Son Haberler

Davos 2012 ve kritik gündem: İş yaratmak (job creatıon)

Davos’ta ülke borçlarının azaltılması ve işsizliğin önlenmesi için yeni eylem planlarının ortaya konması konusunda fikir birliğine varıldı. Bu bağlamda, başta genç işsizlerin eğitimi olmak üzere yeni iş yaratma (Job creation) için 82 milyar Euro’luk bir kaynak ayrılacak.

Geçtiğimiz günlerde yapılan Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun sonuç bildirgesinde eksik olan en önemli unsur işsizliğin önlenmesine yönelik umutların artık tükenmeye başlamış olmasıdır. Tüm katılımcıların hemen hemen hepsinin üzerinde özenle durduğu konu global bazda işsizliğin önlenemeyen yükselişi ve buna karşın ekonomiyi yönetenlerin insanların çalışabileceği yeni iş alanları yaratmadaki beceriksiz durumunun devam ettiğidir.

özellikle iyi eğitimli, yetenekli işgücü açığı artmakta ve konuya ilişkin yeterli sosyal politika ve ya mücadele araçları ortaya konamamakta, başka bir ifade ile, sosyal inovasyon eksikliği en çok bu alanda dikkat çekiyor.

Bir yandan Eurozone içindeki finansal kriz ve aktörlerini protesto etmeye gelen 3000’e yakın anti-kapitalist aktivitist yada Davos protestocularının varlığı ve diğer taraftan uluslararası şöhrete sahip ünlü CEO’lar dahil üst düzey dünya liderlerinin konuşmaları işsizliğin önlenebileceği yönünde hiçbir umut vermedi.

Microsoft- Bill Gates, Intel-Andy Grave ve Enron-Kenneth Loy’un Davos zirvesinde yaptığı konuşmalar Amerika ekonomisinin büyüme adına yaptığı tüm girişimler ve toparlanma sürecinin başladığı iddialarına rağmen işsizlik ve buna bağlı sosyal problemlerin azaldığına yönelik hiçbir işaretin olmadığını gösterdi. Aksine tüm konuşmacıların hepsinin özenle vurguladığı husus işsizliğin global bazda önlenmesine yönelik umutsuzluk olduğu gözlemlendi.

Maalesef Zirveye katılan Dünya Liderleri de benzer mesajlar verdiler. Başta, Alman şansölye Angele Markel Avrupa Birliği’ni sarsan ekonomik krizin vereceği birçok zararın içinde en önemlisinin istihdam sorunun ve AB sosyal modelinin iflası olacağına dikkat çekti. Diğer taraftan Küresel sermayenin lokomotif gücünü temsil eden çok uluslu şirket yöneticileri ise belki de ilk defa ekonomik veriler, finansal tablolar ve pazar içerikli değerlendirmelerin ötesine geçerek, tıpkı emek yanlısı politikalar talep eden sosyal politikacılar veya sendikacılar gibi işgücü piyasalarına yönelik kaygılarını dile getirdikleri söylemlerde bulundular. örneğin, CİTİ grubu CEO’su Vikran Pundit, Duncan Niederaver- NYSE Euronext Başkanı ve Alcatel-Lucent CEO’su Ben J.Verwagen panelist olarak yaptıkları konuşmalarda gelecek yıllarda dünyanın en önemli gündeminin ‘iş yaratmak’ yani it is all about the creation of jobs’ olduğunun altını benzer bir ifade ile ayrı ayrı çizmişlerdir. özellikle de genç işsizlere iş bulmanın güçlüğünü vurgulamışlardır.

Dolayısıyla tüm ülkelerin bugün üzerinde yoğunlaştığı uzun soluklu global kriz ve beraberinde bir tehdit olarak gelen işsizlik sorunu için;
1) Yeni iş yaratımı
2) Daha yetenekli ve nitelikli insan gücüne olan ihtiyacın artması ve
3) Yetenek düzeyinin geliştirilmesi için human kapital yatırımlarının ön plana çıkartılması gerekiyor.

Başka bir anlatım ile, global işgücü piyasalarına yönelik katma değeri yüksek emek veya insan kaynağı arzını sağlayacak, bu yolla rekabet avantajını yakalayacak ve en iyi insan gücü-en iyi beyinleri ülkelerine çekme çabalarının ve ya yarışının da olacağı mekanizmalara ihtiyaç olacak. örneğin, Airbus CEO’su Thomas Enderi firmaların bundan sonraki süreçte rekabet avantajını ya da üstünlüğünü ancak yüksek eğitimli işgücü ve inovasyon yapmasını bilen beyinlerle sağlayacağını vurguluyor.

Bu arada, işsizlik bir taraftan sosyal tehdit olarak tüm zamanların en önemli konusu olurken, tüm dünyayı sarmalayan ve özellikle eğitimli işgücü ile eğitimsiz arasında oluşan gelir dağılımındaki uçurumun karşı karşıya kaldığımız global riskler, ekonomideki durgunluk ve pazarı belirleyen tüketici satın alma gücünün azalması açısından da yeni problemlerin habercisi niteliğindedir.

Bu durumun tek istisnası bir iş bularak yoksulluktan bir üst segmente transfer olan düşük gelirli ancak sayısal ya da nüfus olarak çok olan Hindistan, çin, Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye gibi yeni gelişen ekonomilerin vatandaşlarının ekonomilerine kazandırdığı dinamizimdir. Global krizler öncelikle kurumsallaşmış ekonomileri, gelişmiş sosyal model, refah ve hukuk devleti olan ülkeleri derinden sarsacağı için aynı şiddette bir krizin mevcut ekonomisinin yarısından fazlası kayıt dışı ekonomiden ve açlık sınırında geçinen geniş kitlelerden oluşun ekonomilerde bırakınız büyük bir depreme neden olmasını hatta daha az hissedilmesine neden oluyor. Yoksul ülkelerde yaratılan işin batıda yaratılan bir işten farklı olarak altyapı ve üretim mallarına yönelik oluşturduğu toplam talepteki sayısal artış ya da ekonominin çarpan etkisi direkt olarak kalkınma ve büyümeye etki yaptığından dolayı krize rağmen büyüme oranlarında hissedilir bir yavaşlama olsa dahi yine de istikrarlı olarak büyümeye devam ediyor.

Hiç kuşkusuz bu bağlamda, insan kaynağı potansiyelini gayet akıllı yöneten ülkelerde vardır. Son yıllarda insan gücü eğitimine en çok çin ve Hindistan yatırım yapmaktadır. Davos toplantısında kapılı kapılar ardında yapılan diğer bir değerlendirme ise Hindistan ve çin’in 2050 yılında Dünyanın global liderleri olacağı gerçeğidir. Roland Berger Strategy consultants CEO’su Martin C.Wittig yakın bir zamanda batıda faaliyette bulunan tüm firmaların çİN’e bağımlı hale geleceğini ve çin’nin de batıda zenginliğin artmasına katkı sağlayacağını iddia ediyor.

Bu itibarla, Davos toplantısında Devlet liderleri arasında en etkili konuşmayı Meksika Başbakanı J. Calderon yapmıştır. Meksika başkanına göre ‘the days are long’but the years are short ’yani günler uzun ama yıllar kısadır.Dünya da yeni bir dünya düzeni oluşmaya başlamıştır. Geleceğin kuralları ve paradigmaları geride kalmıştır. Yeni paradigmanın sırrı ‘Yetenekli insandır’ insanı yeniden inşa etmek için nitelikli insan gücü yetiştirmek dolayısıyla eğitime yeniden odaklanmak gereklidir. Bu dönüşümü ve insana yapılacak yatırımı en hızlı yapanlar mesafe alacaklardır.

Dünya Ekonomik Forumu bittikten iki gün sonra 27 AB ülkesi liderleri Brüksel de bir araya gelerek;
A) ülke borçlarının azaltılması
B) İşsizliğin önlenmesi için yeni eylem planlarının ortaya konması konusunda fikir birliğine vardılar. Bu bağlamda, başta genç işsizlerin eğitimi olmak üzere yeni iş yaratma (Job creation) için 82 milyar Euro’luk bir kaynak ayrılacağını beyan ettiler. Ancak konuya ilişkin sadece devletin elini taşın altına koymasının yeterli olmayacağını düşünen bazı sosyal kapitalizmin temsilcileri harekete geçtiler.

örneğin, Starbucks CEO’su Howard Schulte Amerika genelinde ve hatta dünyada faaliyette bulundukları bir çok Starbucks şubesinde yerel halkla işbirliği içinde ve sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yeni iş yaratmak için bağış kampanyaları düzenlediklerini ifade etmiştir. Başka bir örnekte ise, NYSE Euronext grubu ise küçük ve orta boy şirketlerin ayakta kalması, daha iyi yönetilmesi ve büyüyerek istihdam yaratmaları için bu firmalara finans yönetimi, bilgi transferi ve danışmanlık hizmetlerini hiçbir ücret almadan sağladıklarını ilan ettiler. Ayrıca, kanımca Microsoft Türkiye’nin geçtiğimiz ay hayata geçirdiği açık akademi projesini bu kapsamda iyi bir dünya uygulaması olarak görmek gerekir.

Sonuç olarak bu yıl Davos gündemi ‘İş Yaratma (job creation)’ global sorununa odaklandı. Buradan çıkan net mesaj ise geleneksel olarak devletin omuzlarında ve sorumluluğunda olan işsizliği önleme ve iş yaratma konusunda bayrağı belki de ilk defa küresel sermayenin sosyal sorumlu CEO veya liderleri devralmış durumdadır. Darısı Türk iş dünyasının başına diyoruz.

Prof. Dr. Ali Rıza BüYüKUSLU
1 Yorum

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Avatar
    Sezer Demirci
    7 Mart 2012 18:47 -

    Hocam harika bir yazı olmuş

  • Site Haritası