Ticaret savaşları, kime yarıyor?

Dünyanın zor zamanlardan geçiyor olduğu bir gerçek. Gümrük vergilerinin ardı ardına geldiği ticaret savaşları, dalgalanmalarla ve manipülasyonlarla dolu kur savaşları ve eşitlik için bir araya gelen insanların çığlıklarıyla dolu isyanlar dünyanın etrafını sarmış durumda.

Her ne kadar küresel ekonomi bu gibi sorunların her biriyle ayrı ayrı başa çıkabilecek kudrete sahip olsa da bahsi geçen sorunların tümüyle aynı anda başa çıkmak için yoğun efor gerekiyor.

Mehmet Cihat Altay yazdı…

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında süregelen ticaret savaşları bir yıldan fazladır küresel ekonominin en sıcak gündemi olarak biliniyor. Ardı ardına gelen gümrük vergileri, üst üste savrulan tehditler ile piyasalarda zaman içerisinde bir karamsarlık oluştu. Neyse ki, ABD genel başkanlık seçimlerinin yaklaşmasının iki süper güç ülke arasındaki gerilimin düşmesine önemli derecede etkisi oldu. ABD Başkanı Donald J. Trump’ın “faz-1” anlaşmasını açıklaması piyasalar için, geçici de olsa önemli bir rahatlama sebebi oldu.

Atlantik’in bir diğer köşesinde ise Brexit karmaşası, İngiltere’yi olduğu kadar Avrupa Birliği’ni ve hatta tüm dünyayı yaralıyor. Her ne kadar anlaşmasız Brexit ihtimali önemli derecede savuşturulmuş olsa da devam eden belirsizlik hiç de yardımcı olmuyor.

KUR VE TEKNOLOJİ SAVAŞI…

Hong Kong’dan Şili’ye kadar birçok ülkede sokak protestolarının yılı olan 2019’da protesto gösterileri tüm dünyaya yayılıyor. Peki, bu protestolara neler sebep oluyor? Dünyaya neler oluyor? Küresel ekonomi raydan çıktı mı? Şimdilerde gündemi meşgul eden en popüler sorular bunlar…

Küresel ekonomi son birkaç çeyrekten bu yana momentumunu kaybetti. Resesyona birkaç adım uzaklıkta olunsa da, tedbirler alınmadığı müddetçe o birkaç adım çok hızlı atılmak zorunda kalınacak gibi duruyor. ABD-Çin ticaret savaşının Ocak 2018’de resmen başlamasıyla filizlenen korumacılık politikaları, piyasaların ihtiyacı olan risk iştahının körelmesine neden oldu. Hızla büyüyen Çin ekonomisinin tabiri caizse tekerleğine çomak sokan Trump ve ekibinin politikaları süreç içerisinde piyasalara gösterdi ki, bu yalnızca bir ticaret savaşı değil. Bu aynı zamanda kur ve teknoloji savaşı!

TİCARET SAVAŞLARI, KİME YARADI?

Trump, Çin ürünlerine gümrük vergileri uyguladıkça, Çin, para birimi olan Yuan’ın değer kaybına uğramasına yol açarak gümrük vergilerinden doğan negatif etkileri minimize etmeyi amaçladı. Ticaret savaşlarının başladığı Ocak 2018’den bu yana USDCNY paritesinin 6,40’lardan 7,18’lere kadar yükseldiğini hatırlayalım. Bu verilere göre, USDCNY paritesindeki yukarı yönlü hareketin iki ülke arasındaki gerilimle doğru orantılı olduğunu söyleyebiliriz.

Kurdaki yükseliş bir noktaya kadar Çin’e yarıyordu. Fakat belli bir seviyeden itibaren Yuan’daki değer kaybının Çin ekonomisini derinden etkileyebilecek sorunlara yol açma ihtimali Çin’i düşündürüyordu. Çin özel sektörünün yüklü döviz borcu, kur yukarı çıkmaya devam ettikçe ödemesi zorlaşan bir borç halini alıyordu. Bir diğer yandan, yükselen kurun enflasyon oranını arttırma riski ve ardından bu durumun faizleri arttırmaya neden olacağı gibi etkenler hali hazırda yavaşlamakta olan Çin ekonomisinin yavaşlamasını daha da tetikleyebilirdi. Çin, tam kur konusunda zor bir karar aşamasına geliyordu ki ABD genel başkanlık seçimleri Trump’ın karşısına dikilerek Çin’in imdadına yetişti.

Son günlerde gözlerini yalnızca 2020 Kasım’daki başkanlık seçimlerine diken Trump, Çin ile faz-1 anlaşmasını ilan ederek ticaret savaşları cephesini bir süreliğine kapatmış oldu. Böylece Kasım 2019 itibariyle, iki ülke arasındaki tansiyon nispeten düşmüş, kur ise 7,05’lere geri dönmüş oldu.

TRUMP, BU DURUMDAN HOŞNUT MU?

Kur savaşları adına birçok örneğin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. EURUSD’de uzun zamandır gündemdeki yerini koruyor. Avrupa’nın uzun zamandır ekonomik yavaşlama ve düşük enflasyon dertlerinden muzdarip olduğunu, Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) bahsi geçen sorunlara çözüm bulmak için depozit faizlerini sıfırın altına çekse de ekonomiyi kalkındırmakta henüz başarılı olamadığını söyleyebiliriz. Faiz indirimlerinin yanında ek önlem olarak çeşitli genişleyici para politikalarını yürürlüğe sokan AMB’nin bu defa başarılı olup olmadığını önümüzdeki aylarda göreceğiz. Uygulamaya konulmuş olan para politikalarının faydalarının pek görülemediği bu dönemde, güçlü dolar ve Brexit karmaşası gibi başlıkların etkisiyle kan kaybı yaşayan EURUSD’nin yavaşlayan Avrupa ekonomisine an itibariyle en faydalı merhem olduğu söylenebilir. Dolara karşı değer kaybeden Euro, Avrupa’nın uluslararası ticarette daha rekabetçi olmasını sağlayarak ekonomiye adeta uçsuz bucaksız bir tünelde beliren bir ışık olmasını sağladı. Trump’ın bu durumdan hoşnut olduğunu söylemek ise çok zor!

EMTİA FİYATININ DÜŞÜŞÜNE YEŞİL IŞIK

ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşına kadar, küresel ekonomi koşamasa da en azından yürüyor haldeydi. Yavaşlamakta olan Çin ekonomisini daha da tökezleten ticaret savaşları, ardından uluslararası ticareti de kilitlemiş oldu. Çin sanayisinin dünyanın en büyük üreticisi ve emtia ithalatçısı olduğunu göz önüne aldığımızda, Çin ekonomisinin yavaşlamasının dünya ekonomisine etkisini görmek zor olmayacaktır. Risk iştahını önemli derecede azaltan ticaret savaşları, talep ve dolayısıyla üretime sekte vurarak birçok emtia fiyatının düşüşüne yeşil ışık yakmış oldu.

Ticaret savaşları küresel ekonomideki yavaşlamanın tek sebebidir demek büyük bir hata olur. Fakat küresel ekonomideki yavaşlamanın aşağı yönlü ivme kazanmasındaki en önemli etken ticaret savaşlarıdır.

FED, DÜNYADA DÜŞÜK FAİZ TRENDİNİ BAŞLATTI

FED’in öncülüğündeki merkez bankaları gibi birçok kamu kurumu küresel ekonomik yavaşlamaya ve ülkelerinde deneyimledikleri düşük enflasyon problemine, uyguladıkları çeşitli para politikaları ile karşı koymaya çalışıyorlar. 2019 Temmuz itibariyle 10 yıl aradan sonra ilk defa politika faizinde indirime giden FED, tüm dünyada düşük faiz trendini başlatmış oldu. FED’in ilk adımı atmasıyla birçok ülkede ve bölgede başlayan faiz indirimleri ise şimdilik ekonomik yavaşlamayı durdurabilmiş değil.

Merkez bankaları ve hükümetler uyguladıkları politikalarla birbirlerini tamamlamalılar. Bu, merkez bankalarının politikalarını hükümetlere bağlı bir şekilde uygulaması gerektiği anlamına gelmez. Yalnızca merkez bankaları ve hükümetlerin uyguladıkları bağımsız politikaların ritmlerinin tutması gerekir. Aksi takdirde, aynı ABD örneğinde olduğu gibi, hükümetlerin uyguladığı popülist ve korumacı politikalar, merkez bankasının aldığı tedbirlerin etkisini azaltabilir veya boşa çıkartabilir.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası