Son Haberler

Kriz hangi ülkeyi ne kadar etkiler?

Krizde bölgesel ve ülkesel ayrışmaların yaşanacağı bir döneme giriyoruz, her ülkenin etkilenme düzeyi farklı farklı olacak. Peki hangi ülke, krizden nasıl etkilenecek?

ABD ve Avrupa Birliği ile özdeşleşen son global kriz dünyanın diğer ülkelerine de yansıyacak. Kriz her bölgeyi ve her ülkeyi aynı yönde ve düzeyde etkilemedi ve etkilemeyecek. Krizin başlangıcından bugüne az, ya da çok tüm ülkelerin olumsuz etkilendiğinden söz edilebilir. Krizin bugün geldiği noktada; gelişmiş ülkelerle, az gelişmiş ülkeler diğer taraftan da bu ülke grupları kendi içinde ayrışma noktasına geliyor. Euro bölgesi ülkeleri kendi içinde derin bir ayrışma ile karşı karşıya kalındı, Almanya ve Fransa ile İtalya ve Yunanistan diğer taraftan İspanya, Portekiz, Belçika ve İrlanda krizi bundan sonra farklı boyutta hissedecek. Gelişmekte olan ülkelere baktığımızda, Rusya, çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye’nin krizin neresinde olduğu ve makroekonomik dengeleri ile finansal kırılganlıkları önümüzdeki süreçte ayrışmanın boyutunu etkileyecek.

ABD finansal olarak AB ve Euro bölgesi ülkelerinden daha iyi durumda değil. Ancak, ABD Euro bölgesinin aksine siyasi birliğe sahiptir ve eksik ya da yanlış daha çabuk karar almakta ve uygulamakta. Belki de bu anlamda AB ülkeleri için bir örnek oluşturmakta.

Euro bölgesinin ve AB’nin geleceği önümüzdeki kısa dönemde atılacak veya atılamayacak adımlarla yönlendirilecek. Euro bölgesinin içinde bulunduğu sorunları çözüp, çözemeyeceği 2012 yılı içinde belli olacak. Siyasal birlik oluşturulmadan mevcut ekonomik ve parasal sorunların üstesinden gelinemeyeceğine yönelik yaygın bir inanış sözkonusu. AB krizi bugün için sadece ülke borçlanmaları üzerine kurgulanmış gibi görünüyor. Bu durum da son iki yılda ortaya çıkmış değil. Euro bölgesi oluşturulurken dahi İtalya, Belçika, İspanya, Yunanistan, Portekiz başta olmak üzere Fransa’nın bile finansal kriterleri sağlayamadığı bilinmekteydi. Fakat son dönemde bunların görülmesi ve fiyatlanmasının temel nedenlerinden biri siyasal güvenin zayıflaması ve bunun yüksek sesle dile getirilmesidir. Bununla beraber AB kurum ve kuruluşlarının krize karşı politika üretme ve politikalarını uygulamada yavaş hareket etmesi de eleştirilen bir başka konudur.

Diğer taraftan, sermaye getirilerinin uzun yıllar ortalamalarının altına düşmesi ve fon yöneticilerinin ve sermaye sahiplerinin risk algısının ve getiri beklentisinin de değişmesi uluslararası piyasalardaki volatilitenin oluşmasının temel etmenlerinden biri olarak ortaya çıkıyor. AB ve özellikle Euro bölgesi ülkeleri kritik bir süreçten geçiyorlar. ülke borçlanmalarına ilişkin sorunların önümüzdeki dönemde çözüm sürecine girmesi ve orta-uzun dönemde çözümüne ilişkin beklentileri iyimserliğe taşıması AB’yi ve Euro’yu ciddi bir stres testinden geçirmiş olacak. Aksi takdirde AB ve Euro’nun bundan sonraki seyri çok farklı olabilecek.

Nihai noktada, yüzyılın projesi olarak adlandırılan AB ve Euro Bölgesinin ilk krizde çökmesine AB ülkelerinin izin vermeyeceği bekleniyor. Sorun Euro yüzünden oluşmadı onun öncesinde biriktirilen sorunlar Euro tarafından çözümlenmek zorunda kalındı.

önümüzdeki yıl gelişmekte olan diğer ülkeler gibi Türkiye de krizden en az hasarla kurtulmak için yapısal ve kendine özel tedbirler almak durumunda. ABD ve AB dışında kalan diğer özellikle gelişmekte olan ülkelerin 2012 yılı ve sonrasında faizlerin yükselmesi, ya da aynı seviyede kalmasına paralel olarak ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaları söz konusu olabilecek. Faizlerin gelişen piyasalarda artması ve/veya bankacılık kesiminin yabancı borçlanmalarındaki azalması daralmış varlık ve emtia fiyatlarında ciddi oynaklıklara yol açabilecek. Bunun sonucunda da varlık fiyatlarında büyük bir düşüşün yaşanması da kaçınılmaz olabilecek. Bugün özellikle ABD ve AB ülkelerindeki bazı varlık fiyatlarının diğer gelişmekte olan ülkelere göre çok düşük düzeyde olduğu görülüyor.

Tabiidir ki; böylesi gelişmeler her ülkeyi ve bölgeyi farklı etkileyecek. Bu etkiler ülkenin üretim, tüketim, sermaye yapısı, tasarruf gücü ve kırılganlıklarına bağlı olarak değişebilecek. ülkemizin, krizin özele indirgeneceği 2012 yılında, sürdürülebilir bir büyüme düzeyine gelmesi ve cari açığın kolay finanse edilebilir seviyeye gerilemesi gerekiyor. Faizlerin bulunduğu seviyelerin pozitif faize imkan vermemesi bugün için olumlu gözükmekle birlikte gelecek için çok büyük bir risk oluşturuyor. özellikle kur seviyesinin piyasaya dikte ettirilmeye çalışılması olumsuz olarak değerlendirilebilecek noktalar arasındadır.


Rafi KARAGöL
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası