Son Haberler

Faizsiz bankacılıktan akıllarda kalanlar

Faizsiz bankacık sistemini finansal bir enstrüman değil de, şeriatın yaygınlaşması olarak lanse edenlerin nasıl bir yanılgı içinde olduklarını aradan geçen zaman bizlere daha iyi gösterdi.

Yazımızın başlığını okuyunca, “hadi canım sende hem banka diyeceksin, hem de faizsiz! Olur mu böyle şey’ diyenler olabilir. Böyle düşünenler haksız da sayılmaz çünkü ülkemizde banka denince ilk akla gelen şey; para kabul edip faiz veren, borç para verip faiz alan ve verdiği parasal hizmetler karşılığı para alan kuruluşlar akla geliyor. Bu kuruluşların vermiş olduğu hizmetlerin (kredilerin) saklamış olduğu paraların (mevduatların) kullanılma karşılığında faiz değil, kar vermesi, borç vermesi (mal alıp satması ile) karşılığında kar almasının anlatımının ilk etapta “Faizsiz Banka” olarak tanınmasının daha kolay olacağı düşüncesiyle “Faizsiz Bankacılık” ismi altında mesele çözülmeye çalışıldı. Daha sonraları kuruluşlarıyla birlikte “Faizsiz Finans Kurumları” ve en son yerini bulan bir isimle “Katılım Bankaları” oldu.

1967 yılı başlarında T.C. Ziraat Bankası Müfettiş Muavini olarak göreve başladıktan, zamanla bankanın yaptığı işlerle haşır neşir olduktan ve de biraz bu konularda tecrübe kazandıktan sonra araştırmaya başladım. “Mevduat olarak kabul edilen paralara faiz verilmeyip, çalıştırılarak kar verilemez mi? Borç olarak verilen paralar karşılığında faiz değil, mal alıp satılmak suretiyle kar elde edilemez mi? Beni böyle düşündüren sebepte Allahın ticareti helal, faizi haram ettiğine dair öğrenmiş olduğum emirdi. Zira Allah, insanlar için faydalı olan hiçbir şeyi yasaklamıyordu. O halde ticaretin de tamamının öz sermaye ile yapılmasının zamanla mümkün olamayacağı düşünülürse, bunun mutlaka bir yolunun bulunması gerekliydi. Oluşan bu düşünce ile ilgili araştırmayı yaptıktan sonra 1968 yılından itibaren mevcut bankaların yapmış olduğu hizmetlerin tamamının faizsiz çalışabilecek bir banka ile de olabileceğini, ülkemizde belki de ilk olarak yazmaya, birçok yerlerde konuşmalar yaparak anlatmaya çalıştım. Beni dinleyenlerden öyle içinden çıkamayacağım sualler gelmiyordu. En fazla sorulan sorular; “–Peki bu banka faiz almayacaksa masraflarını nasıl karşılayacak, çalışanlar emeğinin karşılığını nasıl alacaklar. Krediyi nasıl vereceksiniz, hiç faiz alınmadan borç verilir mi? Günümüzde kim, kime böyle çok parayı bedavadan verir? ” şeklindeydi.

O tarihlerde işte bugünkü Katılım bankalarının çalışma şeklini anlatmaya çalıştım. Bu anlattığım yıllar sürdü. Tabiatıyla bu sistemin kurulması ve çalışması kanuni bir müsaade gerektiriyordu. Bu kanunun çıkması için, bu fikre inananların Meclis’te adım atması gerekiyordu.

Yıl 1973. MSP (Milli Selamet Partisi) kurulan hükümette koalisyon ortağı oldu ve fikri destekledi. Ama o ortaklıkta bu fikri fiiliyata geçiremedi. MSP-CHP koalisyonun dağılması ve birinci MC (Milliyetçi Cephe) tabir edilen koalisyon hükümeti AP’nin (Adalet Partisi) de olmasıyla faizsiz çalışacak bir bankanın (DESİYAB) ana sözleşmesi çalışmasına başlandı. Buna göre banka, faiz almaksızın Kar-Zarar ortaklığı esasına göre çalışacaktı. (Gerek mevduatta gerekse kredi vermede) Hazırlanan bu sözleşmede öğrendiğimize göre koalisyon ortağı AP Kar-Zarar cümlesindeki “Zarar” kelimesine takılarak, “Zarar” kelimesi çıkarılmadıkça kuruluşa “evet” demiyorlardı. Ayrıca mevduatta toplanacaktı. Zira onlarda oluşan düşünce Kar-Zarar demekle İslami düşünce içinde bir çalışma yapılacak şeriat yaygınlaştırılacaktı, faize inanmayan, haram sayanlar ekonomikman palazlandırılacak bunlar kuvvetlenince de ekonomiye hakim olacaklar vs. Oluşan bu düşünce AP’de yok edilemedi. Birçok kişi de bu düşünce içinde makale yazdı. Ama MSP kuruluşta kararlı olduğu için zarar kelimesi çıkarılarak “Kar Ortaklığı” şeklinde sözleşme kabul edildi. 29.11.1975 tarihinde kararname yürürlüğe girerek Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası (DESİYAB) kurulmuş oldu. Banka 1978 yılı birinci yarısına kadar faizsiz kar ortaklığı şeklinde çalışma yaptı, krediler verdi. Bir milyar TL’lik sermayeli bu bankanın % 85’i Hazineye aitti. Belirli bir müddet sonra banka halka açılacak ve özel faizsiz çalışan banka olacaktı. Ama ben Genel Müdürlük görevinden ayrıldıktan sonra (CHP hükümetinin kurulması ile) yeni gelen Genel Müdür’ün çalışması ve hükümetin emri ile faizli çalışan bir Yatırım Bankası haline getirildi. (Bugünkü Türkiye Kalkınma Bankası) ve çatısında kurulu bulunan Türkiye’nin ilk ve tek faizsiz çalışan banka levhası da inmiş oldu.

Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası’nın (DESİYAB) normal faizli bir banka haline gelip ismi değiştikten sonra da faizsiz ekonomi-faizsiz banka fikri ve çalışması kaybolmadı. Nitekim yanılmıyorsam 1978 veya 1979 yıllarında Rahmetli Sayın Turgut özal, Aydınlar Ocağı’nın Ankara Dedeman Oteli’nde tertip etmiş olduğu bir panelde “Faizsiz Ekonomi” adı ile bir tebliğ sunmuş ve o gün bu konu çok konuşulmuştu. Yine o günlerde faizli ekonomi bilgisi ile oluşmuş bilgilere sahip kişilerin karşı çıkmasına rağmen Turgut bey fikrinden, düşüncesinden vazgeçmedi. Nitekim Başbakanlık Müsteşarı ve Başbakan olunca da bu düşüncenin meyveleri alındı. Gerekli yerlere talimatını vermiş, Merkez Bankası da faizsiz banka görüşü üzerinde çalışmaya başlamıştı. O günlerde yardımcı olmak bakımından bu mevzuda benim ve Korkut öZAL’ın görüşlerimizi bildirdiğimizi söylediler. çalışmalar sonucu 1984 yılında “Al-Baraka Finans Kurumu” “Faisal Finans Kurumu (Daha sonra el değiştirince Family Finans Kurumu ismini aldı 2005 yılında da Anadolu Finans Kurumu ile birleşerek Türkiye Finans Katılım Bankası oldu)” 1989 yılında “Kuveyt Türk Finans Kurumu” – 1991 yılında “Anadolu Finans Kurumu” – 1995 yılında “İhlas Finans Kurumu (2001 yılından itibaren tasfiye sürecine girdi)” – 1996 yılında ise “Asya Finans Kurumu” kurularak gayet güzel çalışmalar yapmaya başladılar.

Şu anda; -Al Baraka Türk Katılım Bankası A.Ş. -Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. – Asya Finans Katılım Bankası A.Ş. – Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. olarak dört adet faizsiz banka çalışır vaziyette. Bu kuruluşların hepsinin İslami düşünce içerisinde vazife yapma ve aykırı bir işlem yapmamak için teşekkül ettirdikleri “Fetva Kurulları” veya bir Fetva makamı bulunuyor.

Gerek bu kurumlar kurulurken, gerekse daha sonralarında aleyhte konuşmalar yazmalarda oldu. Olabilir de. Bu yazı ve konuşmaların çoğunluğu kapitalist, faizli sistem içinde yetişmiş ve o görüşten ayrılamamış insanlara aittir. Bu kolay da değil. İnsan mantığı ancak görmekle, okumakla, tecrübe etmekle gelişir. Eğer insan bunları yapmıyor, şartlanmış düşüncesinde ısrar ediyorsa fikir asla değişmez. Birçok etkili ve yetkili kişiden katılım bankacığını; sadece dini yönden değil, finansal bir enstrüman olma yönüyle değerlendirmesini bekledik. Oysa İslam düşüncesiyle ilgili olmayan bankalarda ayrı bir bölümde faizsizlik işlemler yapılabiliyordu. Geniş düşünce ve uzakları görme, fikren olgunluğun, gelişmişliğin bir mahsulü olsa gerek.

M. Zeki SAYIN
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası