Son Haberler

Türkiye`nin stratejisi tuzakları bozuyor

Türkiye ve dünyada ortaya çıkan gelişmeleri sağlıklı şekilde analiz edebilmek, meselelerin geçmişini bilmek ve sebep-sonuç ilişkisine hakim olmakla mümkündür. Bu perspektifle gelişmeleri değerlendirdiğimizde bugünkü olayların, 100 yıl evvelki planlamalara dayandığını ve o günkü adımların devamı niteliğinde olduğunu görebiliriz. Geçmişte küresel güçler, ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyada sınırları cetvelle çizdi ve İslam dünyasını “böl-parçala-yönet” stratejisiyle sindirmeyi hedefledi. Olaya bu yönüyle baktığımızda, Doğu Avrupa’ya 1989 – 1990 döneminde gelen demokrasi, özgürlük ve refah rüzgarlarının; bir türlü Afrika ve Orta Doğu’daki Müslüman ülkelere gelememesinin tesadüf olmadığını anlayabiliyoruz.

Son 150 yıldır dünyaya hakim olan batı medeniyeti; 1945-1990 yılları arasında komünizmi kendine rakip ve tehdit gördü. 1990’lardan sonra ise İslam medeniyetini budamaya yoğunlaştı. Küresel güçler, güçlü ekonomiye sahip, kendini yönetebilecek demokratik olgunluğa erişmiş bir İslam ülkesi istemiyor. Bu nedenle İslam ülkeleri; ihtilal, iç çatışma ve bölgesel savaşlarla sürekli zayıflatılıyor. Birbirleriyle çatıştırılan Müslümanların; enerjisi, parası ve insan kaynakları tüketiliyor. öte yandan, aşırı örgütler üretilerek, İslam dinine karşı özellikle batıda ve dünyada nefret ve korku tahrik ediliyor. Nitekim Afganistan, Somali, Yemen, petrol ülkesi Nijerya’da ortaya çıkan gelişmeler de tabloyu çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.

DEMOKRASİ TALEPLERİ SABOTE EDİLDİ

2008-2009 yıllarında ortaya çıkan küresel ekonomik kriz sonucu ABD ve Batı Avrupa ülkeleri kendi derdine düşerken, İslam ülkelerindeki mazlum ve mağdur halklar, diktatör yönetimlere karşı ayaklandılar. Demokrasi, hürriyet ve refah gerekçesiyle başlayan ayaklanmaları bastırmaya küresel güçler önce müdahale etmediler. Ardından söz konusu ülkelerdeki karmaşayı fırsata çevirmekte gecikmediler. O ülkelere yıllarca hakim olan sermaye, bürokrasi ve medya elitleriyle iş birliğine gidilerek kirli ittifaklar kuruldu. Sonuçta demokrasi ve özgürlük arayışındaki yönelimler sabotaja uğradı. Libya, Mısır, Suriye, Irak ve Yemen halkları yeniden kaybetmeye mahkum edildi. Daha fazla demokrasi yerine, daha fazla istikrarsızlık ve parçalanmışlık çıktı ortaya. Bölgede tüm bunlar yaşanırken, 2008-2009 ekonomik krizinin teğet geçtiği Türkiye’ye baktığımızda Mayıs 2013’te başarılı ekonomik performans dikkat çekiciydi. Ekonomik göstergeler zirveye ulaşmıştı. Tahvil gösterge faiz oranları yüzde 4,60’a, aylık faizler yüzde 0,65’lere gerilemiş, enflasyon yüzde 5,5’lere kadar düşmüştü. Ekonomik kalkınmayı sürdürülebilir kılacak mega projeler bir bir hayata geçiyordu. 3. Köprünün ve İzmit Körfez Geçiş Köprüsü’nün temelleri atılmış, dünyanın 3. en büyük havalimanı olacak 3. İstanbul Havalimanı’nın ihalesi yapılmış, 2 nükleer santral yapımına ait sözleşmeler Ruslar ve Japon’larla imzalanmıştı.

IMF’ye tüm borçlar ödenmiş, 3 büyük reyting kuruluşundan ‘Yatırım Yapılabilir’ ülke notu alınmıştı. Ekonomideki bu başarılı performansla Türkiye’ye, 11 yılda tam 135 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım sermayesi girmişti. Göstergeler tarihi başarılara işaret ederken; önce 1 Haziran 2013’te Gezi olayları ve ardından 17 Aralık-25 Aralık 2014 yargı darbesi girişimleriyle gündem değiştirilmeye çalışıldı. Tehdit dosyalarıyla yargı ve emniyet operasyonları yapıldı. Ancak hiçbir ülke yönetiminin atlatamayacağı kadar zorlu bu süreç hamdolsun aşıldı. Hedef tahtasına oturtulan istikrar, huzur ve güven ortamı tüm tuzaklara rağmen bozulmadı.

KİRLİ İTTİFAKIN HEDEFLERİ TUTMADI

Türkiye’de bütçe açığının düşürülmesi, kamu borç dengesinin iyileştirilmesi, ihracatın arttırılması, enflasyonun ve faiz oranlarının tek haneli rakamlarda tutulması, kamu yatırımları ve kamu hizmetlerinde kalitenin dünya standartlarına yükseltilmesinin yanında, çözüm Süreciyle Türkiye’nin 30 yıldır kanayan yarasına çare bulunmaya çalışılması birilerini ciddi şekilde rahatsız ediyor. Keza son olarak Kobani bahanesiyle şehirlerimizin tekrar savaş alanına çevrilmesi bu rahatsızlığın boyutlarını ortaya koymaya yetiyor. Süreçten rahatsızlık duyan küresel çevreler ve içerdeki işbirlikçileri; ekonomik gelişimi akamete uğratmak, çözüm Sürecini baltalamak ve Türkiye’yi Araplarla-Kürtlerle karşı karşıya getirmek için IŞİD terör örgütü üzerinden Kobani gündemiyle yeniden sahne aldı. Irak ve Suriye’de birçok cephede çatışan IŞİD’in, gücünü dağıtacak ve stratejik açıdan kendine yaramayacak şekilde Türkiye’nin sınırındaki Kobani üzerinde yoğunlaşmasının tuhaf olduğuna da vurgu yaparken, asıl hedefin Türkiye’yi tahrik ederek sıcak çatışma ortamına çekmek olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Belli ki sözkonusu kirli ittifak; bir yandan Türkiye’nin sıcak çatışma ortamına sokulmasını, diğer yandan çözüm Sürecinin sabote edilmesini hedefliyordu.

KüRESEL OYUNLAR NASIL BOZULUYOR?

Tam yüzyıl sonra Orta Doğu ve Avrasya bölgesinde yeni karıştırma ve paylaşım senaryoları vizyonda. Maalesef kardeş ve komşu ülkeler bir bir tuzağa düşüyor. İslam dünyası ve bölge karıştırılırken, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı unsurlar devreye sokuluyor. Kavmiyetçilik ve etnik unsurların kaşındığı süreçte, Şii-Sünni, Selefiler-Ilımlılar ve laikler – dindarlar gibi sosyal fay hatları tetikleniyor. Nitekim Türkiye’de de ayrımcılık üzerinden tahrikler yapılıyor. Tüm bunlara karşı başarılı bir paradigma oluşturan Türkiye ve halkımız, tuzakları net şekilde görüyor ve buna göre stratejiler geliştirerek küresel oyunları kendi adına bozmayı başarıyor. Ekonomik ve siyasi istikrar ve kalkınma başarısının ardındaki en önemli pay, şüphesiz milli iradenin ısrarla sahip çıktığı güçlü yönetim ve tek parti iktidarı. Türkiye’nin bu tür sorunları geçmişte yaşamış olması ve Osmanlı’nın son 20 yılında yaşanan acı tecrübeler ile Cumhuriyet dönemindeki ihtilallerin hafızalarda henüz taze olması da, diğer önemli etkenler arasında sıralanabilir. öte yandan, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmış olması ve halkımızın sağ duyulu bir anlayışla gelişmeleri çabucak görüp, buna göre tavır alması ve kenetlenmesi de, elbette tuzakların boşa çıkmasında hayati rol oynuyor. Son tahlilde Türkiye; 1970’li, 90’lı yıllarda yaşadığı acı dolu enkaz tablolarını yeniden yaşamak istemiyor. Halkımız demokrasiyi, özgürlükleri, ekonomik refah artışını ve devlet-millet buluşmasıyla elde edilen kazanımları yeniden kaybetmek istemiyor. Milli irade, istikrardan yana tavır alıyor.

Gözlem
Doç. Dr. ömer Bolat

bolat@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası