin gerçekleşmesi olduğu kabul edilirse, “makine (bilişsel makine olarak algoritma) düşünebilir mi” sorusu “makine söz konusu teleolojiye katılabilir mi” sorusuna dönüşür ki bu da olumsuz bir cevaba doğru taşır bizi. Daha açık ifade etmek gerekirse, Hegel’in felsefesinde her tür mekanizmadan, ancak Aufhebung aracılığıyla aşılmak suretiyle, Geist’a ulaşılabilir. Geist mekanizmayı “yapısı itibariyle” mekanizma olarak kalan bir şeyden asla çıkaramaz; Geist’ın ortaya çıkışı, mekanizmanın aşılmasını gerektirir, sırf onun karmaşıklaşması yeterli değildir. O halde makinenin (algoritmanın) kendi sınırlarına mahkûm olan bir kurgu olarak kendini aşması ve düşünmesi mümkün olmayacaktır. İlerleme için yine insanın yaratıcılığına ve aklına (Hegel’in Vernunft dediği yeti) yönelmek gerekecektir.
– Doç. Dr. Ertuğrul KIZILKAYA
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
kizilkaya@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.