Kredibilite teminat mı, yoksa itibar mı?

Kredibilite, bugün bankacılık sistemimizin algıladığı şekilde teminat anlamına değil, temelde itibar (market reputation) anlamına gelmekte olup gelişmiş risk ölçüm tekniklerine rağmen hala objektif değerlendirme yerine kurumların risk iştahına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor.

Daha önce de farklı defalar özellikle Amerika menşeili kredi derecelendirme kuruluşlarının istikrar bozucu ve siyasi kararlarının ülke ve dünya ekonomisi üzerine etkilerini yazmıştım. Çinli kredi derecelendirme kuruluşu Dagong Global’in, ABD’li S&P ve Moody’s’in Çin’in kredi notunu düşürmesini müteakip ABD’nin kredi notunu A-‘den BBB+ seviyesine indirmesi ile siyasi etki tartışmaları üzerine kredibilite üzerine yazmanın gerekli olduğunu düşündüm. Bu noktada değinmek istediğim esas nokta, kredi derecelendirme kuruluşlarından ziyade kredibilite kavramının finans sitemindeki algısındaki kurumdan kuruma hatta bazen aynı bankanın farklı şubeleri arasında bile farklılık göstermesidir. Kredibilite, bugün bankacılık sistemimizin algıladığı şekilde teminat anlamına değil, temelde itibar (market reputation) anlamına gelmekte olup gelişmiş risk ölçüm tekniklerine rağmen hala objektif değerlendirme yerine kurumların risk iştahına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor.

                                         İBRET ALMAMIZ GEREKEN DERSLER VAR

Farklı evrelerden geçerek halen devam eden global krizin ilk kez ortaya çıktığı 2008 yılının ikinci yarısından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde meydana gelen bazı gelişmeler, sistemi sorgulamamıza neden oluyor ve ibret almamız gereken uygulama sorunlarını da beraberinde getiriyor. Global finans krizini tetikleyen temel gelişmelerden biri olan kredibilitesi düşük müşterilerin kredilendirilmesinden, yanlış rate edilen finansal enstrüman, şirket ve devlet tahvillerinin milyonlarca yatırımcıyı zarara sürüklemesine, konut kredilerine ilişkin icra dosyalarında yaşanmakta olan sorunlardan, varlığa dayalı menkul kıymet yatırımcılarının bankalardan haklarını geri istemesine, her geçen gün sisteme ilişkin farklılaşmış uygulamalar düzenleme ve denetimden ne kadar uzaklaşıldığını gösteren örnekler olarak karşımıza çıkıyor.

 

                            BANKALAR, 2018’DE PARLAK BİR YIL GEÇİRMEYECEK

Türkiye’de de bankacılık sektörü içinde farklı uygulamalardan kaynaklanan çeşitli problemler ile karsı karşıya bulunuyoruz. Örneğin kredibilitenin ne olduğu bütün bankacılar tarafından iyi bilinmekle birlikte, uygulamada bankalar arasında aynı müşteriye ait risk algısının (bankanın risk iştahı, istihbarat süreci, risk/getiri bilesimi, kullanılan karar destek sistemi, ilgili uzman ve kredi onay makamlarının yargısına bağlı olarak değişiyor) farklılık gösterdiği gözleniyor. Bu alandaki standartların iyi tanımlanmamış olması, rekabete sonradan katılan bankalar ile rekabet gücü zayıf bankaların kredibilitesi daha düşük müşterilere veya aynı müşteriye daha düşük teminatla veya daha düşük risk fiyatlaması ile kredi vermesine ve/veya görece olarak diğer bankalara oranla muhafazakâr davranmamalarına neden oluyor. Nisbeten KGF desteği ile örtülü zararlarını 2017’de öteleme şansını bulan bankalarımızın artan kredi maliyetleri ve kaynak kısıtları nedeni ile 2018’de parlak bir yıl geçirmeyeceklerini şimdiden öngörmek mümkün. Ancak sorun şu ki, dünyada manipülasyon ve açgözlülükten beslenmekte olan finansal sistem, yakın geçmişte görüldüğü üzere, ders almak ve değişmek kararlılığını da göstermedi. Adam Smith’in görünmeyen el’inden farklı olarak götüren el’in yarattığı bu çarpık yapıya kamu otoriteleri de ortak olunca, düzenlenme ve denetim eksikliği ile finansal sistem yeni krizlere gebedir. Bu noktada, ülkemizde gelecekte yaşanması muhtemel krizlerden korunabilmenin temel yolu ise sektör ve düzenleyici-denetleyici kurumların riske aynı pencereden bakabilmesinden geçiyor.

Doç. Dr. Mehmet Yazıcı

yazici@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası