Cari açık meselesini doğru okumak lazım

Cari açık konusu ülkemizde devamlı konuşulur. Cari açık neden oluşuyor? çözüm yolu nedir, hangi tedbirler alınırsa açık olmaz veya daha az olur, hiç olmasa tablo daha iyi olamaz mı, ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir ve cari açık olmazsa olmuyor vs…

İster ekonomist olsun, ister olmasın birçok insan bu hususta kafa yoruyor ve fikir beyan ediyor. Peki bu ülkeyi idare edenler bunları bilmiyor mu? Bilmese de okuyup, dinlemiyor mu? İçlerinde ekonomist yok mu, idarecilikte tecrübeliler bulunmuyor mu? Elbette var. Var da neden hala cari açık var, neden hala yok edilmiyor. Veya bu mevzuda çok konuşan, yorumlar yapanlar biraraya gelerek kesin çözüm yolu belirlemiyor. Yoksa belirliyorlar da, dinlenmiyor mu?

Şunu hemen belirtmek isterim ki; yazdıklarımızın, konuşup, söylediklerimizin hepsi idareciler tarafından hem dinleniyor, hem de gerekli istişare yapılıyordur. Ama bunun en gerçek tarafı ülkemizin gelişmekte olan bir ülke olması ve yatırıma, pazarlamaya çok ihtiyacı olduğu gibi ülkemizde yaşayan her insanın, insanca yaşama hakkının da olmasıdır. Dolayısı ile büyüme hızının kesilmemesi, kişi başına düşen milli gelirin en azından emsal ülke insanları ile eşit olmasının hedefte bulunmasıdır. Bunun için başta ekonomide istikrar, ama bu istikrarı sağlayan siyasi istikrarın olması ve devam etmesidir. Birbirine paralel bu iki unsur devam ettiği müddetçe, kabul edilmeyen hoşa gitmeyen bazı durumlar (cari açık, faizlerin yükselmesi v.s.) geçici bir durum arz eder. Hayır bu durum yıllarca devam eder, gittikçe yükselir gerekli tedbirler alınmaz ise olumsuz çanlarda çalmaya başlar da denebilir.

İkazlar, bazı çözüm yolları, ülkemizde zamanımızın ekonomistlerinin söylediği gibi, sadece para oyunlarımıdır? Faizi indir, faizi yükselt, tüketim ekonomisini körükleyene karşı tedbir al. Ekonomistlerin cümlesi tek noktada birleşmiyor, birbirine zıt görüşleri de görmek mümkün. Böyle olduğuna göre idarecilerde kendilerine göre tedbirleri alabilmektedirler.

İmalat ve üretimi sağlamayan son kullanıcının harcamasını, azaltıcı yaptırımları devreye sokmak yüzde yüz başarılı olması mümkün değildir. Bidayette belirttiğim gibi siyasi istikrar, ekonomik istikrarı doğurursa da devamlı atılım içinde olup, hareketli bir piyasada hele hele siyasi istikrara inanmış ve görmekte olan kişilerin yarınından emin olduğu müddetçe öyle veya böyle kendisi için lükste sayılacak harcamaları kısıtlamaları oldukça zordur.

Faizler yükselse de harcamaları arzu edildiği şekilde tanzim etmek kolay değildir. O halde faizlerin yükseltilmesi, kredili tüketim harcamalarına kısıtlayıcı şartlar konması tam olarak hedefine ulaşamayacağına göre yapılacak şeyin ihracatı arttırıcı imalat ve üretimin teşvik edilmesi ve bürokraside azami kolaylığın sağlanmasıdır. İthal mallarına karşı rekabet edebilme, kalitenin düzeltilmesi ile birlikte tanıtıcı reklamların arttırılmasıdır. İhracatımızın yüzde çoğunluğu Avrupa devletlerine yapılıyor. Avrupa’nın ekonomik durumu herkesçe malum yani ihracat pazarlarının bulunmasında teşvik edici yollar ihracatçılara verilmeli.

İyi bir reklam aracı olan televizyonlar da zaman harcayan lüzumsuz birçok anlatım ve gösterim yerine, imalatların detaylarıyla anlatımı halkımızın onlara yönlenmesini sağlayacak. Bu tip reklamların maliyetleri azaltılmalıdır. İthalatın ihracattan fazla olmasını önleyici tedbir sadece vergiler- fonlar–faizler vs. olmamalı, ithalatı azaltıcı yatırımlara gerekli verimli teşviklerin hızlandırılmasıdır.

Yurt dışında çalışan gurbetçilerin yurda getirilen paralarının arttırılması güven ve istikrara bağlı olduğuna göre, mevcut bu durum daha güzel anlatılmalı. Türkiye de bankalara yatan mevduatların zamanının çok kısa olması bankaları düşük faizle uzun vadeli para bulmasına yönlendirmiştir. Hele hele Türkiye’de siyasi istikrarın güven unsurunun teşekkül etmiş olması Avrupa’nın ekonomikman iyi olmaması Türkiye’ye para akımını kolaylaştırdı. Elbette bunlardan bankalar faydalanacak ve konut kredilerini verecekler. Bu krediler ne kadar kısıtlama yoluna gidilse bu defa konut fiyatları bir miktar düşerek kredileri cazip hale getirecek.

Sıcak paranın yüklü miktarda girişi riskli görülüyorsa da, bir o kadar da fayda sağlıyor. Cari açığı finanse edici bir hali olup, en azından yüksek faizlerle borçlanılmıyor. Gelen sıcak paranın en büyük tehlikesi ani bir şekilde tekrar dışarıya çıkma riskinin olması. Sıcak para ülke çapında ne kadar yatırıma sevk edilebilirse o kadar iyi. Sıcak paranın gelmesini engelleyici yok tobin vergisi veya şu, bu vergilerin konması sonucu ileriki zamanlarda ne gibi götürülerini de düşünmek lazım. Sıcak para emniyetli, siyasi istikrarı olmayan yere akmaz. Bugün ülkemiz siyasi istikrar içinde olan bir ülkedir. Dışarıdan düşük faizle borçlanarak fazla kar elde etme gayretinde olan finans kurumları da, kendi tedbirlerini almalıdırlar ki almışlardır da.

En fazla düşünülecek husus devlet iç borçlanma senedinde olan meblağdır. Borsada ve diğer yatırım enstrümanlarında olanlar ise o kadar üzerinde düşünülecek bir durum değildir. Bir taraftan faiz artsın deyip cari açık yok olsun demek kadar yanlış bir şey olamaz. Faiz yükselirse sıcak para daha çok gelir. Esas olan üretilenle, harcamaları denkleştirmektir. Tasarruf bilgisi sadece para biriktirme manasından sıyrılarak her yönde tasarruf şuurunu anlatmak ve aşılamaktır. Bu bilincin ilkokuldan başlayarak öğretilmesi lazım. Lüks tüketim yerine, ihtiyaç olduğu kadar harcama yapılmalı. Bu giyecekten yiyeceğe kadar, süslemeden, iletişim-ulaşım vasıtalarına kadar vs. olanlardır. Lütfen kesemize bakarak kazandığımız kadar harcama yapalım.

M. Zeki SAYIN

sayin@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası