TURCO YAZAR-1.facebook_1507239282449

AB’den uzaklaşmak, Türkiye’yi zayıflatır

                             Turcomoney yazarları Türk ekonomisini masaya yatırdı

                            TÜRKİYE, 4. SANAYİ DEVRİMİNİ MUTLAKA YAKALAMALI

                                  GELECEĞİMİZ İÇİN TÜRKİYE 4.0’A GEÇELİM

                                  TÜRKİYE 4.0’I YARATMAMIZ LAZIM

                       TÜRKİYE, 4. SANAYİ DEVRİMİ İLE DÜNYADA REKABET KAZANIR

            AB’DEN UZAKLAŞIRSAK AVRASYA VE ORTADOĞU TÜRKİYE’DEN KAÇAR

                                 AB’DEN UZAKLAŞMAK, TÜRKİYE’NİN GÜCÜNÜ AZALTIR

 

Turcomoney yazarları, geçen ay WOW İstanbul Hotel’de bir araya gelerek Türk ekonomisini masaya yatırdı.

Turcomoney Genel Yayın Yönetmeni Dr. Kazım Kılınç’ın moderatörlüğünde yapılan ve forum tarzında gerçekleştirilen toplantıda, “Türkiye ekonomisi nereye gidiyor? sorusuna cevap arandı, Türkiye’yi yakından ilgilendiren dünyadaki gelişmeler ele alındı, çözüm önerileri ortaya konuldu…

İşte çarpıcı analizlerin ve değerlendirmelerin yapıldığı toplantıdan öne çıkan sonuçlar ve öneriler…

*Türkiye’nin Avrupa Birliği rüyası bitiyor mu? Almanya ile ilişkilerimiz nasıl düzelir?

*Gümrük Birliği Anlaşması, revize edilebilir mi?

*Türkiye, Avrasya’ya güvenip de AB’den koparsa ne olur?

*Dünyanın Doğu’ya, Çin’e kayıyor.  Türkiye ne yapmalı?

*Türkiye’nin dış dünya ile ilişkilerinde nasıl bir üslup kullanılmalı? İş dünyası ve sivil toplum kuruluşları nasıl bir rol üstlenmeli?

*Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hükümet, Türkiye’nin selameti için nasıl bir politika izlemeli?

*Türkiye, 4. Sanayi devrimini yakalamak için nasıl bir strateji izlemeli?

*Eğitim sistemi, “yap-boz” haline geldi. Dünya ile rekabet edebilecek için nasıl bir eğitim sistemi kurulmalı?  

Türkiye, son 100 yılın en önemli kavşağında. Cumhuriyet’imizin kuruluşu ile birlikte yönünü Batı’ya çeviren ve stratejisini bu eksen üzerinde kuran Türkiye, Ama NATO’ya üyelik için ilk başvurusunu Nisan 1949’da yaptı. Ancak bu başvuru Batılı ülkeler tarafından kabul edilmedi. Türkiye’nin ikinci başvurusu da Eylül 1950’deki NATO Konseyi tarafından geri çevrildi. Daha sonra konseyin 21 Eylül 1951 tarihli bildirisiyle Türkiye ve Yunanistan NATO’ ya katılmaya davet edildi. 17 Ekim 1951’de Londra’da imzalanan bir protokolle Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üyeliği kabul edildi. Yani Türkiye, rotasını Batı’ya çevirdi, Batı’lı kurumların içinde yer almak istedi. Aynı şekilde Türkiye, o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na da başvurdu. Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Türkiye, 31 Temmuz 1959’da Topluluğa ortaklık başvurusunda bulundu. Türkiye adına bu başvuruyu, dönemin Demokrat Parti lideri ve Başbakanı Adnan Menderes yaptı. Menderes, bu başvuruyla, Türkiye’nin Avrupa’ya ilk adımı attığını açıkladı. AET Bakanlar Konseyi, Türkiye’nin yaptığı başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önerdi. Söz konusu Anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalandı ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması’nda öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden, üyelik başvurusunda bulundu. Türkiye, ekonomi için hayati önem taşıyan Gümrük Birliği Anlaşması’nı 1995 yılında imzaladı.

Türkiye-AB ilişkilerinin dönüm noktası, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’dir. Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığı resmen onaylandı ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edildi. Helsinki Zirvesi’nde, diğer aday ülkeler için olduğu gibi Türkiye için de Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlanmasına karar verildimiştir. Türkiye için hazırlanan ilk Katılım Ortaklığı Belgesi 8 Mart 2001 tarihinde AB Konseyi tarafından onaylandı. Ardından 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da yapılan Hükümetlerarası Konferans ile Türkiye resmen AB’ye katılım müzakerelerine başladı. Yani Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda uluslar arası konjonktürdeki gelişmeleri yakından takip etti ve OECD, NATO gibi uluslararası örgütlenmelerin etkin bir üyesi oldu.  Türk halkının büyük bir bölümü, uzun yıllar Avrupa Birliği’ne tam üyelik için destek verdi. Ancak üyelik sürecinin sürekli yeni şartlarla sürekli ertelenmesi, Türk halkının AB’ye inancını sarstı. Buna rağmen Türkiye’de halkın büyük bir bölümü, Türkiye’nin AB ile ilişkisini devam ettirmesini istiyor. Ancak son zamanlarda Türkiye, AB ile ve özellikle de AB’nin büyük patronu Almanya ile sert tartışmalara girdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye alternatifsiz değil, gerekirse Avrasya Ekonomik Birliği’ne gireriz” diyerek yeni bir rotayı işaret etti. Türkiye bugün AB ve Almanya ile son 50 yılın en sıkıntılı sürecini yaşıyor. Bu noktada tartışmalar giderek büyüyor, Türkiye’nin geleceği ile ilgili endişeler dile getiriliyor. Peki Türkiye, AB’den koparsa ne olur? Türkiye, Batı’dan kopup rotasını Doğu’ya çevirirse ne kazanırız, ne kaybederiz? Türk ekonomisi, nereye gidiyor? En önemli sorunlar ne? Türkiye’nin düzlüğe çıkması için neler yapılmalı?

Turcomoney yazarları, geçen ay WOW İstanbul Hotel’de bir araya gelerek Türk ekonomisini masaya yatırdı. Turcomoney Genel Yayın Yönetmeni Dr. Kazım Kılınç’ın moderatörlüğünde yapılan ve forum tarzında gerçekleştirilen toplantıda, “Türkiye ekonomisi nereye gidiyor? sorusuna cevap arandı, Türkiye’yi yakından ilgilendiren dünyadaki gelişmeler ele alındı, çözüm önerileri ortaya konuldu… Türkiye’nin can alıcı sorunlarının ve çözüm önerilerinin detaylı bir şekilde ele alındığı toplantıya Turcomoney yazarları Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen, Turcomoney yazarı Ali Kamil Uzun, Esenyurt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sudi Apak, ICBC Denetim Kurulu Üyesi Gürdoğan Yurtsever, MASAK eski Başkan Vekili ve Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ramazan Başak, Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Zuhal Mansfield, GCM Menkul Kıymetler Genel Müdürü Alper Nergiz, Türkiye-Belarus İş Konseyi Başkanı Sefa Gömdeniz, Denizbank Grup Müdürü Şaban Çağıran, Esenyurt Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Gürman Tevfik, Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zafer Acar katıldı.

İşte çarpıcı analizlerin ve değerlendirmelerin yapıldığı toplantıdan öne çıkan sonuçlar ve öneriler…

KAZIM KILINÇ- Dergimizin değerli yazarları. Hoş geldiniz. Her ay siz değerli yazarlarımızla düzenlediğimiz TURCOMONEY CEO SOHBETLERİ TOPLANTISI’nı bugün farklı bir format ve içerikle gerçekleştireceğiz. Bu toplantıda, Türk ekonomisi nereye gidiyor? Sorunlar ve çözüm önerileri nelerdir? başlığı ile tartışacağız ve siz değerli yazarlarımızın görüşlerini, önerilerini alacağız.

Son dönemlerde Türk ekonomisi sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Bazı önemli konularda sorunlar yaşıyoruz. Dış dünya ile, bazı ülkelerle ilişkilerimizde pürüzler var. Sorunlar yaşıyoruz. Mevcut durumu eleştirenler, sorunlara dikkat çekenler var, “ekonomi iyiye gidiyor” diyenler var.  Biz Turcomoney Dergisi olarak yayın hayatına başladığımızdan bugüne kadar hep objektif yayıncılık yaptık.  Doğru bulduğumuz hususları, başarılı çalışmaları takdir ettik, yanlış uygulamaları, sorunları rakamlarla, istatistiklerle birlikte ele aldık. Hükümetin izlediği politikaları doğru bulan yazarlarımız, yazılarıyla bu uygulamaları destekledi, teşvik etti. Aynı şekilde ekonomideki sorunlara dikkat çeken, izlenen politikaları yanlış bulan yazarlarımız ise bu yönde analizler yaptı. Dolayısıyla bugüne kadar son derece objektif  bir yayıncılık yaptık. İşte bugünkü toplantımızı bir forum tarzında yapacağız ve siz yazarlarımızın görüşlerini, önerilerini rica edeceğim. Siz yazarlarımızın gözüyle Türk ekonomisi nasıl görünüyor ? En önemli sorunlar neler ? Bu sorunların çözümü için neler öneriyorsunuz ? Hükümet, ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli?

Konuya en can alıcı tartışmalardan, en güncel sorundan başlayalım. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve özellikle Türkiye-Almanya ilişkilerinden, Gümrük Birliği ile ilgili son tartışmalardan başlayalım. 

Türkiye ile Avrupa Birliği ve özellikle de Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler, her halde son dönemlerin, son 20-30 içinde en sıkıntılı dönemlerinden biri diye düşünüyorum. Gerçekten de Almanya ve Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde de gergin bir noktadayız. Fark Şen hocamız uzun yıllar Almanya da yaşayan Avrupa Birliği’ni çok iyi bilen, özellikle Almanya’yı çok iyi bilen bir hocamız . Türkiye Araştırma Merkezi’nin kurucusu. Almanya’da ve Avrupa Birliği ülkelerinde yaptığı araştırmalarla bizi aydınlatan bir bilim adamı.  Birkaç yıl önce Türkiye’ye dönüş yaptı ama Almanya’yı, Avrupa’yı çok iyi takip ediyor. Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı 1995 yılında imzaladı. Çok destekleyen olduğu gibi çok eleştiren de oldu. Türkiye’nin ihracatında da OECD ülkelerinin ve 28 AB ülkesinin ihracatımızdaki payı yüzde 50’nin üzerinde. Yani çok yüksek.   Son zamanlarda gerilen Türkiye-AB ilişkileri, sizce nereye doğru gidiyor ? Türk ekonomisi bu gelişmelerden nasıl etkilenir? Olumlu anlamda geriye dönüş olur mu? Sizce bundan sonra neler olabilir? Neler olmaz?  Ne olmaz ? Evet Faruk Hoca’m sizi dinliyoruz…

                                                    TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ RÜYASI SONA ERDİ

FARUK ŞEN- Evet değerli dostum, anlatayım. AB ile ilişkilerimizin, bu maceranın sonuna doğru gelmiş bulunuyoruz. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine baktığımız zaman hepimizin bir ümidi vardı. Neydi  o ümit? Bizim gibi büyük ülkeler Ukrayna,  Türkiye gibi ülkeler Avrupa Birliği’ne ancak 7 yıllık bütçe sürecinde alınabilir. Bir önceki dönem, yani 2014-2019 dönemi bitiyor. 2020-2026 yılı bütçesine eğer büyük bir ülke üye olacaksa ayrı bir fon konur. Şimdi Avrupa Birliği’nin 2020-2026 bütçesi için öngörülen para 998 milyar Euro. Ve yıllık bütçenin tutarı yaklaşık 143 milyar  Euro. Avrupa Birliği, bu bütçeyi geçen Temmuz ayında parlamentoda kararlaştıracaktı. Fakat yetiştiremediler. Eylül ayında çıkacak. Ben bu bütçeyi incelediğimde şunu görüyorum. Bizim gibi bu konuda atılım bekleyen, para bekleyen Ukrayna ( tabii Batı Ukrayna’yı kastediyorum)  var. Avrupa Birliği ülkeleri muhakkak Batı Ukrayna’yı üyeliğe almak istiyor. Onlar için 40-42 milyar Euro’luk fon öngörülmüş durumda. Bu rakam, 2020-2026 yılları için. Bizim de hedefimiz, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında Avrupa Birliği’ne tam üye olmaya yönelikti. Fakat bizim için hiç para ayrılmamış durumda.  2014-2019 yılları arasında 4,4 milyar Euro ayrılmıştı. Bunun 300 milyon Euro’luk kısmını ödediler. Angela Merkel, fazla masraf olmasın diye “diğer paraları veremeyelim” dedi. Türkiye için 2020-2026 yılları için öngörülen para, 4.5 milyar Euro civarında olacak olursa demek ki Avrupa Birliği, şu anda Türkiye’yi 2020-2026 yılları arasında üye olarak almayı, ekonomik ve bütçesel olarak almayı düşünmüyor. Politikaya girmeden bütçesel olarak düşünmüyor. Gündem de değiliz. Bu ne demektir? Türkiye, 1963’ten beri bu konuda atılımlar yapıyor. 54 yıllık bir maceramız var. 1 Aralık 1986’da Türkiye serbest dolaşma hakkına sahip olacaktı . 1 Ocak 1996’da Gümrük birliği olacaktı . Gümrük Birliği Anlaşması’nı zar zor yaptık, ama serbest dolaşım hakkı, tamamı ile iptal edildi. Avrupa Birliği, 5 ayaktan oluşuyor .

1-Avrupa Birliği ülkeleri, Avrupa Parlamentosu’na büyüklüklerine göre parlamenter gönderiyor. Şu an 754 parlamenter var. En fazla yollayan Almanya’nın özel bir statüsü var. 99 parlamentere sahip.  Diğer ülkeler İngiltere, İtalya , Fransa’nın da 74’er parlamenteri var. Biz tam üye olabilseydik biz de Almanya gibi 74 parlamenter yollayacaktık. Politik katılımda Avrupa Birliği’nde oy hakları, ülkelerin büyüklüğüne göre uygulanıyor. En fazla oy hakkı 29 oy, en küçük de Malta için öngörülen 6 oy. Türkiye tam üye olabilseydi bizim de Almanya, Fransa, İtalya gibi 29 oy hakkımız olacaktı .

2-Avrupa Birliği’ne tam üye olan ülkeler, Avrupa Birliği bütçesine belirli kalemlerden katkıda bulunur . Avrupa Birliği bütçesinden belirli yerlerden para alıyorlar. Bu kalemler nedir? 1- Her ülke ülkedeki kademelerin 1/9’unu AB bütçesine verir . 2-Kendi gayri safi milli hasılatının da 1/6’sını katar. Bir de şeker pancarı gibi bazı cezalı ürünler var. Onlar için de bir para öder. Bir de 3. ülkelere uyguladıkları gümrüklerden gelen paralar, AB bütçesine gider. Bu ülkeden de para 3 ana başlık da verilir . 1-Tarımsal Garanti Fonu . AB bütçesinin %45’ini oluşturur. 2-Sosyal Yapılanma Fonu. AB bütçesinin %25’ini oluşturur. Ve bölgesel fon. Bu da bütçenin %20’sini oluşturur. Diğer sekiz onluk bir fon da AB Birliği’nin diğer harcamaları için görülür. 3’üncüsü de AB Birliği ülkeleri arasında gümrük vardır 3. ülkelere karşı. 4- Serbest dolaşım hakkı. AB üyesi bir vatandaş, herhangi bir ülkeye serbestçe gitme hakkına sahiptir. 90 gün içinde ev veya iş bulabilirse orada kalabilir. 5-AB Birliği savunması için vurucu bir kuvvet öngörülmüştür. Bu NATO ve AB ülkeleri 60 bin kişilik bir vurucu güç. Bunun 6 binini biz veriyoruz, fakat burada AB üyelerinin söz hakkı var. Diğerlerinin yok. Burada bir sosyal adaletsizlik olduğunu görüyoruz . Şimdi bu 5 ayağa baktığımız zaman bir de Türkiye için düşünelim. Biz şimdi AB’ye tam üye olsak AB’de %8 oranında söz sahibi olacağız. Avrupa’da ses getiren 4 ülkenin yanında 5. ülke olacağız. Ekonomik açıdan baktığımız zaman şunu görüyoruz. :unu en son 2009 yılı için yapmıştık. Türkiye tam üye olsa ne kadar AB’ye veriyor, ne kadar alıyor? Bu hesaplamaya göre vereceğimiz para 4,5-5 milyar Euro, Alacağımız para da yaklaşık 5 milyar Euro falandı. 2016 yılına bakarsak fonlar küçüldü. Biz biraz büyüdük. Alacağımız para 1,5-2 milyar Euro. Gümrük Birliği’ne girseydik (biz Gümrük Birliği üyesi değiliz ) … Biz AB’nin kararlaştırdığı Gümrük Birliği uygulamalarına tam katılmakla yükümlüyüz. Fakat söz hakkımız yok. AB TTIP oluşturuyordu Obama zamanında . AB ülkeleri 510 milyonluk nüfusuyla  410 milyonluk ABD ile ortak bir gümrük alanı oluşturacaktı. Ki bu dünya ticaretinin %76’sını oluşturuyor. Bunun dışında kalan Rusya, Çin, Hindistan, Güney Afrika , Brezilya , Türkiye gibi ülkeler, bu durumdan çok negatif etkilenecekti.  Gümrük Birliği’nin tabii ki bize yararları var. Ama gümrük birliği çerçevesinde AB ülkelerinden, sattığımızdan 190 milyar Euro’luk mal daha fazla satın aldık. 1996’datam üye olurken 5,5 milyar Euro’luk bir kapti parası verilecekti. Yunanistan’ın vetosu nedeniyle bu para verilmedi. Serbest dolaşım, AB’nin en çok korktuğu  konu. Bulgaristan, Romanya gibi İspanya, Portekiz gibi ülkelere serbest dolaşım hakkını , tam üyelikten belirli bir üyelikten sonra verdiler.  Serbest dolaşım hakkı şöyle işliyor… İş ve ev bulduğunuz takdirde 90 gün AB ülkelerinde kalabiliyorsunuz. Şu anda bizim AB sınırları içinde 5,6 milyon insanımız var.  Türklerin tahminen 1 milyonu işsiz. Almanya başta olma üzere işsiz olduğu ülkelere gidip iş bulup kalacak insanımızın sayısı yok derece kadar azdı. Belirli branşlarda olabilir. Gelelim son ayağa. AB  savunma güvenliği. Bu konunda NATO ülkeleri ABD  hariç Türkiye bu sorumluluğu AB dışında üstlendi. 60 bin kişilik ordunun 6 bini bizden. Fakat bizim etrafımızda 27 ülkede çatışma alanı var. Fakat bizim çatışma alanlarında herhangi bir konuda karar verme hakkımız yok. AB’nin verdiği kararlara uyma zorundayız. Gelişmeler böyle giderken AB, Türkiye’ye 35 fasıldan aça aça 14’ünü açtı ve bir tanesini kapattı. 2 yıl geçti, hiçbir fasıl açılmadı. Hırvatistan’a 7 yılda tüm fasılları açtılar ve kapattılar. Hırvatistan, 2013’te AB’ye tam üye oldu. AB konusunda Türkiye’ye Suriyeli mülteciler konusunda yeşil ışık yakıldı. Fasıllar açılsın, 6 milyar Euro’luk 2 yıllık fon verelim. Buna karşılık Türkiye, Suriyeli mültecilere baksın denildi . Bunda da Tayyip Erdoğan’ın çok haklı bir sözü var. 2016 yılında Ahmet Davutoğlu, Brüksel’e antlaşmayı imzalamaya giderken bir şey dedi. “Parayı al, bunlar bize kazık atarlar”. Nitekim AB, sadece 600 milyon Euro ödedi. Kalan kısmı da ödemeyi düşünmüyorlar . Herhangi bir göç olursa diye Yunanistan’a ve Bulgaristan’a veriyorlar. Türkiye ile AB ilişkileri bence 2 Haziran 2016’da Ermeni soykırımının, AB Parlamentosu’nda tanımasından sonra kopma noktasına geldi. 88 ülke soykırım olayını tanıdı. ABD’de 7 milyon Ermeni var, Fransa’da 700 bin Ermeni var. Almanya’da 3 milyon 200 bin Türk yaşarken, Ermeni sayısı 14 bin 500. Böyle bir durumda Türkiye’ye karşı böyle bir karar alınması, hakikaten Almanya’nın Türkiye’ye karşı düşmanca bir tavrıdır. Ülke parlamenterlerinde tanınması Türkiye’ye nasıl bir zarar verir? Zarar vermez. Ama Almanya’da bize zara verir . Almanya’da 16 eyalet var. Bu 16 eyaletin Milli Eğitim Bakanlığı her yıl okul kitapları hazırlarlar. 2 Haziran’da bu karar çıkar çıkmaz Eylül ayına kadar Almanya’daki bütün eyaletler okul kitaplarına “bizden evvel Türkler soykırım yaptı” diye not düştüler. Bir de bizim Almanya’da yaşayan 980 bin öğrencimiz var. Onlar orada dışlanmaya maruz kaldılar. Sonra Almanya ile ilişkilerimiz her gün sertleşti. Son olarak baktığımız zaman koalisyon ortaklarından sosyal demokratlar Türkiye’ye ciddi şekilde çullandılar. İlk olarak Alman Sosyal Demokrat Başbakan adayı Martin Schulz taş üstünde taş bırakmadı. Sonra Türkiye’ye geldiği zaman kendisinin dışlandığını fark eden  Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, yine Türkiye’ye çok çattı. Ve hiç tahmin etmediğim benim çok sevdiğim kaliteli bir insan Cumhurbaşkanı  Frank-Walter Steinmeier devam etti.  İşin ilginç tarafı Merkel, bu rolleri hep sosyal demokratlara vermişti.

                                                                   MERKEL’İN ÜÇ KUSURU

Merkel, çok başarılı bir politikacı. Dünya çapında bir politikacı. Benim sevmediğim üç kusuru var. 1- Almanya’daki Türkleri sevmez , 2-Türkiye’yi sevmez , 3-Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan mefret eder. Bu konuda bu nasıl susuyor diye düşünürken ; Merkel patlamasını yaptı ve “Gümrük Birliği’nin genişletilmesine biz onay vermiyoruz” dedi. Devam etti, “Savunma sanayi silahlarını Türkiye’ye vermeyeceğiz” dedi. Devam etti,  Alman turistlere seslenerek, “Türkiye, sakıncalı bir ülke” dedi. Aramızdaki ticaret yapanlar bilir. Almanya’da bir firma yurt dışına mal sattığında o ülkede para ödenemezse Hermes Fonu diye bir fon var. Alman firmasının kayıplarını öder ; Merkel, “Türkiye için bunu işletmeyeceğiz” dedi. Yabancı yatırımcılar konusunda Alman yatırımcıların Türkiye’ye gitmesi konusunda sıcak bakmadığını duyurdu. Bunda da bizim büyük katkımız var. 680 Alman firmasının Türkiye ilişkilerini araştırmak için Interpol’e müracaat ettik. Interpol nerede? Brüksel ‘e. Yani siz böyle bir müracaat yaptığınız zaman AB hemen duyar. Bu hatalarımız da oldu bizim. Şu anda da Almanya’nın dışlaması devam ediyor.

                                        ALMANYA, TÜRKİYE’YE TOPYEKÜN BİR SAVAŞ AÇTI

KAZIM KILINÇ- Gümrük Birliği meselesine gelirsek… Bu konu nereye gider? Nasıl sonuçlanır?

FARUK ŞEN- Gümrük Birliği’nin yenilenmesi  önemli.  En azından  5 yılda yapılması gereken bir şey. Gümrük Birliği’nde bizim hiç ses hakkımız yok. Verilen kararları uyguluyoruz. Türkiye AB ‘e Türk filosu olarak  para olarak 1 numaralı ülkedir. Mesela bizim avantajımız var. Bizim kamyonlarımız hem gidişte hem dönüşte mal buluyor. Diğer ülkelerde böyle bir şey yok. Bizim şoförlerimize verilecek vizeler konusunda çok üzdüler. Çok güç veriliyordu.  Bunu niye yaptılar? AB, Bulgaristan’a fon veremiyor . Ceket veremedik, pantolon verelim diye Türk sorunlarının önünü keserek Bulgaristan’a kaydırdı . Bir çok Türk lojistik firması mecburen gitti Bulgaristan’da firma kurmak zorunda kaldı. Sonra AB’nin yatırım bankası var. 15-20 yılda yaklaşık 25,1 milyar Euro kredi aldık. Bu kredilerin bir özelliği var. Kredi faiz oranları, 0,75 ile 1,25 arasında. Şimdi Almanya diyor ki bu kredileri gözden geçirelim. Bunun Türkçesi nedir? Para vermeyelim. Bir de beni en çok üzen Almanya’daki Türklere yönelik yaptırımlar. 1-Çifte vatandaşlığı artık uygulamama kararı alıyorlar. 2-Almanya’da yaşayan 3 milyon 200 bin Türk’ten yaklaşık 700-800 bini sosyal yardım alır. Haklı nedenlerle alırlar. Şimdi Türkiye’deki bu insanların mal varlıklarını araştırıyorlar. Mesela Malatyalı bir insanım, ama Almanya’da yaşıyorum. Benim Malatya da 10 dönüm kayısı tarlam var, ama hiç işlevi yok. İşte “Senin Malatya’da 10 dönüm arazin var, sen zenginsin” diyorlar ve yardımı kesiyorlar. Bu girişim, Almanya’nın Türkiye’ye top yükün savaş açtığını gösteriyor.  Bizim atamız ne? Almanya’da 3 milyon 200 bin Türk yaşıyor. Bunun yaklaşık 1 milyon 200 bini Alman vatandaşı Türk. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, diyor ki “Bunlara söylüyorum, bu üç partiye sosyal demokratlara, yeşillere ve Hristiyan demokratlara oy vermeyelim” İyi de diğer kalan üç parti bunlardan daha kötü. Sol parti, PKK ve Kürt taraftarı. Almanya için alternatif parti sağcı, İslamafobik ve Türkofobik bir parti. Hür dediğimiz Liberal Demokrat Parti de baktığınız zaman yarı faşizan bir partidir. Yani onlara oy vermeyip buna mı vereceksin? Hayır. Herhalde hiçbirine vermemek lazım. Almanya, bu konuşmalardan çok alındı. Siz “bizim İçişlerimize karışıyorsunuz” dediler. Böyle bir durumda biz Almanya’dan 4500 PKK’lı teröristin iadesini istiyoruz. FETÖ’cülere karşı yaptırım istiyoruz. Almanya da Türk cezaevlerinde kalan 8 kişi istekte bulunuyor . Gazeteci Deniz Yücel . Fakat o Alman gazeteci değil . Çifte vatandaşlarımızın durumu sıkıntılı. Çifte vatandaşların bir olumlu bir olumsuz yönleri var. Çifte vatandaş olan kişi, Türkiye’de ise Türk vatandaşıdır, Almanya’nın söz hakkı yoktur. Almanya’da ise Alman vatandaşıdır, Türkiye’nin söz hakkı yoktur. Yani bize yaptığı yaptırımlar haksız.

                                      TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ ÖNÜMÜZDEKİ 3-4 YILDA DÜZELMEZ

Türkiye-Almanya ilişkileri kötü olduğu zaman Türkiye-AB ilişkileri daha da kötüleşir. Zaten Hollanda ve Avusturya, tam Türkiye karşıtı. AB’nin 143 milyar Euro’luk bütçesinin %43’ünü veren Almanya, Türkiye karşısında elini masaya vurduğunda diğer ülkeler hiçbir şey  yapmazlar. Benim bir ümidim vardı.  Angela Merkel, “Türkiye ile ilişkileri gözden geçirelim” dediği zaman ben Akdeniz şeridinin İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’ın Türkiye’ye bu kadar çullanmayalım diyeceğini düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Brüksel’deki toplantıda Merkel’in dediğine aynen katıldılar. Sonuç olarak söyleyeyim. Türkiye-AB ilişkileri önümüzdeki 3-4 yıl düzelmez. Neden düzelmez? Artık halklarda düşmanlık başladı. Alman halkında Türkiye düşmanlığı başladı. Bu kolay kolay geri dönmez . 2-Artık Türkiye’de de AB Birliği karşıtlığı başladı . Bu da kolay kolay gitmez. 24 Eylül’de Angela Merkel %40’lı oranlarla oy alacak. Büyük bir parti olacak. Ya sosyal demokratlarla ya da yeşillerle iktidar olacak. Angela Merkel değişmediği müddetçe onların politikası Türkiye’ye karşı  değişmez. Şimdi Almanya’nın da beklentisi şu: “Türkiye’de bu politikacılar gitsin, bu hükümet gitsin, yenisiyle işbirliği yapalım” Türkiye’de bugünkü hükümetimizin değişmesini hiç kimse kolay kolay beklemiyor. Demek ki gerginlik devam edecek. Bu durumdan da Türk halkı nasıl zarar görecek, bunun bir bütçelendirmesini yapıyoruz. 2-AB’de yaşayan 5,6 milyon Türk bu tepişmeden çok büyük zarar görüyor. Çok dışlanan bir kitle. Biz Batı Avrupa ile köprüleri attık demeyelim de çökerttik diyelim. Tamir ederiz, ama uzun sürer. Bunu beklememiz lazım.

KAZIM KILINÇ-Sizce Türkiye’nin bu konuda başka alternatifleri var mı?

FARUK ŞEN- Muhakkak var, ama Türkiye’ye gelen turistlerin %45’i AB ülkelerinden . Türkiye ihracatının %54’ünü AB’ye, ithalatının %57’sini AB’den yapıyor. Ticaretimiz böyle iç içe girmiş durumda. Türkiye-AB çatışması, bize pek huzurlu günler getirmeyecek.

KAZIM KILINÇ- Faruk Hoca’mıza bu konuda soru sormak isteyen var mı?

GÜRMAN TEVFİK- Faruk Hoca’m, bundan sonra Almanya’da artık çifte vatandaşlık uygulaması Almaya, çifte vatandaşlığı tamamen kaldırabilir mi ?

FARUK ŞEN– Verilen hak hiçbir zaman alınamaz. Çifte vatandaşlık hala var. 1991 yılından itibaren Almanya’da doğan yabancılar, hem kendi vatandaşlığını hem de Alman vatandaşlığını alabiliyor. 18 yaşında karar vermesi lazım . İkisinden birini tercih etmesi gerekiyor. Bu sorun, erkekler için. Kadınlarda böyle bir sorun yok. Fakat şimdi 18 yaşından sonra bir opsiyon var. Bir göz yumulma vardı, artık göz yumulmayacak.

ZUHAL MANSFIELD- Gümrük Birliği’nden çok canımız yandı bizim. Hem Afrika’ya hem de diğer ülkelere Avrupalı hem ürettiği hem sattığı malları biz üretip sattığımızda karşı taraf %30 gümrük vergisi ile muhatap oluyoruz.  Ucuz da olsa pahalılaşıyor Gümrük Birliği’ni dondurma hakkımız olduğu söyleniyor. 1962’de Gümrük Birliği’ni kabul etmişiz . Sonra dondurma hakkımızı kullanmışız. Böyle bir hak varken, niye düzelteceğiz diye uğraşıyoruz ki. Dondursak çıksak böyle bir şansımız yok mu?

                                             GÜMRÜK BİRLİĞİ ANLAŞMASI’NIN REVİZE EDİLMESİ ŞART

FARUK ŞEN-AB ile ilişkilerimize Gümrük Birliği çerçevesinde bakarsak şunu görürüz. Yaklaşık 140 mal satıyoruz ve alıyoruz. Türkiye, AB ülkelerine büyük ölçüde otomotiv satıyor . Eskiden çok fazla tesis satardık, o şimdi azaldı . Bunun bir planını ve bütçesini yapmak lazım. Ne getirir, ne götürür? Bunun hesabını iyi yapmamız lazım. Fakat biz pazar olarak AB’ye öyle bağlandık ki biz onlarla ilişkilerimizi dondurursak onlar da bizi tanımayacak. Çünkü AB ülkelerine giren ucuz beyaz eşyalar var. Otele gidince Türk televizyonlarını, evlere gidince Türk beyaz eşyalarını görürsünüz. Biz orada çok pazar kazandık. Bu sorunuza evet veya hayır veremem. Biz 1 milyonun üzerinde otomotiv üretiyoruz. Bunun 600 bini yurt dışına satılıyor. Biz Gümrük Birliği’ni dondurursak bu malları satabilir miyiz? O zaman vergi getirecekler.  Fakat Gümrük Birliği Anlaşması’nın revize edilmesi, düzeltilmesi konusunda Türkiye’nin masaya vurması lazım. AB ülkeleri, bizden etli ve sütlü ürünler almıyor. Halbuki 5,6 milyon insanımız AB’de yaşıyor. Türkiye’de şap hastalığı var diye almıyorlar. Türkiye’de sadece İran sınırından kaçak giren kaçak hayvanlarda şap varmış. Hizmetler sektöründe bizim bankalarımız, Hollanda ve başka bir ülkede kendi başına bir banka kurmadan direkt giremiyor. Yani Gümrük Birliği’nin yenilenmesi %100 şart . Angela Merkel, iki konuda bize ciddi yanlış yapıyor . Birincisi, Gümrük Birliği konusunda. İkincisi, AB Yatırım Bankası kredileri konusunda. Kredileri dondurdu. Türkiye’ye Alman turist gelmezse yerine Rus getiririm, belki Hintli getiririm. Ama diğer konularda fazla olanağımız yok.

                      YABANCI SERMAYE, GÜMRÜK BİRLİĞİ SAYESİNDE TÜRKİYE’YE GELDİ

GÜRMAN TEVFİK- Şimdi şöyle bir şey var. Gümrük Birliği sayesinde Türkiye de yabancı sermaye oluştu. Mesela Hyundai Türkiye’de bir fabrika kurmak istemezdi. Bir çok otomobil markası, Türkiye’de fabrika kurmazdı. Çünkü  sadece Türkiye pazarı için yatırım yapmıyor. 500 milyonluk AB pazarı ve 80 milyonluk Türkiye pazarı 600 milyonluk pazarı için bu yatırımı yapıyor. Çok ciddi bir ihracatımız var. Eğer Gümrük Birliği olmamış olsaydı biz hala kalitesiz otomobilleri kullanmak zorunda kalacaktık.

ZUHAL MANSFIELD- Haklısınız, katılıyorum size. Burada kaybedeceğimiz şey, işgücü kaybolacak. Ama öte taraftan Afrika’dan 24 tane ülke kazanacaksınız . Avrasya’da ülke kazanacaksınız .

FARUK ŞEN- Çok doğru.  Bu hükümet çok iyi bir adım attı.2002 yılında Türkiye’nin  dış ticaret hacminin %60-64’ü AB ülkelerinden oluşuyordu. AB dışındaki ihracatımızın Afrika payı ise %1,5  kadardı . 2007’de Türkiye Afrika’ya işadamları yolladı. 2009’da THY uçmaya başladı. 2010-2011 yıllarında büyükelçi gönderdik. 2012’de ihracatta Afrika’nın payı %32’ye çıktı. Neden? Fakir dediğimiz Afrika ülkeleri, geri kalmış ülkeler. Her türlü ürüne, mala ihtiyacı var. O yüzden ihracatımız arttı. Fakat şimdi Afrika’ya 2016’daki ihracatımız %13’lere kadar düştü .

           TÜRKİYE AB’DEN UZAKLAŞIRSA AVRASYA VE ORTADOĞU TÜRKİYE’DEN KAÇAR

KAZIM KILINÇ- AB ve NATO ile ilgili tartışmalarımız sürerken, son yıllarda sıkça gündeme gelen konulardan biri de Şanghay Beşlisi. 1996 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin Şanghay kentinde Rusya ve Çin’in öncülüğünde kurulan Şanghay Beşlisi, 2001 yılında, Özbekistan’ın da oluşuma katılmasıyla birlikte örgütün adı, “Şanghay İşbirliği Örgütü” olarak değiştirildi. Türkiye, AB dışında, NATO dışında hangi imkanlara, alternatiflere sahip? Türkiye Şanghay İşbirliği Örgütü’ne, Avrasya Ekonomik Birliği’ne girmeli mi girmemeli mi? Ne yapmalı? Sefa Gömdeniz Bey, özellikle Orta Asya’yı iyi bilen bir işadamı. Sefa Bey buyurun, sizin değerlendirmelerinizi alalım.

SEFA GÖMDENİZ- Bizim AB ile olan ilişkilerimiz, aldığımız bilgilere göre o bölgelere ticaretimizi pozitif etkiliyor. Onlar diyor ki, “Siz AB’ye yakın olduğunuz için sizinle çalışmamız bizim menfaatimize daha uygun. Türkiye batı kesimde bize yakın bir ülke. Batı ülkesi. Mesela Almanlar bizimle hiç ortaklık yapmadı. Almanlar bize dediler ki biz zaten oralarda etkiliyiz Türkiye’ye tercih yok. ABD, İngiltere bizimle müttefik oldu. Mesela şu anda Türkmenistan’da Japonlarla 15 milyar dolarlık iş yapıyoruz . Dolayısıyla AB ile müttefiklik politikamızın bana göre devam etmesi lazım. Bu konuda kendimize şu soruyu sormamız lazım: Biz ne yapıyoruz? Neden müttefik olduğumuz ülkelerle ilişkilerimiz bu noktaya geldi? Bizim yani işadamlarının, firmaların amacı, Türkiye’ye döviz kazandırmak. Gerek ihracat olarak, gerekse çeşitli ülkelerde yaptığımız yatırım olarak. Tek bir amacımız var: Türkiye’ye döviz kazandırmak. Bırakın bunun siyasetini biz yapalım. Siz siyasal siyaset yapın, biz ekonomik siyaset yapalım . Zaten sivil toplum kuruluşlarının amacı budur. Dolayısıyla bizim AB olan ilişkilerimizi düzeltmemiz, daha iyi bir noktaya taşımamız lazım.  Kazandığımız şeyleri daha da fazlalaştırmamız lazım. Bu da bizim çalışmalarımızla olacak bir şeydir. Şu anki ilişkiler ne kadar duruk bir noktada olsa da gayretlerimizi göstermeliyiz. Bu şekilde politikamız devam etmeli. Neden? Avrasya’daki tüm ülkeler, Türkiye Avrupa’da olduğu için bize yaklaşıyor. Bakın biz Avrupa’dan çıkalım, hepsi bizden kaçar.  Avrasya ve Orta Doğu, hemen bize arkasını dönecektir.

                      TÜRKİYE AVRASYA’YA GÜVENİP DE AB’DEN ÇEKİLİRSE FELAKET OLUR

KAZIM KILINÇ- Avrasya Ekonomik Birliği için ne diyorsunuz?

SEFA GÖMDENİZ –Zaten Şangay Birliği askeri bir birlik. Ekonomi birlik değil. Avrasya Ekonomik Birliği ise beş ülkeden oluşuyor. Çin yok, Rusya, Beyaz Rusya, Tacikistan, Kazakistan ve Ermenistan var. Bunların hepsi krizde. Tacikistan ve Ermenistan zaten felaket durumda. Kırgızistan da girmek üzere. Onların giriş amacı şu: Rusya’ya işçi gönderebilir miyiz? Biraz meyve-sebze satabilir miyiz? Kazakistan’da zaten doğru dürüst sanayi yok. Onlarını o birliğe girmenin siyası bir avantajı var. Çünkü o ülkelerin hala %40’ı Rus . Rusya’dan büyük yardım alıyorlar. Herkes gitti rubleye, dolar yükseldi, herkes oraya döndü .  Bütün iş, otomobil piyasası öldü. Beyaz Rusya şu an zaten çok zor durumda. 1 milyar dolara ihtiyacı var. Nereden bulacak ? Rusya, ambargo dolasıyla felaket durumda . Ve önümüzdeki 3-4 yıl içerisinde çok daha kötü senaryolar bekleniyor Rusya’da . Biz bunlara güvenip de AB’den çıkarsak felaket olur .

KAZIM KILINÇ -Zuhal Hanım, şu anda Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı. Ortadoğu’yu, Uzakdoğu’yu çok iyi biliyor, takip ediyor.  Sizin görüşünüzü alalım. Dışardan Ortadoğu dan , Uzakdoğu’dan Türkiye nasıl gözüküyor? Sizin değerlendirmelerinizi alalım…  

ZUHAL MANSFIELD- Öncelikle hem birey olarak hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin şu soruyu sorması gerekir. Biz niye bu hale geldik? Niye böyle olduk? Kimse durduk yerde bunu yapmadı.. Kimse durduk yerde bize yaptırım uygulamadı. Birçok ülke tarafından bize uygulanan vizeler ağırlaştırıldı. İş damı hareket edemiyor. Ben Afrika , Avrasya coğrafyasında da çalıştım. Mısır’da üç ayrı rejimle çalıştım. Her şeye rağmen 7,5 milyar dolarlık dış ticaret hacmini yakaladık. Şimdi durduk yerde biz neden Mısır ile kavga ettik? Doğu Akdeniz’de en büyük kıyısı olan Türkiye ile  Mısır komşu. Bu iki ülke Doğu Akdeniz’de lojistik bakımından hakimiyet sağlamak üzereyken biz niye çattık adamlara? İç politikalarına karıştık, iç siyasetine karıştık, ekonomisine karıştık. Bunu niye yaptık? Bu hale ne zaman geldik? Ve niye geldik? Kimin yüzünden geldik? Ne oldu? Bizim yapmamız gereken şu:  Türkiye olarak milli şuurla hareket etmemiz lazım. Ve bu milli şuurun tek bir hedefinin olması lazım. Doktrini olması lazım. Bir defa üslup değişikliğine gitmemiz lazım. İstediğimiz kadar haklı olalım. Üslubunda söyleyemiyorsak haklı olamayız. Haksız duruma düşeriz. Haklı olduğumuzu biraz önce belirttim. AB konusunda haklı olduğumuz ne kadar çok konu varken şimdi suçlu durumdayız. Daha da kötüsü para, Asya Pasifik bölgesine kayıyor. Asya Pasifik bölgesine para kayarken vizelerin zorlaşması bu tarafa da kaymaya başladı. Çin, bize vize vermiyor. Çin neden bize vize vermiyor?

                                ÜSLUP DEĞİŞMEZSE TÜRKİYE’Yİ ZOR GÜNLER BEKLİYOR

KAZIM KILINÇ-Uygur Türkleri meselesinden dolayı mı ?

ZUHAL MANSFIELD- Önce biz Tibet’i tanıdık. Tibet, “Ben bağımsızlığımı ilan ediyorum” dedi . İlk tanıyan ülke Türkiye oldu. Sanki bize kalmış. Tibet’i sen nasıl tanırsın? Tibet, Çin’in en büyük eyaletlerinden birisidir. Çin’in Tibet’i kaybetmesi demek, en büyük eyaletinden birisidir . Onu kaybetmesi demek, Hindistan üzerindeki yaptırımları kaybetmesi demek. Çünkü Hindistan’ın bütün suyu Tibet’ten geliyor. Tibet’ten suyu kesti mi Hindistan bir hafta dayanamaz. Tibet’in bağımsızlığını tanımakla stratejik bir hata yaptık. Bu olaydan sonra Çin ile ilgili vize sorunumuz başladı. Yoksa biz Çin’e vizesiz girip çıkıyorduk. Türkiye için hiçbir sıkıntı yoktu. Ama ne zamanki Tibet’in bağımsızlığını tanıdık, işte o zaman Çin, bize vize uygulamaya başladı. Peşinden bir sürü olaylar oldu. Bizim hep birlikte farklı bir şey yapmamız gerekiyor. En azından birinci halkadaki insanları uyarmamız gerekiyor. Üslup değişmediği sürece Türkiye’yi çok zor günler bekliyor. Evet bize bir rol biçilmiş olabilir. Ama Türkiye’yi kimse haritadan çıkartamaz. Kimse tarihinden çıkartamaz. Türkiye’yi çıkart tarihten, sil baştan yapmak gerekir.” Osmanlı diyoruz” ama, Osmanlı’nın yüzünün Avrupa olduğunun idrakinde değilsek boş yere Osmanlı diyoruz. Bosna Hersek’i gezdim. Her yer Osmanlı. Bu kadar kuyruk acısı olan insanlara bu kadar kötü muamele, bu kadar kötü ey diye başlayan cümleler gidersek olmaz. Yanlış yapıyoruz. Nasıl yaşayacağız böyle? Ürettiğimizi satamazsak nasıl yaşayacağız? Sanayi yoksa siz yoksunuz. Sanayi ürettiği malı satacak kapı bulamaz ise ne yapacak? O yüzden bir şey yapmamız lazım

               KÖTÜ ŞEYLERİ İŞ DÜNYASI, SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI SÖYLEMELİ

KAZIM KILINÇ – Zuhal Hanım, bu konuda öneriniz nedir? Türkiye, dış politikada nasıl adım atarsa sorunlar çözülür? Üç  madde ile özetlersek neler yapılmalı?

ZUHAL MANSFIELD- Bir defa Türkiye, üslup değiştirmeli. Gerekirse liderimiz bir adım geride duracak. Söylenecek kötü şeyleri işadamları, sivil toplum kuruluşları söyleyecek. Ben söyleyeceğim. Siz söyleyeceksiniz, o söyleyemeyecek. Siyaset budur zaten. İlk adım, üslubun değiştirilmesi. İkincisi Türkiye olarak bütün birliklerde olmamız lazım. Bizim bütün birliklerde var olmamız gerekiyor. Üçüncüsü de Türkiye kendi envanterini çıkartmak durumunda . Türkiye’nin il bazında envanter çıkarması gerekir. Hangi ilde ne üretebilir, ne satarız? Nerede eksik, nerede hata var? Nereden faydalanabiliriz? Bu mutlaka yapılmalı. Dördüncüsü de yeraltı kaynaklarımızın mutlak surette yeni baştan tasarlanması lazım. Maden Yasası’nın acilen değişmesi lazım.

                                           İNOVATİF ÇÖZÜMLER BULMAMIZ LAZIM

KAZIM KILINÇ-Çok teşekkür ederiz. Çok güzel analizler oldu. Ali Kamil Bey, Türk ekonomisini yakından izliyor, dünyadaki gelişmeleri çok yakından takip ediyor. Ali Kamil Bey, Türk ekonomisi, sizin pencerenizden nasıl görünüyor? Size göre hangi sorunlar var? Bu sorunların çözümü için ne yapılmalı?

ALİ KAMİL  UZUN-   Küresel rekabet içinde söz sahibi olmak için kurumsal yönetim kalitemizi yüksek tutmak zorundayız. Rekabetçi olmak, gelecekte var olabilmek için şirketlerimizin kurumsal yönetim kaliteleri ile birlikte inovasyon, dijitalleşme üzerine odaklanmaları gerekiyor. Endüstri 4.0 ile gündeme gelen konular ülke olarak temel strateji ve politikalar oluşturmayı zorunlu kılıyor. Türkiye’yi genç nüfus potansiyeli ile dijital atılım yapabilecek, inovatif çözümler üretebilecek fırsatlar ülkesi olarak görmek lazım. Bunun içinde insan kaynağı yetkinlikleri için eğitim önem taşıyor. Ekonominin dinamizmi, sürdürülebilir büyüme için girişimciliğin desteklenmesi, kurumsal hayatta şeffaflık gelişim alanları olarak ortaya çıkıyor.

                                                 EN BÜYÜK SORUN, İHRACATIMIZIR ARTMAMASI

KAZIM KILINÇ- Farklı bir bakış açısı oldu. Teşekkür ederim Ali Kamil Bey. Şimdi Esenyurt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sudi Apak Hoca’mızın görüşlerini alalım. Özellikle uluslararası ticaret konusunda çok yetkin bir hocamız. Finans konusunda çok önemli bir isim. Sudi Hoca’m sizin gözünüzden Türkiye ekonomisi nasıl gözüküyor ?  Türkiye finans merkezi olabilir mi?

SUDİ APAK-Çok teşekkür ederim. Bu akşam çok güzel konuşmalar yapılıyor. Ben de zevk aldım dinlemekten. Bugün geldiğimiz noktaya anlamak için bazı önemli hususlara dikkat çekmek istiyorum.  Dünyada bütün ülkelerin gayri milli hasılatı 70 trilyon dolar. İhracatla dış ticaret 18 trilyon dolar. Günlük para ayrımı yaklaşık 3 trilyon dolar. Şimdi Türkiye bunun neresinde yer alıyor? Çok küçük bir parçada yer alıyor. Burada önemli olan konu bunu domine eden de ülkenin dış borcu . Amerika’nın 16 trilyon dolar borcu var. Çin’in 14 trilyon dolar borcu var. Japonya’nın 10 trilyon, İngiltere’nin 10 trilyon dolar borcu var. Bakın bunları topladığımız zaman 50 trilyon dolar borç rakamı ortaya çıkıyor. Bu da finansal sektörün bir ağırlığını getiriyor beraberinde. Yani gelişmekte olan ülkelere fazla fon kalmıyor esasında. Şimdi biz Türkiye olarak 80’li-90’lı yıllarda birçok ülkede banka açtık. Ben 1992’de Kazakistan’da ilk Türk bankası açma izni aldım. Emlak Bankası’nda yöneticiydim . Kazaklar ile çok güzel bir ortaklık yaptık. Hala çalışıyor bu. Türkiye 2000’li yıllara girince yurt dışında hiç banka açamadı. Bu faaliyetlerin arkası gelebilseydi iyi olurdu. Türkiye şimdi bir kapana sıkıştı . Kişi başına düşen gelir 10.800 dolar. İhracatımız 150 milyar dolar. 2023 yılında 500 milyar dolara çıkaracaktık ihracatımızı. 2023’te 500 milyar dolarlık ihracat rakamını yakalayabilmemiz için olması şu sıralar 300-350 milyar dolarlık ihracata sahip olmamız lazımdı. En büyük sorun ihracatımızın artmaması.

                                              EĞİTİM SİSTEMİMİZİ DÜZELTMEMİZ ŞART

Üniversitelerde ders programını yeni gelişmelere göre hazırlamamız lazım. Almanya’da işsizlik %11’di, şimdi %4.5 oranına geriledi. Robotu tamir eden, analiz eden, yerleştiren, onun mühendisini yapan kendini on göre ayarlayan sistem kurdu. Finansal merkez olayında Türkiye’nin öncelikle kredi ile ilgili notunu arttırması lazım. Bu konuyla ilgili birkaç toplantı oldu. Sonra da arkası gelmedi. Toplantıda tartışılan konular, Türkiye  finans merkez olsun mu? Nerede açılsın? Bunlar tartışılıyor. Söz alanlar hep şunları söylüyordu. Yolları yaptık, altyapısını yaptık. Bırakın bunları bana sorun. Ne dedim bu konuda biliyor musunuz? Sizin bunlarla ilgili uluslararası hakimleriniz var mı ? Uluslararası karar verecek uzmanınız var mı ? Bunun yapılması lazım. Araplar üzerinden para gelecek, biz kurtulacağız . Hayır. Arap paraları olduğu gibi Londra’ya gidiyor. Dünyanın en büyük finans merkezi Londra. 625 banka var. Kaç tane Türk bankası var? 3-4 tane. Orada da siz pay alamıyorsunuz. Dünyada günlük  3 trilyon dolar  dönüyor. Onun çoğu Londra’da . Biz dışarda çok az bankayla kaldık. Bunun çözümü, merkezi küresel piyasalara daha çok girmek. Sanayi 4.0’a geçmemiz lazım. Artık Türkiye’nin büyümesinde sadece büyük şirketler faal olabiliyor, küçük şirketler için böyle bir şey yok. Her şeyden önemlisi eğitim sistemimizi bir şekilde düzeltmemiz şart. Öyle bir ikilem var ki. Bunu devletin iyi bir şekilde algılaması lazım. Bizim bu konulara öncülük etmemiz lazım. Bunların hepsi de yeni eğitime çıkıyor. Asıl bunları yapabilirsek daha iyi bir noktaya gideceğiz. Umarım öyle olur.

                                   EKONOMİK GÖSTERGELER GÜÇLÜ, KARAMSAR OLMAYALIM

KAZIM KILINÇ-Suudi hocam bende çok teşekkür ederim. Güzel bir değerlendirme oldu. Şimdi Alper Nergiz Bey’in görüşlerini alalım. Alper Bey, yaklaşık 30 yıldır finans dünyasının içerisinde. Birçok kurumda üst düzey görevler yaptı. Şu anda foreks piyasasının en büyük kuruluşu GCM Menkul Kıymetler Genel Müdürü olarak görev yapıyor. Siz Turcomoney’de çok kapsamlı ve derinlikli analizler yayıyorsunuz. Türkiye’nin öne çıkan avantajları , dezavantajlar nedir? Buyurun Alper Bey, sizi dinleyelim…

ALPER NERGİZ-Karamsar olmak bize bir şey kazandırmaz. Ekonomik göstergeler güçlü,  Ekonomideki mevcut rakamlara bakalım. Nedir, ne değildir? Rakamlar üzerinden konuşalım. Rakamlar pozitif gözüküyor.  Borsamıza baktığımızda 100 binli seviyelerini aştığını görüyoruz. Dolar/TL kuru ise  ABD Başkanı Donald Trump’ın seçilmesinden sonra gelişmekte olan ülkelerde dolar hızlı bir atak yaptı. Dolar, Türkiye’de 3.90’ları gördü. Turcomoney’de o zaman yazmıştım: 3.50’den sonrasının tamamı spekülasyondur. Bu gerçek oldu. Hakikaten 3.90’a kadar gitti. Şimdi 3.50 seviyesine kadar gerilemiş durumda.  Hatta bu seviyenin bile altına geriledi; demek ki hala Türkiye’ye döviz girişi devam ediyor. Bunu da pozitif bir gelişme olarak görüyorum.

                                           YENİ PAZAR ARAYIŞI, TÜRKİYE’NİN İHRACATI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

KAZIM KILINÇ – “Döviz fiyatlarının gerilemesinde, Ortadoğu’dan gelen fonların etkisi var” şeklinde değerlendirmeler de yapılıyor… 

ALPER NERGİZ-Evet, Ortadoğu’dan döviz girişi var, ama bununla birlikte Avrupa’dan  da Asya’dan da var. Döviz fiyatlarının gerilemesinde ihracatın payıyla birlikte enerji maliyetlerinin düşüyor olması da etkili. Bununla birlikte ihracatta tek bir pazara bağlı çalışmak her zaman risklidir. Örneğin biz aracı kurumuz; Eğer tek ya da birkaç müşteriye bağlı çalışırsak her zaman sıkıntı yaşayabiliriz. Bizim kurumun politikası mevcut müşterileri korumak ve yeni müşteriler de kazanmaktır. Çünkü müşteri portföyünüzü geliştirip çeşitlendiremezseniz zorlanırsınız. O yüzden Afrika açılımı, Güney Amerika açılımı, Asya açılımı yeni ihracat pazarları açısından önemli adımlardır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, işadamlarımız birlikte sürekli yurtdışına gidiyor. Yeni pazar arayışına girmeleri, farklı coğrafyadaki ülkelere gitmeleri çok olumlu. Sadece birkaç ülkeye ağırlıklı olarak bağlı kalmak yerine yeni pazarların geliştirilmesi doğru strateji.

Güneş ve rüzgar enerjilerini destekleyici projeler yapılmaya başlandı.  Geçenlerde bir ihale oldu. Yabancıların özellikle rüzgar ve güneş enerjisi için Türkiye’ye ilgi gösterdiğini görüyoruz. Yoğun teklifler geldi. Demek ki uluslararası anlamda para Türkiye’ye gelmeye devam ediyor. Petrolün varil fiyatının uzun bir süredir  45-55 dolar arasında  seyretmesi Türkiye için çok pozitif. Hatırlarsanız petrol fiyatları 100 dolarlar seviyesindeydi. Özelikle ABD’nin kaya gazı üretmeye başlamasından sonra petrol fiyatları gerileme sürecine girdi. Kaya gazının maliyetinin gelişen teknoloji ile 100 dolarlardan 40-50 dolarlara kadar indiği belirtiliyor. Dünyadaki petrol fiyatlarının gerilemesinden  en çok faydalanan 2-3  ülkeden biri Türkiye.  Bu durum cari açığımız bakımından da önemli. Hızlı büyüyoruz. Nitekim yüzde 5 büyüdük. Bu kadar hızlı büyüyen ve enerjiyi ithal eden bir ülkede enerji maliyetlerinin düşmesi beni mutlu ediyor.

                                                 EKONOMİDE GÜZEL GELİŞMELER VAR

Yine makro açıdan bakacak olursak bankacılık sistemimiz güçlü. Mali disiplin de devam ediyor. Turizm sektörü için geçen yıl zor geçti. Bu yıl gelen rakamlara baktığımızda turizm gelirlerinde artış görüyoruz. Ortadoğulu turistlerinde ilgisinin Türkiye’ye artığını görüyoruz. Ben bu sene tatile Antalya’dan başladım. 10 günlük bir tur yaptım. Ağırlıklı Rus turist olmak üzere Avrupalı ve Ortadoğulu çok fazla turist var. Özellikle İstanbul ve Karadeniz Bölgesinde Ortadoğulu turistlerde gözle görülür bir artış var. Buda döviz girişi açısından iyi. Hatta Meşhur Et Lokantası Nusret’in kapısında Ortadoğulu turistlerin kuyruk oluşturduğunu görüyorsunuz. Görülüyor ki Ortadoğu’dan gelen turistler yüksek gelirli.

Enflasyon rakamları, ilk aylarda biraz yüksek geldi. Yaz aylarının gelmesiyle biraz gerileme var. Döviz kurunun durulması da pozitif bir gelişme. Merkez Bankası da süreci iyi yönetti. Ümit ediyoruz ki enflasyon, tekrar tek haneli seviyelere geri gelir. Çünkü enflasyon en çok faizlere yarıyor. Enflasyon düşmediği sürece faizlerin de düşmesi zor.  Orada alınacak bir takım tedbirler olabilir. Son açıklanan rakamlara göre işsizlik yüzde 10.5’a geriledi. Bir istihdam seferberliği var. Umarım başarılı olmaya devam eder. İlk ve ikinci çeyrekte büyüme  %5 olarak gerçekleşti. Hükümet yetkililerince üçüncü çeyreğin %7’ler seviyesinde gerçekleşebileceği belirtiliyor. Gönülden istiyoruz ki gerçekleşsin. Bundan sonraki beklentimiz, daha kapsamlı reformların devreye sokulması ve bu reformların büyüyüp kalıcı hale gelmesi.  Yabancı yatırımcılara kolaylıklar sağlanması. 2023 yılı için hedefler var. 500 milyar dolar ihracat hedefi var. Türkiye’nin ilk 10 ekonomi de yer alması hedefi var. Benden önce konuşan Sudi Hoca’mız, “bugünlerde 150 milyar dolar civarında olan ihracat rakamları 350 milyar dolar olsaydı, 2023’te 500 milyar dolarlık ihracat hedefini ancak yakalayabilirdik” dedi. 500 milyar dolara ulaşamazsak 350 milyar doları da bulsak yine güzel. Belki bu hedefe belirtilen tarihte tam olarak ulaşamayabiliriz, ama bunlar güzel hedefler.

Yine son olarak güzel bir gelişme oldu. Enerji Bakanlığı, petrol ve doğalgaz arama sondaj çalışmalarını başlattı. Bütün Türkiye coğrafyasının grafiği çıkartılıyor. Çevremizde bir tane doğalgaz veya petrol olmayan ülke yok,  biz de de bir şekilde çıkar diye ümit ediyorum.

Makro ekonomideki tüm bu olumlu gelişmelere, bankacılık sektörünün bu kadar yüksek kar elde ettiği ve bu nedenle eleştirildiği bir ortamda aracı kurumların bir kısmının zarar etmesi bir kısmının da karlılığın düşmesi sebebiyle kapanması; bankacılığa alternatif kanal olarak sermaye piyasalarının yeterince kullanılmadığının önemli bir göstergesidir. Umuyoruz ki İstanbul Finans Merkezi Projesi çerçevesinde bu konuya ilişkin adımlar hızla atılacaktır.

KAZIM KILINÇ- Alper Bey, teşekkür ederiz. Farklı bir bakış açısı oldu. Bardağın başka bir tarafından, dolu tarafından değerlendirdiniz ekonomiyi. Son yıllarda en çok konuştuğumuz konulardan biri inavosyon. Burada da inovasyon konusuna vurgu yapıldı. Türkiye’nin rekabet gücünün artması için inavosyon önemli. 4. Sanayi devrimi için inovasyon önemli.  Gürdoğan Yurtsever Bey uzun zamandır bu konuda dergimizde yazılar kaleme alıyor. Hem finans dünyasını yakından takip ediyor, hem de yenilikçi, inovatif projelere yönelik analizler yapıyor. Gürdoğan Bey, sizin düşüncelerinizi alalım.  

                                            EKONOMİMİZİN GELECEĞİNİ EĞİTİM BELİRLEYECEK

GÜRDOĞAN YURTSEVER- Genel anlamda konuşulanlara bakılınca Türkiye ekonomisi için belirleyici faktörlerin aslında dışarıdan gelen özellikle uluslararası ilişkilerle kaynaklı olduğunu görüyoruz. Onun dışında mikro bazda pek çok faktör ekonomimizi etkiliyor. Ama bunu şunu söylemek istiyorum. Özellikle kısa vadede her zaman dalgalanmalar olabiliyor. Soğuk savaş bittiğinden beri dünyanın dengesine büyük bir bozulma olduğunu hepimiz görüyoruz. Peki bu dengeler sağlanabilecek mi? Ben dünyanın çıldırmış hale geldiğini görüyorum. Suriye’deki riskler, gerçekten ciddi problem bizim için. Kısa vadede bu tür dalgalanmalar yaşanabiliyor. Özellikle uzun vade açısından bakmak gerektiğini düşünüyorum. Uzun vadede de belirleyici faktörün ekonomimiz açısından eğitim sistemimiz olduğunu düşünüyorum. Maalesef her yıl eğitim sistemimizi daha da bozuyoruz. Kuruyoruz, bozuyoruz, tekrar kuruyoruz, tekrar bozuyoruz. Bizim açımızdan, ekonomimiz açısından kısa ve uzun vadedeki en büyük riskin bu alanda olduğunun düşünüyorum . Bizim acil bir şekilde stabil, kararlı bir eğitim sistemine karar vermemiz. Bunu 20-30 yıl uygulamamız şart. Suudi Hocamız da söyledi. Üniversitelerimizin sayısı çok fazla. Her geçen yıl yeni yeni üniversitelerimiz kuruluyor. Araştırmalara baktığımızda dünya araştırma endekslerinde sıralamalara girmemiz mümkün değil. Uluslararası karşılaştırmalara bakıyorsunuz. Sonlardayız maalesef.  Şimdi inovasyon, 4.0 falan diyoruz. Gerçekten dünya başka bir yere gidiyor. Geçmişte endüstri 1-2-3’ü yakalayamadık. Yakalamamızın tek yolu eğitim.

                                           RİSKLERİ, FIRSATA ÇEVİRMEMİZ LAZIM

Dünyanın ekseninde bir kayma var.  Eksen, dünyanın doğusuna, özellikle de Çin’e  doğru kayıyor.  Çin’in tek kuşak tek yol projesi, dünyanın ticaret dengesini Doğu’ya kaydırabilecek çok ciddi bir proje. Ve bu proje, Türkiye’yi yakından etkiliyor. Bütün projeksiyonlarda Çin’ in 2030’larda dünyanın en büyük ekonomisi haline geleceği gösteriyor. Fakat bu demek değildir ki yönümüzü sadece Doğu’ya çevirelim. Bunu söylemek doğru değil.  Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri yönümüz Batı’ya çevrilmiş durumda. Tabii ki dünyanın ekseninin Doğu’ya kaydığı bir ortamda bizim bu fırsatları değerlendirmemiz lazım. Fakat aynı zamanda Batı’ya biz sadece belirli ülkeleri takip edelim diye girmedik. Sonuçta onların çağdaş değerlerini, demokrasi ve evrensel değerlerini kendimize referans aldığımız için yönümüzü o tarafa çevirdik. İnsan hakları, demokrasi gibi evrensel değerleri  dikkate alarak, yönümüzü hiç çevirmeden Doğu’daki fırsatları de değerlendirecek şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü riskler var, ama her risk aslında beraberinde fırsatları içerisinde barındırıyor. Bu fırsatları değerlendirmemiz mümkün. Bunun için tabii ki öncelikli eğitim sistemimizi ve diğer sistemlerimizde kalıcı, stabil bir noktaya taşımamız gerekiyor. Bundan sonra konuştuğumuz konu, dünyanın başka yere gittiği endüstri 4.0 devrimi. Yani inovasyon. Bu noktaları yakalamamız çok mümkün . Geçmiş dönemlerdeki ıskaladığımız, 40-50 yıl geride kaldığımız gelişmeleri bu defa 15-20 yıl içerisinde yakalamamız lazım. Dünya ülkeleri ile rekabet etmemiz lazım. Çok teşekkür ederim.

KAZIM KILINÇ : Bende teşekkür ederim Gürdoğan Bey. Gerçekten de eğitim meselesi çok önemli. Türkiye için kritik. Stratejik bir konu. Dünya ile rekabet edebilecek bir eğitim sistemini mutlaka kurmamız lazım… Alper Bey’in, Gürdoğan Bey’e sorusu var.

                      “TEK KUŞAK, TEK YOL” PROJESİ DÜNYA EKONOMİSİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

ALPER NERGİZ – Gürdoğan Bey, Çin’den bahsettiniz. Çin’de döviz rezervi olarak yaklaşık 3 trilyon dolar var. Hakikaten çok ciddi bir rakam. Geçen yıl uluslararası yatırımcıların katıldığı bir toplantıdaydım. Toplantı 15 Temmuz’un hemen sonrasında idi. Hemen hemen hiç Çinli uluslararası yatırımcı yoktu. Aynı toplantı bu yıl tekrar yapıldı.  Bu toplantının sunumunu yapan Profesör Güven Sak toplantı sonrası katılanların önemli bir kısmının çekik gözlü Çinli olduğunu görünce; “Bu Uzakdoğu ilgisi nedir” dedi. Sizin de Bankanız Çin’in en büyük bankası tarafından satın alındı. Dolayısıyla orada nasıl bir izlenim var. İşin tuhafı Türkler için Çin vizesi ve orada çalışma izni almak zor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?                                        

ALPER NERGİZ – Gürdoğan Bey, Çin’den bahsettiniz. Çin’de döviz rezervi olarak yaklaşık 3 trilyon dolar var. Hakikaten çok ciddi bir rakam. Geçen yıl uluslararası yatırımcıların katıldığı bir toplantıdaydım. Toplantı 15 Temmuz’un hemen sonrasında idi. Hemen hemen hiç Çinli uluslararası yatırımcı yoktu. Aynı toplantı bu yıl tekrar yapıldı.  Bu toplantının sunumunu yapan Profesör Güven Sak toplantı sonrası katılanların önemli bir kısmının çekik gözlü Çinli olduğunu görünce; “Bu Uzakdoğu ilgisi nedir” dedi. Sizin bankanız Çin’in en büyük bankası tarafından satın alındı. Dolayısıyla orada nasıl bir izlenim var. İşin tuhafı Türkler için Çin vizesi ve orada çalışma izni almak zor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

GÜRDOĞAN YURTSEVER- ICBC, hem Çin’in hem de dünyanın en büyük bankası. 2015 yılında Türkiye’de faaliyete başladı. ICBC, 2.5 yıldır faaliyet gösteriyor. Aslında biraz önce söylediğim Çin’in “tek kuşak, tek yol projesi” çok önemli bir proje. Çünkü eski İpek Yolunu canlandıracak. Bununla da yetinmeyip deniz ipek yolunu kuran, buradan Afrika’ya kadar yer alan ülkelere hızlı demir yolları, ulaşım ağları, deniz yolları, limanlar çok ciddi yatırımları içeriyor. Asya Kalkınma Bankası Çin’de kuruldu. Türkiye de bunun kurucuları arasında. Bu hatların geçtiği bütün ülkelere ciddi yatırımlar yapılıyor. Bu yansıma, aslında bu projenin yansıması. Türkiye de bu noktada odak ülkelerden biri. TÜSİAD 4 yıldır Çin’i anlamak diye konferans düzenliyor. Bunun bir yansıması Türkiye’deki Çinliler de çok ciddi bir artış var. Çalışan sayılarında. Karşılıklı olarak Çin ile siyaset de gelişiyor bu süreçte. Çinli vatandaşlar buraya gelirken Türk vatandaşlarının oraya gitmesinde bu kadar zorluk yaşadığını çok bilmiyordum. Hükümetimizin beklentisi de sadece Çinli firmaların buraya gelmesi değil. Bizim firmaların da oraya gitmesi. Zaman içinde mutlaka bunlar da olacaktır. Bütün bu gelişmeler Çin’in dışarıya açılma politikasının bir uzantısı.

                                ÇİN, DÜNYANIN HER YERİNDE KOLONİLER KURUYOR

KAZIM KILINÇ : Çin konusunda ben de gözlemlerimi aktarayım. Çin inanılmaz Ortadoğu’da, Balkanlarda, Afrika’da müthiş  bir yatırım atağında. 3 yıl önce ülke raporunu hazırlamak için Kamerun’a gitmiştik. Orada demiryolunu Çinlilerin yaptığını söylediler. Çin yönetimi demiryolunda çalışması için 10 bin kişiyi oraya taşımış. Koloniler kuruyor. Yatırımların finansmanını sağlıyorlar, borç veriyorlar ve ülkeye Çin vatandaşlarını taşıyorlar. Son olarak geçen aylarda Belarus’a gittim. Çinliler Belarus’a Endüstri Parkı kuruyor. Yaklaşık 1 milyar dolarlık bir yatırım yapılıyor. Çin şu an inanılmaz bir hızla gidiyor. 10-15 yıl sonra dünyanın en büyük ekonomi gücü hale gelecek .

Türkiye’nin çok öteden beri tartışılan bir başka konusu da kayıt dışı ekonomi. Ekonomi çarkının dışında kalan, yastık altında kalan fonların ekonomiye kazandırılması yıllardır tartışılıyor. Yastık altındaki altınlar, sürekli gündeme getiriliyor. Ramazan Başak Bey, kayıt dışı ekonomi konusunda en çok kafa yoran isimlerden biri.   Yıllarca MASAK’ta başkan Vekilliği görevinde bulundu, sonra bankalarda üst düzey görevler yaptı. Bu kaynaklar, ekonomiye nasıl kazandırılabilir? Ramazan Bey sizi dinliyoruz…

                                      DÜNYADA KARA PARA MİKTARI 3 TRİLYON DOLAR

RAMAZAN BAŞAK- Türkiye’de ciddi kayıt dışı bir ekonomi var. Maliye Bakanlığı’nın yapmış olduğu ölçümlemelere göre kayıt dışı ekonomi oranı önceki yıllarda %45’ler seviyesindeydi. Şu an %30’lara düştüğü ifade ediliyor.  Demek ki hala ciddi seviyelerde kayıt dışı bir ekonomimiz var. Kayıt dışı ekonominin bu kadar yüksek olması Türkiye’de kara para aklama olmasını beraberinde getiriyor. Şunu çok iyi biliyoruz. Bir ülkede ne kadar kayıt dışı yüksekse o ülkede kara para trafiği o kadar yüksektir. Dünyada bir yılda aklanan kara para yaklaşık 3 trilyon dolar. Ve Türkiye’de de gerçekten ciddi ölçülerde kara para aklama olayları var. Kimi ölçümlemelere göre 30-40 milyar dolar seviyesinde kara para var.  Tabi bu kara para trafiğinin bu kadar yoğun olmasının çeşitleri sebepleri var. Ama en temel sebebi, uzunca bir süre Türkiye de kara paranın aklanmasıyla ilgili bir mevzuat çıkmadı . Bu ciddi anlamda kara para trafiğinin ülkede yoğun olarak hareket etmesine neden oldu.  Bir diğer neden toplumsal bilinç oluşturulamadı. Biz hala kara para aklama konusuna şöyle bakıyoruz. Yurt dışından gelen döviz, cari açığımız var. Dış ticaret açığımız var. Ödemeler dengesi problemimiz var. dolayısıyla dövize maksimum düzeyde ihtiyacımız var. Dolayısıyla kapımızı açalım. Paranın rengine bakılmaksızın bu ülkeye gelebilsin. Bu anlayış, kara para trafiğinin biraz yoğun olarak hareket etmesine neden oldu . Altın hilal denilen uyuşturucu yolu Doğu’dan gelip Trakya üzerinden çıkan Türkiye’den çıkıyor. Ve terör örgütleri de bu konuda rol oynuyor. Türkiye’de yoğun bir kara para trafiğinin oluşmasına neden oldu. Kayıt dışı ekonomi boyutları da çok yüksek. Çeşitli seferler kayıt dışı paranın ekonomiye kazandırılması için yasal girişimler yapıldı. Fakat istenen sonuçlar alınamadı. Varlık barışı yapıldı. Sanıyorum 3. sü çıktı. Ama getirdiğimiz düzenlemelerden arzu etmek istediğimiz başarıları elde edemiyoruz. Ve tabi ki ne yazık kayıt dışı ekonomiyi azaltmak ve yurt dışındaki ve  yurt içindeki atıl duran kaynakların ekonomiye kazandırılmasını amaçladığımız bu düzenlemelerin içinde kara paranın bu ülkeye girişini engelleyici maalesef çok şey yok. Öyle esnek düzenlemeler yapılıyor ki varlık barışı altında gelen bir takım değerler içerisinde kara para olduğu da ifade ediliyor. Bu konuda çok dikkatli olmak lazım. Kara paranın uluslararası alanda önlenmesi amacıyla OECD bünyesinde kurulan Uluslararası Mali Eylem Gücü (Financial Action Task Force- FATF)nün üyesiyiz.  Hiçbir ülke bile bile kara parayı ülke ekonomisine sokamaz. Bu mümkün değil. Böyle bir şey gördüklerinde FATF gerekli önemleri alır. Kayıt dışının oranlarını azaltmak, atıf kaynakları ekonomiye kazandırmak için ciddi önlemler almamız lazım. Kayıt dışının önlenmesi konusunda da alınacak çok çeşitli önlemler var. Mesela mevcut düzenlemeler daha etkin hale getirilirse, vergi daha geniş tabana yayılabilirse kayıt dışı ekonomiyi de azalır.  Ama bu önlemler, çok istekli ve arzulu bir şekilde alınmıyor. Böyle olunca da %30’luk kayıt dışının yükü, geri kalan %70’in üzerine yükleniyor. Bunun için de bir siyasi irade şart Siyasi iradenin iyi oluşması lazım. Bu konuda ısrarlı bir takip yapılması lazım. Bunlar yapılırsa kayıt dışı ekonominin boyutlarını azaltırsınız. Sadece kayıt dışı değil. Kara para

                                                 200 TL’LİK KUPÜR PİYASADAN KALDIRILMALI

KAZIM KILINÇ –Çok teşekkür ederim  Ramazan Bey.  Zuhal Hanım, ekonominin düzlüğe çıkması için sizce neler yapılmalı?

ZUHAL MANSFIELD-Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük  kupürlü parası ne kadar? 200 lira. Hamili  çek kalkmadığı sürece ekonomiyi kayıt altına alamazsınız. Biz ekonomiyi kayıt altına almak istiyorsak temel üç tane şeyi yapmamız lazım. 1- Hamili çek kalkmalı. 2-SGK sabitlenmeli . 3-Herkesin 3  emeklilik geliri diye bir şeyin olmaması lazım. Biz bunları yapmadığımız sürece kayıt dışı çalışmak zorundayız. Mecburuz bunu yapmaya.

KAZIM KILINÇ- Osman Altuğ Hoca’mızı tanırsınız. Yıllardır kayıt dışı ekonomi konusunda mücadele eden bir bilim adamı. Bir defa 200 liralık banknotun hemen piyasadan kaldırılması lazım. En büyük banknotun 10 lira 20 lira 50 lira en fazla olması lazım. Hatta alışverişlerin tamamen kredi kartı ile yapılması lazım. O zaman kayıt dışı ekonomide ciddi bir mesafe alınabilir.

GÜRMAN TEVFİK – Avrupa Birilği, 500 Euro’luk banknotu kaldırıyor. Bu deftere yazılı çek sistemi kalkmalı. ABD’de kalktı. Tamamen elektronik sisteme geçiliyor. Artık her şey dijital ortama aktarıldığı için “yaz kağıda, bankaya götür sistemi” bitti .

ZUHAL MANSFIELD – Dünyada vadeli çek diye bir şey yok. Biz hala vadeli çek kullanmak zorunda kalıyoruz.

GÜRMAN TEVFİK- Senet ve damgayı kaldırırsanız zaten olay kendiliğinden düzeliyor. Senetten damgayı kaldırırsanız senet, senet olarak çek çek olarak kullanılır. Bu kadar basit .

RAMAZAN BAŞAK- Osman Hoca’nın en çok üzerinde durduğu konu herkesin, yani şirket olarak veya birey olarak herkesin her giderini gelirlerden düşmesi. Yani daha az vergi vermesi. Mesela ben birey olarak aldığım bir çok fişi vergi indiriminde kullanamıyorum. Dolayısıyla kayıt dışı işlemler önlenemiyor. Bir de yükler çok fazla. Siz yükleri azaltır biraz daha tabana yayarsanız zaten elde ettiğiniz vergi gelirlerini daha fazlasını toplarsınız.  Yükümlülüklerin azaltılması gerekiyor. Azaltıldığı zaman kayıt dışı otomatik olarak azalacak.

GÜRMAN TEVFİK-Gelir Vergisi Yasası’nda bir düzenleme yapıldı. Mesela geçici 67. madde var. 10 yıl önce çıktı. Herkesten %10 vergi alınacaktı. Başlangıçta yabancılardan da alınacaktı, ama sonra kaldırdılar. 10 yıl geçti yeni çözüm bulamadılar. Şimdi 10 yıl daha uzatıldı. Yalnız o yapılırken toplantılarda hep söyledim. Bir tek Türkiye Cumhuriyeti’nin ihraç ettiği yabancı para cinsi üzerinden bonoları bunun içine koymadılar. Beyannameye dahil ettiler. Beyannameye dahil ettikleri için de Türkler gitti bunu yurtdışından almaya çalıştı. O zaman biz onu yabancı alıyor diye görmeye başladık. Halbuki ben o zaman dedim ki, “bunu alın yabancılardan almayın, Türklerden alın” Hiç değilse adam razı %10 vermeye. Bir şikayeti yok kimseye. Ama bir de beyanname verecekseniz deyince adam kendini yabancı yaptı. Kayıt dışını önlemenin yolları açıldı. Basit, sade sistem 12-13 senedir gidiyor. Belki 30 sene gidecek. Çünkü alternatifi yok.

                                       VERGİDEKİ ÇARPIKLIĞIN BİR SEBEBİ DE DOLAYLI VERGİLER

ALİ KAMİL UZUN– Müsaadenizle bir tespitimi paylaşmak istiyorum. Dolaylı vergiler, doğrudan alınan vergilerden daha fazla oldukça bu durum devam edecek. Ekonomide kayıt dışılık ile vergi sistemindeki adaletsizlik arasında her zaman bir ilişki söz konusu vardır. Bu çözülmedikçe sorunlar devam edecektir.

                                                  SİYASETTE LİBERALİZM YOK

KAZIM KILINÇ- Şimdi Şaban Çağıran dostumuza söz verelim. Yıllarca bankalarda üst düzey görev yaptı. Sigorta şirketlerinde görev yaptı. Şimdi Denizbank’ta üst düzey yöneticilik yapıyor. Turcomoney’de de yazılarını farklı bakış açılarıyla yazıyor. Şaban Bey, sizin gözünüzden Türk ekonomisi nasıl gözüküyor ?

ŞABAN ÇAĞARAN-Her şeyden önce başarılı olmanın yolu, ortaya bir vizyon koymaktan geçiyor. Bunun vizyonu nedir? Biz kendimizi 30-40 yıl sonra nerede görmek istiyoruz? Eğer yönümüz Batı’da ise, gelişmiş ülkelerden yanaysak bunu günü birlik politikalarla değiştirmememiz lazım. Son derece önemli.  Yani biz de yıllar önce ekonomide liberal bir yapıya geçtik. Malların dolaşımını serbest bıraktık. Mal satmak istiyoruz, dünyadan mal almak istiyoruz. Dünyadan para almak istiyoruz. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Ama siyasette liberal miyiz? Bunu ortaya kolam lazım önce. Siz ekonomide liberalliği savunduğunuzu ve uyguladığınızı söylerken siyasette çevreyle çatışırsanız yol almanız mümkün değil. İktisatta aslında bu tam bir risktir. Çok önem vermemiz gereken hususlar var. Eğitim ve teknoloji. Türkiye’deki eğitim sistemine baktığımızda şunu görüyoruz. En son bir rapor yayınlandı. 134 ülke sıralamasında Türkiye eğitim sıralamasında 104. sırada. Endonezya’nın bile altında. Haftalık ders saatlerine bakıyorum. Türkiye’de kişi başına düşen eğitim süresi 6.5 yıl, Avrupa’da 10-12 yıl düzeyinde.  Hindistan bize göre geri kalmış bir ülke. Hindistan’da haftalık fen ve matematik dersi ortaöğretimde 40 saat, Türkiye’de 10 saat bile değil. Biz nasıl inovasyonda orada burada ileri gideceğiz. Ama nasıl? Düşünmek lazım. Yani bütün ortaöğretim kurumlarında bazı okullarda haftalık matematik sayısı 2, bazılarında 4. Ayrıca ben eski bir eğitimciyim. O yüzden yakından takip ettiğim bir konu.

                                                ÜRETEMİYORUZ, SÜREKLİ TÜKETİYORUZ

Kişiye verilen önem, ona verilen parayla ölçülür. Kamu harcamalarına bakıyorsunuz. Eğitimin payı son derece sınırlı. Eğitim mensuplarına, öğretmenlere, üniversite hocalarına mutlaka daha iyi maaş verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğitim sektörüne daha fazla kaynak ayrılması lazım. Diğer taraftan üretmiyoruz. Sürekli tüketiyoruz. Bunu ithalat ve ihracat rakamlarına bakarak görebilirsiniz.  Üretimle faiz ters oranlıdır. Faiz düşerse üretim artar. Faiz oranları artarsa yatırım azalır. Dünyada faiz oranlarının en yüksek olduğu ülkeler arasındayız. Biz bu şartlarda üretimin artmasını nasıl bekliyoruz? Bir yandan üretmeden tüketiyoruz, diğer yandan da üretmek için hiçbir şey yapmıyoruz. Bir şekilde onu kontrol altına almak lazım. Tabi ki yatırım yapılmamasının tek nedeni tabı ki yüksek faiz değil . Güven ortamı çok önemli. Bir yabancı yatırımcı olsanız, özel aracılarınız yoksa gelip Türkiye’de yatırım yapar mısınız? Veya büyük bir grupsunuz. Gelip Türkiye’de yatırım yapar mısınız? Kendinizi ne denli güvende hissediyorsunuz? Ne ölçüde demokratik hissediyorsunuz? Yine orada başka bir konuya geçiyorum. Hukuk sisteminin dünyada ki bütün yatırımcıları kucaklayacak ölçüde şeffaf, adil, objektif ve demokratik olması gerekiyor. Mesela Rusya’ya posta koyuyoruz, ABD’ye posta koyuyoruz. Bugün Almanya’ ya posta koyuyoruz. Tamam bilmediğimiz şeyler vardır. Bilmeden yorum yapmayı sevmem. Bütün bunları yaparken de karşılarımıza birilerinin çıkacağını bilmemiz lazım. Kim daha uzun hamleleri gördüğü zaman, 5. 10 . 15. hamleyi gördüğünüzde başarılı olabiliyorsunuz.  Ama iki hamle sonrasını görmediğiniz zaman duvara toslamanız büyük olasılık.  Dolayısıyla da dış ilişkilerde gerçekten çatışmak çok zor, ama bunu telafi etmek çok daha zor. Elde ettiğimiz gelirin paylaşımını vergi kısmında konuştuk. Vergi adaletsizliğini gördük. Liberal sistemin sonucu toplumun binde biri gelirin yarısına sahip. Sosyal adalet anlamında vergi dağılımında da iyileştirici önlemler alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Ben size bazı verilerden söz etmek istiyorum. Türkiye’de 100 bin kişinin toplam parası bankadaki toplam mevzuatın %45’ine eşit. Bu ne demektir? Uzun vadeli vizyonlu önlemler almak gerekiyor. Bankacılıkta  1999 -2000 krizinden sonra çok sıkı önlemler alındı. Bu konuda çok başarılı denetimler var. Bankacılıktaki karı üretim sektöründeki gibi düşünmemek lazım. Çünkü bankalarda her şey, her işlem kayda giriyor. Ben bankaların karını çok doğru düşünmüyorum . Çok yüksek olduğunu da düşünmüyorum . Aktif kar baktığınız zaman binde bir civarındadır. Faiz dışı gelir-gidere baktığınız zaman faiz dışı gelirler daha düşüktür aslında. Göründüğü çok fazla değil. Ama bence bankalar, geliri faiz gelirinden elde ediyor.

KAZIM KILINÇ –Ramazan Bey bu konuya bir ekleme yapmak istiyor. Ardından Zafer Hoca’mıza lojistik konusunda bir sorumuz olacak.

RAMAZAN BAŞAK –Şaban Bey’in dediğine katılıyorum. Bankacılık sektörünün karı çok yüksek. Neye göre yüksek? Bir işletmede karın çok yüksek olduğunu söyleyebilmeniz için belirli kriterler var. Ama en önemli kriter öz kaynak karlılığı. İlk 6 aylık bankacılık sektörü karı 25 milyar. 300 milyar liralık öz kaynak olduğunu düşünürseniz 6 ayda %7. Aynı karı ikinci yıl elde edecek diye düşünürseniz %14. Zaten bugün parayı bankaya mevduata yatırsanız yatırsanız %14 gelir elde edersiniz. Hiçbir şey yapmasa mevduata yatırsa aynı parayı kazanır. Artı bunlar gerçek denklemler değil. Bugün bankacılık sektöründe yüzdürülen bir o kadar para var. Gerçekten onlara karşı ayrıldığı zaman bu karlılığı da yakalayamaz bankacılık sektörü. O yüzden karın yüksek olduğuna ben inanmıyorum

GÜRMAN TEVFİK-Bankacılık sektörü için en büyük tehlike, Türkiye’de kamu borçlanmasının artması.  Ödeme vadesi geldiğinde daha çok borçlanıyor ve bu trend devam ediyor. Bu durum, faizlerin üzerinde baskı kuruyor. Paraya olan talep artacak. Kamunun kaynak kullanma ihtiyacı artıyor. Bu oran, %119 a çıkmış. Diğer yandan diğer tasarruf oranları düşük olduğu için fon hızı  da artmıyor. Dolayısıyla bir yandan da kamu yönetimi yüksek faiz istemiyor. Bu çelişki nerede düzene girecek? Ben de merak ediyorum. Bir yandan borçlanma ihtiyacınız varsa faiz oranları da yüksek olur. Bunu biz Tansu Çiller döneminde gördük, yaşadık. Eğer faizi düşürmek istiyorsak ilk yapmamız gereken şey,  kamu borçlanmasını azaltmak .

KAZIM KILINÇ -Şaban bey bu konuda bir şey ekleyecek .

ŞABAN ÇAĞARAN : Ben Gürman Hoca’ma %100 katılıyorum. Kredi tutarı 1.800 trilyon, finans sektörü tutarı 1.5 trilyon lira. Bir kere bu faiz üzerinde baskı oluşturan nedenlerden birisi. Siz 100 topluyorsunuz 120 geri veriyorsunuz .

KAZIM KILINÇ -Yani bankalar, bugün topladığı mevduattan daha fazla bir kredi veriyor. Ama mevduatın vadesi çok kısa. Finansman sorunu karşımıza çıkıyor. Vadeler çok kısa.

ŞABAN ÇAĞARAN-Kazım Bey dediğiniz çok doğru. Bankacılık sektöründe mevduatın yarısını 1 ile 3 ay arasındaki vadeler oluşturuyor. Yani ortalama 40 gün civarındadır. Toplam mevduatın vadesi yaklaşık 60-70 bin TL civarındadır. Kredi vadesi ne kadar? Bir yıl. Bunun için en azından bir 20 defa mevduat toplamamız lazım. En az 6 kere para toplamanız lazım. Faizin üzerine baskı yapan olaylardan biri bu. Kredi Garanti Fonu da faizi artırıcı etki yaptı. Bir serum uygulamasıydı bana göre. Devletin cebinden para çıktı mı? Çok az çıktı ya da hiç çıkmadı. Peki bankalardan para çıktı mı? Evet 2-3 milyar para çıktı. Zaten sıkışık olan bir sektörden bu para çıktı.

KAZIM KILINÇ -Peki teşekkür ederiz. Zafer Acar Hoca’mıza söz verelim. Zafer Hoca, Piri Reis Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Uzun bir süredir Turcomoney’de lojistik konusunda yazılar yazıyor.  

ZAFER ACAR- Eski bir bankacı olarak bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Reel sektörde bir şirket sürekli zarar etti mi batıyor. Ama bankacılıkta zarar değil likide sorunu de bankayı batırıyor. Şimdi bu ifade ettiğimiz durumda, aslında likidite açısından bankacılığın bir riskini de ortaya çıkarıyor. Zamanında batık bankalar krizi yaşamamızın nedeni bu. Faizler çok yüksek boyutlara çıktı. Bunun tek temeli likidite sorunuydu.  Bankacılığın sistemi bu. Reel sektör gibi değil. O bakımdan da hep işe o kar zarar noktasına doğru bakılıyor. Aslında öteki önemli bir riski göz ardı etmiş oluyoruz. Yani bu açıdan buna dikkat çekmek istedim .

                          MUASIR MEDENİYET İÇİN KURUMUŞ AYARLARINA DÖNMEMİZ LAZIM

KAZIM KILINÇ- Türkiye’nin ihracatı 2000’li yılların başında 30 milyar dolar civarındaydı. 2008-2009 döneminden sonra bu rakam 150 milyar dolara kadar çıktı. İthalatımız da 250 milyar dolara yükseldi. Birkaç yıldır ihracatımız 140-155 milyar dolar arasında gidip geliyor. Maalesef o sınırı bir türlü aşamadık. Zafer Hoca’m, bu tabloyu Türkiye’nin lehine tabloyu nasıl değiştirebiliriz? Lojistik konusunda ne olmalı ki biz bu kısır döngüyü kıralım?

ZAFER ACAR- Bir kere bu döngüyü kıramayız. Lojistik ile üretimle tüketim arasındaki zaman ve mekan farkındalığı kapatırız sadece. Yani üretim varsa ve tüketim için talep varsa biz onun sağlayıcısıyız. Çok güzel tespitler var. Vizyon konusuna el attı konuşmacılarımız. Bizim bir vizyonumuz var. İşletmelerde vizyonu kurucu koyar. Bizim de bir vizyonumuz var. O da muasır medeniyetler seviyesine erişmek . Bunun bayrağını İngiltere taşıyorsa hedef, İngiltere’yi yakalamak geçmektir. Ertesi sene bu bayrağı Çin devir alırsa bizim hedefimiz, Çin’i yakalamak ve geçmektir. Vizyon dinamik olur. Ve kısa vadede oradan kalkmayacak bir vizyondur. Bunu unuttuğumuz için vizyonsuz olduğumuzu zannediyoruz. Hayır. Kuruluş ayarlarımıza geri dönersek bunu görebiliriz. Diğer başka bir konu var. Eğer jeopolitiğe bakarsak biz ilginç noktada olan bir ülkeyiz. Şimdi jeopolitikte 3 konu önemli. Jeopolitik kara hakimiyeti teorisi, genel kuşak teorisi ve deniz hakimiyeti teorisi. Kara hakimiyeti teorisinin en güçlü savunanı Almanya’dır . Orayı eski Prusya’yı merkezi alır bu teori. Bakarsanız hem bizimle müttefik olarak geçmişte hem de sürekli düşman olarak yüzyıllarca Rusya. Baktığınızda hepsi bundan kaynaklıdır. Genel kuşak teorisi dediğimizde biz bunun tam ortasındayız. Çok kritik bir yerdeyiz. Hele hele o kıtaların o kesişme noktasında. Şimdi Çin, bunu kullanmaya çalışıyor. Çin’in Beyaz Rusya’da yatırım yaptığını söylediniz. Doğru. Çin, Kazakistan ile de ortak bir yatırım yaptı. Başka ülkelerde de. Peki Almanya’nın dünya lojistik endeksinde yıllardan biri 1. sırada olması şaşırtıcı mı? Almanya’nın mevzuatına bakın. İthalatına, gümrük sistemine baktığınız zaman ihracatı kolaylaştırıcı mevzuattır .  Almanya tarihine baktığımızda sürekli kimyada, otomotivde, makine endüstrisinde ciddi bir üreticidir. Hepsinde ciddi bir üreticidir ve bunu satması gerekir. Dolayısıyla mevzuatının tamamını buna göre düzenler.  Buna uygun yapar. Peki biz neredeyiz?  39. sırada . 39 sırada başladık, 27’lere çıktık, 34’e düştük . Bu işle kafa yormuş birisi olarak söylüyorum. Bizim yerimiz orası değildir. O pozisyonu hak etmiyoruz. Biz aslında 50’lerdeyiz . Öbür tarafından gidelim  bunun dengi olan değişkenler global rekabet endeksine bakalım. Global endekste bizim yerimize baktığımızda biz orada son sıralamalarda, 55. Sıradayız. Peki PISA testinde neredeyiz? Aynı yerdeyiz. Matematik anlama lobisi ile ilköğretimdeki öğrencilerimizin anlama seviyesinde aynı yerdeyiz. Bunların hepsi birbiriyle dengeli. Peki neden lojistik sıralamasında yukarıdayız? Çünkü lojistik performansını yöneticiler sübjektif anket yoluyla yapıyor. Yani bunu bizim yurt dışında da yöneticilerimiz var. Yurt dışında da firmalarımız var. Ekol, Avrupa’nın kotalarını aşmak için gitti Almanya’da firma kurdu. Bizim bunları yapmamız gerekiyor. Ama bunlar için içeriye dönük mevzuatımıza bakmamız gerekiyor. Gerek gümrük mevzuatı gerek dış ticaret mevzuatını kendi özümüze uygun yapmamız gerekiyor.

                                                    HEDEFİMİZ YÜKSEK OLMALI

Hedef koymamız lazım. Özellikle zorlayıcı hedefler  iyidir. Ama erişemediğinizde de motivasyonu çok kötü düşürür . Şimdi trend analizi yaptığımızda da bizim bu rakamlara erişmemiz hayal ötesi bir şey. O zaman bizim kırmamız gerekir. Ne ile kıracağız? İnovasyonla kıracağız. İnovasyondaki yerimiz 71 . Bunların hepsini bu şekilde incelememiz gerekiyor . Buradaki katılımcıların bankacılık kökeni fazla olması nedeniyle çok fazla bankacılık konuşuldu, farkında mısınız? Para önemli, hiç kimse kendi öz kaynağıyla yatırımları yapmıyor. Bizim derdimiz o değil ki. Biz üretmiyoruz, ürettiğimizi verimli üretmiyoruz, katma değerli ürün üretmiyoruz ve inovatif ürün üretmiyoruz. Şimdi endüstri 4.0 a ait tüm parametreler zaten mevcut . Endüstri 4.0 yeni bir şey değil . O bütün parametrelerin aynı anda inovatif bir şekilde aynı ada kullanılmasından başka bir şey değil . Endüstri 4.0’da bütün teknolojiler mevcut . Almanya üretimini arttırdığı bir zamanlar iş gücü ihtiyacını nereden karşılamıştı ? Hatırlayın . Türkiye den karşılamıştı . Sonra sosyal problemler ortaya çıkmaya başladı . Şimdi göçmen almak istemiyorlar . Endüstri 4.0 ın çıkmasında ki gerekçelerden biri . Ne yapmak ? İşçi çalıştırmamak . Endüstri 4.0’ın çıktığı yer Almanya’da fabrika adıyla çıktı. Yani tam otomasyon. Karanlı , elektrik dahi aydınlatma dahi olmayan sadece ve sadece kontrol mühendislerinin ekran başında yaptığı şeyle yapar . Bütün bunları birleştirdiğimizde bizim farklı bir bakış açısına geçmemiz lazım .  Yoksa eski sistemde bugüne kadar geldiğimiz işte 80 öncesi Gerekli 80 sonrası birbirinin devamıdır . Bu bakış açımızla devam ettiğimiz sürece  biz kırılma yaratamayız .

Ben sözümü bitirirken yine şu global rekabet endeksinden bir şey söylemek istiyorum. 55. Sırada olduğumuz söyleniyor,  ama maalesef o yerimiz de doğru değil. Çünkü biz global rekabet endeksinden bir maddeyi sadece çıkarttık. Ve 6’ e düştük. O madde de pazar büyüklüğü . Orada da 17. sıradayız. Nüfusumuz pazar büyüklüğünün global rekabet endeksinin algoritması gereği bizi 55’te tutuyor. O maddeyi aradan çıkarttığımızda 63’e düşüyoruz . Peki bu pazar büyüklüğümüzü biz katma değer olarak kullanabiliyor muyuz? Hayır, kullanamıyoruz. Pazar büyüklüğümüz hatta dezavantaj yaratıyor mu? Yaratıyor. Çünkü işsizlik var. Ne yapmamız gerekiyor? Ttarım ve hizmet sektörünü güçlendirmemiz gerekiyor. Turizmi de görüp bu insanları istihdam etmemiz gerekiyor. Paris’ te bir kafeye gittiğinizde size genelde benim yaşımda insanlar hizmet eder. 20 yaşında hayatta bardak tutmayı bilmeyen masa kurmamış bir adam hizmet etmez. O onun işidir. Garsonluk onun işidir. Bu çok önemli . Uzmanlık çok önemli . Bir de bize gidip bakın. Hepsi belli bir dönem iş yaparlar. Yazın gelirler onu yaparlar.

KAZIM KILINÇ- Zafer Hoca’m çok teşekkür ederim. Ufuk açıcı, güzel bir değerlendirme oldu…

ZUHAL MANSFIELD-İki konuda ben fikir beyan etmek istiyorum. Endeks tuzakları diye bir köşe yazım var benim . Turcomoney Dergisi’nde yayınlandı. Rica ediyorum okuyunuz. Çünkü rahmetli Prof. Dr. Kutlu Veli ile birlikte çalıştık. Endeks tuzaklarında 4 aylık bir çalışma eseridir. Ve müthiş bir çalışmadır. Nasıl tuzakların içine çekildiğimizi anlatır. Aslında endekslerin değil de yöntemlerin yanlış olduğunu gösterir. Çünkü bu endeksleri yaparken bizi istedikleri zaman mesela Avrupa’da kölelik endeksinde Türkiye 1.sırada çıkar. Çünkü Türkiye’yi Avrupa’da yargılar. İşte kadın erkek eşitliğinde Türkiye neredeyse son sırada çıkar. Çünkü yine bizi Avrup’da yargılar. Ama okullaşmada bizi kalkar MENA bölgesinde yargılar. Yani bölgemiz de belli değildir. Çünkü kafasına göre kullanır. Bunu niye yapar? Temel şey belli. Çünkü biz pahalı para kullanırız günün sonunda. Endekslere göre riskimiz yüksek. Reytingimiz düşük olur. Dolayısıyla 40-60 milyar dolar fazladan faiz veririz. Ben bunu dergide yazdım. Önemli diye düşünüyorum. İkinci konu endüstri 4.0.konusu. Biz bugün geçmeye hazırız. Ama sanayi makinasının çoğunu Avrupa’dan alır. Çünkü henüz makine üreten bir sistemimiz yok. Üretimimiz yok. Varsa da yeterli değil. Alsak bile bunları ilkokul mezunu bile olmayan insanların eline veririz. Sanayi makineleri ucuz makineler değil. Biz bunu kendiliğinden yapamayız. İleri teknoloji üretilmiş makineyi alarak ben endüstri 4.0’a geçemem. Bunu kullanacak alt kadroyu da hazırlamamız lazım. Eğitimde dünya üniversiteleri sıralamaları içinde hiçbirinde olmadığımız bir noktada ben sanayi işçisini bulup kullanabilecek kapasitede olabileceğini zannetmiyorum. 

ZAFER ACAR- Yine global rekabet endeksinde temel eğitimdeki yerimiz 79. sırada.

                                                               TÜRKİYE 4.0’I YARATMAMIZ LAZIM

ALİ KAMİL UZUN– Ben Türkiye’nin geleceği için pozitif bakışımı her zaman korudum, koruyorum. Kronik sorunlarımız var, bununla birlikte potansiyel fırsatlara da sahibiz. Bugün her konuşmacı Endüstri 4.0’a değindi. Endüstri 4.0’dan Türkiye 4.0 yaratabiliriz. Türkiye 4.0 ile ifade etmek istediğim husus 4 alana odaklanmak. İnsan Kaynağımızı yetkin kılmak, bilgi toplumunun nimetlerinden yararlanmak, girişimcilik kültürünü yaygınlaştırmak ve her alanda kurumsal yönetim kalitesini geliştirerek ve güçlendirerek güven toplumu olmak. Bu dört amaç ülkemiz için sosyal adalet içinde sürdürülebilir kalkınma ve istikrarlı bir ekonomi olmanın temel başarı faktörleri olacaktır. Bu dört başlık ile gelecek için yol haritası çıkıyor. İnsan kaynağımızın yetkinleştirilmesi için eğitim sisteminde yapılacak reformlar, bilgi toplumun nimetlerinden daha fazla yararlanmak için inovasyon kültürü oluşturan ortam sağlanması ve bu kültürün girişimcilik ruhu ile desteklenmesi, teşvik edilmesi gerekiyor. Siyasette, kamu yönetiminde, iş hayatında, sivil toplumda kısaca toplumun her alanında kurumları ile kurumsal yönetim kalitesini geliştirmek, güçlendirmek için adilliği, şeffaflığı, hesap verebilirliği esas almak gerekiyor. Endüstri 4.0 yaklaşımı ile Türkiye 4.0 küresel ölçekte rekabet gücü olan bir ülke olmak için bir gelecek vizyonu olabilir. Bu vizyon için potansiyel gücümüzün mevcut olduğuna inanıyorum.

                                        HEPİMİZİN CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ

KAZIM KILINÇ-Çok ilginç bir değerlendirme oldu. Bu konuda son değerlendirmeyi Sefa Bey’den alalım…  

SEFA GÖMDENİZ- Biliyorsunuz dünyayı da idare eden bir mekanizmalar var. Think tank dediğimiz kurumlar var. Türkiye de kaç tane think tank var? Bunların kaç tanesi gerçekten bağımsız fikirlerini söyleyebiliyor? Ne yazık ki Türk geleneğinde böyle bir şey var.  “Biz her şeyi biliriz. Biz yönetiriz siz kim oluyorsunuz? İstersen profesör ol”  Ama bu geçmişimizden beri var. Cumhuriyetimiz kuruluşundan beri “think tank”lar yaratıldı. Yaratılanlar da cılız kaldı. Amerikalılar diyordu ki “artık şu Kürt konusunu bir tartışın” Biz bir şey demek istemiyoruz ama bir tartışın. Sağ olsun bizim o zamanki en rütbeli askerlerimiz çıkıp konuştu. Gittiler adamlara bağırdılar çağırdılar susturdular. Bunları tartışamadık biz. Asker Cumhuriyet’e sahip çıkmak istedi tek başına. Sonunda öyle bir hale geldi ki dışişleri de vatan haini oldu . Hepsi komünist, hepsi faşist. İş adamları üçkağıtçı . Asker tek başına  Cumhuriyet’e sahip çıkmak istedi. Çıkamazdı. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e herkes sahipti. Sahip olmayan kimse yoktu. Şimdi ne oluyor? İstiklal marşı okunuyor, kaç kişi fısıltıyla konuşuyor. Yurt dışındaki toplantılarda görüyorum. İnsanlar İstiklal Marşı’nı okumaya üşeniyorlar. Bizi Kemalist mi diye düşünürler diye.

KAZIM KILINÇ -Halbuki İstiklal Marşı Türk halkının bütünüyle, bütün kesimlerinin sahip çıkması gereken bir milli marşımız.

SEFA GÖMDENİZ-Tabi burulara gelirken şimdiki iktidarın bir günahı değil. Bizim genetiğimizden gelen maalesef birbirini yeme alışkanlığı var. Ne yapılabilir? Benim kanaatime ilgili kurumları uyarmalıyız. Çalışmalar yapmalıyız. Sonuçta bu vatan bizim vatanımız. Bir de eksik olduğumuzu gördüğüm bir nokta var. Elimizde TÜBİTAK var. O da AR-GE bazında. Ama bir Avrupa’ya baktığınız zaman bir petrol kimya tesisi kuracaksan orada bir firma va . O kurulan tesise teknoloji transferi yapma yetkisine sahip. Ve bunu da sana bunun sertifikasyonunu veriyorlar. Böyle bir teknoloji kullanırsan senin bu fabrikanda güvenli şekilde ve şu kapasitede çalışılıyor. Sen onu uyguladığın zamanda İyi bir müteahhide verirsen %95-98 oranda o üretimi alabiliyorsun. Bizde böyle bir kurum yok. Çin’de var , Rusya’da var, Kazakistan’da var. Hepsi kurumsallaşmış. Bizde bu işi kavramıyorlar. Ben bu işi bakanların önünde anlattığım zaman, işte AR-GE kuruldu dediler. AR-GE, bir laboratuvar çalışması. Bu bir tesisin kurulması. Bu teknolojilerin yüzde kaçının hangi ülkelere transfer edileceğinin de sanayi bakanlığı tarafından denetlenmesi lazım. Sen bugün Almanya’dan, ABD’den istediğin teknolojiyi satın alamazsın. Kurumlar var . Şu ülkeye şu kadar transfer yaparsın . Bu kadarını yapamazsın . 5 sene sonra adam geliyor. Genel müdürümüzü alıyor, elektrik şefimizi alıyor, proje müdürümüzü alıyor pat diye gidiyor karşıya rakip oluyor. O adamları bedava vermiş oluyorsun. Ve bütün proje tak diye gidiyor. Buna engel olan bir sistemimiz yok. 50 sene uğraşmışız. Ama 5 yılda veremiyoruz.

                                                           ÜMİTSİZ OLMAYALIM

FARUK ŞEN- Değerli dostalar bir kere şu önemli. Bizim üst kimliğimiz Türk.  Dünyada yurt dışında en fazla göçmen bulunduran ülkeler her zaman başarılı oluyor. Çin yurt dışında en fazla göçmen bulunduran ülke . 1.4 milyarlık Çin in 55 milyonu yurt dışında. Neredeyse nüfusunun %3 .2’si başka ülkelerde yaşıyor. Hindistan, 1.1 milyarlık nüfusa sahip. 35 milyonu yurt dışında. Yine %3

79 milyonluk Türkiye’nin 7.6 milyonu ülkenin insanı yurt dışında yaşıyor. Nüfusa oranı %9. Bu nüfusun 5,6 milyonu Avrupa Birliği olmak üzere 2 milyonu da ABD’den tutun diğer uluslara kadar çeşitli ülkelerde yaşıyor.  Bunlar gittikleri yerde hakikaten çok güç şartlarda ekmeklerini kazandılar, başarılarını ortaya koydular ve inovatif oldular. Türk’ün ümit veren bir yapısı var. Her türlü şeye rağmen biz belirli kazançlarımızı ortaya koyuyoruz. Çok ümitsiz olmayalım.

KAZIM KILINÇ-Siz değerli yazarlarımıza, çok değerli görüşlerinizle ortaya koyduğunuz değerlendirmeler ve analizler için teşekkür ederim. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok önemli, çok güzel analizler yapıldı . Türk ekonomisiyle ilgili, dünya ekonomisiyle ilgili. Geniş bir perspektif çizildi. Hepinize çok çok teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın

İlgili Haberler