Son Haberler

Hükümet mi hane halkı mı tasarruf etmeli?

Tasarruf etmek sadece ve sadece kendi kazandığının bir kısmını doğrudan doğruya bir köşeye koymak değildir. Tasarruf zeka ister hükümetten belediyeye, iş adamından ev hanımına kadar ekonomiye katkıda bulunur.

Tasarruf dendiğinde insanlarımızın aklına ilk önce harcamalardan bir kaç kuruş kısarak para biriktirme ve zamanı gelince, yani çok zaruri bir harcama olduğunda bunu kullanabilme geliyor. Herkesçe de böyle mi? Bir kısım insanlarda böyle olmayabilir. Gelir durumuna bağlı olduğu gibi biraz olsun zekâ ile ilgili değil mi? Tasarruf etmek sadece ve sadece kendi kazandığının bir kısmını doğrudan doğruya bir köşeye koymak mı? Yoksa dolaylı yoldan da elde edilen gelirde bir tasarruf mu? Böyle bir gelir kamu hizmetlerinin az harcamayla çok şey yapmak yani halkından fazla almadan onlara menfaat sağlamak ve yine aile içinde dışarıya yaptırılacak birçok işi öğrenip hane halkınca yapılmasını sağlamak ve de fuzuli harcamaları, zayiatları azaltmak mı? Her ne olursa olsun, kim ne düşünürse düşünsün bunların hepsi tasarruf etmektir.Mesela bir belediyenin hizmetinden halk nasıl hareket etmelidir ki o belediye fazla harcama yapmasın elde kalan artıları daha başka güzel işleri yaparak halkına sunsun!

ülkemizin hangi şehrine giderseniz gidin bir halk pazarının kurulduğu yerin akşamı orayı görün, pazarcıların bıraktığı pisliği kaç hizmetli ne kadar zamanda temizlemekte ve ne kadar para harcanmakta. Neden o pazarcı esnafı kendi pisliğini orada bırakıyor da, alıp gitmiyor? Neden o’nu zorlayamıyoruz. Bir müeyyidesi yok mu? Elbette vardır da kim nasıl uygulayacaktır! Bunu yazarken yıllarca önce yaşadığım bir durumu anlatmak isterim.

1975 yılı içinde Vakıflar Bankası’nda Genel Müdür Muavinliği yaptığım yıllarda Almanya’da ki temsilciliğimizi görmeye gittim. Mesele oradaki işçilerimizin paralarını bankamız üzerinden Türkiye’ye aktarmak onlara bilgi vermek. Kaldıkları yerlerde (şehirlerde) onları ziyaret ederken, Bremen şehrinde çok güzel kurulmuş bir halk pazarının yanında müsait olan bir yere arabamızı park edip çarşıda biraz dolaştık. Tahmin ederim iki saat kadardı. Honnower’e gitmek üzere döndük. Arabamızı arıyoruz bulamıyoruz. Pazarın yanı diyor, pazarı arıyoruz. Dönüp dolaşıyoruz pazarı bulamıyoruz. Pazarı bulsak arabamızı da bulacağız. Ama pazar yok. Soruyoruz “Pazar nerede” Aldığımız cevap. –”Pazar mı vakti doldu, beş dakika önce kalktı, işte burada idi.” Biz bakıyoruz olamaz burada yerlerde ne portakal, domates çürükleri, muz kabukları, ne de parçalanmış kasalar var. Yerler pırıl pırıl, sanki birileri beş dakikada okus-pokus yapmış. Tabi bizim aklımızda kalan kendi pazar yerimizin hali. Ama burada da belediye var burada da çöpçü var, var ama pislikleri belediye temizlesin denmiyor, kendileri saatinde temizleyip götürüyorlar. belediyede buradan arttırdığını vatandaşından ek bir bedel almadan tasarruf ettiğini yine vatandaşına harcıyor. Bu durum orada yaşayanlara ek bir gelir değil mi? Bir nevi onların gizli bir tasarrufu değil mi?

Daha çok yeni, Mart 2012 de Honnewer’de bir Bileşim Fuarına gittim arkadaşlarla Pazar günü şehri gezerken –”hadi bakalım şu şehirde, meydanda, yolda, yol kenarlarında, parklarda bir sigara izmariti, kağıt parçası, çekirdek kabukları bulalım dedik maalesef bulamadık” burada da insanlar yaşıyordu herhalde!

Bir de bizim şu güzel İstanbul’umuzun güzel boğazından bir pazar sabahı sahilde, Sarıyer’den Tarabya’ya, Bebeke doğru bir yürüyüş yapın bakalım neler görürsünüz? Neler yok ki! Oturulan bankların önleri ayçekirdeği veya kabak çekirdeği kabukları ve kâğıt-poşet artıkları ile dolu, çöp kutuları poşetleri yanmış, içki şişeleri yerlerde yuvarlanıyor, çimlerde oturulup yenenlerin atılmış kapları, yollarda köpek pisliklerini bolca görebilirsiniz. (Nazar değmesin sigara izmaritleri yok gibi) peki bunları kim ve nasıl kaç zamanda temizleyecek maliyeti ne olacak? Bunlara sarf edilenler halkımızdan çıkmayacak mı? Daha dün 1 Mayıs 2012’de bayram deyip binlerce kişi Taksim meydanında boy gösterdi. Ama bırakılan pisliği 400 kişi temizlemek için ertesi günü sabah erkenden gece yarılarına kadar çalıştı, bunun için yapılan masraf bedeli kimlerden çıktı? Bu bir eğitim meselesi mi? Elbette eğitim meselesi ama buradakilerin çoğunluğunun yaş ortalaması herhalde otuzun üzerinde.
Evlerde tutum ve davranışa baktığımız zaman o da ayrı bir konudur. Son yıllarda da tüketim ekonomisi öyle bir hal aldı ki çocuklar babayı dinlemez. Evin hanımı komşusu Şaziye hanımla yarışır. Kullanamayacağı şeyi alır, üç gün sonra bir köşeye koyar. –” Eh ne yapalım kampanya vardı, kredi kartıyla alıverdim” der ve kurtulur sanki kredi kartı ile alınınca ödenmeyecek.
Koskoca bir bahçesi vardır. Terası büyücektir ama oraya bir saksının içinde olsun bir maydanoz, bir nane ekip temiz temiz hem de organik olarak kullanmaz da bir lira iki lira verip manavdan alır. Kendi yetiştirdiğini kullanma karşılığı harcamadığı bir tasarruf değil midir? Yüz metre ötedeki komşusuna arabasıyla gider, harcadığı yakıt müsriflik değil midir? Terliğinin iki santim altı kalkmıştır bir yapıştırıcı ile kendisi yapıştırmazda ya yapıştırtır ya da atar.

Eskiden köylerde kasabalarda müstakil bahçeli evlerde herkesin bahçesinde domates, biber vs fideler görünür, sokaklarda tavuklar dolaşırdı. Şimdilerde nerede bunlar? Bazıları köylere koca koca kümesler yapmışlar tavukları tohumsuz olarak ışık altında dolaşmadan kafeslerde yumurtlatıp köy yumurtası diye hem o köyün halkına hem de diğer yerlerde satıyorlar. Köylü maydanozunu, soğanını, çarşıdan alıyor. Şehirlerimizde evlerin bahçeleri, sitelerin boş alanları süs ağaçları ile yerler çimlerle kaplı, her ay bilmem ne kadar arıtılmış su yok oluyor. Bir etek dolusu para harcanıyor. Hani tasarruf! Nereden geldi bir süs ağacı, çimen sevdalılığı. Koskoca terası çimle kaplamış da bir köşesine iki saksı koyup nane, maydanoz ekmemiş. Komşular görgüsüz demesin diye.

Yetkililer bu millet için vatan için halkın tasarruf edemediğini etmesi gerektiğini belirtirken devletin kuruluşlarında yeteneksiz, bilgisiz, görgüsüz kişilerin görev alması, seçilenlerin bilgisizlikleri sonucu yanlış, mevzuatta uydurularak yapılan harcamalar, lojmanların hali düşünülürse yetkililerin tasarruf yapılamıyor sözleri bunlar için de cari olsa gerek.

Geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerin kaderi bu herhalde. Gelişme sadece ekonomi olarak güçlü olmak veya kişi başına mülk geliri yüksek olması anlamında olmasa gerek. Kişi başına milli geliri çok yüksek olup da gelişmiş ülkeler arasında olmayan ülkeler var. Gelişmek, o ülkenin insanlarının olgun fikirlere sahip olmaları ile ilgili. Bir ülkenin ilerlemiş olduğunu o yerin bordür taşlarının yoldan yüksekliği ile ölçebilirsiniz derler! Bir de bizlere bakın arabalar yaya kaldırımlara çıkmasın diye elli santim yükseltilir. Araba da burnunu o taşa çarpar. Gelişmiş ülke yolu bir defa yapar. Bizim ülkemizde sök kaldırım, yap kaldırım, aç kanalı su borusu geçsin, kapat aynı yolu bir daha aç telefon kanalı geçsin, kapat elektrik kabloları için aç vs.

Bir zamanlar İSKİ’de Yönetim Kurumlu üyesi iken yanılmıyorsam çok şikâyet ettiğimiz bu kanal açma meselesini halledelim diye kuruluşlarla temasa geçildi. Biz şuralardan su boruları için kanal açacağız siz de buralarda işiniz varsa iki iş olmasın dedik. Bize verilen cevap. Siz kendi işinize bakın biz daha oraları planlamadık, ama beş ay sonra hem de İSKİ kanalı kapatınca o yazdığımız yerlerin bazıları aynı yolda kanal açtı.

Ne diyelim olur böyle vakalar Türk bekçisi yakalar mı diyelim? Eğer bizler; nemelazım, bana ne, devlet yapsın, belediye yapsın, boş ver, kimse görmez, dök at buraya nasıl olsa çöpçüler yarın temizler vs. alışkanlık haline getirdiğimiz bu kelime ve cümleleri unutursak zannedersem birçok şey halledilmiş olur. Herkesin başına bir polis, o polisinde başına bir polis koymak mümkün olamaz, kendi kendimizin polisi olmaya ne dersiniz?

M. Zeki SAYIN
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası