Küresel resesyon

*Esasen 2008 küresel finans krizi ertesinde uygulanan iktisat politikaları dünya ekonomilerine zaman kazandırmış olmakla beraber, bazı temel sorunları gündeme getirmişti, ancak ne yazık ki kalıcı çözümler üretmek bir tarafa bırakıldı. Tüm yaşananların arka planında bir kapitalizm krizi yaşanıyor.

*Küresel düzeyde yaşanacak bir resesyon olgusunun küresel düzeyde yayılma gösteren salgın hastalığa mı dayandırılacağını, yoksa zaten ilginç sinyaller üreten küresel finansal sistemin kırılganlığı bağlamında mı ele alınacağını ise zaman gösterecek

*Gelinen süreçte piyasa da üstüne düşen rolü oynadı. Ancak, gelinen noktada ne yazık ki insan kendisinin üretmiş olduğu bir araç olarak piyasaya teslim olmuştur ve şimdi yeni bir yaşamı inşa edebilecek konuma tekrar ulaşabilmek için hiç tahmin etmediği düzeydeki sıkıntıları aşmak zorunda kalacaktır.

*2008 krizi esasen bir uyarı olarak değerlendirilmeliydi. Artık devam edilemez diye düşünülmeliydi. Ancak, iktisat politikaları aracılığıyla toplumlar sorunu çözmek yerine onların sonuçlarını telafi etmeyi tercih ettiler.

2020 yılında yaşanan olaylar yakın gelecekte büyük bir olasılıkla küresel düzeyde yaşanacak bir resesyon olgusuna dair tartışmaları tetikleyecek. Söz konusu durumun küresel düzeyde yayılma gösteren salgın hastalığa mı dayandırılacağını, yoksa zaten ilginç sinyaller üreten küresel finansal sistemin kırılganlığı bağlamında mı ele alınacağını ise zaman gösterecek.

2019 yılında ortaya çıkmaya başlayan öncü göstergeler ve ilginç finansal-ekonomik gelişmeler giderek dalga boyu artan sarsıntılara dönüşmekte iken yayılan salgın, bir taraftan küresel resesyonun katalizörü olurken, diğer taraftan da bir günah keçisi rolünü üstlenebilecek.

2008 KÜRESEL FİNANS KRİZİ ERTESİNDE NE YAZIK Kİ KALICI ÇÖZÜMLER ÜRETİLMEDİ

Esasen 2008 küresel finans krizi ertesinde uygulanan iktisat politikaları dünya ekonomilerine zaman kazandırmış olmakla beraber, bazı temel sorunları gündeme getirmişti, ancak ne yazık ki kalıcı çözümler üretmek bir tarafa bırakıldı. Tüm yaşananların arka planında bir kapitalizm krizi yaşanıyor.

Karların düşmesine bağlı olarak biçimlenen tıkanmaya çeşitli çözümler bulma telaşında olan kapitalizm, hem finansallaşmaya abanmış hem de neredeyse tüm toplumsal-bireysel yaşamı piyasalaştırmaya yöneldi. Giderek artan oranlarda borçlu hale gelen insanlar, kurumlar ve tabii ki devletler; inanılmaz boyutlara varan ve Keynes’in kumarhane kapitalizmi tespitini kat be kat aşacak düzeye varan türev işlemler; mevcut siyasal-hukuksal statükonun etrafından dolaşmalarına herkesin bir biçimde göz yumduğu (off-shore) vergi cennetleri ve benzeri gelişmeler aracılığıyla yükselen finansallaşma süreci, 21. yüzyılda da hız kesmeden, insanlığı hiç kimsenin boyutlarını tahmin edemediği bir kırılganlığa sürüklüyor.

2008 KRİZİ ESASEN BİR UYARI OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİYDİ

2008 krizi esasen bir uyarı olarak değerlendirilmeliydi. Artık devam edilemez diye düşünülmeliydi. Ancak, iktisat politikaları aracılığıyla toplumlar sorunu çözmek yerine onların sonuçlarını telafi etmeyi tercih ettiler. Federal Reserve ve diğer önde gelen merkez bankaları herkesin hatasını örtmek için piyasalara inanılmaz derecede yüksek miktarlarda fiat para sürdüler. Finans kapitalin bu eylem karşısında sorumlu davranmasını beklemek hata olurdu ve herkes bu hataya iştirak etti.

Gelişmekte olan ülkeler de bu süreçten paylarına düşecek olanı aldılar. Ne şekilde olursa olsun zenginleşmek fikrinin büyüsüne kapılmışlardı ve düşük gelirlerini artırmak için yapacakları her şeyin adil olduğuna zaten en baştan inanmışlardı.

SADECE FİNANSALLAŞMA DEĞİL AYNI ZAMANDA DOLUDİZGİN PİYASALAŞMA SÜRECİ

Neoliberal rejim aşamasına geçmiş olan kapitalizm sadece finansallaşmaya değil aynı zamanda doludizgin piyasalaşma sürecine de yönelmişti. İstatistik, ekonometri ve bunların modern versiyonları olarak değerlendirilebilecek olan Big Data, data-mining, micro-targeting ve benzeri ultra-rasyonel yöntemlerle bireyin ve hatta toplumun ne zaman ve nasıl davranışlar sergileyeceğine odaklanıldı.

Öte yandan iletişim devrimi sayesinde kendini gönüllü bir biçimde piyasalara teslim eden birey ve toplum sayesinde de piyasalaşma ilave bir ivme kazandı. Bahsi geçen kantitatif yöntemlerle bireysel ve kolektif davranış örüntüleri ortaya çıkarıldıkça, insan için giderek hızlanan ve sürekli heyecan peşinde koşulan hedonist bir yaşam ortaya çıktı.

Artık yaşamın veya herhangi bir diğer şeyin anlamı aranmaz oldu. Artık tek önemsenen, kendini kendi yaşamının merkezinde konumlandıran insanın hoşça vakit geçirmesiydi. Gösteri devam etmeliydi.

O halde gelinen nokta aslında kaçınılmaz olandı. Herkes, bilinçli/bilinçsiz bir biçimde bugün için geleceğini ihmal etti. Gelecek ile ilgili ve/veya anlamla ilgili tartışmalar içi boş lakırdılar olarak küçümsendi.

YİNE BENZER İKTİSAT POLİTİKALARI İLE ZAMAN KAZANILMAYA ÇALIŞILACAK

Peki bundan sonra ne olacak? Büyük olasılıkla yine benzer iktisat politikaları ile zaman kazanılmaya çalışılacak. Kimse artık daha fazlasını istemeli miyiz sorusuna yanıt aramak istemeyecek.

Belki bazı günah keçileri bulunup, onlar üzerinden kefaret ödenmiş gibi yapılacak. En kolay yol tercih edilecek, öteki suçlanacak. Kendini her şeyin merkezinde konumlandıran, her şeyden daha önemli olduğunu düşünen ve her şeyi araçsallaştırmaktan geri durmayan insan, kendisini bu noktaya taşıyan medeniyetini sorgulamak yerine, ortaya çıkan durumu bir geçici sorun veya arıza olarak algılayacak ve kaldığı yerden devam etmeye sonuna kadar hakkı olduğunu düşünecek.

SÖZ KONUSU SÜREÇTE PİYASA DA ÜSTÜNE DÜŞEN ROLÜ OYNADI

Michel Foucault’nun çalışmalarının merkezinde insanlık durumunun paradoksu yer alıyor: İnsan bir taraftan kendi yaşamını inşa etmekte, ancak diğer taraftan da bu yaratıcılığını sınırlayan biçimleri meydana getiriyor. Homo homini lupus önermesi bu şekilde de okunabilir.

Kapitalizm ve sanayi devrimiyle birlikte insan doğa ile mücadelesini tarihte görülmemiş bir seviyeye taşımış ve daha önce düşünülemeyecek refah seviyelerine ulaştı. Bu gelişimi sadece eşitsizlikle açıklamak tabii ki mümkün değildir, çünkü tüm insanlık tarihi boyunca eşitsizlik hiç eksik olmamıştır ki.

Söz konusu süreçte piyasa da üstüne düşen rolü oynadı. Ancak, gelinen noktada ne yazık ki insan kendisinin üretmiş olduğu bir araç olarak piyasaya teslim olmuştur ve şimdi yeni bir yaşamı inşa edebilecek konuma tekrar ulaşabilmek için hiç tahmin etmediği düzeydeki sıkıntıları aşmak zorunda kalacaktır.

 

Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

kizilkaya@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası