Son Haberler

Güncel ekonomik sorunlara çözüm önerileri…

TL’nin istikrarsızlığı Türkiye’ye ihracat yapan ülkelerdeki satıcıların da riski olduğu için özellikle Avrupa başta olmak üzere Türkiye’den mal ve hizmet alan ülkelerin tamamının TL’nin istikrarından yana olacakları ve Türkiye ekonomisine yardım etmeye hazır oldukları mantık icabıdır. Bu olguya dayanılarak yeniden geniş yelpazeli uluslararası entegrasyon sağlanabilir.

“Ekonomi Reformları” başlığıyla yapılan açıklamalar, piyasaların stresini düşürmeye yardımcı olacak sözel hedefleri içeriyor. Ancak, birçoğu geçmişte defalarca vaat edilmiş olan hedeflere, ne zaman ve nasıl ulaşılacağına ilişkin yoğun tereddütler var.  Hedeflere ulaşmak için gerekli önlemlerin belirsiz bırakılması, sayısal hedeflere dönüştürülmemesi tereddütleri daha da artırıyor. 

“Ekonomi Reformları” olarak açıklanan paketin; Türkiye ekonomisinin üretim, bölüşüm ve tüketim süreçlerini bozan faktörlere yönelik yapısal veya yüzeysel hiçbir öngörüsü ve yaklaşımı barındırmıyor. Reformların, ekonominin süreçlerini bozan, enflasyon, TL’deki istikrarsızlık, faiz, kamu-özel dengesi gibi temel problemlere ilişkin hiçbir öngörüsü ve yaklaşımı bulunmuyor.

Bankacılık sisteminde, kredi kullanım nedenleri, kredibilite ölçümleri, teminatlandırma ve vadelendirme biçimleri, geri ödeme koşul ve kaynakları, erken uyarı sistemleri oldukça sağlıklı işletiyor. Dolayısıyla kredi yaşam döngüsü zaten uygulanmaktadır. Bankacılık sisteminde sağlıklı kredi yaşam döngüsü son yıllarda bürokrasinin dışsal baskılarıyla uygulanması zorlaştırılmıştır.

Salgın sonrasına ortaya çıkan ekonomik ortama özgü hiçbir yenilikçi uygulama önerilmedi. Bazı gelir gruplarının topluca gelir vergisinden ve beyanından muaf tutulması, vergileme genel ilkeleriyle uyumsuz ve mali durumla çelişkilidir. Toplu vergi muafiyeti yerine, daha başlangıçta miktarı ve zamanı belirlenerek direkt gelir desteği sağlanması şeffaflığı ve bilinir olmayı artıracaktır.

Tahvil piyasalarında oluşan kitlesel satış eğiliminin, likidite sıkışmalarına yol açmaması için küresel merkez bankaları portföy alımlarını genişletiyorlar. Tahvil ve borçlanma piyasalarındaki satış eğilimi sorunu, mal ve hizmet piyasalarına, para ve döviz piyasalarına henüz yansımadı. Ancak, yansıması halinde pandeminin yarattığı kriz pandemi boyutlarını aşabilecek, önlemlerin kontrol olasılığını azaltacaktır. 

Kapsamlı dönüşüm hamleleriyle, sosyal ve siyasi risklerin düşürülememesi halinde, yapılan faiz artırımından beklenen yararlar kalıcı olamayacak ve faiz sarmalı her defasında artarak devam edecektir. Sosyal ve siyasal risklerin düşürülmesi için ortada gerçekçi dönüşüm hamlelerinin bulunmaması yerli ve yabancı yatırımcı ve tasarruf sahiplerinin algısını bozmaya devam ediyor.

2020 ekonomik büyümesi arza öncülük eden bir finansal gelişme sağlamış, ancak finansal derinleşme oluşamadı: Türkiye’de arza öncülük eden (supply-leading) bir finansal gelişme meydana geldiği için ekonomik büyüme finansal büyümeyi izlemiş, ancak finansal derinleşmeye yol açamadı. Finansal derinleşme olamadığı için ortaya çıkan finansal gelişmeden ekonomik büyüme doğru bir gidişat hali ortaya çıkmadı.

Stok harcamalarında cari fiyatlarla ortaya çıkan yüzde 600 civarındaki artış, ekonomin önemli bir kısmı satıştan ziyade stoklara çalışmış olduğunu gösteriyor. Stoklardaki bu olağan üstü farklılık, zincirlenmiş fiyatlarla hesaplanan alt seriler toplamının ana seriden hızla farklılaştığı anlamındadır. Harcama kalemlerinin toplamı, katma değerin toplamına ancak bu stoktaki değişimler kalemiyle eşitlenmiştir. Dolayısıyla stoktaki değişimler kalemi çok fazlaca istatistiki ölçüm hatası içerdiği söylenebilir.

İnşaat ve Hizmetler sektöründeki 2020 yılında ortaya çıkan küçülme, sanayi ve tarım da oluşan büyümeden daha fazladır. Zincirleme endeksine göre 2020 yılında Gayrisafi sabit sermaye oluşumunda ortaya çıkan artış, istihdama, kişisel gelire ve refaha katkı sağlamadı.

PİYASA VE HARCAMA DİSİPLİNİ SAĞLANMADAN TL’NİN DIŞ DEĞERİNDE İSTİKRAR OLUŞMAYACAKTIR

Maliye politikası; harcama-gelir politikaları, fiyat-vergi ayarlamaları ve borçlanma stratejileri gibi dört kanalın tamamında, fiyat istikrarı amacına ulaşmak için makro uyuma ilişkin gerekli koordinasyonu sağlayamıyor. Piyasa ve harcama disiplini sağlanmadan TL’nin dış değerinde istikrar oluşmayacaktır.

Kamunun fiyat ve vergi ayarlamaları ile gelirler politikası, geçmiş enflasyona endeksleme davranışının ve ataletin kırılmasına katkı yapmadığı gibi fiyat istikrarını iyice bozuyor.

Bürokrasi, rekabete dayalı serbest piyasa mekanizmasının etkin işleyişini, finansal istikrarını ve dolayısıyla fiyat istikrarını bozucu etki yapıyor.

LİKİDİTENİN PİYASADAKİ DAĞILIMI MERKEZ BANKASI TARAFINDAN YETERİNCE DİKKATE ALINMIYOR

Finansal istikrarını gözetmesi gereken düzenleyici kurumların, para politikasıyla eşgüdüm çabaları hep zayıf kaldığı için parasal aktarım mekanizmaları yeterli işlevselliğe ulaşamıyor. Fiyat istikrarı hedefiyle uyumlu çalışan bir parasal aktarım mekanizması yaratmak için TL ve döviz likidite araçlarının kullanımı yeterince etkin değildir. Bu kapsamda en önemli başlık likiditenin piyasadaki dağılımı Merkez Bankası tarafından yeterince dikkate alınmıyor.

Olağanüstü artan fonlama ihtiyacı karşısında ortaya çıkan emisyon hacmi, swap hacmi ve hazinenin borçlanması arasındaki dağılım optimum dengenin dışında rasgele şekillendi. Reeskont kredisi kullanımının yaratacağı doğal hacmin rezervlere katkısı dışında, döviz arz ve talebinde güçlü ve istikrarlı bir ortam oluşuncaya kadar Merkez Bankasının ilave döviz alım ihalelerine baş vurması döviz piyasalarını bozacaktır.

Küresel düzeyde artan enflasyonist eğilimler, negatif reel faizlere ve akabinde tahvil getiri oranlarının oynaklığına sebep oluyor. Tüketim harcamalarını yukarı yönlü baskılayan politikalar ile düşük ve/veya negatif reel faiz seviyeleri, global düzeyde işsizliği azaltmakla birlikte, enflasyonu artırıyor. Yüksek enflasyon ve işsizlik arasında sıkışma konusunda gelişmiş ülkeler daha problematik haldedir.  Negatif reel faiz aralığı genişledikçe, getirilerini enflasyona eşitlenme yarışına giren tahvil piyasalarında satış eğilimi artmakta ve tahvil getiri oranlarının oynaklığına sebep oluyor.

PANDEMİNİN YARATTIĞI KRİZ PANDEMİ BOYUTLARINI AŞABİLECEK, ÖNLEMLERİN KONTROL OLASILIĞINI AZALTACAKTIR

Tahvil piyasalarında oluşan kitlesel satış eğiliminin, likidite sıkışmalarına yol açmaması için küresel merkez bankaları portföy alımlarını genişletiyorlar. Tahvil ve borçlanma piyasalarındaki satış eğilimi sorunu, mal ve hizmet piyasalarına, para ve döviz piyasalarına henüz yansımadı. Ancak, yansıması halinde pandeminin yarattığı kriz pandemi boyutlarını aşabilecek, önlemlerin kontrol olasılığını azaltacaktır.

Kredi arz eden ve talep edenler arasında servet transferi kredi talep edenlerden kredi arz edenlere doğru akarak servet birikimini önemli ölçüde tekelleştirmesi, pandemi sonrasında tüm insanlığın en önemli riski olacak.   Küresel tahvil piyasalarında ortaya çıkan sorunların TL üzerinde yarattığı negatif baskıyı kısa vadede hafifletmek için, TL faiz oranlarını artırmaktan daha etkili bir başka bir araç bulunmuyor.

Resmi ve paralel veri setlerinin arasında yüksek alan farklılıklarının giderilmesi en önemli reform kalemi olmalıdır: Resmi ve Paralel veri setlerinin arasında yüksek makas farklılıkları giderilmeden Türkiye ekonomisine güven algısı düzelmeyecek. Faktör verimliği düştükçe Türkiye ekonomisinin yüksek potansiyel büyüme kapasitesi de azalıyor: Türkiye ekonomisinin büyümesinde faktör verimliliği, sermaye stoku değişikliklerinden çok daha belirleyicidir.  Son 10 yıldır Türkiye’nin faktör verimliliği düşme eğilimindedir. Faktör verimliliğinin artırılması, yapılacak ekonomik reformların ana fikri olmalıdır.  Kısa ve orta vadeli gelecekte cari açığın finansmanı Türkiye’nin kamusal borçlanma başarısına dayanacaktır, ancak uzun vadede bu yapı sürdürülebilir bir fonlama yolu değildir.

“EKONOMİ REFORMLARI” PİYASALARIN STRESİNİ DÜŞÜRMEYE YARDIMCI OLACAK SÖZEL HEDEFLER

“Ekonomi Reformları” başlığıyla yapılan açıklamalar, piyasaların stresini düşürmeye yardımcı olacak sözel hedefleri içeriyor. Ancak, birçoğu geçmişte defalarca vaat edilmiş olan bu sözel hedeflere, ne zaman ve nasıl ulaşılacağına ilişkin yoğun tereddütler bulunuyor.  “Ekonomi Reformları” nın hedeflerine ulaşmak için gerekli olan önlemlerin belirsiz bırakılması, sayısal hedeflere dönüştürülmemiş olması tereddütleri daha da artırıyor.

Sağlıklı ve güçlü kamu maliyesi için, gelir ve harcama kalemleri ile kamusal borçlanma üzerinde kısa ve orta vadeli analitik modelleme alternatifleri sayısal olarak ortaya konulamamış olması toplumsal duyarlılığın harekete geçmesini önlemiş, tüketici ve yatırımcı güveninde heyecanlanma sağlayamadı.

Açıklanan paketin, Türkiye ekonomisinin hukuk ve eğitime ilişkin ana sorunlarını kapsam dışında bırakması reform beklentilerini sonuçsuz bırakmıştır: Serbest rekabet koşullarına ve mülkiyet haklarına müdahale edilmesini önleyecek hukuksal dönüşümlere, kurum bağımsızlıklarında oluşan gerilemelerin düzeltilmesine, uluslararası ekonomilerle entegrasyonu hızlandıracak adımlara, iş gücü bilgi ve becerisini artırıcı eğitim sistemine ve genel olarak ekonominin hukuksal altyapısına ilişkin değişim ve dönüşüm ihtiyaçlarıyla doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir ilişkisi bulunmuyor.

EKONOMİNİN SÜREÇLERİNİ BOZAN FAKTÖRLERE YÖNELİK YAPISAL VEYA YÜZEYSEL HİÇBİR ÖNGÖRÜ VE YAKLAŞIM BARINDIRMIYOR

“Ekonomi Reformları” olarak açıklanan paketin; Türkiye ekonomisinin üretim, bölüşüm ve tüketim süreçlerini bozan faktörlere yönelik yapısal veya yüzeysel hiçbir öngörüsü ve yaklaşımı barındırmıyor: Ekonomi Reformların, Türkiye ekonomisinin üretim, bölüşüm ve tüketim süreçlerini bozan, enflasyon, TL’nin dış değerindeki istikrarsızlık, faiz, kamu-özel dengesi gibi temel problemlere ilişkin yapısal veya yüzeysel hiçbir öngörüsü ve yaklaşımı bulunmuyor.

Türkiye ekonomisinin potansiyel büyümesini son yirmi yıldır aşağı çeken faktör verimliliğindeki gerilemeleri giderecek dönüşüm ve önlem uygulamaları bu pakette yer bulamadı. Ekonomik büyümenin Garanti Fonu uygulamalarıyla borçlanmaya ve krediye dayalı üretim artışıyla sağlanacağı şeklindeki devam eden sağlıksız paradigma, “Ekonomi Reformları” olarak yapılan bu açıklamaların da ana fikri olmaya devam etmiştir.  Bu kapsamda, özel sektörün sermaye piyasaları araçlarının ihraçlarına garanti verilmesi serbest piyasa prensiplerine uygun değildir.

“Ekonomi Reformları” açıklamalarında; komisyon, kurul, komite, başkanlık, gözetim, denetim gibi yeniden kurulacağı açıklanan organizasyon ve kadrolar, ekonomi bürokrasisinin serbest rekabeti bozucu müdahale potansiyelini daha da artıracaktır.

BANKACILIK SİSTEMİN SAĞLIKLI VE ULUSLARARASI STANDARTLARA UYGUN OLARAK İŞLEYEN KREDİ YAŞAM DÖNGÜSÜ

Türk bankacılık sektörünün kurumsal altyapısı global kriterlere göre şekillenmiş olmasına ve yıllardır “Kredi Yaşam Döngüsü” nün etkin bir şekilde kullanılmasına rağmen “Ekonomi Reformları” açıklamalarında “Kredi Yaşam Döngüsü” modelinin uygulanacağının hedeflenmesi var olanın tekrarı olmuştur: Türk bankacılık sisteminde, kredi kullanım nedenleri, kredibilite ölçümleri, teminatlandırma ve vadelendirme biçimleri, geri ödeme koşul ve kaynakları, erken uyarı sistemleri oldukça sağlıklı işletiyor. Dolayısıyla kredi yaşam döngüsü zaten uygulanmaktadır. Bankacılık sistemin sağlıklı ve uluslararası standartlara uygun olarak işleyen kredi yaşam döngüsü özellikle son yıllarda bizzat bürokrasinin dışsal baskılarıyla uygulanması zorlaştırılmıştır. Bürokrasi baskısı ortadan kalktıkça var olan bu sistem sağlıklı olarak çalışmaya devam edecektir.

Bankacılık sisteminin aktif kalitesini artırmak amacına ilişkin ihtiyaç duyulacak kaynağın ve mali yükün boyutlarının ortaya çıkartılması için, öncelikle bankacılık kesiminin aktif kalitesinin seviyesini belirleyen verilere erişim serbestisi ve şeffaflık gerekiyor.

İşgücü piyasasının elastikiyetinin artırılmasına, vergi adaletinin ve kamusal harcama şeffaflığın artırılmasına, büyük kamu projelerinde ve genel olarak kamusal yatırımlarda toplumsal onay ve mutabakatın ön koşul olarak aranılmasına ilişkin herhangi bir model ve öneri kurgulanmadı.

SALGIN SONRASINA ORTAYA ÇIKAN EKONOMİK ORTAMA ÖZGÜ HİÇBİR YENİLİKÇİ UYGULAMA ÖNERİLMEDİ

Salgın sonrasına ortaya çıkan ekonomik ortama özgü hiçbir yenilikçi uygulama önerilmedi. Bazı gelir gruplarının topluca gelir vergisinden ve beyanından muaf tutulması, vergileme genel ilkeleriyle uyumsuz ve mali durumla çelişkilidir. Toplu vergi muafiyeti sağlama yerine, daha başlangıçta miktarı ve zamanı belirlenerek direkt gelir desteği sağlanması toplumsal paylaşımda şeffaflığı ve bilinir olmayı artıracaktır.

Risk iştahı ve petrol-emtia fiyatlarının seyrindeki son küresel gelişmeler, risk primleri ve artan iç siyasi gerilimler TCMB’nin faiz artırımının temel, rasyonel ve haklı gerekçeleridir: Küresel risk iştahı ve enerji başta olmak üzere emtia fiyatlarının gelişim seyri ve artan iç siyası kutuplaşmalar dikkate alındığında, Merkez Bankası’nın faiz artırımı yapmamış olması halinde, Türk Lirasının kırılganlığının daha da artacağı apaçık ortadadır.

KÜRESEL BORÇLANMA MALİYETLERİNDEKİ ARTIŞ BASKISINDAN TÜRKİYE’NİN MUAF KALMASINI BEKLEMEK GERÇEKÇİ DEĞİL

Küresel borçlanma maliyetlerinde başlayan ve devam eden artış baskısından Türkiye’nin muaf kalmasını beklemek gerçekçi değildir: Gelişen piyasaların tamamında, gelişmiş piyasaların ise bir kısmında, yukarı yönlü ivmelenmeye başlayan uzun vadeli borçlanma maliyet döngüsünden, Türkiye’nin etkilenmemesini, dışarda kalmasını ve direnç göstermesini beklemek gerçekçi ve olası değildir.

FAİZ ARTIRIM KARARI; TL’NİN DEĞERİNDE OLUŞAN STRES VE RİSK BİRİKİMİNİN AZALMASINA KATKI SUNACAKTIR

Faiz artırım kararı; TL’nin değerinde oluşan stres ve risk birikiminin azalmasına, piyasaların güç ve istikrar kazanmasına, hisse senedi ve DIBS piyasalarına yeniden portföy girişlerinin başlamasına, enflasyon katılığının azalmasına katkı sunacaktır: Artırılan faiz seviyesi; ABD’de satış ağırlıklı hale gelen tahvil piyasalarının ve içerde yükselen enflasyonun, ekonomi genel dengelerinde ve özellikle TL’nin değerinde yarattığı stres ve risk seviyesinin hafifletilmesine ve istikrar kazanmasına katkı sunacaktır.

Sıkı para politikasında ve faiz aracının kullanımında en ufak tereddüdün yaşanması halinde, enflasyon seviyesinin, TCMB’nin öngörü ufkunda yer alan hedefin üst bandını aşması kaçınılmaz olacaktır.  Yapılan faiz artırımı, süreç yayılımlı ve düşük seviyeli değil, tek noktadan, tek atımlı, yeterince yüksek ve ani reaksiyon şeklinde olduğu için beklenen etkiyi tam ve eksiksiz olarak sağlayacaktır: Zira faiz artırımları, süreç yayılımlı değil, tek noktadan tek atımlı, yüksek ve ani reaksiyonlardır.   Beklenen etkinin eksiksiz olarak ortaya çıkması için, faiz artırım kararlarının yüksek oranlarda ve sürece yayılmadan tek seferde yapılması para politikalarının literatürdeki genel kuralıdır. 200 baz puan olarak yapılan faiz artışı reel faiz görünürlüğü açısından yeterli olup, süreç yayılımlı değil, tek noktadan tek atımlı ve ani bir reaksiyon olarak kurgulanmıştır.

KAPSAMLI DÖNÜŞÜM HAMLELERİYLE SOSYAL VE SİYASİ RİSKLERİN DÜŞÜRÜLMESİ GEREKİYOR

Kapsamlı dönüşüm hamleleriyle, sosyal ve siyasi risklerin düşürülememesi halinde, yapılan bu faiz artırımından beklenen yararlar kalıcı olamayacak ve faiz sarmalı her defasında artarak devam edecektir. Sosyal ve siyasal risklerin düşürülmesi için ortada gerçekçi dönüşüm hamlelerinin bulunmaması yerli ve yabancı yatırımcı ve tasarruf sahiplerinin algısını bozmaya devam ediyor.

Gelişen ülkelerin ortalama zayıflıklarından daha fazlasına sahip olan Türkiye ekonomisi, yüksek faiz yüküne uzunca süre katlanmaya devam edecektir ve etmesi de gerekiyor. Gelişen ülkelerin temel zayıflıklarından çok daha fazla zayıf koşullara sahip olan Türkiye; fiyat istikrarını, güven algısını, uluslararası atmosfere uygun ekonomik ve hukuksal yapısal dönüşüm süreçlerini ve en önemlisi dolarizasyon zayıflamasını sağlayana kadar sıkı para politikası ve yüksek faiz yüküne katlanmaya devam etmelidir.

Merkez Bankası’nın, siyasi iktidarla mutabakata varılarak ortaya çıkan enflasyon hedefine ulaşabilmesi için gerekli olan kurumsal ve araç bağımsızlığına ilişkin yasal dayanakların iptal edilmiş olması, fiyat istikrarı hedefine ulaşılmasını zayıflatan ve reforma konu olabilecek en önemli yapısal risktir.

FİYAT İSTİKRARI SAĞLANMADAN, DÜŞÜK FAİZ VE BORÇLANMA POLİTİKALARINA TEKRAR YÖNELİNMEMESİ GEREKİR

Fiyat istikrarı sağlanmadan, düşük faiz ve borçlanma politikalarına tekrar yönelerek alışıldık şekilde büyümede ısrar edilmesi, ekonomiyi, kısa bir süre önce kenarından döndüğü ödemeler dengesi krizine tekrar yakınlaştıracaktır. Negatif reel faiz politikalarıyla, Türk Lirasının yerli ve yurtdışı piyasalarda sahiplenilmesini ve konvertibilitesini sağlamak mümkün değildir.

Fiyat istikrarı sağlanmadan; doğal, kalıcı, düşük maliyetli finansmana erişim ortamının ve sürdürülebilir büyüme koşullarının oluşamayacağı, ülke risk primlerinin yumuşamayacağı bunca yıldan sonra artık anlaşılmış olmalıdır.

Son yaşananların Türkiye’nin batı medeniyetlerinden kopuş sinyali olarak algılanma olgusu bertaraf edilmedikçe, iç piyasa dinamikleri bozulmaya devam edecektir: Siyası ve ekonomik ortamda yaşananların Türkiye’nin Batı’dan kopuş sinyalleri olarak algılanmasını önleyecek içtenlikli niyet bildirimlerine ve etkin girişimlere ivedilikle yönelmek gerekiyor.

TÜRKİYE’DEN MAL VE HİZMET ALAN ÜLKELERİN TAMAMININ TL’NİN İSTİKRARINDAN YANA OLACAKLARI MANTIK İCABIDIR

Türkiye’den mal ve hizmet alan ülkelerin tamamının, TL’nin istikrarından yana ve Türkiye ekonomisine yardım etmeye mantık icabı hazır olmaları, Türkiye’nin dış ilişkilerinde artan izole konumunun en etkili çaresidir. TL’nin istikrarsızlığı Türkiye’ye ihracat yapan ülkelerdeki satıcıların da riski olduğu için özellikle Avrupa piyasaları başta olmak üzere Türkiye’den mal ve hizmet alan ülkelerin tamamı TL’nin istikrarından yana olacakları ve Türkiye ekonomisine yardım etmeye hazır oldukları mantık icabıdır. Bu olguya dayanılarak Türkiye’nin içerisine düştüğü izolasyon koşulları ortadan kaldırılıp, yeniden geniş yelpazeli uluslararası entegrasyon sağlanabilir.

Merkez Bankası’nın yeni yönetimleri ve diğer politika yapıcılarının, devam eden mevcut para politikası karar ve uygulamalarını aynen devam ettirecekleri yönündeki açıklamalarına piyasalar tekrar avans vermeye hazırlanıyor. Bu avansın artırılması için serbest piyasa koşullarından taviz verilmeden, ucuz maliyetli fonlama ve borçlanmaya ve eski alışkanlıklara dayalı büyüme politikaları gündem dışı bırakılarak ilk önce fiyat istikrarının korunmasına odaklanılmalıdır.

Orhan Ökmen

Sesmir Yönetim Kurulu Başkanı

okmen@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası