Türkiye`de işler yolunda gözüküyor

abdden_bakinca_turkiyede_isler_yolunda_gozukuyor_2.jpg Abdullah Akyüz’un 1999 yılında başlayan TüSİAD ABD temsilciliği süreci 31.12.2011 itibarı ile sona eriyor. Kaderin tecellisi olarak bu göreve gitmeden önce kendisiyle son röportajı yine ben yapmıştım. Bu röportajımız da yurda dönmeden önceki son röportajlardan biri. Kendisiyle ABD-Türkiye eksenindeki son gelişmeleri konuştuk.

♦ 1999 yılından bu yana oldukça uzun sayılabilecek bir süredir ABD de yaşıyor ve iş dünyamızın en kuvvetli örgütlerinden TüSİAD’ı temsil ediyorsunuz. Oradan bakıldığında Türkiye nasıl görünüyor?

Euro bölgesinde ve ABD’de kriz devam ederken Türkiye, dışardan bakıldığında genel olarak çok iyi görünüyor. Büyüme, enflasyon ve kamu borçlanması alanlarında diğer ekonomilere göre daha iyi yol alındı. Dışarıdan gelen ve cari açığı finanse eden paranın da bunda pozitif etkisi var. Cari açık bir yandan sorun ama diğer yandan da, Türk ekonomisine duyulan güvenin bir göstergesi. Sonuçta bu para her ülkeye de akmıyor.

♦ O halde Türkiye için ‘Yıldızı Parlayan ülke’ tanımı yapılabilir mi?
Böyle de söylenebilir. Ekonomideki performansının yanısıra; Türkiye genç nüfusu, siyasi ve stratejik konumu, Orta Doğu ile olumlu ilişkileri açısından ilgiyle izleniyor. Orta-Doğu ve Afrika gibi yeni coğrafyalara açılmanın ekonomik katkısı hem ihracatta, hem de portföy yatırımları ile doğrudan yatırımların ivme kazanmasıyla kendini gösteriyor.

CARİ AçIK RİSKLİ
♦ Türk ekonomisini makro olarak nasıl yorumlarsınız?
Dışardan bakıldığında büyük resimdeki en büyük gölgeli alan şu anki cari açık sorunu. Buradaki problem finansman yönetimi ve vadesi. Krizden önce ortalama borçlanma vadesi 3,5 yıl civarında iken bu süreç 6 aya düşmüş durumda. Bunun dışında Türkiye bu dinamizmini sürdürürken, rekabet gücünü geliştirecek bilgi, teknoloji ve eğitim gibi alanlara yatırım yapmak zorunda. Türkiye bir yandan ucuz emek ülkesi değil, diğer yandan elinde çok büyük doğal kaynaklar veya sermaye yok.

Arada kalmak çok zor ve tehlikeli. Türkiye, ucuz emek ülkesi olamayacağına ve akşamdan sabaha doğal kaynaklara sahip olamayacağına göre yüksek teknolojili alanlara yönelmeli. Girişimciliğin ve inovasyonun önünü açmalı. Bunların sonucunda zenginlik ve dolayısıyla sermaye yaratan bir ekonomi olma yönüne gitmeli.

♦ Bu olumlu gelişmeler, reel sektör dışında sizce bankacılık ve sermaye piyasalarında da kendini gösteriyor mu?
Türk ekonomisinin son yıllardaki temel makro verilerinin iyi gitmesi hem bankacılık sektöründe, hem de sermaye piyasalarında yüz güldüren sonuçlar doğurdu. örneğin bankacılığın kamuyu finanse etmekten başka bir şey olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla ürün ve hizmet çeşitliliği arttı. Daha rekabetçi bir ortam doğdu.

♦ Sermaye piyasalarına bakacak olursak, neler söyleyeceksiniz?
Sermaye piyasalarında da kamu kağıtlarının haksız bir rekabeti vardı. Kamu borçlanma ihtiyacının düşmesiyle sermaye piyasası da gerçekten büyüyebileceği ortamı buldu. özel sektör tahvil ihraçlarının yeniden başlaması bunun bir göstergesi.

♦ Mali sistemin ekonominin gerektirdiği büyüklüğe geldiğini düşünüyor musunuz?
Doğrusu düşünmüyorum, zira ekonominin gerektirdiği büyüklüğün çok altında. Benzer ülkelerde GSMH’nın üç-dört katı olması gerekirken, ülkemizde bu oran 1-1,3 kat civarında. Dolayısıyla mali sistemin çok ciddi şekilde büyütülmeye ihtiyacı var. Bu konu cari açık sorununun çözümü için de önemli.

EKONOMİK SORUNLAR OBAMA’YI ZORA SOKTU
♦ Türkiye kendisine çeki-düzen verip ekonomisinde iyileştirme hamleleri yaparken ABD’de borç tavanı konusundan başlayarak ilginç gelişmeler oldu, ne düşünüyorsunuz?
ABD’de borç tavanının arttırılması sorunu yaşandı. Bu bir anlamda siyasiydi çünkü hemen hemen her yıl arttırılan bu tavan ki; Bush zamanında 7 kez artırılmıştı, Obama zamanında da daha önce bir kez arttırıldı ancak cumhuriyetçiler konuyu bu defa siyasi hale getirdiler. Bunun dışında ABD’de ekonomik problemler devam ediyor. İşsizlik, gayrımenkul sektörü, bireysel borçların çevrilmesi gibi konularda büyük sorunlar var. Amerikan ekonomisini sürükleyen iç talep henüz canlanmadı. Bu, her şeyi olumsuz etkiliyor. İlerleme çok yavaş oluyor. Bu nedenle Obama üzerinde ciddi bir baskı oluşmaya başladı.

DOLARIN PİYASALARDAKİ HAKİMİYETİ SüRECEK
Dünyada resmi rezervlere baktığımızda bunun % 60’ı Dolar, ancak % 26’sı Euro olarak tutuluyor. Euro’nun durumu da göz önüne alındığında dolar, daha uzun süre rezerv para olarak kalacak gibi görünüyor.

♦ S&P ilk kez ABD’nin notunu AA’ya indirdi, bu konuda neler söylemek istersiniz? ABD dolarının, rezerv para olma durumunu sorgulatır mı?
Evet, bu büyük bir sürpriz oldu. Şu anda S&P ile ilgili bir soruşturma bile yapılıyor. Bilgileri, verileri doğru kullanmadı diye bir iddia var. “S&P’nin bu kararı, ABD içi siyasi bir etkilenme sonucu oluşmuş ve S&P siyasi etki altında kalmış olabilir” diyenler var. ABD için çok ağır olan bu karar, bir anlamda, rating kuruluşlarının rüştlerini ispatlamaları açısından yararlı olmuştur. Bunu da kabul etmek lazım.

♦ Rezerv para konusunda bir değişiklik olmayabilir o halde?
Tartışmalar sürüyor ancak bu konuda bir değişiklik olmayacaktır, zira henüz doların ciddi bir alternatifi yok. Dünyada resmi rezervlere baktığımızda bunun % 60’ı Dolar, ancak % 26’sı Euro olarak tutuluyor. Euro’nun durumu da göz önüne alındığında dolar, daha uzun süre rezerv para olarak kalacak gibi görünüyor.

♦ Bu durumda çin’i hangi noktada görüyorsunuz?
çin’in ekonomik oyunculara güven vermesi ve parasının rezerv para haline gelebilmesi için değil 40 fırın, 400 fırın ekmek yemesi lazım. Göreli olarak ABD ekonomisi gücünü koruyor. Siyasi ve askeri konulardaki konumu da bu durumu destekliyor. AB’nin içine kapanıklığı da dikkate alındığında ABD doları rezerv para olma özelliğini görünür gelecekte devam ettirir.

İSRAİL’LE İPLERİN KOPMASI ABD-TüRKİYE İLİŞKİLERİNİ ETKİLER Mİ?
♦ Obama sonrası bahar havası esen Türkiye–ABD ilişkilerinde son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Obama seçildikten sonra hakikaten de bir bahar havası esti. İlk yurt dışı seyahatini Türkiye’ye yapması çok anlamlıydı. Türkiye’nin ekseninin batıdan, doğuya doğru kayması sözlerine çok önem verilmiyordu ancak Mavi Marmara olayı ve BM’deki İran oylamasından sonra Türkiye’nin batıdan uzaklaştığı, ideolojik ekseninin kaydığı yolundaki söylemler ABD yönetiminde de yer bulmaya başladı. Fakat, son dönemde Türkiye’nin, İran’dan uzaklaşması, Suriye’de Esad’a açıkça cephe alması bu algılamaları yine değiştirdi. Şu anda ABD açısından en büyük sorun İsrail’le ilişkilerin bozulması.

♦ Biliyorsunuz Mavi Marmara ile ilgili BM kararı Türkiye’yi memnun etmedi ve İsrail’le ilişkileri kopma noktasına getirdi. Sizce bu ilişkiler ABD’den bakınca tamir edilebilir gibi görünüyor mu?
Pek tamir edilebilir gibi görünmese de Amerikalılar “tamir edilmeli” diyorlar. Olayların nasıl gelişeceğini zaman gösterecek. ABD şu anda bu ilişkinin daha da kötüleşmesini engellemeye, iki tarafı da sakinleştirmeye çalışıyor.

♦ Amerikan halkıyla Avrupalılar arasında da sosyal devlet anlamında temel farklar var sanırım, sağlık reformu aşamasında bunları gördük. Neden ABD halkı bu yardımlara bu denli karşı çıktı?
Bu daha çok kültürel ve tarihsel bir konu. ABD’nin kuruluşundan itibaren bireyler her katmanı her kuralı kendileri oluşturmuşlar. Köylerden başlayarak kasaba, eyalet ve sonunda devletin kendisine kadar ABD alttan yukarıya kurulmuş bir toplum. Dolayısıyla köklerinden gelen, neredeyse genlerine işlemiş bir “bireyin inisiyatifi” kavramı var.

‘’çalışan karşılığını alır, çalışmayan başının çaresine bakar.’’ Bunun bir sonucu olarak devleti toplum hayatı içinde çok az görmek istiyorlar. Mümkün olduğunca az hatta, hiç vergi ödemek istemezler. Zaten vergi oranları AB ortalamalarının altındadır. Bu durum borç tavanı ve sağlık reformu gibi konularda devletin ağırlığının hissedilmesi algısını doğurdu.

Hülya DENİZ

hulya@kmedya.com

Turcomoney – Ekim 2011

1 Yorum

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Avatar
    Hanife Canay
    6 Ekim 2011 23:44 -

    Yazınızdan anladığım kadarıyla doların güvenli bir yatırım aracı gibi gözüktüğü.Aydınlattığınız için teşekkürler.

  • Site Haritası