Son Haberler

Erdoğan seçim zaferini, ekonomik mucizeye dönüştürebilecek mi?

AK Parti’nin yüzde 50 oranında oy alması net olarak bir zaferken, ana muhalefetin neredeyse yarıya yakın oy bile alamamış olması tam bir hezimettir. Bundan sonra asıl önemli olan AK Parti’nin, millet tarafından verilen krediyi iyi kullanıp, kullanmayacağıdır.

12 Haziran 2011 seçimleri AK Parti açısından bir zafer mi? Cevap: kesinlikle evet. Neden mi? Açıklayalım. çoğulcu demokrasilerde aynen serbest piyasa ekonomisinde olduğu gibi yarışma bir rekabet ortamında gerçekleşir. Gelişmiş ülkelerde seçimlerde kazanan ve kaybedenler vardır. Ama iktidar, muhalefetin soluğunu ensesinde hisseder. ABD’de Kennedy’nin zaferi akıllardadır. İki başkan adayı arasındaki fark dev Amerika’da sadece iki yüz bin oydu. Başkan Bush’un ilk seçilişinde oylar o kadar birbirine yakındı ki; neticeyi uzun bir süre sonra yüksek mahkeme belirleyebildi. En çekişmeli seçimlerde bile rakip partiler arasında yüzde beşlik farklar çok önemli kabul edilir. Bu açıdan Türkiye’de ki son durum siyaset bilimi literatürüne bir ibret olarak geçecek. AK Parti yüzde elli, CHP onun neredeyse yarısı kadar bir oy alabilmiş. Siyaset biliminde bunun adı hezimettir. Bütün gelişmiş demokrasilerde bu durumlar anında istifa ile neticelenir. Bu kaybeden partiye yapılmış bir hizmet olarak düşünülür. Gelişmiş demokrasilerde, şahsi ihtiraslara izin verilmez. Bu nedenle, bu ülkelerin demokrasileri “gelişmiş” sıfatıyla ifade edilirler. Seçimlerde yüzde elli oy almak AK Parti açısından da bazı riskler taşır. Koca bir toplum üçüncü kez AK Partiyi iktidarda tutmuştur. Ama bu kez verdiği krediyi müthiş bir şekilde arttırarak. Ekonomi dili ile konuşursak şimdi söz konusu olan AK Parti’nin bu büyük krediyi ne ölçüde değerlendirebileceğidir. Bu maçın sonucunu yalnız Türkiye değil, bütün dünya dikkatle izliyor.

AK PARTİ BEKLENTİLERİ KARŞILAYABİLECEK Mİ?
üçüncü kez iktidara tek başına gelen AK Parti nereye koşuyor? Ekonomiye ne getirecek? Seçim propagandalarında sıkça tekrarladığı gibi “hayaller gerçek oldu” mu? Maalesef hayır. AK Partinin bir çok icraatı çok olumlu. Başlangıçta yavaş giden icraat özellikle ikinci iktidar döneminde hız kazandı. “çıraklık dönemi” birinci, ikinci viteste, “kalfalık dönemi” yer yer üçüncü viteste idi. Ama “hayaller gerçek olmadı”. İstanbul’a üçüncü köprü hala hayal düzeyinde. çanakkale Köprüsü hayali 2023’e eklendi.

ERDOĞAN’IN SüRATİNİN ENGELLENDİĞİDE BİR GERçEK
Türkiye’de “istemem, istemem, istemem” cephesi çok güçlü. “İstemezük”cülerin bir kısmı sol adına cehalet tünelinde. “Birinci köprüyü istemem, ikinci köprüyü istemem, üçüncü köprüyü istemem.” Yani gelişmeyi istemem. ülkenin zenginleşmesini istemem. “Cahillerin” dışında bir de “kıskançlar” var. “O gol atacak, çelme takıp, tekme atıp engelleyeyim” diyenler var. Amaç koşanı sakatlamak. Ama iktidar mazeret kaldırmaz. Halk AK Partiye yeniden kredi açtı. Hem de yüzde elli oyla. Başbakan Erdoğan’da zaten kendisi de yüksek sesle itiraf ediyor: “Artık ustalık dönemim başladı” diyor. O zaman icraatta artık beşinci vitese geçmek lazım. “Hayalleri gerçekten gerçekleştirmek lazım.”

TüRK TOPLUMU NE BEKLİYOR?
İki kere iki dört: Türk toplumu zenginleşmek istiyor. Avrupalı işçi Antalya’da beş yıldızlı otelde çoluk çocuk tatil geçiriyor. Türk toplumu hep dünyaya seyirci mi olacak? Ne zaman bizim işçimiz dünyayı dolaşıp Alman, Amerikan işçisi gibi yabancı ülkelerde beş yıldızlı otellerde tatil geçirecek?
Zengin ülkeler bunu nasıl başarmış? Gayet basit. Mega projeleri, mega şirketleri var. Türkiye’yi nüfusu kendisinden az olan ülkelerle karşılaştıralım. Fransa dünyanın beşinci büyük ekonomisi. Mega şirketleri göz kamaştırıyor: TOTAL’in yıllık cirosu iki yüz milyar dolar, Carrefour’un ki yüz elli milyar dolar. Bizim Koçlar, Sabancılar on milyar doları yeni geride bıraktılar. Anlı şanlı müteahhitlik şirketlerimiz bir milyar dolarlarda dolaşıyor. Gene Fransa’dan örnek verirsek onların müteahhitlik şirketleri dünya lideri. Bouygues, Vinci otuz beş, kırk milyar dolar yıllık ciro yapıyorlar. Nüfusu bizden az olan Fransa dünyanın beşinci büyük ekonomisi. İşte bu yüzden. Bu dev şirketleri de yüz yıllık şirketler değil. Otuz, kırk yıllık şirketler. Başlarında daha ikinci nesil var. Türkiye’nin 2023 hedefinde ki “dünyanın onuncu büyük ekonomisi” olma hedefi yukarıda ki örnekler ile karşılaştırınca mütevazi kalıyor.

EKONOMİNİN HIZLANMASI İçİN YENİ ANAYASA ŞART AMA NASIL BİR ANAYASA?
Televizyonlarda AK Parti döneminde şöhret olmuş birkaç profesör var. Dillerine “Avrupa standartlarını” dolamışlar. Bilmeyenlere anlatıyorlar ve bilenleri de güldürüyorlar. Anayasalarda Avrupa standartı diye bir şey yok. İngiltere’de ne yazılı anayasa, ne Cumhuriyet var. Kraliçe elli dokuz yıldır iktidarda. Avrupa’nın yarısında monarşi var. İngiltere’nin kırk kilometre güneyinde Fransa var. Otuz iki defa yazılı anayasa yapmış. Resmen “Beşinci Cumhuriyette” yaşıyorlar. Anayasalar ülke ihtiyaçlarından doğar. Tartışarak hazırlanmaz. Tartışma Fransa ve Türkiye gibi kavgacı toplumlarda kavgayı daha da arttırır.

Başkanlık rejimi: burada da standart yoktur. İngiltere’de hala monarşi vardır. Sorunlu toplumlar da ise başkanlık bir çare olabilir. İki okyanus arasında bir kıta devlet olan ABD başkanlık sistemi sayesinde bölünmemiş ve başkan etrafında kenetlenerek “Amerikan rüyasına” inanan insanlar tarafından bir dünya devi haline dönüştürülebilmiştir. İki yüz yıl ihtilal yapan ve acımasızca birbirlerini öldüren Fransızlar, 1958’de başkanlık sistemini keşfederek huzura kavuştular. Bu onlara Avrupa kıtasını şekillendirmeye ve bir başka dünya devini kurmalarına fırsat verdi. Anayasalar bir amaç değil bir araçtır. Zorunluluklardan doğarlar.

Türk halkı Başbakan Erdoğan’a yüzde elli oy vererek büyük bir kredi açtı. Ekonomide “Türk mucizesi” gerçekleştirmek mümkün olabilir. Yapabilecek mi?


Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

karakartal@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası