Otomotiv sektörünün global markaları ve bir çok orjinal parça üreticisi 2050 yılı itibariyle net karbon sıfır ortamına ulaşma hedefiyle çalışmaya devam ediyor. Ancak, emisyon standartları ve ilgili raporlama faaliyeti otoritelere göre halen yeterince güçlü değil. Emisyonla ilgili yasal düzenlemeler şirketlerin emisyon raporlamalarını iyileştirme zorunluluğu getirmeye başladı. Aynı zamanda daha pragmatik net karbon sıfır stratejisi uygulamak gerekiyor.

Şirketlerin net karbon sıfır emisyon hedefine varması için üç aşama mevcut:
Birinci aşama şirketlerin kontrol ettiği veya bizzat sahip olduğu enerji kaynaklarından oluşan emisyonu,
İkinci aşama şirketler tarafından satın alınan enerjiden çıkan emisyonu,
Üçüncü aşama ise şirketlerin dolaylı olarak sorumlu olduğu, tedarikçilerinden ve müşterilerinden kaynaklandığı için sahip olmadığı ve/veya kontrol edemediği enerji kaynaklarından çıkan emisyonları kapsıyor. Bu üçüncü aşamadaki emisyon miktarını raporlamak şirketler için oldukça zor.

Aslında, birinci ve ikinci aşamalar toplam emisyon miktarının sadece %1 ini oluşturuyor. Çaresi ise göreceli olarak çok kolay. Yenilenebilir enerji kullanılarak kolayca azaltılabiliyor. Yani, tesislere yenilenebilir enerji kaynağı monte etmek veya satın alınan enerjiyi sadece yenilenebilir enerji kaynaklarından tedarik etmek yetiyor.

Halbuki üçüncü aşama olan değer zincirinin oluşturduğu emisyonlar toplamın %99 unu meydana getiriyor. Bu emisyonlar büyük oranda satın alınan ürün ve hizmetlerden, ayrıca müşterilerin satın aldıkları taşıtları kullanma biçiminden kaynaklanıyor. O nedenle net sıfır karbon ortamı için elektrik enerjisi kullanan taşıtları kullanmak çok önemli. ancak henüz bir çok otomotiv üreticisi sadece elektrik enerjisi kullanan taşıt üretimini yeterince çoğaltıp çeşitlendirmiş değil. Biz de yerli otomotiv endüstrisi olarak bu durumdayız maalesef.

Öte yandan, elektrik enerjisi kullanarak seyreden taşıtların üretiminde, içten yanmalı taşıtların üretimine göre daha fazla karbon salınıyor. Bu garip ve gerçek durum, üreticilerin olabildikçe döngüsel ekonomiye uygun politikalar uygulamasını gerektiriyor. Yani geri dönüşümden elde edilen malzemelere yönelmeleri gerekiyor.

Global pazarlarda bu işi en iyi yöneten ve uygulayan markanın Tesla olduğunu söylemeliyiz. Şirket, karbon kredilerinden ciddi gelir de elde ediyor. Ancak şunu da belirtelim: Karbon emisyonunu azaltan yatırımlar ağır yasal koşullara tabi olduğu için çok dikkatli hareket etmek gerekiyor.

Global pazarlarda yasal düzenlemeler şirketleri toplu olarak karbondan arınmaya yöneltiyor. Bu durum bir dizi adım gerektiriyor. Şöyle ki:

Öncelikle fosil yakıtların terkedilmesi söz konusu. Bir çok ülke hükümeti fosil yakıt kullanmayı terk etmek üzere taahhütte bulundu. Bildiğiniz gibi Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat düzenlemesi 27 AB üyesi ülkeye 2035 yılına kadar fosil yakıtları terk etme şartı getirdi. Bir çok ülke de gazlı ısıtıcıları ısı pompalarıyla değiştirmeye hazırlanıyor. Ayrıca enerji kaynaklarına dair yatırımlar çoğunlukla güneş ve rüzgar enerjisine dönmüş durumda.

Bu arada aralarında AB ülkeleri ve Çin olmak üzere bir çok ülke emisyon ticaretini uygulamaya başladı. Hatta aralarından bazıları otomotiv dışında başka sektörlere de bu uygulamayı açtı. Bu uygulamanın anlamı şu: Yüksek emisyonlu değer zinciri içindeki şirketler yüksek maliyetlere katlanmak zorunda.

Keza, sürdürülebilirlik ile ilgili global olarak benimsenen raporlama standartları da zorunlu hale getirildi. 2023 yılında uluslararası sürdürülebilirlik standartları kurumu ilgili standartları yayınlamıştı. Bu standartların özellikle üçüncü aşama kapsamındaki emisyonların raporlanmasında geniş kabul görmesi bekleniyor. Bu konuda artan şeffaflık sayesinde, şirketler emisyon azaltımı yönünde artan baskılarla karşı karşıya.

Ülke yönetimleri de düşük karbon ekonomisini destekliyorlar. Hatta, düşük karbon teknolojilerini uygulayan ülkeler liderlik yarışı içindeler. Günümüzde Çin, global olarak batarya ve güneş panelleri üretimi ile bunların tedarik zinciri yönetiminde dominant durumda. ABD ise 2022 yılında yürürlüğe soktuğu enflasyonu azaltma yasası ile düşük karbonlu üretimleri ülkesine getirmeye çalışıyor. Avrupa Birliği de Net Karbon Sıfır yasası ile aynı hedefe ilerliyor.

Tüm bu çabaların atmosferdeki sera gazını ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu bir kez daha belirtelim. Bu sayede Paris Anlaşması’nı imzalayan her bir ülkenin ekonomileri global ısınma artışını 2C düzeyinde tutmak için yeniden şekilleniyor. Bu gelişmenin otomotiv sektöründeki en kritik aksları şunlar: Bataryadan elektrik kullanan (BEV) taşıt üretim teknolojisi, üretimde CO2 ve sera gazlarını nötr hale getiren enerji kaynaklarının temini ve tüm değer zinciri içinde yer alan her aktörün buna kesinlikle uyması.

Tüm bu net karbon sıfır, diğer bir deyişle karbon nötr ortamına 2050 yılına kadar ulaşmak için döngüsel ekonomi kavramı giderek çok güçlü şekilde öne çıkıyor. Yani, yeniden üretmek, onarmak, yeniden kullanmak ve tamamen geri dönüştürmek üzerine kurulu bir ekonomik yapı gerekiyor. Kısaca, taşıtlarda eskisinden çok daha fazla oranda geri dönüşmüş malzeme olacak. Önceden üretilip yollara çıkmış olan taşıt modelleri markalarca yeniden üretilip pazara sunulacak. Nitekim Renault ve Stellantis, belirli üretim tesislerini yeniden üretim işine tahsis etti bile. Bataryaların %95 oranında geri dönüştürülebildiği tesisler devreye girmeye başladı. Taşıt paylaşımı ve sürüş paylaşımı uygulamaları dijital teknolojilerle gelişiyor.

Sonuç olarak artık gidilen yön belli. Değişmeyecek. O zaman biz de ülke olarak bu yolculukta kendimize yakışan konumda olmalıyız.

Peki, ödevimizi yerine getirmeye başladık mı?

Yorumu size bırakıyorum…

İbrahim Aybar

Vesiile A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı

aybar@turcomoney.com