Piyasaların bir gözü uluslararası piyasalarda, bir gözü içerde

Euro bölgesi ülkelerindeki borç problemine yönelik haber akışı ve parasal genişlemeye ilişkin gelişmeler önümüzdeki günlerde piyasa algılamalarında en önemli gündem maddeleri olmaya devam edecek. İç piyasalarda ise “kriz geliyor” açıklamasının şoku atlatılmaya çalışılıyor.

öncelikle geçen ay piyasalarda neler olduğuna bakalım… Yunanistan başta olmak üzere Euro bölgesi borç problemi ve ABD borçlanma tavanı üzerine görüşmeler piyasaların ana gündem maddelerini oluşturdu. Küresel piyasaların odak noktasında bulunan Yunanistan’da tasarruf paketi parlamentoda onaylandı.

AB liderler zirvesinden ise AB Finansal İstikrar Fonu’nun (EFSF) Yunanistan‘a ikinci kurtarma paketi ile 3 yıl için 109 milyar Euro’luk yardımda bulunacağı ve özel sektörün de buna 49 milyar dolarlık katkıda bulunması kararları çıktı. Ayrıca borçları yeniden yapılandırılarak Yunanistan’a düşük faiz ve daha uzun vadelerle kredi vermeye devam edileceği, EFSF’den alınacak kredilerin vadeleri 7.5 yıldan en az 15 en fazla 30 yıla kadar uzatılacağı ve faiz oranlarının ise yüzde 4.5 ‘tan yüzde 3.5 seviyesine düşürüleceği belirtildi. Faizlerin İrlanda ve Portekiz için de geçerli olacağı bildirildi.

Ayrıca Avrupa Merkez Bankası Yunan devlet tahvillerini kabul etmeyi sürdürecek. Görünen o ki; Euro bölgesi ülkelerindeki borç problemine yönelik haber akışı ve parasal genişlemeye ilişkin gelişmeler önümüzdeki günlerde piyasa algılamalarında en önemli gündem maddeleri olmaya devam edecek. Avrupa Birliği liderleri güçlü ve net bir siyasi irade ortaya koymaya devam ettikleri müddetçe, borç problemlerine ilişkin endişeler azalabilir ve risk iştahı artabilir; aksi halde sorunların ertelendiği düşünüldüğünden kaygılar ve kırılganlık azalmayacak gibi gözüküyor.

Geçen ay piyasalar üzerinde baskı oluşturan en önemli gündem maddelerinden biri ABD’de borçlanma tavanının yükseltilmesi konusunda Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında devam eden görüşmelerde uzun süredir anlaşma olmamasıydı. Anlaşma olmaması durumunda sosyal güvenlik emeklilik programındaki ödemelerde sorunlar yaşanabileceği belirtiliyor. ABD’de borçlanma tavanının arttırılmaması halinde Moody’s ABD’nin “AAA” olan kredi notunu olası bir indirim için izlemeye aldığını açıkladı, ardından S&P de borçlanma tavanının artırılmaması halinde kredi notunun düşürüleceğine yönelik uyarıda bulundu.

Fitch de eğer Kongre üyeleri 2 Ağustos tarihine kadar bir anlaşmaya ulaşamazlarsa kredi notunu olası bir indirim için izlemeye alacağını belirtti. Borçlanma tavanı üzerine 2 Ağustos’a kadar anlaşma sağlanması gerekiyor. Fakat görünen o ki bu anlaşmanın sanılanın aksine çok da kolay olamayacağı anlaşılıyor.

İtalya’da tasarruf tedbirlerine ilişkin 48 milyar Euro’luk bir paket parlamentoda onaylandı, buna ilişkin haber akışı da geçen ay piyasaların yakından takip ettiği bir başka gelişmeydi. Yunanistan ve Portekiz’in ardından Moody’s İrlanda’nın da kredi notunu değersiz seviyesine düşürdüğünü açıkladı. Avrupa’da 91 bankaya uygulanan stres testi sonuçlarına göre 5 İspanyol, 2 Yunan ve 1 Avusturya bankası olmak üzere 8 banka testi geçemedi.

Geçen ay piyasaların yakından takip ettiği yurt dışındaki gelişmeleri böylece özetledikten sonra geçelim içeriye…

Merkez Bankası Temmuz ayı toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 6.25’te sabit tuttu. Gecelik yüzde 1.50 olan borçlanma faiz oranı ile yüzde 9 olan borç verme faiz oranında da değişikliğe gitmedi. Kurul, küresel ekonomilerdeki belirsizliğe dikkat çekerek Avrupa’da ve gelişmiş ülke ekonomilerindeki sorunların daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetin durgunluk sürecine girmesi halinde bütün politika araçlarının genişletici yönde kullanılmasının söz konusu olabileceğini ifade etti.

Ayrıca Avrupa ülkelerindeki kamu borcu sorununa ve küresel büyümeye ilişkin endişelerin risk iştahını olumsuz etkilemeye devam etmesi halinde faiz koridorunun kademeli olarak daraltılmasının uygun olacağını belirtti. Merkezin kısa vadede yurt içinde bir risk görmediği, yurt dışındaki küresel risklere dikkat çektiği görülmektedir.

Yurt dışındaki risklerden kaynaklanabilecek olumsuzlarda da faiz de ve dövizde gerekli tedbirleri alacağının mesajlarını veriyor. Merkez Bankası tarafından son aylarda alınan tedbirlerin Ağustos ayında açıklanmaya başlayacak şirketlerin ikinci çeyrek bilanço kar rakamlarına nasıl yansıyacağını görmüş olacağız.

Hükümetin güven oyu alıp göreve başlaması, cari açık konusunda gerekli önlemlerin alınacağı, son çeyrekte düşme görüleceği ve makul bir seviyeye ineceğinin açıklanmasından sonra CITI, Morgan Stanley ve JP Morgan gibi bazı yabancı yatırım bankaları Türkiye için tavsiyelerini yükselttiler. Fakat küresel piyasalarda yaşanan belirsizlikler ve risk iştahının azalmış olması bu raporların etkisini sınırlı kıldı.

Geçen ay sonuna doğru yapılan “kriz geliyor, harcamayın” uyarısı her ne kadar daha sonra yumuşatılmaya çalışılsa da, iç piyasalar üzerinde kaygı yarattı. Ekonomi yönetiminin bugüne kadar dünyada yaşanan krizde başarılı bir yönetim sergilemiş olması sebebiyle, bu kanattan gelen açıklamayı piyasalar ciddiye aldı ve artan endişelerle özellikle borsada düşüş ve dövizde ise yükseliş yönünde uyarının etkileri görüldü.

Geçen ay ki teknik analiz öngörülerimizin tuttuğunu gördük, İMKB 100 endeksi dediğimiz bantlarda hareket etti. Temmuz ayında 64.400 seviyelerini gördükten sonra, içeride cari açık endişeleri dışarıda küresel piyasalardaki belirsizlik ve kaygıların kısa vadeli risk iştahını zayıflatması nedeniyle, yazımı yazdığım günlerde 59.800 seviyelerine kadar gevşedi.

Zaman zaman kısa vadeli tepki alımlarının gelebileceğini fakat teknik olarak en yüksek ve en düşük değerlerin belli bir zaman dilimindeki aritmetik ortalamasından hesaplanan ve borsadaki fiyatlar değiştikçe aşağı veya yukarı doğru değişen 200 günlük hareketli ortalamaların geçtiği 65.000 seviyesinin üstüne çıkıp, bu seviyenin üstünde tutunmadıkça orta ve uzun vadeli çıkış trendinin güçlendiğini ve yükseliş hareketinin desteklendiğini söyleyemeyiz demiştik.

Aksi halde satış baskısının etkili olabileceğini belirmiştik. Bu aya bakacak olursak, yazımı yazdığım günlerde İMKB 100 endeksi 59.800 seviyelerine kadar gevşedi, endeksin, bu seviyenin altında kalması ve küresel piyasalardaki olumsuz haber akışının devam etmesi durumunda piyasalar üzerinde oluşacak kaygı ve endişelerle endekste 58000-56.000 bandına doğru bir geri çekilme hareketi yaşanabilir. Bu seviyelerden zaman zaman kısa vadeli tepki alımları gelecektir.

Tepki hareketlerinin orta vadeli yükseliş hareketine dönüşmesi için orta vadeli teknik görünümün güçlenmesi gerekir. Aksi halde orta vadeli ana trend göstergelerinde bozulma eğilimi sürecektir. Tepki hareketlerinin orta vadeli yükseliş hareketine dönüşemediği ve hareket güç kazanmadığı sürece temkinli ve dikkatli olmakta fayda var.

Orta vadeli yükseliş hareketinin güç kazanması için de endeksin 22(62.300 seviyesi), 60(63.300 seviyesi) ve 200(65.000 seviyesi) günlük hareketli ortalamalarının üstüne çıkması ve o seviyenin üstünde kalması gerekir. Bu seviyelerin üstünde tutunmadıkça orta ve uzun vadeli çıkış trendinin güçlendiğini söyleyemeyiz.

Görünen o ki Euro bölgesi ki borç problemlerine ilişkin sorunlar çözülmedikçe, Avrupa Birliği liderleri güçlü ve net bir siyasi irade ortaya koymadıkça, Alınan kararların sorunları ertelediği düşüncesi sürdükçe, ABD deki borçlanma tavanı sorunu çözülmedikçe, küresel krize ilişkin kaygı ve endişeler net olarak giderilmedikçe, parasal genişleme ihtimali devam ettiği müddetçe ve bu belirsizlikler sürdükçe altının yıldızı da parlamaya devam edecek.

Gelişmiş sermaye piyasalarında en önemli olgu, büyük ölçekli ve finansal yapısı kuvvetli şirketlerin nakit temettü dağıtma konusunda belirgin bir politikaları olması ve bunu çok istisnai durumlar haricinde değiştirmemeleridir. Böylelikle yatırımcılar hisse senedi yatırımlarını uzun vadeli olarak planlaya bilmekte ve bu yatırımlarından almakta oldukları temettüler ile yaşam giderlerinin önemli bir kısmını karşılayabiliyor. Ayrıca şirketlerin büyümesi, temettülerin reel olarak artmasına imkan veriyor. Bundan dolayı yabancı yatırımcılar açısından temettüye dayalı yatırımlar, kira getirisi için yapılan gayrimenkul yatırımlarından daha avantajlı olarak değerlendirilmektedir.

Fiyatların düştüğü zamanlarda temettü getirisinin yüksek kalması nedeniyle yatırımcıların sermaye piyasalarına ilgisi süreklilik arz etmektedir. İMKB’de ise orta ve küçük ölçekli şirketler genellikle piyasadan fon ihtiyaçlarını karşılamakta, fakat yeterli büyüklüğe gelene kadar nakit temettüye sıcak bakıyor. Bu durum zaten normal bir olgu olarak karşılanmaktadır. Diğer yandan büyük ölçeğe ulaşmış ve istikrarlı, pozitif nakit akışı olan şirketlerin de belirgin bir temettü politikası olmaması, yerli yatırımcının ilgi eksikliği için önemli bir husus olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’ye yatırım yapan yabancı yatırımcılar, ellerindeki büyük fonlarla uzun vadede büyüyen ve karlı şirketlere yatırım yaparak para kazanmaya çalışıyor. Yerli bireysel yatırımcıların ise ellerindeki fonları genelde mevduatta değerlendirdiklerini veya gayrimenkul yatırımı yaptıklarını görüyoruz. Borsaya yatırım yapan yerli yatırımcılar ise, daha kısa vadeli ve daha düşük sermayelerle, kısa vadeli fiyat artışlarından para kazanmaya çalışılıyor.

Bu da özellikle hisse takasında yerli yatırımcıların ağılıkta olduğu hisse senetlerinde volatilitenin daha yüksek olmasına neden oluyor. Bu işlemler ancak piyasa profesyonellerinin işi olması gerektiğinden bu şekilde para kazanmaya çalışan bireysel yatırımcıların bu işlerden zarar etme olasılığı da ne yazık ki yüksek oluyor. Ayrıca yerli kurumsal yatırımcı eksikliği de bunda etkili. Halka açık şirketlerin büyük kısmının yurt dışındaki gibi ciddi ve yeterli oranda nakit temettü dağıtmaması ve temettü dağıtma konusunda belirgin bir politikalarının olmaması, yerli yatırımcının buradan düzenli bir gelir elde edilemeyeceği kaygısı yaratmaktadır.

Bununla birlikte yatırımcının elindeki fonun kısıtlı olması, yabancılar gibi sürekli fon yaratamamaları borsaya uzun vadeli yatırım yapmalarını engellemektedir. Bu durum yatırım fonlarında da kendini göstermektedir. Türkiye’deki tüm (A ve B) yatırım fonlarının portföy dağılımında hisse senedi oranı yaklaşık % 2 seviyelerinde iken, bu oran ABD yatırım fonlarında % 46’lara çıkmaktadır. Görüldüğü gibi yerli yatırımcılarımız ellerindeki sınırlı fonlarla oldukça sağlamcı.

Türkiye son yıllarda yakaladığı yüksek büyüme hızı, yüksek ihracat rakamları ve siyasi istikrar ile önemli bir Pazar konumundadır. Bu nedenle önemli oranda doğrudan yabancı sermayeyi ülkemize çekmiştir. Hızla büyüyen Türkiye’de enerjiye olan talep de hızla artmaktadır. Dış sebeplerle artan petrol ve doğalgaz fiyatları nedeniyle 2011 yılında cari açık beklentilerin üzerinde yükselmiştir.

2010 yılında 50 milyar dolara çıkan cari işlemler açığına en büyük etki Türkiye’nin petrol ve doğalgaz ithalatıdır. Enerji ithalatının cari açığa oranı 2010 yılında % 47.5 gibi yüksek bir oranda gerçekleşti. Enerjide uzun vadede dışa bağımlılığı azaltacak doğru politika ve stratejiler doğrultusunda Türkiye, zaman içinde katma değeri yüksek, ithalatı ikame edecek ürünlere geçişi sağlayacak tedbirler almaya çalışıyor.

Bu konuda AR-GE yatırımları desteklenmeye başlandı. Kısa vadede ise cari açığa yönelik Merkez Bankası ve BDDK’nın aldığı tedbirlerin yanında, doğrudan sermaye girişinde artış sağlanmaya yönelik tedbirler alınmaya çalışılıyor. Eğer dünyadaki belirsizlikler ve ekonomik sorunlar daha da derinleşir, küresel büyümeye ilişkin kaygılar artar ve risk iştahı zayıflarsa, özelikle cari açığın kısa vadeli finansmanı açısından önem arz eden doğrudan sermaye girişinde ne ölçüde artış sağlanacağını piyasalar yakından takip edecek.

Şunu da unutmamak lazım ki yaşanabilecek yeni bir küresel krizde, enerji fiyatlarında olabilecek muhtemel bir sert düşüşün cari açığa önemli oranda olumlu katkısı olur. Ayrıca döviz girişinin yüksek olduğu yaz aylarında olmamıza rağmen son aylarda kurlarda yaşanan yükseliş önümüzdeki aylara ilişkin açık beklentisini düşürür. Küresel ekonomide yaşanan son krizde gerekli tedbirleri zamanında alan ekonomi yönetimi, elindeki tüm verileri dikkate alarak cari açık konusunda da gereken önlemleri mutlaka alacak.

Alınan ve önümüzdeki dönemde alınması muhtemel tedbirlere, piyasalar kısa vadede şirketlerin karlarının düşebileceği endişesiyle olumsuz tepki gösterse de orta ve uzun vadede ekonomi üzerinde olumlu pozitif makro etkileri görülür.

Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını; ülkemize bolluk ve bereket getirmesini dilerim.


Alper NERGİZ

nergiz@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası