Son Haberler

CRISPR nedir? Ya da lider ve çığır açan iki kadının öyküsü…

*1950’li yıllarda Oxford şehrinde, olağanüstü bir doktor vardı. Bu sıradışı kişinin adı Alice Stewart’tı. 25 sene boyunca büyük bir mücadele yürütmek durumunda kaldı. Kanserli çocuk vakalarının artışın nedenlerini araştırdı. Her iki çocuktan, birinin ortak özelliği, annelerinin hamileyken röntgen çektirmiş olmalarıydı.

*Günümüzde dünya devlerinin üzerinde çalıştığı buluş olan CRISPR’ın ardındaki kadın olan Jennifer Doudna  ise, genomların düzenlenmesine olanak sağlayan teknolojiyi geliştirdi. Başta kanser olmak üzere gen hastalıklarından Alzheimer, HIV, SMA, gibi çaresi olmayan dertler için bir çığır açılmış oldu. Geçen yıl insan üzerinde ilk uygulamalar başladı.

*Bu iki kadında gördüğüm bir kaç özelliğe dikkat çekmek istiyorum. Fikirlerimizi değiştirmeye de hazır olmalıyız. İhtiyaç duyduğumuz yetenekleri nasıl şekillendiririz? Zira yetenek ve uygulamaya da ihtiyacımız var.

*Eğer çatışmadan korkmayacaksak, bunu bir düşünüş biçimi olarak göreceksek, bu işte iyi olmaya ihtiyacımız var. Ben bu yeteneğin her yaştan çocuğa ve yetişkine, eğitimleri ne olursa olsun aşılanması gerektiğini düşünüyorum. Ne zaman sessizliği kırma gücünü buluruz, sorunları görme cesaretini gösteririz ve bir çatışma oluştururuz, işte o zaman kendimizi ve çevremizdeki insanları nitelikli düşünmeye sevk ederiz.

Bana, göre günümüzün Mars’a giden uzay araçlarından, cebinizdeki en akıllı telefondan, en güçlü bilgisayardan, yapay zekadan daha önemli bir buluş bu…

Bu hayat sürecinde kendimle ilgili bir şey anlatmak yerine, size iki kadından bahsetmek istiyorum. Biri ben doğmadan önceye ait bir kadından, diğeri de yeni bir devir açacak bu CRISPR buluşunun sahibi olan kadından…

Bu iki yaşam örneğinde kadın liderliğine ait çarpıcı detaylar buldum ve başka insanlara da örnek olasını arzu ediyorum.

1950’li yıllarda Oxford şehrinde, olağanüstü bir doktor vardı.

Bu sıradışı kişinin adı Alice Stewart’tı.

Alice’in sıradışı oluşundaki bir sebep elbette, 1950’li yıllardaki zihniyete inat, onun bir kadın oluşuydu.

Ve zekası öylesine ışıl ışıldı ki, zamanının Kraliyet Tıp Heyeti’ne seçilen en genç üyesiydi.

O sıradışıydı çünkü çalışmalarını evlendikten sonra da sürdürmüştü, çocukları olduktan sonra da, hatta boşandıktan sonra tek başına ebeveynlik yaparken bile, tıbbi çalışmalarına devam etmişti.

YENİ BİLİMLERE ÇOK MERAKLIYDI

O sıradışıydı çünkü yeni bilimlere çok meraklıydı, yeni zuhur etmiş epidemiyoloji gibi. Bu dalda amaç, hastalık esaslarının belirlenmesidir. Fakat iz bırakmak isteyen her bilim insanı gibi, zor bir problem seçerek, bunu çözüme kavuşturması gerektiğinin de farkındaydı.

Alice tarafından seçilen o zor problem ise, kanserli çocuk vakalarının artışı oldu.

Çoğu hastalık yoksullukla bağlantılıdır, fakat bu vakada göze çarpan şuydu; ölen çocukların büyük çoğunluğu varlıklı ailelerden geliyorlardı. O da, bu anomalinin açıklanıp açıklanamayacağını bilmek istedi. Ancak Alice araştırması için ödenek bulmada zorluk yaşıyordu.

En sonunda Lady Tata Memorial ödülüyle eline 1,000 pound geçmişti. Ve bunun veri toplamak için tek şansı olduğu manasına geldiğini biliyordu. Aradığının ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Samanlıkta iğne aramaktan farksızdı, o da aklına gelen her şeyi sordu.

Çocuklar, endüstriyel şekerleme yemişler miydi?

Boyalı içecekler tüketmişler miydi?

Çok fazla kızartma yiyorlar mıydı?

Evlerinde kurşun kaplama tesisat var mıydı?

Hangi yaş aralığında okula başlamışlardı?

Ve aynı sorularının cevabını aldığında, bir unsur, özellikle bir unsur göze çarpıyordu. Öyle ki istatistiki berraklık, bilim insanlarının hayallerini süsleyen türdendi. Ölen her iki çocuktan, birinin ortak özelliği, annelerinin hamileyken röntgen çektirmiş olmalarıydı.

KEŞİF O ZAMANKİ BİRİKİMİN SURATINA TOKAT GİBİ ÇARPTI

Bu keşif o zamanki birikimin suratına tokat gibi çarptı. Sanılıyordu ki her şey, belirli bir noktaya kadar gayet güvenliydi. Bu keşif röntgen cihazı üzerinden, zamanın teknolojisinin o afili havasına hayran kalmış herkese güçlü bir tokat indirmiş oluyordu.

Bu keşif doktorların kendileri hakkında hastalarına zarar vermeden onlara yardım ettikleri inançlarına, bir tokat indirmiş oluyordu. Böylece Alice Stewart öncü bulgularını yayınlamak için 1956 yılında akademik tıp dergisi The Lancet’e hücum etti.

Tıbbi yayın insanlarda büyük yankı uyandırmıştı, Nobel Ödülü’nden söz ediliyordu. Alice ise büyük bir telaş içerisindeydi.

Maksadı kanserli çocuk vakalarının ulaşabildiği her türüyle çalışabilmekti. Çocuklar henüz hayattayken. Aslında, acele etmese de olurdu. İngiliz ve Amerikan sağlık kuruluşlarının, hamile kadınlarda röntgen kullanımını yasaklamasına tamı tamına 25 sene vardı.

Veriler oradaydı, umuma açıktı, herkes özgürce faydalanabilirdi. Ama kimse bilmek istemedi. Her hafta bir çocuk ölüyordu, buna karşın hiçbir şey değişmedi. Açıklık, tek başına çığır açamıyordu.

25 SENE BOYUNCA BÜYÜK BİR MÜCADELE YÜRÜTTÜ

Alice Stewart, 25 sene boyunca büyük bir mücadele yürütmek durumunda kaldı.

Peki, haklı olduğundan nasıl emindi?

Harika bir düşünüş metodu vardı. George Kneale adında bir istatistikçiyle çalışıyordu. Alice ne değilse George tam olarak oydu. Alice cana yakın bilinen sosyal biriydi. George ise tam bir münzevi… Alice hastalarına çok sıcak, çok anlayışlı davranırdı. George ise besbelli sayıları insanlara tercih ediyordu.

George iş ilişkilerine şahane bir yorum getirmişti. “Dr. Stewart’ın haksız olduğunu kanıtlamak vazifemdir” diyordu. Kasıtlı olarak onun yanlışlarını arıyordu. Onun geliştirdiği modelleri, elde ettiği istatistikleri, farklı yönleriyle ele alıyordu. Verilerinde çatlaklar oluşturmak, haksızlığını ispat etmek için. İşini Alice’in geliştirdiği teorilerle, tamamen çatışmak olarak görüyordu.

Çünkü Alice’in haklı olduğuna dair ihtiyaç duyduğu güveni kendinde bulabilmesi, George’un ona teorisinin yanlışlığına dair bulgular sunamamasıyla mümkün olabilirdi.

BİRBİRİNE BAŞ SALLAMAYAN DÜŞÜNCE ORTAKLARI

İşte bu olağanüstü bir işbirliği modelidir. Birbirine baş sallayıp durmayan düşünce ortakları.

Kaçımızın böyle ortaklara sahip olduğunu yahut sahip olmaya cüret edeceğini merak ediyorum.

Alice ve George fikir ayrılığı yaşamada çok iyiydiler.

Bunu fikir teatisi kabul ettiler. Böylesine yapıcı bir zıtlaşma için neler gereklidir?

Hepsinden önce, bizlerden çok farklı insanlar bulmamız lazım.

Bu nörobiyolojik güdülerimize karşı gelmemiz demek.

Nörobiyolojik güdü bizi çoğunlukla bize benzeyen insanlara sevk eder. Bu da demek oluyor ki geçmişiyle, yetiştirilmesiyle, düşünme tarzıyla, sahip olduğu tecrübelerle, bizden farklı insanları arayıp bulmamız ve onlarla iletişime geçmemiz gerek.

Bu fazlaca sabır ve de enerji gerektiriyor. Bununla ilgili daha fazla düşündükçe, daha da ileriye gittikçe, bunun bir tür aşk olduğunu düşünüyorum.

Nedeni ise basitçe şu ki, böylesine bir enerji ve zamanınızı gerçekten umursamadığınız birine harcamazsınız.

CRISPR’IN ARDINDAKİ KADINDAN YANİ JENNİFER DOUDNA

Evet, şu an bütün dünya devlerinin üzerinde çalıştığı buluş olan CRISPR’ın ardındaki kadından yani Jennifer Doudna’dan bahsetmek istiyorum. Ama önce bir hatırlatma yapayım.

2000 yılında Clinton dünyayı değiştirecek bir buluştan bahsetti. Dedi ki, insan gen haritasını çıkardık. Genom diyoruz buna. O gün için hayata pratik yansıyan bir şey olmadığı için günlük hayatımızda bunu pek tartışmadık.

Öyle ya, o gün bir insanın genomun çıkarılmasının maliyeti 100 milyon dolardı. Tabii ki o güne kadar yapılan milyarlarca doları da buna eklemek gerekiyor.

2017 yılında bir insanın gen haritasının çıkarılmasının maliyeti 1000 dolara düştü. Bütün ise tükürüğünüzü gönderin, 100 dolara size gen haritanızı yani ders kitaplarında gördüğünüz o sarmal DNA dizisinin bütün inceliklerini elinizin altında olabiliyor.

2014 yılında Jennifer Doudna iş arkadaşı Emmanuelle Charpentier ile genomların düzenlenmesine olanak sağlayan bir teknoloji geliştirdi. Adı CRISPR-Cas9.

CRISPR teknolojisi bilim adamlarına hücrelerdeki DNA yapısını değiştirerek genetik hastalıkları tedavi etme imkanı sunuyor.

CRISPR TEKNOLOJİSİ SADECE İNSANLARDA KULLANILMAYACAK

Sadece insanlarda değil… Hayvanlarda ve bitkilerde… Artık CRISPR teknolojisinin girmediği hiç bir tarlanın veya hayvan çiftliğinin rekabet gücü kalmayacak.

Peki, bu buluş nasıl yapıldı?

CRISPR, bakterilerin virüssel enfeksiyonlar ile nasıl savaştığını araştıran basit bir proje sayesinde doğdu. Bakteriler bulundukları ortamlardaki virüsler ile başa çıkmalıdır. Virüslerden kaynaklanan enfeksiyonların patlamaya hazır birer bomba olduğunu bakterilerin de bu bombayı sadece birkaç dakika içinde etkisiz hale getirmek zorunda olduklarını düşünebiliriz. Çoğu bakterinin hücrelerinde, her duruma uyabilen ve virüssel DNA’yı tespit edip yok edebilen CRISPR adlı bir bağışıklık sistemi mevcut.

Bu sistemin bir kısmı, virüssel DNA’yı bulup, çıkartıp, nihayetinde spesifik bir şekilde çürütebilen Cas9 adlı proteinden oluşur. Jennifer, Cas9 proteinin aktivitesini anlamak için yaptığımız araştırmada bir şeyi fark ediyor. Proteinin işlevlerini, genetik mühendisliği teknolojisi ve bilim adamları için de, geçmişte mümkün olmayan fırsatları veren, spesifik DNA parçalarının oldukça hassas bir şekilde hücre içinden çıkartılması ya da eklenmesini sağlayan bir yol olarak kullanılabileceğini görüyor.

Ardından büyük bir dalga oluşuyor. Başta kanser olmak üzere gen hastalıklarından Alzheimer, HIV, SMA, gibi çaresi olmayan dertler için bir çığır açılmış oldu.

TEK BİR DOZU 2.1 MİLYON DOLAR OLAN İLAÇLAR

Geçen yıl insan üzerinde ilk uygulamalar başladı. Bu yıl Amerika’da yasal zemini oluşturan bir yasal düzenleme çıktı ve FDA bir kaç ilaç izni verdi. Öyle ki tek bir dozu 2.1 milyon dolar, 1.8 milyon dolar, 1.1 milyon dolar olan ilaçlar bunlar.

Buluşlar herkesin erişebileceği bir mesafede olmalıdır. Bir belgeselde görmüştüm. Tasarlanmış bu gen proteinlerini dünyanın farklı yerlerinde bedava veren bilim adamları da var…

MUTFAĞINIZDA CAS 9 PROTEİNİ YAPMAK MÜMKÜN OLACAK

Halen bu alanda deneyim yapmış iki elin parmakları da kadar ülke var. Türkiye’de de iki uygulama yapıldı. Uzman doktorlara göre, bir kaç yıl içinde evinizin mutfağında CAS 9 proteini yapmak mümkün olacak. Dermansız hastalıklar ve verimli tarım ve hayvancılık için yepyeni bir dönem başladığının işareti.

CRIPSR teknolojisi zaten fareler, maymunlar ve başka organizmalar üzerinde denenmiş durumdaydı. Çinli bilim adamları bu yılın başında  anne karnında ikizlere CRISPR teknolojisi ile embriyolarında genetik değişiklik bile yapabileceklerini gösterdiler. Philadelphialı bilim adamları ise CRISPR ile HIV virüsü yerleştirilmiş bir insan hücresinden virüsün DNA’sını çıkartabileceklerini gösterdi. Pek çok örnek dalga gibi gelmeye başladı.

Genomları düzenleme imkanı, aynı zamanda göz önünde bulundurmamız gereken etik sorunları da doğuruyor. Çünkü bu teknoloji sadece yetişkin hücreler de değil, kendi türümüzün ki dahil embriyolarda da kullanılabiliyor. İşin o tarafı daha çılgın bir dünyaya açılıyor…

GENOM MÜHENDİSLİĞİ DENİLDİĞİ GİBİ GENETİK TASARIM DA DENİLİYOR

Şimdi sizlere CRISPR teknolojisinin ne olduğunu, neler yapabildiğini, bugün nerede olduğumuzu ve neden CRISPR’ı kullanırken gelecekte dikkatli olmamız gerektiğini anlatmak istemiyorum. Bunu uzmanlarımıza bırakmak istiyorum. Buna genom mühendisliği denildiği gibi genetik tasarım da deniliyor. Tasarım yani her şeyi yeniden tasarlamak…

Bu iki kadında gördüğüm bir kaç özelliğe dikkat çekmek istiyorum.

Fikirlerimizi değiştirmeye de hazır olmalıyız.

İhtiyaç duyduğumuz yetenekleri nasıl şekillendiririz?

Zira yetenek ve uygulamaya da ihtiyacımız var.

ÇATIŞMADAN KORKMAMAK, BUNU DÜŞÜNÜŞ BİÇİMİ OLARAK GÖRMEK

Eğer çatışmadan korkmayacaksak, bunu bir düşünüş biçimi olarak göreceksek, bu işte iyi olmaya ihtiyacımız var.

Ben bu yeteneğin her yaştan çocuğa ve yetişkine, eğitimleri ne olursa olsun aşılanması gerektiğini düşünüyorum. Elbette kuruluşların ve toplumların gerçekten düşünmesini arzuluyorsak…

İşin gerçeği, karşılaştığımız büyük çaplı felaketlerin büyük çoğunluğu bir bilginin gizli veya saklı olmasından doğmaz. Bu felaketler çoğunlukla serbestçe ulaşabileceğimiz fakat kasten görmezden geldiğimiz bilgilerden doğar. Çünkü uğraşamayız, uğraşmak istemeyiz.

Çatışmalardan daima kaçarız.

Ne zaman sessizliği kırma gücünü buluruz, sorunları görme cesaretini gösteririz ve bir çatışma oluştururuz, işte o zaman kendimizi ve çevremizdeki insanları nitelikli düşünmeye sevk ederiz.

Ben her gün Instagram’da bir hikaye paylaşıyorum. Açık bilgiyi inanılmaz faydalı buluyorum. Artık, açık ağlar bilgi kaynaklarının temelidirler.

Fakat gerçek tek başına özgür kılmaz. Bizden onu anlamlı kılacak yetenekleri, tutumu, kabiliyeti ve medeni cesareti bekler.

Zuhal Mansfield

TMG Dış Ticaret Madencilik, Vera Pera Turizm Şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanı

mansfield@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası