Son Haberler

2026 yılında ekonomi cephesinde neler bekleniyor?

– 2025 yılının keskin çalkantılarından sonra 2026 yılının sakin geçeceğini, her şeyin normale döneceğini beklemek aşırı iyimserlik olacaktır. Zira şu anda dünyada devam eden önemli yapısal değişimler, 2026 yılının ciddi zorluklar içereceğinin işaretini veriyor. On yıllarca uluslararası ticaret ve yatırımı destekleyen kurallara dayalı küresel düzen aşındırılmaya ve tahrip olmaya devam ediyor. Geleneksel ekonomik mantık yerine jeopolitik gelişmeler önem kazanıyor.

ABD, dünyanın en büyük tüketici pazarına ve en derin, en likit finansal piyasalarına sahip olmakla beraber tüketiciler ve işletmeler arasında ABD ekonomisine olan güven azalıyor. Federal Rezerv’in bağımsızlığı baskı altında.  Ticaret politikaları sık sık adeta haftadan haftaya değişiyor. Dolar, artık birçok yabancı oyuncu için dokunulmaz değil. Şimdilik küresel ekonomi, belirsizliğe ve jeopolitik kaosa karşı beklenenden daha fazla direnç ve dayanıklılık gösteriyor.

– Çin’de durgunluk derinleşecek. Yapay zekâ yatırımları abartıldığı gibi olmayacak. ABD ekonomisinde yeniden ısınma emareleri oluşacak, finansal piyasalar da var olan şok potansiyeli daha da artacak.  ABD, baskın oyuncu konumunda. Çin, teknolojik üstünlüğü hedefliyor. Bu bu ortamda ticaret ve yatırımlar için getirilen yeni kurallar jeopolitik riskleri 2026 da çok daha fazla canlı tutacak. Bu canlılık ise 2026 yılının görünümü açısından istikrar sınırlarını ve piyasa oynaklığını negatif yönde zorlayabilir.  

– Ticaret savaşlarının büyüme üzerindeki etkileri sınırlı ve beklenenden çok daha düşük. ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve geldiği ilk birkaç hafta içerisinde oluşan kaosun yarattığı kısmi ve kısa süreli arz şoklarının ve artan belirsizliğin büyüme üzerindeki etkileri sınırlı ve beklenenden çok daha düşük oldu. Ancak, Amerika büyük bir stratejisi döngüsü içerinde. 2025 yılında ABD, fırsatçı ekonomik devlet beklentilerini devlet politika dokusunun derinliklerine yerleştiriyor.  

– ABD, Çin’in nüfuz kırmak, dünyanın önde gelen gücünün konumunu daha da sağlamlaştırmak istiyor. Bu kapsamda Kanada ile Meksika’yı Çin karşıtı gündemine uymaları için baskı altına almaya çalışıyor. Amerika kıtası dışında olan ve dış güç diye tariflenen devletlerin Amerika kıtasında yer edinmesini engellemek için Arjantin ve Venezuela gibi ülkeler üzerinde yeni bir Monroe Doktrini tesis etmeye çalışıyor. Ayrıca yerli üretimi desteklemek, tarım ürünleri ve silahlar için agresif bir ihracat politikası uygulamaya başladı.

– 2026 yılında küresel ortamında tarifelerin yarattığı ekonomik belirsizlik daha da azalacak, faiz genel seviyeleri düşecek. Ancak ticaret, teknoloji, jeopolitik ve finansal piyasalarda ciddi yapısal değişiklikler bekleniyor. Bu değişikliklerin üreteceği risk belirsizlikleri ise artacak. ABD ve Çin dahil büyük ekonomilerde yüksek bütçe açıkları nedeniyle toplam kamu borcu hızla artmaya devam edecek. Artan borçluluk nedeniyle faiz maliyetleri artacak. Yapısal harcama baskıları ve siyasi zorluklar kamu maliyesini orta vadede daha da zorlayacak.

– 2026 yılı siyasi risklerin daha da öne çıkacağı bir yıl olacak. ABD dış politikasındaki değişim, ABD-Çin rekabeti, askeri çatışmalar, seçimler, mali baskılar, popülizm ve eşitsizlik ile genç işsizlik konularındaki hayal kırıklığının riskleri daha da artırabilecek. Avrasya’nın yanı sıra Afrika ve Latin Amerika’da yeni ittifaklar ve stratejik bağımlılıklar kurmaya çalışan, yeni bir küresel lider olan Çin’in Batı için bir risk ve tehdit unsuru oduğu devam ediyor. Bu arada Çin’de de durgunluk devam edecek.

– Dünyanın çok parçalı hali uzunca bir süre canlı kalmaya devam edecek. Şu anda ticaret ve finans siyasi amaçların hizmetinde araçlar haline getirildi. Jeolojik-ekonomik-politik-sosyolojik alanlarındaki dörtlü ana faktörler iç içe geçti. Dünya daha parçalı hale getirildi. 2026 yılında bu parçalı durum daha da artacak. ABD ve Çin, nadir toprak elementleri ve mikroçipler arasındaki dengeyi kendi lehine çevirmeye çalışıyor. 2026 küresel ortamında tarifelerin yarattığı ekonomik belirsizlik daha da azalacak, faiz genel seviyeleri düşecek.

– Batı ülkelerinin birçoğunda mali riskler yükselmiş durumda. Orta vadede ABD, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya gibi ülkeler başta olmak üzere bir bütün olarak AB açısından mali risk yönünden ülke riskleri artıyor. 2026 büyümesinin başarısını, zorlukların yönetişim becerisi belirleyecek. 2026 yılında beklenen büyüme ve refah, ekonomik bloklar arasındaki bölünmenin, yapay zekanın yükselişinin ve mali zorlukların, geçiş ve artan karmaşıklık bağlamında nasıl yönetildiğine bağlı olacağı kesindir.

ABD Merkez Bankası’na yönelik siyasi baskı ve ABD’deki döngüsel ekonomik gerileme dolar üzerinde baskı oluştursa bile, kur gelişmeleri açısından, EUR/USD döviz kuru için, 2026 yılında paritenin 1,18 civarında dalgalanacağını bekliyoruz. İngiliz sterlini ise siyasi belirsizlik ve İngiltere Merkez Bankası’nın faiz indirimleri nedeniyle baskı altında kalmaya devam edecek. Euro, uzun vadeli faiz oranlarında da daha yüksek vade primleri görülüyor. Daha güçlü bir euro, enflasyonu kontrol altında tutmak için memnuniyetle karşılanıyor.

2025 yılı Türkiye açısından ekonomik karar alma süreçleri karmaşık, dalgalı, değişken faiz politikaları ve genel belirsizliklerle geçti. Aynı miras 2026 yılına da sarkıyor. Ekonomideki yavaşlama ve zayıflayan satın alma gücünün Türkiye ekonomisinde yarattığı talep yetersizliği 2026 yılında daha da hissedilecek. Döviz kurlarındaki volatilite devam edecektir. Türkiye ekonomisi açısından 2026 yılında enflasyonun tek haneli seviyelere düşmesi veya yakınsaması beklenmemeli.

2025 yılının keskin çalkantılarından sonra 2026 yılının sakin geçeceğini, her şeyin normale döneceğini beklemek aşırı iyimserlik olacaktır. Zira şu anda dünyada devam eden önemli yapısal değişimler, 2026 yılının ciddi zorluklar içereceğinin işaretini veriyor. En önemlisi on yıllarca uluslararası ticaret ve yatırımı destekleyen kurallara dayalı küresel düzen aşındırılmaya ve tahrip olmaya devam ediyor. İhtiyaç halinde ABD başta olmak üzere birçok ülke kendisini ve dünyayı yeniden şekillendirmek için ekonomik, politik ve askeri güçlerini kullanmaya devam edeceklerdir. Geleneksel ekonomik mantık yerine jeopolitik gelişmeler önem kazanıyor.

“Ters Marshall Planı” kapsamında bir bütün olarak Avrupa, Japonya, Güney Kore ve BAE gibi müttefikler, gelecek yıllarda ABD sanayisine ciddi yatırım yapmayı taahhüt eden “jeopolitik sözleşmeler ” yaptılar. Sonuçta artık ABD pazarına erişim imkânı, kapitalizmin kendine özgü rekabetçi kurallarıyla değil sermaye ve sadakat karşılığında verilmeye başlandı.

TİCARET POLİTİKALARI SIK SIK ADETA HAFTADAN HAFTAYA DEĞİŞİYOR

ABD, dünyanın en büyük tüketici pazarına ve en derin, en likit finansal piyasalarına sahip olmakla beraber tüketiciler ve işletmeler arasında ABD ekonomisine olan güven azalıyor. Federal Rezerv’in bağımsızlığı baskı altında, mali açığı azaltma planları henüz bulunmuyor.  Ticaret politikaları sık sık adeta haftadan haftaya değişiyor. Yeni stablecoin düzenlemesi jeopolitik bir kaldıraç olarak kullanılıyor. Dolar, artık birçok yabancı oyuncu için dokunulmaz değildir.  “Önce Amerika” denilerek piyasalara ilk sıralarda artık yer verilmiyor. Bunların tamamı negatif yönlü değişimlerdir.

KÜRESEL EKONOMİ BELİRSİZLİĞE VE JEOPOLİTİK GÜRÜLTÜYE KARŞI BEKLENENDEN DAHA FAZLA DİRENÇ GÖSTERİYOR

Şimdilik küresel ekonomi, belirsizliğe ve jeopolitik kaosa karşı beklenenden daha fazla direnç ve dayanıklılık gösteriyor: 2026 yılına girmek üzereyken, küresel ekonomi belirsizliğe ve jeopolitik gürültüye karşı beklenenden daha fazla direnç ve dayanıklılık gösteriyor. Genel iş döngüsü doğal hızını yeterli ölçüde korumaya devam ediyor. Avrupa (%1,29), ABD (%1,81) ve Asya (%4,55) arasındaki büyüme eşitsizlikleri devam ediyor olmakla birlikte genel iş döngüsü %3 düzeyindeki hızını yeterli ölçüde korumaya devam ediyor. Stres altında ortaya çıkan bu küresel sakinliğin altında, işlerin topyekûn bir ticaret savaşına evrilmemiş olması, tarife artışlarının beklenenin aksine daha hafif bir etkiye sahip olduğunun anlaşılması, özel sektör aktörlerin değişen yeni ekonomik ortama uyum sağlama ve stresi yönetme başarısı ve en önemlisi finansal piyasaların esnekliğini hala yüksek ölçüde korumuş olmasıdır.

YENİ KURALLAR JEOPOLİTİK RİSKLERİ 2026 DA ÇOK DAHA FAZLA CANLI TUTACAK

Küresel ölçekte genel görünüm oynaklığının nispi olarak istikrara evrilme çabalarının başarılı olması beklenmemelidir. Büyüme yatay seyrini koruyacaktır. Yeni ve daha değişik ticaret savaşları başlayacaktır. Çin’de durgunluk derinleşecektir. Yapay zekâ yatırımlarının abartıldığı gibi olmayacağı ve yeniden değerlendirileceği bekleniyor. ABD ekonomisinde yeniden ısınma emareleri oluşacak, finansal piyasalar da var olan şok potansiyeli daha da artacaktır.  Ancak ABD’nin baskın oyuncu olduğu ve Çin’in teknolojik üstünlük hedeflediği bu ortamda ticaret ve yatırımlar için getirilen yeni kurallar jeopolitik riskleri 2026 da çok daha fazla canlı tutacaktır. Bu canlılık ise 2026 yılının görünümü açısından istikrar sınırlarını ve piyasa oynaklığını negatif yönde zorlayabilir.  Ticaret çatışmaları, popülizm ve kritik hammaddelere bağımlılık 2026 yılının önemli başlıkları olacaktır.

FEDERAL REZERV, ARTAN BELİRSİZLİK ORTAMINDA SİYASİ BASKIYLA KARŞI KARŞIYA KALIYOR

Ticaret savaşlarının büyüme üzerindeki etkileri sınırlı ve beklenenden çok daha düşüktür. ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve geldiği ilk birkaç hafta içerisinde oluşan kaosun yarattığı kısmi ve kısa süreli arz şoklarının ve artan belirsizliğin büyüme üzerindeki etkileri sınırlı ve beklenenden çok daha düşük oldu. Ancak, Amerika büyük bir stratejisi döngüsü içerindedir. 2025 yılında ABD, fırsatçı ekonomik devlet beklentilerini devlet politika dokusunun derinliklerine yerleştiriyor.  Tarifeler, sübvansiyonlar, zorunlu yatırımlar ve askeri eylemler hakkındaki manşetler, sıradan ve rasgele önlemler değil, bütünlükçü, çok katmanlı ve makro bir stratejidir. Temel amacı, Çin’in nüfuz kırmaya, ABD’nin dünyanın önde gelen gücünün konumunu daha da sağlamlaştırma yöneliktir. Bu kapsamda Kanada ile Meksika’yı Çin karşıtı gündemine uymaları için baskı altına almaya çalışıyor. Amerika kıtası dışında olan ve dış güç diye tariflenen devletlerin Amerika kıtasında yer edinmesini engellemek için Arjantin ve Venezuela gibi ülkeler üzerinde yeni bir Monroe Doktrini tesis etmeye çalışıyor. Buna ek olarak, yerli üretimi desteklemek için tasarlanmış ithalat tarifeleri, yapay zekâ, kuantum teknolojileri ve savunmaya yapılan yatırımlar ile LNG-(Sıvılaştırılmış Doğal Gaz), tarım ürünleri ve silahlar için agresif bir ihracat politikası uygulamaya başladı. Gaz ihracatı Avrupa üzerinde bir baskı aracı görevi görürken, Federal Rezerv de artan belirsizlik ortamında siyasi baskıyla karşı karşıya kalıyor.

TİCARET, TEKNOLOJİ, JEOPOLİTİK VE FİNANSAL PİYASALARDA CİDDİ YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER BEKLENİYOR

2026 küresel ortamında tarifelerin yarattığı ekonomik belirsizlik daha da azalacak, faiz genel seviyeleri düşecektir. Ancak ticaret, teknoloji, jeopolitik ve finansal piyasalarda ciddi yapısal değişiklikler bekleniyor. Bu değişikliklerin üreteceği risk belirsizlikleri ise yoğun düzeyde yaşanacaktır. Özellikle gelişmiş ekonomilerde kamu maliyesinin zorlukları artabilir. ABD ve Çin dahil büyük ekonomilerde yüksek bütçe açıkları nedeniyle toplam kamu borcunun hızla artmaya devam edecek. Artan borçluluk nedeniyle ortaya çıkan faiz maliyetleri, zayıf büyüme, yapısal harcama baskıları ve siyasi zorluklar kamu maliyesini orta vadede daha da zorlayacak.

2026 yılı siyasi risklerin daha da öne çıkacağı bir yıl olacaktır. ABD dış politikasındaki değişim, ABD-Çin rekabeti, askeri çatışmalar, seçimler, mali baskılar, popülizm ve eşitsizlik ile genç işsizlik konularındaki hayal kırıklığının riskleri daha da artırabilecektir.

ÇİN, BATI İÇİN RİSK VE TEHDİT UNSURU OLARAK ALGILANIYOR

Çin’in hala bir risk ve tehdit unsuru olma algısı Batı tarafından 2026 yılında da devam ettirilecektir.  Avrasya kıtasının yanı sıra Afrika ve Latin Amerika’da yeni ittifaklar ve stratejik bağımlılıklar kurmaya çalışan yeni bir küresel lider olan Çin’in ortaya çıkması hala Batı için bir risk ve tehdit unsuru olma algısı yaratmaya devam ediyor. Bu dönemde ABD, Avrupa, Japonya, Kanada, Güney Kore vb bilumum batı müttefikleri eski hegemonik güç olarak, dış politikalarında, ortaya çıkan bu yeni gerçeklikte radikal bir yeniden yapılanma içinde, sunulan hizmetler için daha açık ücretlendirmeler (gümrük vergileri, silah harcamaları, doğrudan yatırım hedefleri vb.) uygulayarak rekabet alanını yeniden dengelemeye -daha doğrusu dengesizlik yaratmaya- çalışıyor. Ancak bu dengesizlik yaratma çabaları sonucunda, geleneksel ABD ve müttefiklerinin (Avrupa, Japonya, Kanada, Güney Kore vb.) oyunun kurallarındaki değişikliklerden en çok etkilenebilecek ülkeler olacaklardır. Ancak Çin’ de de durgunluk devam edecektir.

ÇİN AÇISINDAN ÜRETİMDEN ÖNCE TÜKETİM GELİYOR

Çin’in baskıya dayanma yeteneği ve teknolojik üstünlüğü nedeniyle, ABD ile aynı yoğunlukta cevap veriyor. Zira, otokrasinin demokrasiden daha fazla baskıya dayanma yeteneği sağlaması Çin açısından önemli bir avantajdır. Her ABD veya Avrupa gümrük vergisi artışı ve ihracat yasağı, Çin tarafından misillemeyle karşılanıyor. Çin kritik üretim zincirlerinde (nadir toprak elementleri, piller, yapay zekâ, robotik ve temiz teknoloji gibi) teknolojik öz yeterliliğe ve üstünlüğe odaklanıyor. Bu kaynaklara ihtiyaç duyanlar için Çin’i atlamak pek mümkün olamıyor. Çin açısından üretimden önce tüketim geliyor.

DÜNYA DAHA PARÇALI HALE GETİRİLDİ

Dünyanın çok parçalı hali uzunca bir süre canlı kalmaya devam edecektir. Şu anda ticaret ve finans siyasi amaçların hizmetinde araçlar haline getirildi Jeolojik-ekonomik-politik-sosyolojik alanlarındaki dörtlü ana faktörler iç içe geçti ve Dünya daha parçalı hale getirildi. 2026 yılında bu parçalı durumun daha da artacağı veya daralacağı olgusu, ABD ve Çin ticari ilişkisinin yönü, karşılıklı bağımlılığın olduğu iki sektör olan nadir toprak elementleri ve mikroçipler arasındaki dengenin 2026 yılında hangi yöne evrileceği şu anda henüz daha netleşmedi.  Ayrıca uluslararası ekonominin pandemiden bu yana içine girdiği küreselleşme sürecinin yeniden düzenlenmesi 2026 yılında da devam edecektir.

ARTIK ESKİYE DÖNÜŞ MÜMKÜN DEĞİL

Gelişmiş ülkeler tarafından yapay zekâya yapılan abartılı yatırımlar, iflaslara varacak kadar yüksek risk içeriyor: Oldukça yoğun sermaye yatırımı yapılan yapay zekâ ile bağlantılı inovasyon süreciyle potansiyel olarak telafi edilebilecek potansiyel büyüme esasında ilk etapta refahta kayıplara neden olacaktır. Bu kayıplar için sistemin kuracağı telafi mekanizmalarının kazanacağı etkinlik seviyeleri de önemli olacaktır. Enerji geçişi, yeni savunma harcaması ihtiyaçları ve nüfusun yaşlanmasının etkileri gibi çeşitli zorluklarla aynı anda mücadele etme ihtiyacı 2026 yılında iyice artacaktır. 2026’da ticaret ve göç hareketlerindeki kısıtlamalar, yapay zekâ patlaması ve ekonomi alanlarında kısa vadede var olan sınırlı mali alan, finans piyasalarında yüksek değerlemeler vb. gibi yüksek zorluklar devam edecektir. Ancak, artık eskiye dönüş mümkün değildir. Yapay zekâ yatırımlarının abartıldığı gibi olmayacağı ve yeniden değerlendirileceği bekleniyor.

BATI ÜLKELERİNİN BİRÇOĞUNDA MALİ RİSKLER YÜKSELMİŞ DURUMDA

Batı ülkelerinin birçoğunda mali riskler yükselmiş durumdadır. Orta vadede ABD, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya gibi ülkeler başta olmak üzere bir bütün olarak AB açısından mali risk yönünden ülke riskleri artıyor. Artan risklerin yönetilebilmesinde ESM-European Stability Mechanism, UNWTO- United Nations World Tourism Organization, IPT-Insurance Premium Tax gibi yardımcı kuruluşların koruyucu çabalarının başarısı belirleyici olacaktır.  2026 büyümesinin başarısını zorlukların yönetişim becerisi belirleyecektir. 2026 yılında beklenen büyüme ve refah, ekonomik bloklar arasındaki bölünmenin, yapay zekanın yükselişinin ve mali zorlukların, geçiş ve artan karmaşıklık bağlamında nasıl yönetildiğine bağlı olacağı kesindir.

ABD DOLARI, EURO, İNGİLİZ STERLİNİ

ABD Merkez Bankası’na yönelik siyasi baskı ve ABD’deki döngüsel ekonomik gerileme dolar üzerinde baskı oluştursa bile, kur gelişmeleri açısından, EUR/USD döviz kuru için, 2026 yılında paritenin 1,18 civarında dalgalanacağını bekliyoruz. İngiliz sterlini ise siyasi belirsizlik ve İngiltere Merkez Bankası’nın faiz indirimleri nedeniyle baskı altında kalmaya devam edecektir. Avrupa, ABD’deki gelişmelerden otomatik olarak ciddi bir fayda sağlamıyor.  Euro, uzun vadeli faiz oranlarında da daha yüksek vade primleri görülüyor. Daha güçlü bir euro, enflasyonu kontrol altında tutmak için memnuniyetle karşılanıyor. Ancak sermaye malları ihracatçıları ve zaten zayıflayan sanayi sektörü için olumsuzluklar yaratıyor.

KARMAŞIK, DALGALI, DEĞİŞKEN FAİZ POLİTİKALARI VE GENEL BELİRSİZLİKLER 2026 YILINA DA SARKIYOR

2025 yılı Türkiye açısından ekonomik karar alma süreçleri karmaşık, dalgalı, değişken faiz politikaları ve genel belirsizliklerle geçti. Aynı miras 2026 yılına da sarkıyor. 2026 yılında değişen koşullara uyum sağlama ve dayanma çabaları öne çıkacaktır.

Ekonomideki yavaşlama ve zayıflayan satın alma gücünün Türkiye ekonomisinde yarattığı talep yetersizliği 2026 yılında daha da hissedilecektir. Döviz kurlarındaki volatilite devam edecektir. Özellikle KOBİ’ler başta olmak üzere tüm işletmeler açısından teknolojik dönüşüm, dijitalleşme, regülasyon değişiklikleri, kaliteli insan kaynağı ve sürdürülebilirlik alanlarındaki zafiyetler rekabet güçlerini zayıflatacaktır.

Türkiye ekonomisi açısından 2026 yılında enflasyonun tek haneli seviyelere düşmesi veya yakınsaması beklenmemelidir. Dolayısıyla satıcıların fiyatlama politikalarının sürekli olarak güncellenme zorunluluğu aynen devam edecektir. Öngörülemeyen maliyetler nedeniyle uzun vadeli işlem yapan her iki taraf da risk üstlenmeye devam edecekleridir.  Bankaların kredi politikalarındaki kısa aralıklı değişimin devam edeceğini ve dolayısıyla işletmelerin yatırım planlarının da olumsuz yönde etkileneceğini, zaman zaman kesintiye uğrayacağını öngörüyoruz.

Orhan ÖKMEN

Sesmir Yönetim Kurulu Başkanı

okmen@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası