Son Haberler

“Vergiyi toplarken adil, dağıtırken şeffaf olmak şart”

Turcomoney Yazarları Toplantısı’nın Haziran ayı konuğu Grant Thornton Türkiye Ortağı Ahmet Cangöz’dü…

-WOW İstanbul Hotel’de düzenlenen toplantıda konuşan Cangöz, Turucomoney yazarlarının ve konukların sorularını yanıtladı, çarhıcı değerlendirmeler yaptı…

-İşte Cangöz’ün konuşmasında öne çıkan değerlendirmeler…

-Türkiye’deki vergilerin yüzde 31.7’si gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler… Yüzde 60’la bizim dolaylı vergi dediğimiz harcamalar üzerindeki vergilerden topluyoruz. Zenginlerin servet ve gelir üzerinden daha çok ödemesi beklenirken, bu vergileri ödememiş oluyorlar. Yani, oldukça adaletsiz bir vergi sistemimiz var.

 -Uluslararası vergi rekabeti nedeniyle bütün dünyada kurumlar vergisinin oranları düşüyor. 1980’lerde dünyadaki, kurumlar vergisinin ortalama oranı yüzde 50’lere yakındı. Türkiye’de yüzde 46’dıydı kurumlar vergisi oranı. 2020’lere gelindiğinde, yüzde 23-24’lerde bulduk. Yarı yarıya azaldı oran olarak.

-Yakın dönemde 10 yılda 7 vergi affı gelmiş. Şimdi daha taksitleri bitmedi, gene vergi affı beklentisi var. Bunun iki temel sebebi var. Bir tanesi, kanunlarımızdaki bu oynaklıklar. İkinci sorun af çıktığı zaman, o yılın finansman açığını kapatmaya da yardımcı oluyor.

-Cumhuriyetimizin 100. yılı vesilesiyle kesin olarak bir af gelir beklentisi var. Şu anda ayı tartışılıyor. 2023’ün Nisan ya da Mayıs’ında vergi affı gelir diye şimdiden bir beklenti var. Böyle olunca tabii cin şişeden çıkmış oluyor. Bir kere konuşulunca o geliyor zaten.

-Şimdi Türkiye gri listeye neden girdi? Biz belli bir lige atlayabilmek için dedik ki, bunu da taahhüt ediyorum, şunu da getireceğim. Kendimi şöyle şeffaflaştıracağım. OECD, “Sen ne taahhütler vermiştin? Ne kadarını tutabildin?” diyor. Niyetine bakıyor. Bazı taahhütleri biz erteleyince o da bize bir sopa çıkarıyor o zaman.

-Bizim bu gri listeden bir an önce çıkmamız lazım. Bu sebeple de ben en azından yakın dönemde yeni bir varlık barışının olmayacağını düşünüyorum. Biz bunu niye yapıyoruz. Yani taahhütlerimizi yerine getirmiyoruz ayrı mesele, erteleyip duruyoruz. Bir de üstüne böyle Varlık Barışı gibi kuşku yaratan yasalar çıkarıyoruz.

-Toplanan vergiler, nerelere harcanıyor? Bunun hesabını şeffaf bir şekilde vermek gerekiyor. Halkımız şunu öğrense, biz toplamda ne kadar faiz ödüyoruz? Faiz yükünün 140 milyar liraya çıktığı belirtiliyor.  Tarıma sağlanan destekler ise 24 milyar lira. Yani bu bile bir aydınlanma yaşatıyor.

-Stratejik olarak, Türkiye’nin önümüzdeki 10-20 yılda ne yapması lazım? Servet vergilerinin payının artması lazım. Bugünkü durum, daha fazla sürdürülebilir değil. Harcamaların yüzde 60-70 oranında katkıda bulunması, ama servet vergisinin yüzde 2-3’te kalması doğru değil.

-Tüketim vergilerini gözden geçirmemiz lazım. KDV, çok sayıda indirime tabi tutulduğu için, istisna uygulandığı için tekniği bozulmuş bir vergi. Bunu elden geçirmek lazım. ÖTV oranlarında sürekli artışlar yapılıyor. Artık sınırlara gelindi.

-Yargıda o kadar adaletsiz sonuçlar alınıyor ki bazen vergi afları bunların üzerine böyle sifon çeker gibi hepsini temizliyor. Yeni bir sayfa açıyor. Bu yeni sayfayı en geç 1-2 yılda bir daha kirletiyoruz. Bu af bağımlılığının mali kural getirerek sona erdirilmesi gerekiyor.

-Keza kurumlar vergisi, şirketlerin bugünkü yapısında enflasyon muhasebesi yok. Bu öz kaynak kullanımını teşvik eden bir yapıda değil. Yani ne kadar çok öz kaynağınız varsa, enflasyon sizi o kadar eğitiyor. Borçlu olarak yaşamak bugün daha mantıklı görünüyor.

-Vergi Konseyi’nin çalışmaları kamuoyu ile paylaştırılarak halkın vergi çalışmalarına etkin katılımının sağlanması gerekiyor. Vergi idaresiyle ilgili yapılması gerekenler var. Vergi denetim kurumlarında olsun, vergi bürokrasisinde olsun kaliteli istihdamın, kalıcı istihdamın artırılması lazım.

-Vergi yargısında da düzenlemeler yapılması lazım. Vergi yargısı ilk uzmanlaşmanın hayata geçtiği alandır. Vergi hakimlerimizin ve diğer personelin de vergi eğitimlerinin tamamlanması lazım. Bu alanın teşvik edilmesi, özendirilmesi gerekiyor. Adil bir vergi yapısı kurulabilmesi için gereken çalışmaların yapılması lazım.

WOW İstanbul Hotel’de düzenlenen Turcomoney Yazarları Toplantısı’nın Haziran ayındaki konuğu Grant Thornton Türkiye Ortağı ve Turcomoney yazarı Ahmet Cangöz’dü.

Uzun yıllar Maliye Bakanlığı’nda hesap uzmanlığı yaptıktan sonra özel sektöre geçen ve dünyanın en büyük uluslararası vergi ve danışmanlık şirketlerinden Deloitte’ta görev yapan Ahmet Cangöz, 2021 yılından bu yana bir başka önemli vergi ve danışmanlık şirketi Grant Thornton Türkiye’de partner olarak iş dünyasına hizmet veriyor.

Ahmet Cangöz, toplantıda dünden bugüne Türkiye’de vergi uygulamalarını ve temel konuları anlattı. Turcomoney yazarları güncel vergi tartışmalarıyla ilgili soruları sordu, Cangöz detaylı bir şekilde yanıtladı…

Turcomoney Genel Yayın Yönetmeni Dr. Kazım Kılınç’ın moderatörlüğünde yapılan toplantıda önemli çözüm önerileri ortaya konuldu.

Dr. Kazım KILINÇ: Ahmet Bey, önce sizin vergi meselesi ile ilgili değerlendirmelerinizi alalım, ardından yazarlarımızın ve konuklarımızın yöneltecekleri soruları yanıtlarsınız.

Ahmet CANGÖZ: Türkiye’deki vergilerin yüzde 31.7’si gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler… Gelir ve kurumlar vergisini kastediyoruz. Bir de yüzde 2.1 servet vergisi diyebileceğimiz, mülkiyet üzerinden alınan vergiler var.

Servet vergisinin dışında, veraset intikal vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, bir de emlak vergisi var. Ama emlak vergisi belediyeler tarafından toplandığı için genel bütçe gelirlerine detaylı girmiyor. Emlak vergilerinin payının da maksimum yüzde 3 civarında olduğunu düşünüyoruz. Yani gelir elde etme profilimiz, neye dayanıyor? Servetten doğru dürüst vergi alamıyoruz. Gelirlerden de düşündüğümüz kadar alamıyoruz.

OLDUKÇA ADALETSİZ BİR VERGİ SİSTEMİMİZ VAR

Peki vergilerin büyük bölümünü nereden alıyoruz?

Harcama vergilerinden alıyoruz. Bunu biraz detaylandırayım. ÖTV’den ne alınıyor?

Dahilde alınan mal ve hizmet vergileri yüzde 37.8 seviyesinde, yani yaklaşık yüzde 38 KDV’ler, ÖTV’ler. Bunlar, uluslararası ticaret ve muamelelerde alınan vergiler yani. O da ithalattan alınıyor yine. Harcama vergisi, mallar ve giderler. Bunlar da yüzde 22 oranında.

Demek ki, iki vergi çeşidinin toplamı yüzde 38 artı yüzde 22. Yani, yüzde 60’la bizim dolaylı vergi dediğimiz harcamalar üzerindeki vergilerden topluyoruz. Yani, oldukça adaletsiz bir vergi sistemimiz var. Çünkü fakirler de ödüyor bunu. Ama aynı oranda zenginler de ödüyor.

Zenginlerin servet ve gelir üzerinden daha çok ödemesi beklenirken, bu vergileri ödememiş oluyorlar.

VERGİ REKABETİ NEDENİYLE BÜTÜN DÜNYADA KURUMLAR VERGİSİNİN ORANLARI DÜŞÜYOR

Uluslararası vergi rekabeti nedeniyle bütün dünyada kurumlar vergisinin oranları düşüyor. Böyle bir eğilim içindeyiz.

Yani 1980’lerde dünyadaki, kurumlar vergisinin ortalama oranı yüzde 50’lere yakınken mesela, 1980’de çok iyi hatırlıyorum; Türkiye’de yüzde 46’dıydı kurumlar vergisi oranı.  Sonra bir düşüş eğilimine girdi. O ülke indirdi, bu ülke de indirdi derken kendimizi   2020’lere gelindiğinde, yüzde 23-24’lerde bulduk. Yani yarı yarıya kurumlar vergisi dünyada azalmış oran olarak. Kurumlar daha az vergi verir hale gelmiş.

TÜRKİYE’DE BU YIL İÇİN KURUMLAR VERGİSİ YÜZDE 23 ORANINDA

Bakın en düşük oranda kurumlar vergisi alanlar, yani, rekabette öne çıkan ülkeler şunlar: Macaristan’da yüzde 9, Karadağ’da yüzde 9, İrlanda’da ise yüzde 12.5 seviyesinde. En yüksek vergi alanlar ise -Birleşik Arap Emirlikleri’nin sadece petrolde ve bankacılıkta vergi oranı var. Onu saymıyoruz- Venezuela, Brezilya, Kolombiya, Fransa gibi yüksek vergili ülkeler kabul ediliyor. Bu ülkelerde kurumlar vergisi oranı yüzde 30 ve üstü. Türkiye’de ise bu yıl için kurumlar vergisi yüzde 23 oranında. Gelecek yıl ise yeniden yüzde 20’ye düşürülmesi planlanıyor.

Son 10 yılda, dünya ekonomisinin ana aktörleri nasıl değişmiş?

Fortune Global 500’e baktığımızda 2010 yılında ilk 10’u bu sektördeki şirketler paylaşırken perakende, ağırlıklı petrol, otomotivde Toyota var sadece. Ama petrol enerji kulvarları ve finans kulvarları varken, 2020’lere geldiğimizde, listeye, Amazon gibi e- ticaret firmaları girmeye başlamış. Yine enerji firmaları yukarıda ama üretim firmaları genelde listeden çıkma eğiliminde. Buraya hizmet ve e-ticaret, dijital firmalar girmeye başlamış.

Şunu demek istiyorum, biz ülkelerle, ulus devletlerle vergi anlaşmaları yapıyoruz.

BENDEN KAÇAN SANA GİTMESİN, SENDEN KAÇAN BANA GELMESİN, ORTA BİR YERDE ANLAŞALIM, BERABER VERGİLENDİRELİM

Amacımız ne?

Toplam vergi yükünü onlarla paylaşmak, mesela Ukrayna’yla bir anlaşma yapacaksak, diyoruz ki; “Benden kaçan sana gitmesin, senden kaçan bana gelmesin, orta bir yerde anlaşalım, beraber vergilendirelim.”

Eğer ülkelerin gelir seviyesini, milli gelirleri yansıtıyorsa, şirketlerin gelir seviyesini de ciroları yansıtıyor. Bugün mesela Google 181.7 milyar dolarlık cirosuyla, aslında bir Irak’ın milli gelir büyüklüğüne ulaşmış.  Google’ın cirosu 10 yılda buraya gelmiş.

Mesela Facebook yüzde 4.200, Amazon yüzde 1000 büyümüş. Yani bugün bu 5 teknoloji firmasının toplam büyüklüğü bir araya getirilse bir Meksika olur. Bu şirketler, G20’ye girebilecek bir noktaya gelmişler.

Özetle bu teknoloji firmalarının ciroları büyüdü. Aslında bizim gibi gelişmiş ülkelerin altında yer alan, gelişmekte olan ülkeler, aslında gayri resmi yollarla bu şirketlerle anlaşmanın yollarını arıyorlar.

BU ÜLKELERLE ANLAŞSAK BELKİ ÇOK DAHA EFEKTİF BİR VERGİ TOPLAMA YOLU BULACAĞIZ

Dünya buraya doğru geldi. Vergicilik buraya doğru geldi. Ülkelerle mi anlaşma yapalım? Finlandiya, Sri Lanka, İsrail, Ukrayna ile anlaşacağımıza gidip bu ülkelerle anlaşsak belki çok daha efektif bir vergi toplama yolu bulacağız.

Peki nasıl olacak bu?

2013yılında yapılan  G-7 Zirvesi’nde şöyle bir karara varıldı. OECD bunun uygulamasını yapmak konusunda görev aldı. Görev şuydu. Çifte vergilendirmeye önlem anlaşmalarını uygulamak. Şirketler merkezi, Amerika’da tutacağına İrlanda’da tutalım veya Türkiye’de tutacağımıza Hollanda’da tutalım. Böylece matrah kaydırmasına olmasına, matrah aşındırmasına sebep oluyorlar.

BİRÇOK BÜYÜK ŞİRKETİN SAHİBİ HOLLANDALI ŞİRKETLER; BİZ ONLARA BIYIKLI YABANCILAR DİYORUZ

Türkiye’de bugün birçok büyük şirketin sahibi Hollandalı şirketler. Biz onlara bıyıklı yabancılar diyoruz.  Aslında, Hollandalı şirketin sahibi Türk. Fakat gitmiş Hollanda şirketi kurmuş, Türkiye’deki şirketini Hollanda’daki holding şirketine satmış.

Biz böylece ne yapıyoruz? Türkiye’de kazandığı temettüleri, bir Türk vatandaşı olan o şahsa aktarması yerine Hollanda’ya aktarmasına müsaade etmiş oluyoruz. Böylece vergiyi Hollanda alıyor.

Niye?

İki sebebi var.

Birincisi; Hollanda yatırımları korumak için daha güvenli ülke kabul ediliyor.

İkincisi, Hollanda’da vergi oranları düşük.

Yatırımları korumak için bir ülkenin güvenli olup olmayacağıyla OECD uğraşamaz, ama vergi oranlarını birbirine dengeleyecek şekilde bir çabaya iştirak edebilir. Bu nedenle OECD görevlendirildi. Matrah aşındırma, kar artırımının önlenmesi konusunda bir eylem planı hazırladı. Bu eylem planında, özellikle yeni ekonominin yarattığı bazı sorunlar toplu halde çözülmeye çalışılıyor.

Normalde vergicilikte bizler, işyeri bazlı yüklenmeye çalışıyoruz. Yani bir ülkede, bir iş yeri varsa, ticaret merkezi orası kabul ediliyor ve ona göre vergi alınıyor.  Fakat dijital vergilemede işyerinin nerede olduğu belli değil. Burada bu sorunların tespiti ve çözümü için 1 nolu aksiyon planı yapılmış.

GOOGLE PARAYI NEREDE KAZANMIŞ OLUYOR?

Mesela, Google parayı nerede kazanmış oluyor?

Türkiye’de bir reklam gösterildiğinde, Türkiye’deki bir firmaya tıklanma bedeli denildiğinde veya Türkiye’deki bir firmadan reklam geliri elde ettiğinde bunu Türk firma elde etmiş oluyor? Google Amerika’da mı elde etmiş oluyor? İşyeri nerede olmuş oluyor? Bu bir teknik problem. Bunu ülkeler hep beraber çözüyor.

Bunun gibi 15-16 tane teknik problemi ülkeler bir araya gelip zorunlu beyan kurallarına kadar çözmeye çalışıyorlar.

Türkiye, bunların neresinde duruyor?

Türkiye bu anlaşmaların hepsini imzalamış durumda. OECD’nin anlaşmalarının hepsini imzalamış durumda.

İsviçre’ye paraları götürenler rahat ediyordu. Çünkü İsviçre, bankacılık sırlarının son derece sıkı korunduğu bir ülke. İsim cisim hiçbir yer vermediği bir ülke. Onun çokça paramız varsa korumak için İsviçre’ye gidiyorduk. İsmimizi de gizliyorduk. İsviçre, Türkiye’ye asla bilgi vermiyordu.  Amerika’ya da bilgi vermiyordu. Başka ülkelere de bilgi vermiyordu.

OF SHORE’LAR İÇİN ALINAN ÖNLEMLERİNDEN BİR TANESİ DE; OTOMATİK BİLGİ DEĞİŞİMİ

İsviçre’yi sıkıştırmak için bu gibi ülkeleri of shore’lar için alınan önlemlerinden bir tanesi şuydu. Otomatik bilgi değişimi. Burada belli bir bilgi silsilesi var.

Mesela Ahmet Cangöz’ün eğer İsviçre’de bir hesabı varsa, İsviçre hükümetinin maliyesi, temettü geliri varsa, royalty geliri varsa vs. sayılan gelirleri Ahmet Cangöz’ün Türk olduğu biliniyorsa, Türkiye maliyesi de artık istenmeden bildirmek zorunda. Türkiye de bu bilgileri İsviçre’ye bildirmek zorunda. İsviçrelilerin bizde hesabı varsa.

Biz bu işten karlı çıkacağımızı düşünüyorduk. “Çok sayıda Türk’ü yakalarız, onlardan vergi alırız falan diye düşünüyorduk.” Sonra bir baktık ki, bu anlaşmayı imzaladıktan sonra bizim çok sayıda Türk, Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da yaşayan çifte vatandaşlarımız meğerse oralarda, hem sosyal yardım alıyorlarmış hem “biz fakiriz” diye hem de Türkiye’de acayip meblağları varmış.

Türkiye’den faiz gelirleri elde ediyorlarmış. Biz de bunları bildirmek zorunda kalacaktık. Bunun üzerine 3 yıl boyunca ayak diredik bu bilgileri vermemek, anlaşmayı başlatmamak için. Sonunda 2020’de bizi zorla başlattılar. Şimdi artık biz de bu bilgileri paylaşıyoruz.

STRATEJİK OLARAK, TÜRKİYE’NİN ÖNÜMÜZDEKİ 10-20 YILDA NE YAPMASI LAZIM?

Peki şimdi stratejik olarak, Türkiye’nin önümüzdeki 10-20 yılda ne yapması lazım?

Bir defa örnekte gördük. Servet vergilerinin payının artması lazım. Bugünkü durum, daha fazla sürdürülebilir bir şey değil. Harcamaların yüzde 60-70 oranında katkıda bulunması, ama servet vergisinin yüzde 2-3’te kalması doğru değil. Servet vergileriyle ilgili temel bir şey var. Zaman zaman ağır servet vergileri konuyor.

Mesela varlık vergisi konulmuş zamanında insanlar varlıklarını satarak vergisini ödemek zorunda kalmışlar. Böyle olmamalı, ama insanların yıllık gelirleri içinden, servetlerinin vergisini ödeyebileceği şekildeki, motorlu taşıtlar vergisi gibi emlak vergisi gibi vergilerin payının artırılması lazım. Bunlar nasıl artırılabilir?

Büyük veri analiziyle bunların rayiç bedelleri tespit edilebilir. Satışlarda gayrimenkul satışlarında bunlar vergilendirilebilir.

MALİYE DİYECEK Kİ, “3 MİLYON LİRA ÜZERİNDEN TAPU HARCI ÖDEYECEKSİN.”

Nitekim yakında bir tane basında da konu oldu. Sahibinden.com gibi emlak siteleri maliyeye ilanlarını bildirmek zorundalar. Yani bu ilanda 3 milyon lira göstermişsiniz evinizin değerini, satmışsınız evi. Tapuya gitmişsiniz, 1 milyon lira göstermeye çalışıyorsunuz. Maliye burada gelecek diyecek ki, “3 milyon lira üzerinden tapu harcı ödeyeceksin.”

Keza kentsel rantların vergilendirilmesi gerekiyor. Türkiye’de hepimiz gayrimenkulün, emlakın değerinin kadar hızlı değerinin arttığını, nasıl rant gelirleri yarattığını konuşuyoruz.

800 BİN LİRAYA ALDIN, O EV ŞİMDİ OLDU 2 MİLYON LİRA; HANİ BUNUN VERGİSİ?

Diyelim ki şu evi 800 bin liraya aldın. Fakat o ev şimdi oldu 2 milyon lira. Diyorsunuz ki, “İyi ki almışım 800 bin liraya” Hani bunun vergisi? Maden burada büyük bir değer var. Biz bunu niye vergilemiyoruz?  Bunu vergilememiz gerekiyor. Bunu vergileyebilmek için imar planlarındaki değişikliklerin getirdiği toprak rantlarını teşhis etmemiz, vergilememiz gerekiyor.

Metro, yol, hastane gibi kamu yatırımlarının araziler üzerine kurulduğu şerefiyeleri, kamu yararına tespit edip vergilememiz gerekiyor.

Tabi bunlar için tabi güçlü siyasi irade gerekiyor.

Diğer taraftan fiziki iş yeri tanımlar yerine, artık bizim de dijital iş yerini tanımlamamız lazım. Tüketim vergilerini gözden geçirmemiz lazım. KDV, çok sayıda indirime tabi tutulduğu için, istisna uygulandığı için tekniği bozulmuş bir vergi. Bunu elden geçirmek lazım.

Şu anda 250 milyar liralık devir eden, KDV adı altında tüccarların, vatandaşların, devlette bekleyen KDV alacağı var. Şu anda 400 milyara çıktı o rakam. Yani devlet aslında vergi koymadığı halde borçlanarak tuttuğu, firmalara vermediği bir vergi şu anda devletin cebinde duruyor. Bunun bir şekilde tekrar ekonomiye döndürülmesi gerekiyor.

ÖTV oranlarında sürekli artışlar yapılıyor. Artık sınırlara gelindi. İnsanlar daha çok elektronik sigara içiyor. Normal sigara içmiyor. Evde rakı yapıyor, vs. bu kadar çok vergiyi koyunca artık vergi tabanı ortadan kalkmaya başlıyor. –

OTOMOBİLDE, AKARYAKIT ÜZERİNDEKİ VERGİLERİN DE FAHİŞ OLDUĞUNU HEPİMİZ BİLİYORUZ

Keza otomobilde, akaryakıt üzerindeki vergilerin de fahiş olduğunu hepimiz biliyoruz.

2021’de demişiz ki, asgari ücret vergiden muaf olmalı. Bu listeden ilk hayata geçen bu oldu.

Beyannameli mülkiyet özendirilmeli? Ne demek istiyoruz?

Mesela ücretli olarak bir yerde çalışıyorsunuz. Sizden beyanname alınmadığı için aslında indirim konusu yapabileceğiniz bazı şeylerde indirim yapamıyorsunuz. Çocuğunuzun okul masrafıyla ilgili, sağlık giderleriyle ilgili bazı tüketim giderlerinin beyanname üzerinde indirimli izin verilmesi gerekiyor. Beyanname veren ücretlendirirken, kesinti yoluyla ödeme yapan beyanname vermeyen ücretliler indiremiyor. Bunlara imkan sağlanırsa kayıt dışı ekonominin de gerileyeceğini düşünüyoruz.

Vergi iade süreçleri hızlandırılmalı, basitleştirilmeli. Vatandaş fazla vergi ödemekten korkmamalı. “Nasıl olsa geri iade alacağım diye düşünebilmeli”

En önemlisi vergi affı bağımlılığına son verilmesi gerekiyor. Maalesef gördüğünüz gibi listede sürekli her 10 yılda, 6 -7 defa vergi affı gelmiş. Vergi affına eski bir maliyeci olarak karşıyım. Fakat şunu da görüyorum ki, piyasada, bu kadar adaletsiz vergi incelemeleri yapılıyor. Yargıda o kadar adaletsiz sonuçlar alınıyor ki bazen vergi afları bunların üzerine böyle sifon çeker gibi hepsini temizliyor. Yeni bir sayfa açıyor. Bu yeni sayfayı en geç 1-2 yılda bir daha kirletiyoruz. Bu af bağımlılığının mali kural getirerek sona erdirilmesi gerekiyor.

KURUM DEDİĞİNİZ ŞEY, ÖZ KAYNAKLARIYLA KENDİNİ GÖSTERMESİ VE GÜVENCE VERMESİ LAZIM

Keza kurumlar vergisi, şirketlerin bugünkü yapısında enflasyon muhasebesi yok. Bu öz kaynak kullanımını teşvik eden bir yapıda değil. Yani ne kadar çok öz kaynağınız varsa, enflasyon sizi o kadar eğitiyor. Borçlu olarak yaşamak bugün daha mantıklı görünüyor. Halbuki kurum dediğiniz şey, öz kaynaklarıyla kendini göstermesi ve güvence vermesi lazım. Kurumların öz kaynak ve sermaye yapılarını geliştirici, teşvik edici aşağıda ileride saydığım teknik önlemlerin alınması gerekiyor.

Keza kurumlar vergisinde çok sayıda istisna var. Bunların gözden geçirilip etnik olmayanlarının ayıklanması gerekiyor.

Yasama süreçlerinde, şeffaflık, maliye idaresiyle sivil toplum kuruluşlarıyla üniversiteler arasında iş birliği gerekiyor.

VERGİ KONSEYİ’NİN ÇALIŞMALARI KAMUOYU İLE PAYLAŞTIRILARAK HALKIN VERGİ ÇALIŞMALARINA ETKİN KATILIMININ SAĞLANMASI GEREKİYOR

Keza Vergi Konseyi’nin gündemiyle çalışmaları kamuoyu ile paylaştırılarak halkın vergi çalışmalarına etkin katılımının sağlanması gerekiyor.

Vergi idaresiyle ilgili yapılması gerekenler var. Vergi denetim kurumlarında olsun, vergi bürokrasisinde olsun kaliteli istihdamın, kalıcı istihdamın artırılması lazım.

Vergi yargısında da düzenlemeler yapılması lazım. Vergi yargısı ilk uzmanlaşmanın hayata geçtiği alandır. Vergi hakimlerimizin ve diğer personelin de vergi eğitimlerinin tamamlanması lazım. Bu alanın teşvik edilmesi, özendirilmesi gerekiyor. Adil bir vergi yapısı kurulabilmesi için gereken çalışmaların yapılması lazım.

Dr. Kazım KILINÇ: Vergi affından bahsettiniz. Vergi affı çok sık, 2 yılda bir yapılıyor. Sık sık vergi affına gidilmesi ülkede bir gevşeklik yaratıyor.  Nasıl olsa af gelecek beklentisi yaratıyor. Ama bir de ekonomideki dengelerin bozulması da vergi affını zorunlu kılıyor. Türkiye, uzun zamandır kriz ortamı içinde. İşletmelerin çoğu sabit giderleri karşılamakta zorlanıyor. Dolayısıyla işletmelerin büyük bir bölümü vergiyi öderken zorlanıyor. Devleti vergi affına ihtiyaç duymayacak bir çözüm nasıl sağlanabilir? Ne yapılmalı ki vergi affına ihtiyaç duyulmasın?

YAKIN DÖNEMDE 10 YILDA 7 VERGİ AFFI GELDİ, ŞİMDİ DAHA TAKSİTLERİ BİTMEDİ, GENE VERGİ AFFI BEKLENTİSİ VAR

Ahmet CANGÖZ: Ben bir şey daha ilave edeyim. Bir önceki vergi affı borcunu öderken bu sefer cari dönemin vergilerini ödeyemediği için de affa ihtiyaç duyulabiliyor. Fakat dikkat çeken şey şu. Bunu sıklığı artmaya başladı. Bir önceki 10 yılda 3 vergi affı gelmiş, sonraki 10 yılda ise 5 vergi affı gelmiş. Yakın dönemde 10 yılda 7 vergi affı gelmiş. Şimdi daha taksitleri bitmedi, gene vergi affı beklentisi var.

Bunun iki temel sebebi var bence; bir tanesi, kanunlarımızdaki bu oynaklıklar. Yani bazılarına çok vergi düşecek şekilde yorumlanabilirken, bazılarına az vergi düşecek şekilde yorumlanabiliyor. Kanunlar açık olmasına rağmen yorumlar böyle. Bir tanesi bu. Yani çok sayıda ihtilaf çıkıyor.  İhtilafları çözmeye de hem nicelik olarak hem de nitelik olarak yargının gücü yetmiyor. Bu birinci sorun. Affa bu nedenle ihtiyaç duyuluyor.

İkinci sorun af çıktığı zaman, o yılın finansman açığını kapatmaya da yardımcı oluyor. Devlete ilave gelir sağlayacak seçim ekonomisi uygulanıyor. Buna destek oluyor. Yani ne kadar sık seçim yapılırsa, ne kadar sık ek kaynağa ihtiyaç duyulursa “hadi vergi affı yapalım” diyorlar. İkinci sebep de bu.

Bunun önlemesi için bu iki sebebin bir şekilde telafi edilmesi lazım. Ama nasıl inandıracağız halkı bir daha af çıkmayacağına dair?

Bu konuda benim en ciddiye aldığım görüş, mali kural görüşü. Mali kural görüşü şu. Anayasa madde koyalım diyorlar.

Nasıl ki OHAL tanımı var, anayasaya “Şöyle şöyle şartlar olmadıkça bir şey yapılamaz.  Vergi affı ya da yapılandırılması, kolaylaştırılması anlamına gelecek şu eylemler yapılamaz” diye bir mali kural eklenmeli. Vatandaş buna inanırsa ve de mevcut, eski borçlarını ödemesine imkan sağlayacak kadar çok uzun vadeli ödeme planları sağlanırsa, ben bu işten çıkılacağını düşünüyorum. Ama şunu görüyoruz, her yeni gelen hükümet mutlaka bir vergi affı ilan ediyor ülkede.

BİR KERE KONUŞULUNCA O GELİYOR ZATEN; CİN ŞİŞEDEN ÇIKMIŞ OLUYOR

Yeni gelen hükümetten de zaten bekleniyor. Bu mevcut hükümet yeniden seçilirse de öyle, başka bir hükümet gelirse de öyle. Herkes 2023’ü öne sürüyor.

Cumhuriyetimizin 100. yılı vesilesiyle kesin olarak bir af gelir beklentisi var. Şu anda ayı tartışılıyor. 2023’ün Nisan ya da Mayıs’ında vergi affı gelir diye şimdiden bir beklenti var. Böyle olunca tabii cin şişeden çıkmış oluyor. Bir kere konuşulunca o geliyor zaten.

Dr. Kazım KILINÇ: Bir devletin vatandaşlarına hizmet verebilmesi, yatırım yapabilmesi için vergi şart. Olmazsa olmaz. İnsanlar bizim gibi ülkelerde vergi vermek konusunda isteksiz. Vergi vermemeye çalışıyor. Bunu da farklı gerekçelere dayandırıyor. Ben vergimi veriyorum, yönetimler bu kaynakları çar çur ediyor. Yolsuzluk oluyor vs. Tabi bu tür düşünceler, caydırıcı faktörlerden bir tanesi.

Siz de anlattınız. Türkiye’de dolaylı vergilerin oranı çok yüksek. Böyle olunca vergi verdiğinin pek de farkında değil. Ayakkabı alıyor, ama vergi verdiğinin farkında değil. Benzin alıyor, vergi verdiğinin farkında değil. Lokantaya gidiyor, yemek yiyor, ödeme yapıyor, ama vergi verdiğinin farkında değil. Halbuki doğrudan vergilerin oranı fazla olsaydı, hatta mükelleflerin büyük bölümü vergileri bizzat ödeseydi, yönetimlerden, politikacılardan hesap sorabilirdi. Size göre ne yapmalıyız ki mükellefler, ödediği verginin hesabını, nereye, nasıl harcandığını sorsun? Vergi bilincini nasıl artırabiliriz?

Ahmet CANGÖZ: Hocam, sorunuzun içinde cevabın da ipuçları var. Yani iki bacağının da halkla şeffaf bir şekilde iletişiminin kurulması gerekiyor.

Birincisi, hangi kaynaklardan vergi ödüyorsunuz?

VATANDAŞIMIZA BUNLARI GÜZEL ANLATMAMIZ GEREKİYOR; “BAK BURALARDA VERGİ VAR. BUNU SEN ÖDÜYORSUN” DEMEMİZ LAZIM

Dediğiniz gibi, öderken dolaylı vergilerin çok farkında olmuyoruz. Ama dolaysız vergi direkt cebimizden çıkıyor. Beyannameyi veriyoruz. Bu sene çok vergi çıktı diyoruz.  Bazı yazarlar, bizi uyarmaya çalışıyor. “Bak, ÖTV şuraya çıktı, verginin yüzde 35’ini tiryakiler ödüyor” falan gibi. Ama bu kamuoyunda çok fazla yer bulamıyor. Aslında vatandaşımıza bunları güzel anlatmamız gerekiyor. “Bak buralarda vergi var. Bunu sen ödüyorsun” dememiz lazım.

Vergi işinin ikinci ayağı da şu: “Toplanan vergiler, nerelere harcanıyor?” Bunun hesabını şeffaf bir şekilde vermek gerekiyor. Yolsuzluk falan, bunlar biraz jenerik laflar. Halbuki halkımız şunu öğrense, biz toplamda ne kadar faiz ödüyoruz? Mesela şu anda faiz yükünün 140 milyar liraya çıktığı belirtiliyor.  Tarıma sağlanan destekler ise 24 milyar lira. Yani bu bile bir aydınlanma yaşatıyor.

Halkın çok kafasını karıştırmadan bu detayları hissetmelerine imkan sağlayacak şekilde anlatmamız, toplanan paraların nereye harcandığını şeffaf bir şekilde söylememiz gerekiyor. Maalesef her iki alanda da yeterli çalışma yapılamıyor.

Özellikle ikinci alanda paralar tam nereye harcanıyor? Bu, sadece şimdiki hükümetler için geçerli değil. Hatırlasınız 80’li yıllarda da bütçe dışı fonları konuşuyorduk. Savunma sanayi destekleme fonu diye bir fon vardı. Eğitim, sağlık hizmetleri fonu, çıraklık fonu vardı. Böylece harcamalar, bütçenin dışına çıkarılmaya çalışılıyordu. Bu konuda güzel bir iletişim  yapabilirsek bu işin içinden çıkılabilir.

Şaban ÇAĞIRAN: Kayıt dışı ekonominin oranı konusunda bir bilgi var mı? Kayıt dışı yüzde kaç mesela? Bu rakamlar Avrupa ülkelere için ne kadar?  

Ahmet CANGÖZ: Osman Altuğ hocamız, kayıt dışı ekonomiyle çok ilgilenirdi. O, 1990’ların ortalarında yüzde 50-50 oranını vermişti. Bu konuda çalışma yapmak, tahmin yapmak zor. “Türkiye ekonomisinin minimum yüzde 50’si kayıt dışı” demişti. Bu da bir şekilde kabul edilir bir veri oldu. Biz bunu daha aşağıya nasıl çekeriz?

KAYITDIŞI EKONOMİ YÜZDE 30-40 SEVİYESİNE İNMİŞ OLABİLİR ANCAK BATI AVRUPA’DA BU ORANLAR YÜZDE 10-15

O yüzde 50’nin nasıl ölçüldüğü gibi sonraki dönemlerde de aşağıya indiyse nasıl indi?  Ne oldu? Onu bilen yok. Ama şunu söyleyeyim. Bir defa, Türk vergi idaresi, dünyada elektronik beyannameye geçen ilk 5 devletten biri. Yani biz çok uzun yıllardan beri elektronik beyanname veriyoruz. Çok kısa bir süre önce elektronik defter tutmaya başladık. Dünyada sınırlı sayıdaki ülkelerden biri olduk. Keza tek vergi numarası, vatandaşlık numarası, tapuyla maliyenin sistemlerini birleştirmemiz gibi çok sayıda dijital iyileştirmeler yapılıyor.

Ben kayıt dışı vergi alanının giderek daraldığını söyleyebilirim. Bir de özellikle ithalata dayalı bir ekonomimiz oldu. Yani tarlada üretmektense ithal ediyoruz. İthal edildiğinde kayıt edilmesi kolay, tarladakinin kayda sokulması daha zor. Yani kayıt dışı ekonominin azalmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama bence yüzde vermek zor. Diyelim ki yüzde 30-40 olsun. Özellikle Batı Avrupa’da bu oranların yüzde 10-15’i söyleniyor. Ama o metodolojilerin nasıl yapıldığını bilmiyorum.

Şaban ÇAĞIRAN – Dünyada daha dengeli veya adil diyebileceğimiz, en ideal kabul edebileceğimiz bir ülke var mı sizce?

Ahmet CANGÖZ – O sorunuza şöyle cevap vereyim. Ben Deloitt’de olduğum yıllarda, yani 2013-2016 arasında üst üste yapılan bir Avrupa Vergi Anketi diye çalışma vardı. Sonraki yıllarda bunu E&Y yapmaya devam etti. Yani son 10 yılın elimizde aşağı yukarı böyle bir veri var. Yatırımcılara vergi yönünden, yatırım yapmaya en elverişli imkanlar sağlayan ülkeler hangileridir sizce diye?

CFO’lara anket formları gönderiliyor. Onlar da o çeşitli kriterlere göre şeyleri seçiyor. “Şu ülkeler en iyisidir. Vergi yönünden sadece vergi dikkate alınırsa benim yatırım yapacağım 1 nolu ülke şudur” diye cevaplar veriyorlar.

30-35 ülke vardı bu ankete katılan. Türkiye bu ülkeler arasında sürpriz bir biçimde sonlarda değildi, ortalarda yer alıyordu. En iyi kabul edilen ülkeler, İngiltere ve Hollanda oluyordu. Sebepleri bunların vergi yükünün düşüklüğü falan değil. Mesela şöyle örnekler veriyorlar. Diyorlar ki; Hollanda’ya giderseniz, işinizi anlatırsanız vergi idaresine anlatırsanız, vergi idaresi size diyor ki, “Sana şu şu şu alanlarda imkan tanıyorum. Bunu hiçbir şekilde bozmayacağım. Senin yatırım dönemi boyunca. Mesela 10 yıl boyunca bu kanuna bile aykırı olsa bugün verdiğim avantajları senin için uygulamaya devam edeceğim.”

HOLLANDA’DA VE İNGİLTERE’DE VERGİ DAİRESİ BİZİ OTURTUYOR VE BİZE SUNUM YAPIYOR

Bu, yatırımcılar için bulunmaz bir nimet. Yine CFO’ların verdikleri başka örnekler var. Diyor ki; Rusya vs. İtalya falan gibi ülkelere gittiğimizde durumu somutlaştırmak için onlarca vergi danışmanıyla görüşüyoruz. Onlara sunum yapıyoruz. Halbuki, Hollanda’da ve İngiltere’de vergi dairesi bizi oturtuyor ve bize sunum yapıyor. “Gel burada şu şu avantajlar var. Böyle yaparsan şöyle yaparsın diye.” Şunu anlıyoruz ki, iyi vergi idaresi sadece oranlarla olmuyor. İşte sadece denetlemelerle de olmuyor. Vergi mükellefiyle idare arasında iyi bir ilişki, garantili, ön görülebilir ilişkiler kurulmasıyla oluyor. Biz bu konularda ortalarda yer alıyorduk.

Prof. Dr. Kenan AYDIN: Kayıt dışı, daha çok beyana dayalı vergilerde mi? Kurumlar vergisi, gelir vergisinde mi? Yoksa katma değer vergisi gibi dolaylı vergilerde mi? Bunun bir açıklığa kavuşması gerekir. Eğer kurumlar vergisi gibi vergilerdeyse tamam. Kurumlar vergisi ve gelir vergisi ise biraz abartıldığını düşünüyorum. Niye böyle düşünüyorum? Mesela şu anda deniliyor ki Türkiye’de yüzde 150 enflasyon var. Şimdi bazı firmalar vergiden kaçınıyor ya da gidiyor teşvik alıyor. Gidip yatırım yapıyor, KDV bir sürü şey alıyor.

Peki köşe başındaki bakkal bunlardan hangisini alıyor? Hiç birisini almıyor. Biz ne diyoruz köşe başındaki bakkala? Kardeşim sen 100 lira kazandın nominal olarak, ver bakayım onun vergisini bana. Nominal olarak 100 lira kazanmadı, yüzde 150 ya da yüzde 100 enflasyonun olduğu yerde bu adam öyle bir para kazanmadı. Ama biz ona diyoruz ki, parayı vereceksin kardeşim, verdiği zaman nereden verecek o parayı? Sermayesinden verecek. Allahtan diyorum, bu vergiciler kadar değil, kendi vicdanına göre vergi veriyor da sermayesini bitirmiyor. Aksi takdirde iflas edecek.

Türkiye’de 70’li, 80’li yıllarda yurt dışında çalışıp gelip yatırım yapan birçok girişimci battı. Niye battı bunlar? Hepsi hırsız, beceriksiz miydi? Değildi. Onların hepsi enflasyona mahkum oldular. Niye?

Diyelim ki adam, 100 liralık bir ürün üretiyor. Gidiyor yüzde 25 de kar marjı koyuyor üzerine.  4’ler çarpsan ne yapar? 100 liralık getirisi var değil mi? Enflasyon 1980 yılına Ocaktan Eylül’e kadar yüzde 120’ydi. Belki yüzde 150. Peki biz adama ne diyeceğiz? Gel bunun yüzde 50’sini bana vergi ver. Ne yapıyoruz? Adamın sermayesini elinden alıyoruz. Almasak bile, enflasyon adamın sermayesini alıp götürüyor. 100 lira kazandı, enflasyon yüzde 150, 50’yi nereden alacak sermayesinden alacak. Şimdi bunlara kayıt dışı demek bana göre akıl işi değil. Bana göre bu doğru bir yaklaşım değildir.  Bilmiyorum yanlış mı? 

Ahmet CANGÖZ – Hatırlarsanız bundan 10 sene önce herkes gider belgelemek için en yakın benzinciden benzin faturası alırdı. Şirkete koyardı. Onunla baş edebilmek için özel benzin istasyonlarına ödeme kayıt edici cihazlar falan konuldu. Şimdi bu işin bir yönü. Keza diyelim şarap üretiyorsunuz. Şarap üretiyorsunuz, rakı üretiyorsunuz falan 3 tane açıktan satsanız, sizin sattığınız rakının değeri aslında 60 lira. Vergiler nedeniyle o piyasada 250 liraya satılıyor. 250 lira ile 60 lira arasındaki para 180 lira. Vergi uçuyor. Siz onu kayıt dışı yapmak istediğinizde devletin bu alanları buralarda çok büyük kaybı var.

KÜÇÜK ESNAF DOĞRU DÜRÜST BİR MUHASEBE TUTMUYOR Kİ, ONU ÖDESİN

Küçük esnafa gelelim, küçük esnafın aslında derdi şu. Esnafla konuştuğunuzda, şikayeti gelir vergisinden veya kurumlar vergisinden değildir. Çok KDV ödüyoruz. Çok stopaj ödüyoruz. Stopajdan kastı yanında çalışan adamın vergisi ve SSK’sı. Kayıt dışına onu zorlayan aslında bu istihdam vergileri. Asgari ücretin üzerindeki vergi yükünün sıfırlanması bence buna çok yardımcı olacaktır. İkincisi, “KDV’yi ben kendi cebimden ödüyorum” diye düşünüyor. Çünkü KDV dahil ya bizim fiyatlarımız, hiç KDV’yi hesaplamıyor. Aslında onun biz emanet para olduğunu, devlete yatırılması gerektiğini düşünmüyor. Çünkü onun cebinden çıkan o gelir vergisini zaten ödemiyor.

Doğru dürüst bir muhasebe tutmuyor ki, onu ödesin. Dediğiniz gibi, kendi bir adalet duygusu içinde vergiyi veriyor. Muhasebeciye diyor ki, “Vergiyi az çıkart” O şekilde kayıt dışılık oluyor.

Alper NERGİZ: Türkiye gri listeye girdik. Sizce hak etti mi? Bu gri listeden çıkmak için neler yapabiliriz? Nasıl çıkacağız? Eğer kalmaya devam edersek bunların vergisel anlamlarda bize ne gibi sıkıntıları olabilir?

BELLİ BİR LİGE ATLAYABİLMEK İÇİN ÇEŞİTLİ TAAHHÜTLERDE BULUNDUK

Ahmet CANGÖZ: Şimdi Türkiye gri listeye neden girdi? Yani hak etti, etmedi kavramı çerçevesinde ben bunu tartışmaktan ziyade şu çerçevede koymayı uygun bulurum. Şimdi Türkiye’ye sen şunları yap, taahhüt et diyen yoktu zaten, biz belli bir lige atlayabilmek için dedik ki, bunu da taahhüt ediyorum, bunu da yapacağım, şunu da getireceğim. Kendimi işte şöyle şeffaflaştıracağım, biraz önce dediğim anlaşmaları imzaladık. Dedik ki işte, sen bana bilgi ver, bende sana bilgi vereceğim gibi taahhütlerde bulunduk. Bunun şimdi zaten gri listeye falan koyan otoritenin adı, görev gücü bu işi takip etmek üzere kurulmuş.

OECD nezdinde bir güç bizim şeyimize bakıyor. Sen ne taahhütler vermiştin? Ne kadarını tutabildin? Tutacak mısın? Tutmayacak mısın? Niyetine bakıyor. Bazı taahhütleri biz erteleyince o da bize bir sopa çıkarıyor o zaman. Diyor ki; Arkadaş bak ya buradan çık, bu masadan kalk çünkü bu masa belli taahhütler veren insanların masası diyor, ama oturmaya devam edeceksen de bunları imzalat.

Bir mücbir sebebin varsa sana, 1 sene, 2 sene, 3 sene müsaade ettim. İmzalamıyorsan işte al sana sarı kart, kalkacaksın yoksa masadan diyor, gri listeye koydum diyor. Şimdi, olayın bir tarafı bu, bir tarafı da şu dediğim gibi şeffaflık, şeffaflığımız giderek azalıyor. Bizim masa yasaları yönünden olsun. Kara para aklama vs. konularına girip girmediğim meseleler olsun. Bunlar hep tartışma altında konular, mesela bakın, varlık barışı koyduk. Son günlerine geliyoruz.

TÜRKİYE’Yİ BÖYLE BİR TAKIM PARALARIN KONULACAĞI, GÖÇECEĞİ, AKLANACAĞI BİR ÜLKE OLMAMALI

Türkiye’yi böyle bir takım paraların konulacağı, göçeceği, aklanacağı bir ülke olmamalı. Adam getirecek parayı bankada bir gece yatıra-cak, gerisin geri alıp gidecek. Bu böyle bir para ki, 1 milyar dolar ne işimize yarar…

Adamlar diyor ki; “Yapmayın kardeşim bunu, bu masada oturuyorsan…  Ey Türkiye! Ben senden gelen paraya güvenli para diye bakıyorum.”

Şimdi biz bunu niye yapıyoruz. Ben bunu anlamıyorum. Yani taahhütlerimizi yerine getirmiyoruz ayrı mesele, erteleyip duruyoruz. Bir de üstüne böyle Varlık Barışı gibi kuşku yaratan yasalar çıkarıyoruz.

Peki, siyah listeye girsek ne olur? Gri listede kalsak ne olur? Vergisel tepkisi nedir bunun?

O sorunun cevabı da şu, bizim gelir kurumlar vergisi kanununa yeni diyoruz ama ta 2006’da çıktı. Bu kurumlar vergisi kanunu 30 a, 7. Maddesinde, “Haksız vergi rekabeti yapan” diye bir tanım var. Ülkelere yapılacak her türlü ödemeden yüzde 30 oranında vergi kesintisi yapılır. Her türlü ödemede ister mal alın, ister hizmet… Mesela Panama o ülkelerden bir tanesi, ister Panama’dan geçiş yapın onun için ödeyin. Ödeme mi yapacaksın, yüzde 30 kesinti yaparım diyor.

Peki, altında da yazıyor ki, bu ülkelerin listesi bakanlar kurulunca açıklanır, ilan edilir diyor.  Her yıl gözden geçirilir diyor.

Şimdi cumhurbaşkanlığına geçti o yetki. 2006’dan bu yana Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar

Kurulu veya Cumhurbaşkanlığı bu listeyi açıklamadığı için biz bu maddeyi uygulayamıyoruz. Şimdi bu da mesela gri listeye alınmamızın bir nedenlerinden bir tanesi, yani senin niyetin yok. Avrupa Birliği uyum yasaları gereği koymuşsun o maddeyi ama diyor, uygulamamak için böyle bir takoz koymuşsun diyor.

ORADA BİR UÇURUM, DİPSİZ BİR UÇURUM SÖZ KONUSU…

Bizi gri listeye alırlarsa ne olur?

Bu tarz maddeler, bütün batı Avrupa ülkelerinde var. Hepsinde var. Türkiye’ye yapılacak her türlü ödemeden kesinti yapılıyor. Yüzde 30 veya yüzde 40 o ülkenin mevzuatı neyse böyle bir şeyin Türkiye ekonomisinde yaratabileceği yıkımı düşünebiliyor musunuz? Kimse iş yapmaz Türkiye’yle, yani mal satacaksınız, paranızı bekliyorsunuz, adam kanun çıkartıyor. Türkiye’ye yüzde 30 kesinti yapacağım. 70 lirasını gönderiyorum.

Ne yapacaksınız?  Bir daha satmayacaksınız. Onun için orada bir uçurum, dipsiz bir uçurum söz konusu…

Bizim bu gri listeden bir an önce çıkmamız lazım. Bu sebeple de ben en azından yakın dönemde yeni bir varlık barışının olmayacağını düşünüyorum. Şöyle çalışma var. Duyurmaya gerek yok. Mesela, çok imzalamayı geciktirdiğimiz anlaşmaları şu an hızlı hızlı imzalıyoruz. İşimize geliyor mu? Bilmiyorum. Çünkü, bir sürü taahhüt ediyoruz şu an şunu vereceğiz, şunu yapacağız diyoruz ama bilmiyorum ne olacak? Ama imzalıyoruz.

Dr. Kazım KILINÇ: Ahmet Bey’e yaptığı faydalı değerlendirmeler ve sorulara verdiği detaylı cevaplar için teşekkür ederim. Siz değerli yazarlarımıza ve katılımcı dostlarımıza da katkılarınız için teşekkür ederim.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası