Son Haberler

Dünyanın 1 numarasının başına bir çılgın mı geliyor?

Haber1.com’da Trump seçilmeden haftalar, aylar öncesinde bu analizimi yayınladım. Trump geliyordu… Siyaset ve Ekonomi Bilimleri eğer varsa ufuktaki bu fırtınayı matematik kesinlikle haber veriyordu.

Analizim iki temel gözleme dayanıyordu. Önce, dış politika: Obama dış politikada ABD tarihinin en zavallı başkanı profilini çiziyordu. Zavallı ama çok tehlikeli. Suriye ve Irak meselesinden kaçmış sorunun çözümünü taşeronlara havale etmişti. Onun bu korkak politikasının sonucu İran ve PKK-PYD dünya politikasına altın tepsiler üzerinde birer giriş yapmışlardı.

Milyonlar Obama’nın korkaklığını canlarıyla ödedi

Suriye ve Irak’ta yaşlı, kadın, çocuk milyonlar Obama’nın korkaklığının faturasını canlarıyla ödemeye başlamışlardı. Obama, milyonerler kulübünde caz şarkıları söylüyor, pahalı yemeklerde fıkralar anlatıyor, yemyeşil cennet manzaralı ortamlarda golf oynamayı ihmal etmiyordu. Konuşuyor, gülümsüyor, dünyayı umursamıyordu.

“Süpermen” Trump

Dış politikadaki  bu  facia bari iç politikada bir denge buluyor muydu? Ne yazık ki hayır. Obama döneminde Amerikan orta sınıfları tam anlamıyla çöktü. Sefaletin eşiğine geldi. Amerikan halkı bu zayıf başkandan kurtulmak için bir “Süpermen” arayışına girdi. Bu “Süpermen” Trump’tı. Bu analizimi  Haber1.com’da 1 Eylül 2016’da “ Dünyanın 1 numarasının başına bir çılgın mı geliyor?” başlığı ile yayınladım. Yanılmadım. Çünkü böyle de oldu.

Obama dönemi Türk ekonomisini etkiler mi? Nasıl?

Geçmiş dönemlerde Amerikan seçimleri Ankara’da büyük etkiler yaratırdı. Demokrat başkanlardan korkulur, Cumhuriyetçi başkanlara umut bağlanırdı. Bu durum her zamanda doğru çıkmazdı. Obama seçilince ilk resmi seyahatini Türkiye’ye yaptı. Uçağı Yeşilköy Havaalanı’na inerken alan diğer uçuşlara kapatıldı. Obama Türkiye’de krallar gibi karşılandı. Adının içinde “Hüseyin” kelimesi vardı. Acaba “gizli bir Müslüman mıydı?”  Sekiz yıl sonra durum: Dev bir hayal kırıklığı. Obama neredeyse açık bir Türk düşmanı olarak algılanıyor. Türkiye’ye gelse çok dostça karşılanacağını zannetmiyorum. PKK’yı o azdırdı. Ayrılıkçı Kürt örgütlere o doğrudan silah yardımı yaptı. Darbeci FETÖ’ye o sırt çıktı. Trump’ın başkanlığı döneminde her şey değişecek mi? Tekrar  altın tepsi üzerindeki “stratejik ortaklığa” geri dönüş olacak mı? Benim düşüncem: Artık bu tür yorumlara son vermek lazım. Bu yorumlar dev Amerika karşısında aşağılık kompleksi içindeki ikinci sınıf ülkelere yakışır. Türkiye artık bu sayfaları tarihin çöplüğüne atmalı.

 

YENİ DIŞ POLİTİKA VE EKONOMİ POLİTİKASI NASIL OLMALI?

 

İçerde “Amerika bir dev” “biz çok ufağız” “seksen milyon nüfuslu bir ülke nasıl tam bağımsız olabilir?” diyen insanlar olduğunu söyleyenler olabilir. Bu tür insanları her gün televizyonlarda görmek insana hüzün veriyor. Ama maalesef gerçek onların sandığı gibi değil. Onlara bir “nasıl ekonomide ve dış politikada tam bağımsız  olunur” dersi vermek istiyorum.

 

ELLİ MİLYONLUK BİR ÜLKE NASIL DÜNYA DEVİ OLDU?

Yıl 1958. Yetmiş yaşında bir ihtiyar ülkenin başına geliyor. Ülke fiili bir iç savaş ortamında. Parlamenter rejim tam anlamıyla çökmüş. Ortalama bir hükümetin ömrü 7 ay. Politikacılar kaypak. Bir söyledikleri diğerini tutmuyor. Demokrasi tam bir kaosa dönüşmüş. İktidara gelen  bu yaşlı kişi  tabloyu şöyle özetliyor: “ ihtiyar dünya, ihtiyar ülke, ihtiyar adam..” Ülkesinin içinde bulunduğu kıta askeri, politik, ekonomik açıdan işgal altında. Batıda Amerikan işgali var, Doğuda Sovyetler işgali. Bu yaşlı kişinin sloganı: İşgal bitecek, Amerikalılar da, Ruslar da çekip gidecekler. Ama bunu nasıl yapacak? Yakınlarına hayıflanıyor: “Ülkemin nüfusuelli milyon bile değil” diyor.

İhtiyar lider, ABD’yi nasıl solladı?

Ama başarıyor. Nasıl mı? önce “caydırıcı gücüm olmalı” diyor. Yani Atom bombası. Bunu gerçekleştiriyor, ülkesini “Nükleer Silahlar kulübüne” sokuyor. “Ordum birinci sınıf olmalı” diyor. Bu da gerçekleşiyor. Kendi adını taşıyan Nükleer Uçak gemisi denizlerde boy gösteriyor. Uzayda lider ülkeler arasında olmalıyım diyor. Ülkesi uzaya uydu gönderen ülkeler arasında ipi göğüslüyor. Askeri uçaklarım “dudak uçuklatmalı” diyor. Gerçekten de öyle oluyor: “mirage” lar gökleri tırmalamaya başlıyor. Sivil havacılıkta “kimsenin yapamadığını yapmalıyım” diyor. Ve bu hayal de gerçek oluyor. Bugüne kadar insanlık tarihinde ilk  defa bir sivil yolcu uçağı ses süratinin üzerinde bir salon konforu içinde atmosfer dışında, stratosferde diğer uçaklardan iki misli daha yukarıda ve iki misli daha hızlı uçmaya başlıyor. Bu ihtiyarın kurduğu fabrikadan çıkan uçaklar dünyada sayıca lider. Dünyada şu anda var olan tamamı iki katlı olan en büyük uçaklar bu fabrikadan çıkıyor. İhtiyar liderin istekleri bitmiyor. Ülkemi boydan boya bir örümcek ağı gibi saracak trenler dünyanın en hızlıları olmalı diyor. Böyle de oluyor. Bu trenler saatte beş yüz kırk kilometreyi yakalıyor. Dünyada en fazla sayıda en ileri teknolojili nükleer santraller bizde olmalı diyor. Ve param dünyanın en güçlüsü olmalı. Kıtam birleşmeli. Birleşmiş kıtamın parlamentosu benim ülkemde olmalı ve Amerika ve Rusya kıtadan atılmalı diyor. Bunların tümü gerçekleşiyor. Elli milyonluk bu ülkenin efsane lideri de Gaulle’den bahsettiğimi anladınız. Galatasaray Lisesi’ni birincilikle bitirdikten sonra onun daveti ve bursuyla Fransa’ya gittim. Paris Siyasal Bilgileri ve Sorbonne’u bitirdim. Doktoramı yaparken onun ekibinde Başbakanlık araştırma ekip şefi olarak çalıştım. Yetmiş yaşında bir ihtiyarın köhne  Fransa ve bitik bir Avrupa’dan bugün GSMH’sıyla ve parası Euro’sıyla Amerika’nın önünde olan bir mucizeyi nasıl yarattığını bu mucizenin içinde yaşayarak  ve çalışarak gördüm.  Bugün Türkiye seksen milyon. Trump geldi. Türkiye’ye nasıl davranacak , ne yapmalı diye kıvrananlara bir mesaj olarak yukarıdaki tarih sayfasını not düşmek istedim.

 

PROF.DR. BENER KARAKARTAL

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası