Son Haberler

Öteki Türkiye

Günümüz dünyasının finans oyuncuları, en büyük bankacıları, en büyük borsacıları ve en büyük oyun kurucuları kimlerdir diye sorsam, hep bir ağızdan İsrailliler diyeceğinizi biliyorum. Bunun arkasında farketmediğiniz başka bir gerçek daha var! Dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

1990–2002 yıllarını çin’de geçirirken, bu ülkenin değişimine yeni adıyla transformasyonuna bizzat şahit oldum. Değişim bir mahallenin, bir şehrin, bir bölgenin değişimi değildi. Gözlerimin önünde koca bir ‘Kıta’ değişiyordu…

Yerleşik hale geçmeden önce de seksenli yıllardan beri ‘Asya Kıtasını birçok defa ziyaret etmiştim. Değişim olduktan sonra bu değişime mal edilmiş bir master-plandan bahsediliyor ama buna beni inandırmaları mümkün değil. Gelen tüm yabancı yatırımcıları orada yaşadığım sürece takip ediyordum. Bizim, Osmalı’nın Cumhuriyet çocuklarının devrimlerle uğraştığı dönemde, Almanya otomobil sektöründe en büyük dış yatırımlarından birini çin’de gerçekleştiriyordu. Kore’nin ve Japonya’nın burnunun dibinde olan Mancurya‘nın Changchun şehrinde. Günümüzde sanılır ki; çin piyasasında, Japon ve Kore otomobillerinin satışı rekor kırmakta. Oysa gerçekler düşünülenden çok farklı. İşin biraz daha derinine indiğinizde, peki bu nasıl gerçekleşti diye sorguladığınızda bunun altında yatan gerçek nedeninin ne olduğunu göreceksiniz.

Bugün çin’de yabancı yatırımcıların gelişi (FDI) kendi başına oluşmamıştır. Her biri bizatihi yurtdışında yaşayan ve konuştuğu çinceyi yazamayan çinli iş adamları tarafından kolundan tutularak ülkelerine yatırımcı olarak getirilmişlerdir. Bunu fark eden çin hükumeti “Acil Eylem Planları”nı oluşturup hemen hayata geçirdi.

Yabancı yatırımcıya ve ihracata yönelik kullanılabilir teşvikler hayatı kolaylaştırınca, çin 10 yıl içinde müthiş bir transformasyona sahne oldu. Bilinen bütün yöntemleri, bütün istatistikleri, bütün ezberleri bozarak en büyük gelişmeyi gösterdi. Bugün onu nefes nefese takip eden Hindistan aynı başarıyı farklı bir boyutta gösteriyor. Hintli iş adamları kıta Afrika’sının, Arap coğrafyasının hatta şu sıralar Avrasya’nın vazgeçilmez CEO’larıdır. Bu CEO’lar aynı zamanda ülkerinin ticari misyonerliğini üstlenirler. ‘Hangi ülkede neye ihtiyaç var, nereden ne, kaça alınıyor’, süratle tespit ederek kendi ülkelerine bilgi akışı sağlarlar. Bunun yanı sıra bulundukları ülkenin bilgi işlem ve yazılımlarının Hindistan’dan olması artık kaçınılmaz.

Bugün Türk girişimcileri de buna paralel ama farklı bir boyutta dünyadaki yerlerini ve rollerini alıyorlar. Türk müteahhit sektörü dünya ikinciliği rolünü üstlenip, ayak basılmadık bir çok noktada bayrağımızı dalgalandırırken, Türk sanayisi otomotiv lastiği, çorap, gömlek, mermer gibi birçok sektörde dünyanın ilk üçü arasında yer almaya başladı. Sıralamaya baktığımızda İsrail, çin, Hindistan ve Türkiye’den bahsediyorum. Bu bir tesadüf değil tabii ki.

Zira bu dört ülke, bu sıralamayla göç vermişlerdir.

Başarıyı yurt dışında yaşayan iş adamlarıyla yakaladıklarına eminim. Bugün yurtdışında yaşayan Türk iş adamlarının cirosu Türkiye’nin GSMH’sından büyük ve bu potansiyel sessizliğini koruyor.

Şahsen, yapılan bütün organizasyonlara, gösterilen bütün çabaya rağmen onlardan yeteri kadar yararlanmadığımızı, bu çabaların henüz doğru netice vermediğini düşünüyorum. Yapılan toplantılara, kongrelere, forumlara, işini gücünü bırakıp kendi imkanlarıyla yurda gelen nevzuhur girişimcilerimize konuşmalar yaparak, programlar düzenleyerek bir yere varamayız. Ben, 23 yıl yurtdışında yaşayan girişimci olarak ve daha sonrasında Türkiye’de yerleşik bir girişimci olarak katıldığım bu toplantıların neredeyse tamamından beklentilerime hiç cevap alamamışımdır. Toplantıya katılan birçok girişimciyle öncesinde ve sonrasında yaptığım görüşmeler neticesi de benim düşüncemle aynıdır.

Tabii içinde bizzat varolduğum “Türk Diaspora” düşüncesini bundan ayrı tutuyorum.

önerim şudur ki, Türkiye’nin dışarıdaki yüzü, kulağı, gözü olan ‘öteki Türkiye’yi’ biraraya getirdiğimizde biraz susalım, mikrofonu onlara verelim, biraz onları anlayıp dinleyelim.

Onları doğru dinlemediğimiz takdirde ihtiyaçlarını, nasıl bir potansiyele sahip olduklarını ve ne yapabileceklerini anlayamayacağız. Buna bağlı olarak da, onların bize getireceği, sunacağı imkanlardan yararlanamayız. Bu sadece bizim değil, geleceğimizin–ülkemizin kaybı olacak.

Bugün İsrail’in, çin’in, Hindistan’ın vardıkları noktalara çok daha hızlı varabilir, çok daha iyi durumda olabiliriz. Tek yapmamız gereken şey ‘mikrofon sevdamıza’ ara vermek ve dinlemek. Yurtdışında yaşamış bir girişimci olarak tereddütsüz söyleyebilirim ki, her bir Türk Anavatanından doğru bir sinyal için beklemektedir. Yurdışında yaşayan Türkler ‘Türkiye’ye’ davet edildikleri zaman, kendilerini adeta göreve çağırılmış coşkusuyla, ellerinde projeleriyle, bilgi birikimleriyle, maddi ve manevi imkanlarıyla seferber olurlar. Bekledikleri şey ise esas itibarıyla ciddiyet ve samimiyetin yanı sıra, şahıs odaklı olmayan iş ve konu odaklı görüşmeler, şeffaflık ve imkansız olmayan belli hedefler. özet olarak ‘işitilmek’, ‘duyulmak’ anlamında ‘dinlenilmek’ istiyorlar.

Şu kötü ama gerçek haberi de sizinle paylaşmadan edemeyeceğim: ‘Yurt dışındaki Türkler artık gaz’la çalışmıyorlar’. Doğru zamanda, doğru yerde isabetli kararlar almak için büyük resmi görüp, çok yönlü düşünüp, tek yönlü ve birlikte şeffaf, anlaşılır adımlarla hareket etmek gerek. Hele de köklü bir devlet geleneğine sahipsek, bizden bize yakışan beklenir.

Kadın Gözüyle
Zuhal Mansfield
DEİK / Türk Mısır İş Konseyi Başkanı

6 Yorum

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Avatar
    Adnan KASAPCI
    1 Ekim 2013 12:55 -

    Zühal Mansfield Hanım’ın bu yazısını diğerlerinden ayrı tutuyor ve ayrı bir perspektiften değerlendiriyorum.Bu yazı, başta hükümetimize ve devamında iş ve akademik çevrelerimize yol gösterici ve artık olmazsa olmazı yok böyle olmalı diyecek kadar etkin çözüm önerileri ve bir o kadar da eşiğin hangi noktasında olduğumuzu göstermek bakımından isabetli tespitlerle dolu.Ayrıca çok beğendiğim ve kendimle de özdeşleştirdiğim “girişimci” tanımına bu denli sahip çıkmanıza da son derece memnun oldum.Her yerde refere edebileceğim, isabetli tespitler ve etkin çözüm önerileri ile bezenmiş, ancak dikkat etmemiz gereken noktaları da vurgulayan başarılı bir çalışma okudum.Teşekkürler Zühal Hanım.

  • Avatar
    Adnan Yılmaz
    1 Ekim 2013 18:07 -

    Saygıdeğer Başkanım, Görüşlerinize ve tespitlerinize aynen katılıyorum. Küçük bir ilave yapmadan da edemeyeceğim. Elbette Yurt dışında yaşamak ve gelişim göstermek kendi ülkende yaşamaktan ve gelişmekten çok zordur. Başarının asıl takdir edilmesi gereken kısmı bence yabancı olduğun toplumda ön plana çıkabilmektir ve bunu başaranı alkışlamak değil baş üstünde taşımak gerekir. Ne yazık ki Ülkemizde sadece yurt dışındaki başarılı iş adamlarımız, girişimcilerimiz veya teknik ve bilgi yönünden kendini geliştirmiş yurtdaşlarımız kadar yurt içinde de ekonomik imkanı olmayan ancak çok büyük projelerin üstesinden gelebilecek bilgi beceri ve yeterliliğe sahip insanlarımız vardır. Olmayan tek unsur DEVLETİN VATANDAŞINA GÜVENİ dir. Emin olun ki Çin Hükümetinin Çin’li bir girişimciye verdiği desteğin % 1’i bizde verilmiş olsa biz 4 kıtaya değil tüm dünyaya ekonomik olarak hükmederiz. Saygılarımla

  • Avatar
    leyla cilli
    1 Ekim 2013 18:10 -

    düşüncelerinize,yazdıklarınıza aynen katılıyorum. yanlışlar ve çözümler çok güzel ifade edilmiş.temel şey dinlemek ve öğrenmek.çalışmalarınızda başarılar dilerim.

  • Avatar
    ERDAL TEMİRHAN
    1 Ekim 2013 22:16 -

    Merhaba Zuhal Hanım. Yine her zaman olduğu gibi çok doğru tespitte bulundunuz. Artık Türk girişimcilerinde araştırmacı ve havayı iyi koklaması gerekli. Maratonda iyi koşan kazanır hesabı herkes iyi şekilde nasiplenmeli bu yazılarda. Kaleminize sağlık. Erdal Temirhan

  • Avatar
    MB
    3 Ekim 2013 11:35 -

    Zuhal hanim ben Azerbaycandan yazıyorum tespitleriniz muhteşem.sizin ciddi anlamda hayran;n;z;m.Acaba Azebaycana geliyormusunuz?

  • Avatar
    erkan şahin
    3 Ekim 2013 17:09 -
  • Site Haritası