Son Haberler

Seçimlerle güven tazelendi ama siyasi ve ekonomik riskler sürüyor

Siyasi ve ekonomik riskler mevcudiyetini sürdürürken; seçimlerden sonra, seçmen memnuniyetinin devam ettiğinin anlaşıldığını ve yatırımcılar nezdinde hükümetin siyasi meşruiyet algı seviyesinin yükseldiğini söyleyebiliriz. Peki bundan sonraki seyir nasıl gelişecek?

Siyasi yönden seçimlerin yapılıp sonuçların ortaya çıkması mevcut yönetimin ve seçmen memnuniyetinin anlaşılmasını sağladı, yatırımcılar nezdinde hükümetin siyasi meşruiyet algısı arttı. Mevcut durumda seçimlerin ortaya çıkardığı tabloya göre, Türkiye’de siyasi riskler önemini korumakla birlikte, finansal riskler, siyasi risklerin önüne geçmiş durumda.

Siyasi gündemdeki yeni anayasaya öncelik verilip verilmemesi, ertelenip ertelenmemesi, referandumla veya Meclis’teki tek parti çoğunluğuyla yapılıp, yapılamaması küresel yatırımcıların genel risk algısını değiştirecek kritik öneme sahip değil. Yönetim istikrarını ve parlamenter sayısını öne çıkartıp, oy oranının önemini azaltan Türkiye’deki mevcut seçim sistemi; siyasi uzlaşma çabalarına yeterli düzeyde katkı sağlayamıyor. Ancak, politik risk açısından uzun vadede geniş katılımlı siyasi uzlaşma ve yapısal ekonomik reformlar esastır. Meclis’te oluşan bu yeni dengenin, politik risk seviyesini düşürebileceği ve yeni tedirginlikler yaratmayacağı yönündeki algımızın ve öngörümüzün doğrulanmasını umuyor ve bekliyoruz.

Türkiye’nin büyüme modelindeki temel fonlama yapısı ve finansal istikrarı sağlamlaşırsa seçim sonrasında Türkiye’nin kredi notu artırılabilir. Ancak henüz bu kapsamda önlemler alınmamış, önemli ilerlemeler henüz kaydedilmemiş durumda. Türkiye’nin kredi notunun “yatırım yapılabilir” düzeye yükseltilmesinde, seçimlerin olup olmadığına bakılmaksızın mali istikrarın korunması ve siyasi istikrarın bozulmaması etkili olacaktır. Bu nedenle, herhangi bir not değişikliği için, Meclis aritmetiğini değiştiren bu seçimlerin yaratacağı yeni hükümeti ve uygulanan politikaların neticelerini görmek, uygulamaya başlanacak politikaların yönünü anlamak, 2012 merkezi bütçesini ve dış ticaret yaklaşımlarını beklemek gerekiyor.

CARİ AçIK RİSK ARZEDEYİOR

Türkiye’de kamu maliyesi oldukça güçlüdür. Ancak, mali dengelerin sağlam olması cari açık risklerinin yaratacağı tahribatı yok edemez. Güçlü olan kamu maliyesi üzerinde dış finansman pozisyonu tehdit unsuru haline gelmiş durumda. Fiyat istikrarı ve finansal istikrarının sürdürülebilirliliği her zamankinden daha önemli hale geldi. özellikle enflasyonun yüksekliğinden ziyade oynaklığı en önemli risklerden birisi. Son yıllarda çeşitlenmiş olan ihracat pazarlarında daralma süreci başlamış ve inşaata dayalı kontrolsüz büyüme modelinin devam ettirilebilmesini ve tekrarlanmasını zorlaştırıyor.

Sosyal Güvenlik sistemindeki kısmi reformlara rağmen, kamu finansmanı üzerindeki negatif etkisinin devam etmesi, vergi tabanının zayıflığına neden olan kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, düşük refah seviyesi, bölgesel farklılıklar, politik ve etnik gruplaşmalar ve gelir dağılımındaki eşitsizlik kredi notu üzerinde baskı oluşturan diğer negatif faktörlerdir. Türkiye‘nin büyüme modeli ile net dış fon girişi arasındaki doğru orantılı yüksek korelasyon düşmedikçe ve finansal dış fonlama yapısı aynen devam ettikçe, kredi notunun artırılması sürekli ertelenecek, düşme riski ile karşılaşılacak. Tarımı dışlayan, inşaata ve iç talebe dayalı cari açık yaratan bu büyüme modeli, bölgesel dengelere ve kişisel bölüşüm paradigmalarına ve fiili işsizlik oranlarına pozitif katkı sağlayamıyor.

Dış borçluluk oranlarının düşürülmesine ve büyümenin kontrollü bir şekilde yürütülmesine yönelik kredi büyümesini önleyici parasal tedbirlerine rağmen, TL’nin değer kaybetmesi ve faizlerin artırılması konularında sürekli erteleyici pozisyonunda bulunan Merkez Bankası’nın, özellikle dışsal nedenlerle, fiyat istikrarını ve finansal istikrarı koruma çabalarında zorluklar yaşayacağını öngörüyoruz.

Yüksek büyümenin yarattığı dolaylı vergi gelirlerindeki artış tarafından perdelenen faiz dışı harcamalar, tasarruf olanaklarının artmasına halen imkân tanımayacak kadar yüksek. Türkiye’deki tasarruf açığının azalmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmaması not üzerinde negatif etkisini sürdürüyor.

Türkiye’nin portföy yatırımlarına bağlı olarak sürekli genişleyen cari açığının ulaştığı hacimsel boyut, ilerleyen dönemlerde büyümenin sürdürülebilirliğini her zamankinden daha da önemli hale getirdi. Cari açığın finansmanının zorlaşması halinde, kredi notu aşağı yöne baskılanacak. Küresel likidite koşullarının göreceli olarak gevşek kalması, Türk ekonomisinin şu andaki güvencesidir. Oysa, böyle bir güvencenin kontrolü Türkiye’nin elinde değildir.

Gelişmiş ülkelerde paranın miktarsal genişleme süreci kademeli olarak 2011 yılı sonundan itibaren sona erecek. Bu durum Türkiye’nin cari açığını fonlamasını zorlaştırır. Global likiditenin azalacağı tarihte Türkiye şu andaki yüksek cari açık seviyesiyle yakalanmaması gerekiyor.

Türkiye‘deki bankalar ve özel kesim firmaları, çalışma sermayelerinde yer alan dış borç yükümlülüklerini, ani bir geri dönüş yaşanması halinde yönetebilecek kadar karlı, güçlü, organize ve deneyimlidirler. Ancak, ani sermaye dönüşleri son 10 yılda birikmiş servet etkisini yok edebilecek, geçmişteki büyüme kesintileri ve zig-zaglar tekrar yaşanabilir.

Temelde yapısal bir sorun olan cari açık sadece para politikası araçlarıyla çözülemez. İhracatın girdi içeriğinde yüksek oranda yer alan ithal malları ile enerji ithalatı, cari açığa ve dış rekabette zayıflığa neden oluyor. Bu yapısal unsurlar para politikalarının dışında, uzun vadeli politikalar, mikro-makro düzeydeki seri reformlar karması içerisinde çözümlenebilir.

Daha sıkı bir mali duruş, verimlilik artışı, rekabet gücünde iyileşme, daha fazla döviz rezervi biriktirilmesi ve bu gün güçlü durumda olan Bütçenin yarattığı faiz dışı fazlanın daha da artırılması lazım. Türkiye işsizlik konusunda, her yıl en az İşgücüne katılım oranı kadar istihdam yaratmalı. Oysa bugünkü büyüme modeli bu anlamda fiili işsizliğe çare olamıyor. Cari açık sorunsalı için dış finansman arzı bitmeden, dış finansman talebinin azaltılmasına yönelik tedbirler alınmalı.

Türk ekonomisi henüz aşırı ısınma eşiğine ulaşmamıştır. Türkiye’deki kredi genişlemesi şu anda ekonomik ünitelerin aşırı borçlanması sonucunu doğurmaktadır. Hızlanan kredi genişlemesinin orta vadede finansal istikrarını tehdit etme potansiyeli alınan kararlar sonrasında azalmıştır.

Kredilerin artış hızı henüz finansal istikrar açısından makul görülen oranlara inmemiş olsa da süregelen parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkisiyle yılın ikinci yarısından itibaren kredi kullanımının ivme kaybedeceğini bekliyoruz. Kredilerdeki yüksek artış hızının sürdürülebilmesi için bankalar zaten yeterli alan bulamayacaktır.

Bu bağlamda alınan kararların kredi büyümesi üzerindeki etkisinin seçimlerden sonra daha da belirginleşmesi beklenmektedir. Ancak yıllık olarak yine de toplam kredilerin büyüme hızı % 30’ları bulabilir.

Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviyeye gelmesi için en öncelikli husus; genel olarak ekonominin dış etkilere karşı dayanıklı hale gelmesini engelleyen cari açık seviyesinin düşmesi, finansal istikrarı tehdit eden her konuda yapısal reformlara süreklilik kazandırılması ve kısa vadeli dış borçların rezervlere oranının düşürülmesi gerekir.

Türkiye’deki maliye politikaları, orta vadeli politikaları ve bütçe uygulamalarının, cari açık sorunsalına yönelik öngörüsü ve özgün perspektifi bulunmamaktadır. Bunun güncellenmesi gerekir. Ayrıca, Merkez bankasının kontrolünü güçlendirmesi için rezerv politikasını güçlendirmesi gerekir. Ayrıca, TL’nin değerlenmesi ve faizlerin aşağı doğru baskılanması yönündeki politikalarından vazgeçmesi gerekir. Diğer taraftan Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviyede uzun süre kalabilmesi için, orta uzun vadede AB üyeliği girişimlerine, uyum yasalarına ve uygulamalarına devam etmesi gerekir.

Seçim sistemi tekrar gözden geçirilmeli, anayasal değişiklikler yapılmalıdır. özel sektörün dış borçlanması mevcut durumunun en az yarısı kadar olmalı, alternatif enerji kaynakları yaratılmalı, enerjide ithalat bağımlılığı düşürülmelidir. İhracat mallarının içeriğindeki ithal mal girdi seviyesi düşürülmeli, genel verimlilik artırılıp ilave dış rekabet gücü yaratılmalıdır.

İç ve dış ticaretin, sanayi ve teknolojinin işbirliği zayıflamış durumdadır. Bu alanlarda ve cari açık perspektifiyle vergi ve tüketim alanlarında yapısal önlemler alınmalıdır.

okmen@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası