Son Haberler

Dünyanın gözü Avrupa ekonomisinde

dunyanin_gozu_avrupa_ekonomisinde_6.jpg ♦ Avrupa’da borç sorununun çözümü için sıkı mali politikalar uygulanarak borcun geri ödemesi için gerekli istikrarlı makro ekonomik ortam yaratılmaya çalışılıyor. Peki çözüme ne zaman ulaşılacak?

♦ Borçların ödenebileceğine yatırımcıların ikna edilmesi halinde faizlerde düşüş ve ekonomik toparlanma sağlanabilecek. Ancak uygulanmakta olan sıkı mali politikaların ekonomileri daralttığı ve paralel olarak da borcun oransal şekilde arttığına dair değerlendirmeler akıllara kötü senaryoları getiriyor.

♦ Bütün dünya merkezi Avrupa olan krizi kaygıyla izlerken, Türkiye ekonomisi yeni yılda nasıl seyir izleyecek? İşte ekonomistlerin, bankacıların ve uzmanların gözüyle 2012‘de Türkiye‘de yaşanması muhtemel olan iyi ve kötü senaryolar…

EKONOMİ STRESLİ BİR YIL GEçİRDİ

İtalya ve Yunanistan’ın borçlarını resmen ödeyemeyecek duruma gelmesi halinde Avrupa’daki daralmanın 2009 yılından da daha sert olabileceğinden bahsediliyor.

2011 yılı küresel ekonomide kaygıların arttığı bir yıl olarak kayıtlara geçti. Dünya ekonomisine yönelik temel endişe Avrupa ekonomilerine ilişkin yaşanan borç sorunlarının etkisini artırarak sürdürmesi… Avrupa’daki kaygılar artık Yunanistan, Portekiz ve İrlanda gibi görece küçük ekonomilerle sınırlı değil. İspanya, İtalya gibi birliğin önde gelen ekonomileri de risk altında. Hatta Fransa ve Almanya gibi AB’nin kurucu ülkelerinin de o kadar da güvende olmadığına dair görüşler bile var. İtalya ve Yunanistan’ın borçlarını resmen ödeyemeyecek duruma gelmesi halinde Avrupa’daki daralmanın 2009 yılından da daha sert olabileceği hatta deflasyon ihtimalinden dahi bahsediliyor. Deflasyon yüzde 10’un üzerinde bir ekonomik daralma ya da üç yıl ve üzerinde devam eden ekonomik çalkantı dönemi olarak tanımlanıyor.

Piyasalar tedirgin vaziyette. İtalya’da ise 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 7.5’a kadar çıkarken, İtalyan Hazinesinin sürdürülebilir ölçekte borçlanabilmesi için faizlerin en fazla yüzde 6 düzeyinde olması gerektiği belirtiliyor. Devasa kamu borcu bulunan Yunanistan’da ise 10 yıllık tahvil faizleri aralık ayında yüzde 37’ye kadar çıkarak rekor kırdı. Avrupa’nın en güçlü ekonomisi olan Almanya’da 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 1.92 olduğunu hatırlatırsak borçlanma faizleri arasında ülkeler arasındaki farkın ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılabilir.

SORUNLAR NASIL çöZüLüR?

Bu zamana kadar anlattıklarımız Avrupa’yı 2012 yılında bir felaket senaryosunun beklediği şeklinde de değerlendirilmemeli… Tehlikenin varlığı herkes tarafından biliniyor. Avrupa şu aşamada mali birlikteliğe doğru yol alıp, bütçe açıklarının daraltılması ve kamu borç yükünün düşürülmesine yönelik önlemler alıyor. Uygulamada başarılı olamayan ülkelere de sıkı denetim geliyor. Birlik içindeki sorunlu ülkelerin mali disiplin sağlayarak yatırımcıları borçlarını geri ödeyebileceklerine inandırmalarıysa sorunun çözümü sağlar. Konuştuğumuz ekonomistler Avrupa’daki sorunların çözülebilmesi için daha kapsamlı bir politika uygulayarak problemli bazı ülkelerin borçlarının bir kısmının silinmesi, borcunu tahsil edemeyen bankalara finansal destek sağlanması, Avrupa Finansal İstikrar Fonu’nun güçlendirilmesi, Avrupa Merkez Bankası’nın aktif bir şekilde görev üslenerek daha fazla tahvil alımı yapıp borçlu ülkeleri rahatlatması gibi seçenekleri sıralıyor.

Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) düşük faizden tahvil alımı yapması halinde piyasalardaki yüksek faiz oranını da aşağı yönlü harekete teşvik edebileceği belirtiliyor. örneğin İtalya yüzde 7.1 ile borçlanırken, AMB devreye girer ve çok daha düşük faizden örneğin yüzde 2.5’dan İtalyan tahvillerini düzenli olarak alırsa bu durumda piyasa faizlerinin ilk etapta olmasa bile zaman içinde gerileyebileceği de konuşuluyor. Aslında AMB gerektiğinde piyasaya müdahale ediyor ve sorunlu ülkelerin tahvillerini de alıyor. Fakat sürekli alım yapıp faiz oranlarını düşürme yönünde bir eyleme girmiyor. Almanya, AMB’nin bu ölçekte müdahalesine sıcak bakmıyor. Almanya sorunların ancak birliğe bağlı ülkelerin maliye politikalarında başarılı olmaları halinde çözülebileceğini düşünüyor.

AVRUPA BİRLİĞİ DAĞILIR MI?

Euro bölgesi dağılırsa neler olur?

Euro bölgesindeki bir diğer endişe kaynağı ise Euro bölgesinin dağılma riski… Böyle bir riskin varlığı inkâr edilmiyor ama dağılmanın getireceği mali külfetin büyüklüğü dikkate alınırsa AB liderlerinin sorunun çözümü için ne gerekirse yapacakları görüşleri belirtiliyor. Euro bölgesinin kontrolsüz dağılmasını bir felaket senaryosu olarak tanımlanabilir. Fakat Euro bölgesi’nin kontrollü olarak bazı ülkelerin birlik dışına çıkmaları piyasalar üzerinde ilk etapta negatif olarak algılansa da piyasalar üzerinde pozitif bir etki bir yaratabileceği görüşünü savunan ekonomistlerde var. Görüşlerine başvurduğumuz Erhan Aslanoğlu, Euro bölgesinin dağılması ana senaryo olmadığını düşünmekle birlikte bölgenin kontrollü dağılması halinde orta vadedeki etkilerinin çok da negatif olmayacağı görüşünde…

Aslanoğlu şöyle konuşuyor: “Euro bölgesi’nin dağılması eğer kontrolsüz olursa, yani bir sabah kalktığımızda İtalya’nın Euro’dan çıktığına ilişkin bir haber gelirse bu durumun çok olumsuz etkileri olur. çünkü bu haber cevaplanmamış birçok soru ile beraber gelir. Kim alacağını nasıl alacak, hangi kurdan çevrilecek gibi… Ama iyi planlanırsa, bütün soruların cevabı iyice verilerek bazı ülkeleri çıkarırsanız o zaman etkisi sınırlı olur.

Hatta pozitif bile etkileyebilir. çünkü siz sorun yaratan yapıyı bünyeden atıyorsunuz. örneğin İtalya kontrollü bir şekilde bölgeden çıkıp Liret’e geçse ve devalüasyon yapsa ciddi bir ihracat yaratabilir. İtalya’nın satacak çok şeyi var. Otomobilden tekstile kadar… Böyle birkaç ülkenin çıkması Avrupa’nın çarklarının dönmesine yardımcı olur. İlk anda negatif olur, ama kontrollü olursa toplam etkisi pozitif bile olabilir.”

“ALMANYA çIKMADAN BİRLİK DAĞILMAZ”

Garanti Bankası Ekonomik Araştırmalar Birim Müdürü Ali İhsan Gelberi ise Euro bölgesinden bazı ülkelerin çıkabileceğini fakat Almanya’nın birlik içinde kaldığı müddetçe Euro Bölgesi’nin ayakta kalacağı görüşünde… Gelberi, “Euro’nun dağılma riski çok büyük değil.

Euro bölgesinin yeniden yapılandırılması olabilir. Bazı ülkeler Euro’dan çıkabilir. Benim Euro bölgesinin dağılmasından anladığım tek şey Almanya’nın Euro kullanmamaya başlaması. Bunun dışında Euro bölgesi dağıldı diyemem. Bu da olmaz” diye görüşlerini özetliyor. Financial Times gazetesine konuşan Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi ise, Euro’dan ayrılan ülkenin yoksullaşacağı uyarısını uluslar arası basına yapıyor.

dunyanin_gozu_avrupa_ekonomisinde_2.jpg

“MALİ İSTİKRAR ŞART”

Bu görüşün aksini düşünenler ise kamu borcu ve bütçe açığının yüksek olmasının bu ülkelere yönelik güveni sarstığı asıl önemli olanın tüketicilerin iç talebi ve şirketlerin yatırımları artıracak şekilde ekonomik koşulların sağlanması ve borçların geri ödenebileceğine ilişkin beklentilerin güçlenmesi olduğunu düşünüyor. Bu görüşü savunan ekonomistler güvenin ancak mali sıkılaştırma ile mümkün olduğuna inanıyor.


Garanti Bankası Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü Koordinatörü Ali İhsan Gelberi konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu değerlendirmeyi yapıyor: “Borç stokunun çevrilebileceğine ilişkin güvenin verilmesi gerekiyor. Borcun azalması çok önemli değil. Kriz öncesi gelişmiş ülkelerin borç stoku yüzde 70’di, şimdiyse yüzde 100’ün üzerinde. 30 puanlık artış var. Bunun geriye gitmesi her şeyi en iyi yaptıklarını farz etsek bile 20 yıldır. Yeter ki insanlara bu borcu çevirebileceğinizi ve zaman içinde azaltabileceğinizi gösteren politikalar uygulansın. Bu da sıkı maliye politikasından geçer.”

ABD KISMEN OLUMLUYA DöNDü

Şimdi de rotamızı dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika’daki gelişmelere çevirelim. Avrupa’daki problemlere göre daha iyi bir performans gösteren ve üçüncü çeyrek sonu itibarı ile 15.2 trilyon dolarlık ekonomik hacmi ile dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de son birkaç ayda gelen veriler kısmen olumluya döndü. Bu yıl yüzde 1.8 büyümesi beklenen ABD’de gelecek yıla ilişkin beklentiler çok hızlı olmasa da ekonominin ılımlı bir büyüme performansı göstereceği yolunda. ABD Merkez Bankası’nın (FED),2012 yılı tahminine göre, ekonomi yüzde 2.5 ile yüzde 2.9 arasında büyüyecek. Fakat ABD’de 2012 yılı büyümesinin işsizlik düzeyinde yeteri kadar düşüş sağlamayacağı düşünülüyor.

Gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 70’ininin tüketici harcamalarından oluşan ABD’de işsizlik de sert gerilemeler yaşanmadığı müddetçe de ekonomide güçlü toparlanmadan söz edemiyoruz. FED’in tahminlerine göre 2014 yılını sonuna kadar işsizlik yüzde 6.8 ile yüzde 7.7 arasında kalacak.

Küresel kriz ve sonrası dönemde iki niceliksel gevşeme programı çerçevesinde 2.3 milyar dolarlık mortgage’a dayalı menkul kıymet ve hazine kağıdı satın alarak ekonomiyi harekete geçirmeyi planlayan fakat yeteri kadar başarılı olamayan FED’in yılın ilk çeyreği bitmeden 500 milyar dolarlık üçüncü niceliksel gevşeme politikasını uygulamaya koyabileceği konuşuluyor. Buradaki amaç bankaların bilançolarındaki nakit miktarını artırarak tüketime ve yatırıma daha fazla para aktarılmasını sağlamak… Emlak sektöründe arz ve talep dengesinin talep tarafına tam olarak kaymaması, ayrıca hane halkının borçluluk sorunu çözebilmesi için daha fazla tasarruf etmesi de ekonomik aktivitelerin hızlanmasını önlüyor.

KRİZ, çİN‘DE BüYüME HIZINI YAVAŞLATTI

çin ihracatı açısından çok önemli yer tutan Avrupa ve ABD’de yaşanan sorunlar Asya kıtasının dev ekonomisinin yavaşlamasında temel nedeni oluşturuyor.

Dünya’nın en büyük ikinci ekonomisi olan çin, dünya da yaşanan gelişmelere paralel olarak yavaşlıyor. 2011 yılını yüzde 9.2 büyüyerek tamamlaması beklenen çin, OECD verilerine göre bu yıl yüzde 8.5 büyüyecek. IMF’nin çalışmasına göre çin’in 1990 ile 2010 arasını yıllık yüzde 9.6 ortalama ile büyüdüğünü de hatırlatalım. çin ihracatı açısından çok önemli yer tutan Avrupa ve ABD’de yaşanan sorunlar Asya kıtasının dev ekonomisinin yavaşlamasında temel nedeni oluşturuyor.

çin’de emlak fiyatlarının son üç aydır geriliyor oluşu da önemle takip edilmesi gereken diğer bir veri olarak karşımıza çıkıyor. Hatırlanacağı gibi çin, küresel ekonomik kriz döneminde devasa boyutta kamu harcaması yapmış ve ekonomik aktiviteleri canlı tutmuştu. ülkede yatırımlar gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 48.5’una kadar çıkmış, harcamaların önemli bir bölümü kamu tarafından finanse edilmişti. Kamudaki finansmanda ağırlıklı olarak devlet bankaları tarafından finanse edilmişti. Bugüne gelindiğinde ise kamunun finanse ettiği projeler sona ererken, bazı projelerin çok da başarılı olmadığı ve bu gelişmelerin ekonomik aktiviteleri yavaşlattığını belirtelim. çin’in yavaşlamasına karşın 2012’yi yine de yüzde 8’in üzerinde büyüme gerçekleştirmesinin beklenmesi ülkenin durumun çok da olumsuz olmadığını ifade edelim.

HİNDİSTAN’DA DA SORUNLAR VAR

Küresel gelişmeler Hindistan ekonomisini de etkiliyor. Hindistan Maliye Bakanlığı geçen yıl aralık ayında yüzde 9 olan büyüme beklentisini yüzde 7.5’a kadar indirmesine karşın uluslar arası bankalar, bu düzeyde tutturulmasının zor olduğunu düşünüyor.

Fransız bankası BNP Paribas’da Hindistan’ın 2011-2012 yıllarına ilişkin büyüme beklentisini yüzde 6.5 olarak açıkladı. Banka tarafından yapılan açıklamada Hindistan’ın karşılaştırmalı olarak bakıldığında Avrupa bankacılık sistemindeki gelişmelere daha duyarlı olduğu ifade edildi. ülkesinin ekonomik performansına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başbakan Manmohan Singh ise bu mali yıl içinde ülkesinin yüzde 7.5’luk büyüme hedefine ulaştıktan sonra tekrar uzun vadeli yüzde 9’luk büyüme düzeyine ulaşmayı arzuladıklarını ifade etti.

TüRKİYE İçİN KRİZE DAİR SENARYOLAR

Dünya ekonomisindeki gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerine etkisi nasıl olur? Avrupa merkezli küresel ekonomik problemlerin 2012 yılında Türkiye ekonomisi açısından kritik öneme sahip olduğunu görüyoruz. Avrupa’daki gelişmeler raydan çıkacak mı? Yoksa kontrol edilebilecek mi? Küresel ekonomik gelişmelerin Türkiye üzerine etkilerini üç ayrı senaryo biçiminde aşağıda özetledik. Ağırlıkta olan senaryo Türkiye ekonomisinin bu yıl yavaşlayarak yüzde 2 ile 4 arasında büyüyeceği ve yüzde 7.5 ile 8 arasında cari açık vereceği tahmin ediliyor.

OLUMLU SENARYO

Türkiye sağlam bankacılık sistemi, sağlıklı bütçe yapısı ve düşük kamu borcu ile etkileyici bir performans gösteriyor. Cari açık sorununu çözmemiş olsa da diğer temel göstergelerde başarılı bir grafik çizen Türkiye’de kamu açığının gayri safi yurt içi hasılasına oranı yüzde

40’ın altında bulunurken, gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 100’e kadar yükselmiş durumda. Olumlu seyre rağmen 2012 yılındaki küresel ekonomik gelişmeler Türkiye ekonomisi üzerinde belirleyici etki yaratabilir.

Ekonomimiz açısından olumlu senaryo Avrupa’nın raydan çıkmaması olarak değerlendirilebilir. Avrupa’da sorunlar derinleşmezse o zaman Türkiye‘nin; IMF’nin yüzde 2, OECD’nin ise yüzde 3’lük büyüme beklentilerinden daha hızlı büyüyebileceği söylenebilir. Yüzde 3.5, hatta yurtdışında seyrin biraz da olumluya dönmesi halinde yüzde 4’e yaklaşan bir büyüme gerçekleşebilir.

OLUMSUZ SENARYO

Avrupa’daki sorunların rayından çıkarak derinleşmesi… Bu durumda Türkiye ekonomisinin yüzde 0’la yerinde sayabilir hatta daralabilir. Eğer Avrupa’da sorunlar artarsa o zaman finansal akışların azalması, daha az uluslar arası ticaret ve paralel olarak da tüketici güvenindeki azalmaya paralel olarak Türkiye’nin oldukça zayıf bir ekonomik performans gösterme ihtimali söz konusu. Bu durumda da işsizlik artışı da yaşanabilir. Avrupa’nın depresyona girmesi halinde ise sorunlar çok daha derinleşir. öte yandan risklerin varlığına karşın ana senaryonun Avrupa’da problemlerin çok daha derinleşmemesi şeklinde olac söyleniyor.

dunyanin_gozu_avrupa_ekonomisinde_3.jpg

DOLAR REKORA KOŞTU ALTININ YöNü AŞAĞIYA

Avrupa ekonomisine yönelik endişelere paralel olarak Euro/dolar paritesi ve altın fiyatlarında da

hızlı gelişmeler yaşandı. Avrupa’da bankaların birbirlerine yeteri kadar borç para vermemeleri ve paralel olarak yaşanan likidite sıkışıklığı doların yükselmesine neden oldu. Euro/dolar paritesi bir ara son 11 ayın en düşük seviyesi olan 1.29’a kadar geriledi. Merrill Lynch, Euro/dolar paritesinin 1.25’e kadar düşebileceğini belirtiyor.

Doların güçlenmesi ise altına satış getirdi. Altının onsu eylülde 1920 dolara kadar çıkarken, Aralık ayında 1.607 dolara kadar düştü.


Yılın geneli için net bir yorum yapmak zor olsa da Avrupa’da yaşanan gelişmeler, altın üzerinde de etkili olacak gibi gözüküyor. Son dönemde Türkiye’de de Dolar/TL 1.90’ı aştı, Euro/TL ise 2.47’ye kadar çıktı. 2012 yılına ilişkin kurlar hareketi nasıl olur? Sorumuzu ABANK Döviz Yetkilisi Güray Uray’a sorduk. Uray’ın yanıtı şöyle oldu: “İthalata bağlı olarak şirketlerden gelen talep yılsonuna doğru

doları artırdı. Bu seviyeleri kalıcı seviyeler olarak düşünmüyorum. 2012 yılında kurun ortalama olarak daha düşük düzeylerde olacağını düşünüyorum. Tahmin yapmak zor ama ortalama seviyenin dolar/ TL’de 1.75, Euro/TL’nin normal seviyesinin ise 2.20TL’ler olduğunu düşünüyorum.”

Garanti Bankası Altın Piyasası Uzmanı Alper Kalyoncu:

“LİKİDİTE SIKINTISI ALTINA YARAMIYOR”

Avrupa‘da borç krizi çözülemediği ve kısa vadede bakışlar olumlu olmadığı için altına ve diğer emtialara satış geliyor, dolara kaçış oluyor.

2012‘de şu etaptan (son gerilemelerden sonra) sonra altın tavsiye edilebilir. Altında son iki üç aydaki gerilemenin ana nedeni piyasadaki likidite sıkışıklığı. Avrupa krizine dayalı olarak bankaların birbirlerine borç vermede istekli davranmaması ve likiditenin sıkışması… Avrupa krizi çözülemediği için, kısa vadede bakışlar olumlu olmadığı için altına ve diğer emtialara satış geliyor, dolara kaçış oluyor. Likidite sıkışıklığı altına yaramıyor. Olumlu beklentiler güçlendiyse tam tersi oluyor. Avrupa krizinin önümüzdeki üç dört ay içinde çözüleceğini düşünüyorum.

Bu anlamda likidite sıkışıklığının piyasalarda azalacağı ve bunun da altına alım yönünde yansıyacağı kanısındayım. Altının onsu için 1550-1600 dolar arası destektir.

Orada tutunmasını bekleriz. Yukarıda da ilk 1900 dolar hedefi var. 2012 yılında likidite sıkıntısı giderilirse 2200 dolarlara kadar rahat bir yükseliş beklenebilir. Peki küresel ekonomi gelişmelerin petrol fiyatlarına etkisi ne olur? Türkiye’nin net enerji ithalatçısı olduğu düşünüldüğünde petrol fiyatlarındaki seyrin önemi büyük… ABD ham petrolü varil başına 98 dolar, Londra brent petrolü ise 107 dolardan işlem görüyor.

PARAMI NEREYE YATIRMALIYIM?

Ekonomide risk unsurları artarken ve hızlı gelişmeler yaşanırken yatırımcı parasını nereye yatırmalı? Uzmanlar göre: “Nakitte hem gecelikte, hem mevduatta iyi faiz oranları var. Merkez Bankası’nın para politikasını sıkılaştırmasından dolayı likiditede daralma oldu. Bu da direk fiyatlara yansıdı. Aylık faiz oranlarında yüzde 12’ye yaklaşan oranlar var. Yılın ilk üç ayında mevduatta para değerlendirilebilir. Devlet tahvilleri ise çok da tercih edilmeyebilir. Gösterge bileşik faiz örneğin yüzde 10.60’larda. Mevduatta ise faiz oranları daha yüksek seyrediyor. Aylık mevduat tercih edilebilir. Yüzde 12.5’a kadar çıkabilir. Bu riskli ortamda mevduat da kalınabilir. Bir miktar dolar alınabilir. Ya da repo da kalınabilir.


garanti_bankasi_ekonomik_arastirmalar_birim_muduru_ali_ihsan_gelberi.jpgGaranti Bankası Ekonomik Araştırmalar

Birim Müdürü Ali İhsan Gelberi

“TüRK BANKACILIK SİSTEMİ SAĞLAM”

“Avrupa’daki krizin Türkiye ekonominse etkisi ticaret kanalıyla ve finansman kanalıyla görülür. Avrupa durgunluğa girdiğinde ihracatımızda bazı aksamalar oluyor. Risk iştahının azalması cari açığı finanse edilmesinde sıkıntı yaratabiliyor. (Son dönemde Euro’daki değer kaybına gelince) bizim ticaret yapımıza bakınca da genellikle Avrupa’ya ihracat yapan bir ülkeyiz.

İthalatımızı daha çok diğer ülkelerden yapıyoruz. Bu durumda Euro’nun değerli olması bize bir avantaj sağlıyor. Ama Euro’daki gelişmeler ekonominin tümünü etkileyecek bir boyutta değil.

Daha ziyade önemli olan konu Avrupa’nın resesyona girmesi ve tüketiminin azalması Türkiye için daha önemli olur. Ekonomide ve cari açıkta bir yavaşlama öngörüyoruz. Bu yavaşlamaya rağmen cari açığı sürdürebilir miyiz? Sorunun cevabı cari açığı sürdüremediğimiz nokta da TL’nin değer kaybeder. TL’nin değer kaybetmesinin dış ticaret açısından etkisi çok da yıkıcı olmayabilir. Türkiye’nin maliye politikaları ve bankacılık sektörü yeteri kadar sağlam olduğu için Avrupa’daki aksaklıklar bir şekilde fiyatların oluşmasıyla dengelenir. Ekonomik büyümenin 2011’de yüzde 8 olacağını, 2012’de ise büyümenin yüzde 3’ün biraz üzerinde gerçekleşeceğini düşünüyorum. Cari açığın ise 2012 sonunda yüzde 7.5 civarında olacağını tahmin ediyorum.”


marmara_universitesi_ingilizce_iktisat_fakultesi_prof_dr_erhan_aslanoglu.jpg Marmara üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu:

“GENİŞLEMECİ POLİTİKALAR ŞART”

“Avrupa’nın bütçe konusunda aldığı kararlar orta ve uzun vade için kesinlikle gerekli kararlar. Bütçe açıkları belli bir oranı aşmasın, denetlensin, cezası olsun. Bunlar güzel ama kısa vadede gerekli olan genişletici para ve maliye politikasıdır. Hem bankaları kurtarmak hem de büyümeyi sağlamak için… İlk başta bütçeyi bu kadar sıkmamaları, Merkez Bankasının para basmasına imkân vermeleri ve Eurobond’ları çıkarmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Avrupa hala gerçek çözüm için gereken iradeyi gösteremiyor. Bütçe açığını yüzde 3’e indirmeleri şu anda yapmamaları gerekiyor. Birçok ülkenin bütçe açığını daraltmaya çalışmak yerine büyümeyi destekleyecek, bankaları normal faaliyetine döndürecek, işsizliği kısmen düşürmeye yönelik bir kamu harcaması yapılması gerekir. Bir miktar kamu harcamasının artmamasından korkmamak gerek.

Bu da para basarak da olacak bir şey. Enflasyon arkasında gelecek ama önce hastayı yaşatmak gerekiyor. Euro bölgesinin dağılma riski ağırlıklı bir ihtimal değil. Ama bu ihtimali her zamankinden daha fazla var. Ayrıca Euro bölgesinde tek para olmasının koşulları da sağlanamıyor. Bunun için birincisi Mali Birliktelik olması gerekiyor. Bence Mali Birlikteliğin gerçekleşmesi zor olacak. İkincisi tek para olabilmesi için iş gücünün serbest dolaşımın sadece kağıt üstünde değil, pratikte de olması gerekiyor. “


JP Morgan Türkiye Başekonomisti Yarkın Cebeci:

“OLUMLU GELİŞMELERİN ETKİSİ HIZLI OLUR”

“Avrupa’da doğru yolda adımlar atılıyor. AB açısından mali birlik, mali kontrollerinin sağlamlaştırılması çok gerekliydi. Fakat uygulama görülmek istenecektir. Bir süre daha kuşkucu tavrın devam edeceğini piyasalarda bu iniş çıkışın devam edeceğini düşünüyorum. Bu önlemler sonucunda kısa vadede büyüme dinamiklerinde de bir iyileşme beklememek lazım. Bu bir kriz dönemidir. Eğer kriz dönemi bir restorasyon dönemine evrilirse önümüzdeki dönemde, uzun vadede büyüme dinamikleri için daha olumlu konuşmaya başlarız.

Ama olumlu olmak için erken. Problemin çözümü yıllar alabilir ama piyasalarda doğru yönde bir ilerleme olursa gelişmeler satın alınmaya başlanır. Olayın olumlu tarafından bakmak isterseniz, uluslar arası yatırımcılar risksiz varlıklarda bulunuyor. Altın, İsviçre frangı gibi riski de getirisi de düşük olan enstrümanlarda bulunuyorlar. Olumlu gelişme olduğu takdirde bunun piyasalar üzerine etkisi olumlu yönde çok şiddetli olabilir. Gelişmelerin Türkiye’ye etkisine gelince Avrupa’da yaşananların mutlaka bir etkisi olacaktır. Fakat Türkiye ağırlıklı olarak ihracata dayalı büyüyen bir ekonomi olmadığı için ekonomik aktiviteler için kendi iç talebinin önemi daha fazla olduğu için gelişmelerden daha az etkilenir. örneğin Türkiye’de ihracatın milli gelire oranı yüzde 15 düzeyinde bulunurken bu oran Orta Avrupa’da yüzde 80-90 dolaylarında bulunuyor. Dolayısıyla bu ülkeler gelişmelerden daha fazla etkilenir. Ama Türkiye’de mutlaka etkilenecektir. Ekonomik büyümenin yüzde 2-3 düzeyine gerilemesini bekliyoruz.

Faiz oranlarına gelince enflasyon düşene kadar borçlanma faizinde de düşüş beklememek lazım. Ben mayıs ayından önce yıllık enflasyonda düşüş beklemiyorum.”


akbank_basekonomisti_fatma_melek.jpg


EFG İstanbul Başekonomisti Haluk Bürümcekçi:

“AVRUPA’DA ENDİŞE SüRüYOR”

“Avrupa’da sorunun çözümüne yönelik olarak çaba olduğunu görüyoruz ama ortada güven krizi var. Bir ülkenin borçlarının yüksek oranlı olduğunda mühim olan o döngüyü kırmaktır. Yoksa sürekli olarak borç sürdürülemezliği konuşuluyorsa ya da böyle bir algılama oluyorsa borçlar sürdürülebilir olsa bile borçları sürdürememe ihtimali daha yüksek olur. Alınan kararlar olumlu ama endişeleri tam olarak ortadan kaldırmadığı gözüküyor. Böyle olunca da piyasalar olumsuz havada seyrediyor. Bu durumda büyüme üzerinde olumsuz etkileri oluyor. AB büyümesi konusunda resesyona girebileceğine ilişkin tahminler var ama bu yönde mi gidiyoruz bilmiyoruz. Euro Bölgesi geneli için böyle bir noktada olduğumuzu söyleyemeyiz. Fakat bu güven bunalımı aşılmadıkça bu ihtimal artabilir. Avrupa Merkez Bankası‘nın daha fazla tahvil alımı yapması konusunda ise Avrupa geleneği izin vermedi.

özellikle Almanya izin vermedi. Böyle bir gelişme olduğu takdirde o zaman hava daha olumluya dönecektir. Bizim Türkiye ekonomisine yönelik büyüme beklentimiz yüzde 2.5. Büyümenin hız kesmesiyle cari açıkta bir azalma olacaktır. Fakat petrol fiyatlarında fazla bir değişiklik olmadığı takdirde cari açıktaki gerileme birkaç puandan öte olmayacaktır.”

dunyanin_gozu_avrupa_ekonomisinde_4.jpg


FRANSA’NIN KARARI EKONOMİYİ NASIL ETKİLER?

Fransız Parlamentosu’nda alınan karar henüz Senato’dan geçmediği için, iki ülke arasındaki 14 milyar dolarlık ekonomik ilişkiler çok ciddi şekilde etkilenmeyecek. Fakat tasarı, Senato’dan geçerse kriz derinleşebilir!

Türkiye ile Fransa’nın dış ticaret hacmi yaklaşık 14 milyar dolar düzeyinde. Yılsonuna doğru yaşanan en önemli gelişmelerden biri de Fransız Meclisi’nin 50 üyenin katıldığı bir oturumda 1915 olayları da dahil, Fransa’nın ve uluslararası mahkemelerin soykırım kabul ettiği tüm olayların inkârını suç sayan tasarının onaylanmasıydı. Türkiye alınan karara sert tepki vererek; Paris Büyükelçimizin istişareler için Ankara’ya çağrılmasının da aralarında bulunduğu yaptırım paketini açıkladı. Parlamento’da alınan kararın henüz Senato’dan geçmediğini de hatırlatarak, bu gelişmelerin 14 milyar dolara yaklaşan Türkiye- Fransız ticaretine ve ekonomisine ne gibi etkileri olabileceğini öğrenmeye çalıştık.

Fransa’nın, Türkiye’de inşa edilecek nükleer santralle yakından ilgilendiği belirtiliyor. Ayrıca hem THY, hem de özel havayolu şirketlerinin önümüzdeki yıllarda almayı planladığı Airbus’lar yasanın kabul edilmesiyle riske girecek. Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Marmara üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi Profesörü Erhan Aslanoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Kararın senato’dan geçmeden önceki dönemin etkisinin sınırlı kalacağını düşünüyorum.

İthalat kontratlarında, ya da Türkiye’nin ihracatında karşı tarafın talebini düşürmesi konusunda marjinal etkiler olabilir ama kararın etkilerinin çok büyük olacağı kanaatinde değilim. Eğer senatodan geçip iş daha net hale gelirse Türkiye’nin daha fazla tepki verebileceğini de düşünebiliriz. Daha fazla sıkıntı doğabilir.

Türkiye’ye hem sermaye girişinde cari denge tarafında ihracat ve ithalat tarafında olumsuz etkisi olabilir… Fakat senatoya gelinceye kadar sınırlı bir etkinin olabileceği kanaatindeyim. “Türkiye’nin milli geliri üzerine bir etkisi olabilir mi” sorusuna gelince biz bütün yıla yayılan bir ticaretten bahsediyoruz. Fransa’dan yapılacak ithalat bizi pek fazla etkilemez. Büyümemizi etkilemez. İkame edecek ürünler bulunur.

Olumsuz senaryo da şirket bazında mikro bazda bazı sıkıntılar çıkabilir. Fransa’nın ancak bizim ihraç ürünlerine bir tepki vermesi halinde büyümemiz üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Fransa’ya enerji ve hammadde konusunda bizim bağlılığımız yok.”

Turcomoney Ocak 2012
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası